Tasavvufta “Cezbe” Nedir? islamda Cezbe var mıdır

Question

Cezbe ne demektir, Cezbe hali nedir?

Tasavvufta Cezbe Nedir islamda Cezbe var midir

Cezbenin arapça yazılışı: الجذبة 

Tasavvufta, Allah’ın kulu kendine çekip yaklaştırması anlamında bir terimdir.

Sözlükte “çekmek” anlamına gelen “cezbe“, tasavvufta “Hakk’ın kulu kendine çekmesi ve âniden yüce huzuruna yükseltmesi” demektir. Cezbe, Allah’ın sevdiği kulunun kalbinden perdeyi kaldırıp onu yakîn (kesin bilgi ve inanç) nuru ile birdenbire manevi makamlara ulaştırmasıdır. Cezbe sırasında kul ruhuyla hakikatin kaynağına ulaşır, Allah’ın dışında her şeyi unutarak kendinden geçer ve kulluğundan habersiz hale gelir; vecd (sâlikin kalbine iradesi dışında ansızın gelip beşerî vasıflarından soyutlanmasına yol açan hal) ve istiğrak (sâlikin ilahi sevginin istilası altında kendisinden geçmesi) haline girer. Sûfiler, “Allah dilediğini kendisine seçer” (eş-Şûrâ 42/13) mealindeki âyeti cezbeye delil sayarlar.

Hakk’ın kulu kendine çekmesi cezbe, bu cezbe ile kulun Allah’a yönelmesi aşktır. Nitekim sûfilere göre Hz. Peygamber’i öldürmeye giden Hz. Ömer’in, eniştesinin evinde duyduğu Kur’ân-ı Kerim sesiyle imana gelmesi, aynı şekilde avda iken kendisine üç defa ardarda, “Sen bunun için mi yaratıldın?” diye seslenildiğini duyarak sultanlığı bırakan İbrâhim b. Edhem’in (ö. 161/778 [?]) tövbe edip tasavvuf yoluna girmesi, “Allah tarafına çekilme” (cezbe) sonucunda gerçekleşmiştir. Böyle bir cezbeye tutulanlara Allah iç hallerini göstererek onları nefislerinden ve dünyadan uzaklaştırır, kendisine yaklaştırır. Allah’ın kuluna bir ihsanı olan cezbe, kulda istikamet ve ibadet arzusu doğurarak ona bela ve musibetlere sabretme gücü kazandırır. Yûnus Emre (ö. 720/1320 [?]), “Cezbe-i aşk olmayınca neylesin şeyhim beni” derken manevi makamlara yükselmede cezbenin önemine işaret etmiştir.

Cezbe hali manevi sarhoşluk (sekr) anlarında ortaya çıkar. Bu anların özelliği ise aklın değil, keşfin (aklın yetersiz kaldığı ilâhiyyât konularında doğrudan bilgi edinme yolu) gereklerinin yerine getirilmesidir. Kalbine doğan şeyleri taşımaya güç yetiremeyen cezbe sahibi, kınanmayı göze alarak (melamet) durumunu alışılmamış tavırlarla ya da dinleyenlerin zor anlayacağı ifadelerle anlatmaya çalışır. Bu tür durumlarda sûfilerin ağızlarından aklın ve şeriatın zâhirine ters cümleler çıkabilir. Sûfiler buna şathiye demişler ve yoruma ihtiyacı olduğunu söylemişlerdir. Rûzbihân-ı Baklî’nin (ö. 606/1209) kendisinin ve başka birçok sûfinin şathiyelerini şerhettiği Şerh-i Şathiyyât’ı bu amaçla yazılmış en meşhur eserlerden biridir (ayrıca bk. ŞATHİYE).

Nakşibendilik’te cezbeyle elde edilen yakınlığa “kurb-i velayet”, Hz. Peygamber’e uyma ve hallerini yaşama yoluyla kazanılan yakınlığa “kurb-i nübüvvet” denir ve ikincisi daha makbul sayılır. Benzer şekilde bazı sûfiler, nihayet ehlinin (manevi eğitimini tamamlamış olanlar) bidâyet ehlinden (henüz manevi eğitiminin başlarında olanlar) daha temkinli olduğunu, bunların dini hükümlere uymada daha çok dikkat gösterdiklerini, şathiye, cezbe, vecd gibi hallerin umumiyetle bidâyet ehlinde görüldüğünü söylerler.

Sohbet, zikir ve semâ meclislerinde kalbe doğan manevi hallere dayanamayarak kendinden geçen, gayri ihtiyarî sıçrayıp nâra atan kimselerin davranışlarına da “cezbe” adı verilmektedir. Türkçe’deki “cezbelenmek, cezbeye gelmek” gibi deyimler bu tür cezbe için kullanılır. Buna karşılık ilk tasavvufi kaynaklarda bu cezbe, “vecd” adıyla ve zikir, semâ gibi konularla birlikte ele alınmıştır. Vecd ve cezbe birbirine yakın haller olmakla beraber, vecdde kısmen de olsa kulun gayretinin bir payı söz konusu iken cezbe tamamen Allah vergisidir ve dolayısıyla vecde göre daha güçlüdür. Asıl cezbe ile vecdin dışa yansıması anlamındaki cezbe arasında fark vardır. İlk sûfilerden itibaren bu son anlamdaki cezbe ve bundan kaynaklanan taşkın hareketler muteber sayılmamış, cezbe benimsenmekle birlikte bu tür hal ve hareketlerin riyaya sebebiyet vermemesi için gizli tutulması uygun görülmüş, cezbe ve vecd gibi manevi hallerin açıkça ortaya konması hoş karşılanmamıştır. Nitekim Mevleviler bu gibilere, “Kanını içine akıt”, Rifâîler ise, “Yan fakat tütme” uyarısında bulunmuşlar; bu sebeple, mesela Mevlevilik’te tekkelerde yapılan zikirlerde aşırı cezbe hallerine izin verilmemiştir.

Kadirilik, Rifâilik, Bedevîlik ve Sa’dilik gibi sesli ve hareketli (cehrî) zikri benimseyen tarikatlarda cezbeye büyük önem verilir. Bayramî Melâmîleri ve özellikle Hamzavîler cezbe anlayışının hâkim olduğu tarikatlar arasındadır. Pek çok tarikatta cezbe sülükün (tasavvuf eğitimi) esasından sayılmıştır. Sûfilerin büyük bir kısmı sâlikin (tasavvuf eğitimi almakta olan kimse) tasavvuf yolunda ancak cezbe ile ilerleyebileceği görüşündedir. Tasavvufta bir tarikata intisap ederek sülûkünü tamamlamamış ve cezbe halini yaşamamış sâliklere “mücerret sâlik”, tasavvuf yoluna girmeden ve yolun gereklerini yerine getirmeden âni bir cezbeye mazhar olan sâliklere “mutlak meczup”, tasavvuf yoluna girip bu yolun çilesini çektikten sonra cezbe halini yaşamış olanlara “sâlik meczup”, yaşadıkları bir cezbe halinin ardından tasavvuf yoluna girip kararlı bir şekilde bu yolun gereklerini yerine getirenlere “meczup sâlik” denir. Bu sonuncusu tasavvuf eğitimcisi olma (şeyhlik) vasfına en uygun olanıdır.

Tasavvufta Tarikatta Cezbenin Yeri

Kadirilik, Rifâilik, Bedevîlik ve Sa’dilik gibi sesli ve hareketli (cehrî) zikri benimseyen tarikatlarda cezbeye büyük önem verilir. Bayramî Melâmîleri ve özellikle Hamzavîler cezbe anlayışının hâkim olduğu tarikatlar arasındadır. Pek çok tarikatta cezbe sülükün (tasavvuf eğitimi) esasından sayılmıştır. Sûfilerin büyük bir kısmı sâlikin (tasavvuf eğitimi almakta olan kimse) tasavvuf yolunda ancak cezbe ile ilerleyebileceği görüşündedir. Tasavvufta bir tarikata intisap ederek sülûkünü tamamlamamış ve cezbe halini yaşamamış sâliklere “mücerret sâlik”, tasavvuf yoluna girmeden ve yolun gereklerini yerine getirmeden âni bir cezbeye mazhar olan sâliklere “mutlak meczup”, tasavvuf yoluna girip bu yolun çilesini çektikten sonra cezbe halini yaşamış olanlara “sâlik meczup”, yaşadıkları bir cezbe halinin ardından tasavvuf yoluna girip kararlı bir şekilde bu yolun gereklerini yerine getirenlere “meczup sâlik” denir. Bu sonuncusu tasavvuf eğitimcisi olma (şeyhlik) vasfına en uygun olanıdır.

Temel islam ansiklopedisi cilt 2 sayfa 86

BENZER KONULAR:

Cezbe Nedir? Kısaca

Bir tarikata veya cemaate mensup olmak şart mıdır?

Dini Soru Cevap

Her soru cevap verilmeye değerdir, yeter ki aynı konu bize sorulmuş olmasın ve kurallara uygun sorulsun. Lütfen soru yollamadan önce aynı konu var mı diye \\\\"ARAMA\" yapınız. Konu altına yazılan sorulara öncelik tanıyoruz.. Bilginize

Takip Et

Answers ( 2 )

    1
    2022-01-31T11:32:57+03:00

    CEZBE

    Tasavvuf terimi olan cezbe, bir şeyi kendine çekme, celbetme demektir.

    Istılahta ise cezbe, Cenâb-ı Hakk’ın kulu kendine yaklaştıran ilâhî lutuf olup, kulun çabası olmadan gerçekleşen mânevî bir hâldir.

    Tasavvuf büyükleri, Kur’ân-î Kerîm’deki “Allah dilediğini kendine çeker” âyet-i kerîmesini cezbeye delil olduğunu söylerler.

    Cezbe, Allah Teâlâ’nın kula bir ihsanı olup, kulun elinde, dâhili dışında gerçekleşir. Hemen hatırlatmak gerekir ki halk arsında cezbe ve cinnet geçirme hâlinin aynı şey olduğuna dair bilgi yanlıştır. Çünkü Cenâb-ı Allah’ın kulunu kendisine çekmesi cezbe, bu cezbeyle kulun Hakk’a doğru dönmesi ise aşktıR.

    En iyi cevap
  1. Tasavvufta cezbe, kelime anlamı olarak çekme, çekilme demektir. Terim olarak ise, Allah’ın kulunu kendi tarafına özel bir lütufla çekmesi, kalbine derin bir ilahi sevgi ve yakınlık duygusu vermesi hâlidir.

    Tasavvufi anlamı: Cezbe, kulun kendi çabasıyla değil, tamamen Allah’ın ihsanı ile gerçekleşir. Sanki kalbi, dünyevi şeylerden koparılıp ilahi huzura çekilir. Bu hâl bazen vecd, aşk, muhabbet gibi manevi hallere yol açar.

    Hali yaşayan kişiye: Meczup denir. Meczup, halk arasında bazen “deli” gibi görülse de, tasavvuf ehline göre kalbi Allah aşkıyla dolmuş kişidir.

    İslam’da cezbe var mıdır?
    Kur’ân ve Sünnet’te “cezbe” kelimesi geçmez, ancak anlam olarak karşılığı vardır.

    Kur’an’da Allah’ın dilediğini hidayete erdirmesi ve kalplere iman sevgisini yerleştirmesi (Hucurât 7, Yunus 25) cezbe hâline işaret olarak yorumlanır.

    Hadislerde de, “Allah bir kulunu sevince Cebrail’e ‘Ben falanı sevdim, sen de sev’ der” (Buhârî, Müslim) gibi rivayetler, Allah’ın özel lütfunu gösterir.

    Özetle: Cezbe, İslam’da kökü olan, fakat özellikle tasavvufta sistemli şekilde tanımlanmış bir manevi haldir. Dinî ölçülere uyması ve şeriat çizgisinde kalması esastır; aksi hâlde sapmalara yol açabilir.

    İstersen sana cezbe ile vecd arasındaki farkı da kısa ve net şekilde açıklayabilirim.

Cevapla