Share
Garanik olayı nedir kısaca
Question
Garanik Olayı

Garanik olayı diyanet islam ansiklopedisi
“Ğarânîk”, arapçada kuğu anlamına gelen “ğurnûk” kelimesinin çoğuludur. Hz. Peygamber’in Mekke döneminin sıkıntılı günlerinden birinde Kabe’de Kur’ân okurken, Lât, Uzzâ ve Menât isimli putlardan “Onlar yüce kuğulardır (el-ğarânîk’ul-ulâ). Şefaatleri umulur” diye övgü ile sözedip secdeye kapandığı yönündeki çarpıtılmış bir rivayet oryantalistler tarafından üzerinde önemle durularak meşhur edildiğinden, bu olay Garanik Olayı diye anılmaktadır.
Nakledilen hikâyeye göre Hz. Peygamber, Kureyş’in, müslümanlara eza ve cefasının arttığını görünce bunları kendisine yaklaştıracak bir vahyin gelmesini gönlünden geçirmiş, bir gün Kabe avlusunda Necm sûresini okurken; “(Ey inkarcılar!) Şimdi Lât, Uzza ve üçüncüfleri olan) öteki (putun) Menafin ne olduğunu söyler misiniz?” (en-Necm 53/19-20) anlamındaki âyetlerden sonra güya “Onlar yüce kuğulardır, onların şefaati umulur” demiş, surenin sonunda secdeye kapanmış, oradaki müslümanlarla birlikte müşrikler de secde etmişler. Sonra Cebrail, bu sözü Hz. Peygamber’in diline şeytanın ilka ettiğini (bıraktığını) haber vermiş de Hz. Peygamber çok üzülmüş, bunun üzerine onu teselli için: (Ey Muhammed! Biz senden önce hiçbir resul ve nebî göndermedik ki, o, bir temennide bulunduğunda şeytan onun dileğine ille de (beşerî arzular) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini (lâfız ve mânâ bakımından) sağlam olarak yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” (el-Hac 22/52) âyeti nazil olmuş.
Bu olay iyi incelendiğinde hem rivayet, hem de dirayet (mantık) açısından asılsız ve uydurma olduğu anlaşılmaktadır. Herşeyden önce, bu olayı nakleden rivayetler birbirini tutmamaktadır. Yine rivayetin o sırada henüz dünyaya gelmemiş olan İbn Abbas ve tâbiûndan Said b. Cübeyr yoluyla gelmesi ve Hz. Peygamber’den buna dair bir söz nakledilmemiş olması, bu konudaki haberlerin asılsızlığını göstermektedir. Diğer taraftan vahy, ilâhî dinlerin esasıdır. Peygamberler vahyi tebliğ ile göreve başlarlar ve bu yolla fazilette, doğrulukta, iyi işler yapmakta diğer insanlar için örnek olurlar. Kur’ân ve Sünnet’e göre peygamberler, Allah’tan aldıkları emirve hükümleri olduğu gibi tebliğ hususunda her çeşit hatadan korunmuşlardır. Peygamberliğinden önce de putlardan nefret eden, Peygamberliğinden sonra ise sürekli olarak müşriklerin ve şirkin aleyhinde olan Hz. Muhammed (s.a.)’in aniden, putlardan şefaat umulacağım söylemesi, ne akılla ne de vahiyde ifadesini bulan kurallarla izah edilebilecek bir durumdur.
Hz. Peygamber, sürekli olarak ilâhî murakabe altındadır. Onun ağzından hak sözden başka bir şey çıkmaz, gazap halinde de, rıza halinde de hep hak konuşur, doğruluktan ayrılmaz. Dolayısıyla şeytan herhangi bir ibareyi vahy eseriymiş gibi O’na okutamaz. Buna gücü de yetmez. Hac sûresinin 52. âyetindeki “ilka” ise şeytanın iika ettiği (peygamberlerin düşünce ve sözlerine beşeri arzular bıraktığı, katıştırdığı) anlamında değil ilka etmek istediği anlamındadır. Şeytan insanları vesvese ile doğru yoldan ayırmak ister. Fakat, peygamberler bu gibi vesveselerden korunmuşlardır. O halde bu âyetin anlamı “Şeytan, Peygamberin hakikati ifade ve yayma dâvasını önlemek ister” demektir.
Yakut, Mu’cemü’l-Büldan’ın “Uzza” maddesinde “Lat, Uzza ve üçüncüsü olan Menat’a yemin ederim ki, onlar yüce garânikdir (kuğulardır) ve onların şefaatları umulur)” ifadesinin, cahiliye devrinde bilinen Kureyş’e ait bir yemin formülü olduğunu belirtir. Bu bilgi ışığında şu rivayetin olaya daha makul bir izah getirdiği söylenebilir:
Hz. Peygamber Necm sûresinin 20 ve 21. âyetlerini okuduğunda, bunların ardından putların aleyhine bir anlatımın geleceğini tahmin eden cinfikir bir müşrik olan {Nadr b. Hârİs) biryemin kalıbı olarak kullandıkları ve Kabe’yi tavaf ederken söyledikleri rtBu putlar yüce kuğulardır, herhalde onların şefaatları umulur” anlamındaki ibareyi söyleyivermişti. Çevreye ise bu ifadenin Hz. Peygamber’in ağzından çıktığı söylentisi yayıldı. Bunun üzerine Hz. Peygamber asla böyle bir şey söylemediğini açıkladı.
Müşrikler, Kur’ân-i Kerîm’in muhataplarını derinden etkilediğini biliyorlar ve geniş kitleler arasında yayılmasından fevkalade korkuyorlardı. Bu yüzden Hz. Peygamber çarşıda, pazarda, sokakta, panayırda Kur’ân okudukça bunların insanlar tarafından anlaşılmasını önlemek İçin gürültü çıkarıp araya başka laflar karıştırma kararı almışlardı. “İnkâr edenler; bu Kur’ân’ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki bastırırsınız, dediler” (Fussılet 41/26) anlamındaki âyet bunu açıkça ifade etmektedir. Müşriklerin bu yöndeki uygulamaları ile ilgili birçok rivayet vardır. Meselâ, Abdullah b. Mes’ud Kabe’nin önünde Rahman sûresini okurken müşriklerin saldırısına uğramış, Hz. Ebubekir’e Kur’ân okuması yasaklanmıştı.
Bütün bu gerçekler, Garanik olayına dayanak gösterilen ifadenin olsa olsa yukarıda anılan rivayetteki akışı içinde yahut ona yakışan bir ortamda söylenmiş olabileceğini göstermektedir.
Kur’ân-ı Kerîm’in Allah kelâmı olmadığı iddiası ile ortaya çıkarak müslümaniarın imanını derinden sarsmayı hedefleyen birçok müsteşrik (oryantalist, doğubilimci) bu yöndeki çalışmalarında hiçbir başarı elde edemeyince, kendileri veya takipçileri Garanik olayı gibi iddialarla bu amaca ulaşmak ve Hz. Muhammed (s.a.)’in mesajını zayıflatmak istemişlerdir. Bilimsel araştırma görünümü altında sundukları yayınların arasına sokuşturdukları önyargılı iddiaların esasen objektiflikten uzak olduğunu anlamak, bu alanın uzmanları için çok güç olmamakla birlikte, bu tür iddialar zaman zaman geniş okuyucu kitlelerinin ilgisini çekebilmekte ve zihinleri karıştırabilmek-tedir. Bu konuda da, Muir, Sprenger, Dozy, Caetani, R. Blachere, M. Watt gibi oryantalistler ölçüsü ve ifade tarzı farklı da olsa Garanik olayını -başta anlatıldığı şekilde cereyan etmiş kabul ederek-Hz. Peygam-ber’e ve onun tebliğine kusur ve çelişki izafe etmeyi denemişlerdir. Oysa asıl çelişki bu yazarların tutumunda gözlenebilmektedir. Zira Taberî ve benzeri bazı İslâm tarihi kaynaklarında zayıf hatta İsrailiyat türünde uydurma haberlerin yeraldığını iyi bildikleri ve tarih metodolojisi ölçülerine göre çok daha güvenilir kaynaklardaki haberleri dahi kuşku İle karşıladıkları halde, bu konuda titizlik göstermeden zayıf bir haber üzerine hüküm bina etmektedirler.
Garanik olayı hâlen Batılı veya Batı kültürüne kayıtsız şartsız teslim olmuş Doğulu yazarlar tarafından İslâm inançlarını sarsmayı hedefleyen çalışmalar içinde bir malzeme olarak kullanılmaktadır.
Son yıllarda Batının arka çıkarak şöhret kazandırdığı Selman Rüşdü’nün “Şeytan Âyetleri” kitabı buna örnektir. Bu tür iddialar kuşkusuz devam edecektir. Bu durum karşısında çürük iddialar uğruna boşuna zaman harcanmaması ve zihinlerin bulanmaması için, müslümaniarın kendi dinlerinin özelliklerini ve kaynaklarını yine diğer dinlerin temel özelliklerini ve kaynaklarını çok iyi bilmeleri ve bu konudaki kültür boşluğunu gidererek fikren hazırlıklı olmaları zaruridir.
BENZER KONULAR:
- Gadir-i hum olayı nedir?
- Cirane olayı nedir? islam tarihinde Cirane olayı kısaca
- Hava olayı nedir kısaca
- Biri maune olayı nedir kısaca
- Batn-ı nahle olayı nedir kısaca
Answers ( 1 )
Garanik olayı oryantalistler tarafından uydurulmuş bir olaydır. Garanik olayı onlara göre şu şekilde olmuştur; Hz. Peygamber’in Mekke döneminin sıkıntılı günlerinden birinde Kabe’de Kur’ân okurken, Lât, Uzzâ ve Menât isimli putlardan “Onlar yüce kuğulardır (el-ğarânîk’ul-ulâ). Şefaatleri umulur” diye övgü ile sözedip secdeye kapandığı yönündeki çarpıtılmış bir rivayet oryantalistler tarafından üzerinde önemle durularak meşhur edildiğinden, bu olay Garanik Olayı diye anılmaktadır.
Bu olay tamamen uydurma bir olaydır. Ne yazık ki Garanik olayı hâlen Batılı veya Batı kültürüne kayıtsız şartsız teslim olmuş Doğulu yazarlar tarafından İslâm inançlarını sarsmayı hedefleyen çalışmalar içinde bir malzeme olarak kullanılmaktadır.
“Garanik olayı”, özellikle Hudeybiye Antlaşması bağlamında, İslam’ın ilk yıllarında meydana gelen bir olayı ifade eder. Olay Hz.Muhammed ve ashabını ilgilendiriyordu.
Tarihsel anlatımlara göre, Müslümanlar Mekke’de hac yapmak için seyahat ederken, şehri kontrol eden Kureyş kabilesinin direnişiyle karşılaştılar. Müzakerelerden sonra, Müslümanların ertesi yıl hac yapmak için geri dönmelerine izin veren Hudeybiye Antlaşması adlı bir anlaşma üzerinde anlaşmaya varıldı.
Antlaşma müzakereleri sırasında, belgenin üslubu konusunda bir anlaşmazlık vardı. Kureyş, Hz. Muhammed’den “Allah’ın Resulü” yerine “Muhammed ibn Abdullah” (Abdullah’ın oğlu Muhammed) olarak bahsetmekte ısrar etti. Bu durum Müslümanlar arasında bazı hoşnutsuzluklara neden oldu.
Bu noktada Müslümanların cesareti kırıldı ve Kureyş’in antlaşma şartlarına uyma konusundaki samimiyeti konusunda kafalarında şüpheler yükselmeye başladı. Hatta bazıları haccı terk edip Medine’ye dönmeyi bile düşündü.
Bununla birlikte, Hz. Muhammed’in, Müslümanları rahatlatan ve kararlılıklarını güçlendiren Fetih Suresi (Zafer Suresi) olarak bilinen ilahi bir vahiy aldığı söylenir. Sure, yaklaşan bir zaferden ve hedeflerinin gerçekleştirilmesinden söz ediyordu. Müslümanlar için bir teşvik ve motivasyon kaynağı oldu, Allah’ın planına olan güvenlerini pekiştirdi.
Garanik olayı, bu nedenle, Hz. Muhammed ve Müslümanların bir ikilemle karşı karşıya kaldıkları ve antlaşma müzakereleri sırasında duygularında bir değişiklik yaşadıkları kritik anı temsil ediyor. Fetih Suresi’nin nazil olması, onların inançlarını ve inançlarını geri kazanmalarına yardımcı oldu ve zorluklar karşısında başarılı bir çözüme ve nihai zafere yol açtı.
“Garanik olayı” özel teriminin İslami literatürde veya bilimsel çalışmalarda yaygın olarak tanınmayabileceğini veya kullanılmayabileceğini not etmek önemlidir. Olay, genellikle Hudeybiye Antlaşması ve onu çevreleyen olaylar bağlamında daha geniş bir şekilde anılır.