Tasavvufta “Meczup” Ne Demek

Question

MECZUP

Dini Kavram Olarak Meczup nedir ne anlama gelir?

المجذوب

Meczup, Tasavvufi eğitim yoluna girmeksizin cezbe ile Hakk’a eren veli ye denir.

Sözlükte “kendine çekmek, yaklaştırmak” anlamındaki cezb (cezbe) kökünden türeyen “meczup” kelimesi tasavvufta Allah’ın, -bir daha kendisine gelemeyecek şekilde- ilahî huzura çektiği, dost edindiği ve sürekli olarak huzurunda bulundurduğu velileri tanımlamak için kullanılmıştır.

Dini duygu ve heyecanlara genellikle “cezbe” denir. Bu anlamda her dindar kişi ve sâlik az çok cezbe sahibidir. Mutasavvıflar, seyrüsülûke yönelmeden bir anda Hakk’ın katına ulaşan meczupların bu yüce mertebeyi kendi gayretleriyle kazanmadıklarını, bunun kendilerine Allah’ın bir lütfu olduğunu söylerler. “Allah dilediği kimseyi kendisine seçer” (eş-Şürâ 42/13) mealindeki âyeti aynı zamanda bu durumun ifadesi olarak kabul ederler. Cezbe aklı baştan alan bir hal olduğundan meczuplar ömür boyu kısmen veya tamamen kendilerinden geçmiş bir durumda yaşarlar. Günlük işlerini yönetip düzenleyemedikleri gibi, dinî emir ve yasaklara da görünüşte (zâhiren) tam olarak riayet edemezler. Dini yükümlülüğe temel oluşturan akli dengeye tam anlamıyla sahip bulunmadıklarından dinin emir ve yasakları ile yükümlü sayılmayan meczuplara kendinden alınmış (me’hûz), akıldan soyulmuş (meslúp), bunak (ma’tüh), yenilmiş (mağlup), çılgın (vâlih), saf (behlül), deli (divane, mecnun) gibi unvanlar da verilir.

İbn Haldun, meczupların bir bakıma delilere benzedikleri halde velilik makamında bulunduklarını ve sıddıkların hallerine sahip olduklarını belirttikten sonra bazı fikih âlimlerinin onların veliliğini kabul etmediğini, ancak bunun yanlış bir hüküm olduğunu, zira ibadetin veliliğin mutlak şartı olmadığını, Allah’ın veliliği dilediğine lütfettiğini söyler. Ona göre meczuplar şer’î hükümlere tam anlamıyla uymasalar da ibadet ederler. Doğuştan saftırlar, kendilerine göre iyi işlerin yapılmasını teşvik eder, kötü işleri engeller, hiçbir kayıt altında bulunmadıklarından bazan gayptan haber verirler. Takıyyüddin İbn Teymiyye güçlü sevgi ve zikir sayesinde aşk ateşine düştüğü için aklı başından giden kişinin söz ve hallerinde mazur olduğunu, bu durumdayken söylediği sözleri ve davranışları sebebiyle kınanamayacağını, Allah’ın meczuplara akıl ve hal verdiğini, sonra akıllarını başlarından alıp onları cezbe durumunda bıraktığını, dinin emirlerine ve yasaklarına uymaktan da muaf tuttuğunu söyler.

Mutasavvıfların büyük bir kısmı müridin tasavvuf yolunda ancak cezbe ile ilerleyebileceği görüşündedir. Cezbenin derecesi açısından sûfiler dörde ayrılır:

1. Tasavvufta bir tarikata intisap ettiği halde henüz sülûkünü tamamlamamış ve cezbe halini yaşamamış sâliklere “mücerret sâlik“,

2. Tasavvuf yoluna girmeden ve yolun gereklerini yerine getirmeden âni bir cezbeye mazhar olan sâliklere “mücerret meczup“,

3. Tasavvuf yoluna girip bu yolun çilesini çektikten sonra cezbe halini yaşayanlara “sâlik meczup“,

4. Yaşadıkları bir cezbe halinin ardından tasavvuf yoluna girip kararlı bir şekilde bu yolun gereklerini yerine getirenlere “meczup sâlik” denir. Gerçek meczup bunların ikincisidir (mücerret meczup). Ancak onun, mürşit terbiyesi almadığından irşat yetkisi yoktur. Sâlik meczup ve cezbe tarafı ağır basan meczup sâlikler ise şeyhlik makamına yükselip halkı irşat edebilirler.

Meczupları hakiki meczuplar, bunlara benzemeye çalışanlar ve meczupluk taslayanlar diye üçe ayıran Abdurrahman-ı Cami’ye göre, hakiki meczuplar Hakk’a erdikten sonra bir daha geriye dönüp insanlara rehberlik yapamazlar, kendilerinden geçmiş bir şekilde yaşarlar. Meczup olmayan, fakat samimi olarak meczuplara benzemeye çalışanlar bazan Hak’tan gelen ışık ve kokular (râiha) sebebiyle kendilerinden geçip meczuplar gibi hareket etseler de bu ışık ve koku kesildiğinde karanlıkta nefisleriyle baş başa kalırlar. Meczupluk taslayanlar ise dinin emir ve yasaklarına uymamak için cezbe halindeymiş gibi görünür, Hakk’ın iradesiyle hareket ettikleri için sorumlu olmadıklarını ileri sürerler. Abdurrahman-1 Câmî bu sonuncuların hakikatte her şeyi mübah gören zındıklar olduğunu söyler.

Gelecekle ilgili olarak verdikleri haberler bazan doğru çıkan, zaman zaman hikmetli sözler söyleyen meczuplar bulundukları çevrelerde büyük saygı görmüş, meczup sıfatı birçok sûfinin unvanı olarak kullanılmış, ölen meczuplara türbeler yapılarak kabirleri ziyaretgâh haline getirilmiştir. Bazı meczupların diğerlerinden daha üstün olduğunu belirtmek için onlara “kutbü’l-meczûbîn” (meczupların kutbu) denilerek bunların keramet sahibi olduklarına, ruhaniyetlerinden feyiz alınması gerektiğine inanılmıştır. Kaynak: Temel islam ansiklopedisi

BENZER KONULAR:

Bir tarikata veya cemaate mensup olmak şart mıdır?

Cezbe Nedir? Kısaca

 

About Dini Soru Cevap

Her soru cevap verilmeye değerdir, yeter ki aynı konu bize sorulmuş olmasın ve kurallara uygun sorulsun. Lütfen soru yollamadan önce aynı konu var mı diye \\\\"ARAMA\" yapınız. Konu altına yazılan sorulara öncelik tanıyoruz.. Bilginize

Follow Me

Answers ( 2 )

    1
    2022-08-07T17:04:50+03:00

    Meczup kelimesinin lügatta bulunan anlamı; kendine çekmek, yaklaştırmak gibi anlamlara gelmektedir. Tasavvufta meczup ise; Allah’ın, -bir daha kendisine gelemeyecek şekilde- ilahî huzura çektiği, dost edindiği ve sürekli olarak huzurunda bulundurduğu velileri tanımlamak için kullanılmıştır.

    Best answer
  1. Tasavvufta “Meczup”, özel bir manevi hâl veya kişilik tipini ifade eder. Detaylı açıklayalım:

    1. Kelime anlamı

    Arapça kökenli “meczub” (مجذوب), “kendinden geçmiş, Allah’a çekilmiş” anlamına gelir.

    Tasavvufta, Allah sevgisi ve aşkı ile öyle bir hâle ulaşmış kişiyi tanımlar ki, dünya işlerine ilgisi azalır veya onları fark etmez hale gelir.

    2. Tasavvufta meczupların özellikleri

    Dünyevi kaygılardan uzaklaşmış ve yalnızca Allah’a yönelmişlerdir.

    Manevi aşkın etkisiyle bazen sıra dışı davranışlar gösterebilirler; bazen toplum onları tuhaf veya deli olarak görebilir.

    Meczupluk, bilinçli veya kasıtlı bir çılgınlık değil, Allah’a duyulan aşırı sevgi ve aşkın doğal sonucudur.

    Bazı tasavvuf ekollerinde meczuplar, Allah’a yakınlık ve içsel olgunluk ölçütü olarak kabul edilir.

    3. Örnek

    Bir meczupta, toplumun rutin kurallarına aldırmadan sürekli Allah’ı zikretme, ibadet etme ve dünya işlerinden uzaklaşma görülebilir.

    Tarihte ünlü meczuplardan bazıları, halk arasında tuhaf davranışlarıyla bilinmiş, ancak tasavvufî yönleriyle saygı görmüştür.

    Özetle:
    Meczup = Tasavvufta Allah aşkı ve manevi vecd içinde, dünyevi kaygılardan uzak, bazen toplumca “tuhaf” görünen kişi.

    İstersen sana meczup ile veli ve derviş arasındaki farkı da açıklayabilirim. Bunu yapayım mı?

Leave an answer