Zaruret ne demek? Dini Terim

Question

Zaruret ne demek

Dini kavram olarak “Zaruret” nedir ne anlama gelir?

الضرورة

“Bir kimseye kötülük etmek, eziyet vermek, hoşlanmadığı bir şey yapmak; bir şeye zorlamak, mecbur etmek anlamındaki darr/durr/darar kökünden türemiş olup “büyük ihtiyaç, savuşturulamaz zorluk ve sıkıntı, çaresizlik, zorunluluk, gereklilik” demektir (darûret/zarûret).

Fıkıh terimi olarak kişiyi dini bir yasağı ihlal etmekle karşı karşıya bırakan ve ancak bu yasağı ihlal ile savuşturulabilecek ölçüde büyük tehlike ve zarar, ciddi özür/mazeret hali. Bu durumu ifade etmek üzere iztirar kelimesi de kullanılır. Zaruretle karşı karşıya bulunan kişiye ise muztar denir.

Bazı ayetlerde ölmüş hayvan eti, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen hayvan gibi gıdalarla ilgili temel haramlar belirtildikten sonra zaruret hallerinde, başkasına zarar vermeme ve zaruret sınırını aşmama şartıyla bu haram nesnelerin tüketilmesinde bir sakınca olmadığı (elBakara 2/173: el-Maide 5/3: el-En’âm 6/119,145 en-Nahl 16/115), Allah’ı inkar etmeye zorlanan müminlerin, kalben tasdiklerinde bir tereddüt bulunmaması kaydıyla bu tehdidi savuşturmak için sırf dille inkarlarında bir sakınca bulunmadığı ifade edilmiştir [en-Nahl 16/106).

Hadislerde de dinen yasaklanan gıdaların hayatı açlık tehlikesi karşısında mübah olduğu (Buhari, “Zebaih”, 38. Ebů Dâvûd, “Etime”. 36), ölümle tehdit edilen sahabilerin kalben bir tereddüt duymamaları şartıyla dinden çıkma sonucu doğuran sözler söylemelerinde bir sakınca olmadığı belirtilmiş (Buhari, “Megázi”, 10. 13. 28: “Cihad”, 170, Ibn Mace, “Talak”, 16), bazı sağlık sorunları sebebiyle kimi yasakların (erkekler için altın ve ipek elbise kullanımı gibi işlenmesine izin verilmiş (Buhari “Tib 5-6; Müslim, “Kasame”, 9-11: Tirmizi. “Libās. 2. 31), boy abdesti alması gereken kişinin su mevcut olsa bile hasta olmaktan, ölmekten ya da susuz kalmaktan korkması durumunda teyemmüm yapmasına imkan tanınmıştır (Buhâri, “Teyemmüm. 7; Ebû Dávod, “Tahåret”, 124).

İslam’da bütün dini ve hukuki hükümlerin, emir ve yasakların temel amacı in sanların dünya ve ahiret mutluluğunun sağlanması olup fert ve toplum yararının gözetilmesi, onlara yönelik zararların engellenmesi ve giderilmesi de bu amaç kapsamındadır (bk. makasıdü’ş-şeria; maslahat: mefsedet). Bu amacın gerçekleşmesi söz konusu hükümlerin uygulanmasına bağlı olmakla birlikte, karşılaşılabilecek arızî durumlar ve özür halleri dikkate alınarak kolaylaştırıcı istisnai hükümler de getirilmiştir (bk. ruhsat). Aksi takdirde insanlar ya dinî kurallara uymaları sebebiyle büyük zarar ve sıkıntılarla karşılaşacak ya da kendi yararlarına öncelik vererek bu kurallara uymayacaklardır. Oysa hayatı zorlaştırmak ve güçlük çıkarmak dinin amacı olmadığı gibi (el-Maide 5/6: el-Hac 22/78) özür hallerinin dikkate alınmaması hukukun nihai gayesi olan adalete de aykırıdır. Bu çerçevede zaruret, bütün dinlerde ve hukuk düzenlerinde istisnai hükümlerin konulmasının en başta gelen sebeplerinden biri kabul edilmiştir.

Zaruretlerin dikkate alınması aynı za manda teklif-kudret ilişkisinin zorunlu bir sonucudur. Çünkü dini-hukuki teklife muhatap olabilmek için teklifi anlama ve uygulama gücüne sahip bulunmak gerekir. İnsanları güçlerinin üstünde bir yükümlülüğe zorlamanın ilahi murada uygun olmadığı, Allah’ın kulları için zorluğu değil kolaylığı dilediği birçok ayet ve hadiste belirtilmiştir (bk. kudret; teklif). Bu sebeple, alışılmışın dışında bir zorlukla karşılaşıldığında dini hükmün uygulanmasını kolaylaştırıcı alternatif çözümler getirilmiş, bunlar “Meşakkat teysiri celbeder“, “Bir iş diyk oldukta müttesi olur” (daraldığında genişler), “Zaruretler memnu olan şeyleri (haramları) mübah kılar“, “Zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunur” gibi külli kaidelerle özetlenmiştir (Mecelle, md. 17-18, 21, 22 ayrıca bk kaide, meşakkat).

Mahiyeti. Zaruret dar anlamda zorluk, tehlike, korku gibi durumların dinihukuki bir yasak ihlal edilmeden atlatılması mümkün olmayacak bir seviyeye ulaşmasını ifade etmekle birlikte daha hafif düzeydeki sıkıntı ve zorlukları da kapsayacak şekilde geniş bir anlamda da kullanılmıştır. Sıkıntılı durumlarda binek üzerinde farz namaz kılmanın caiz kabul edilmesi, korku, yağmur, soğuk, karanlık gibi hallerde cemaatle namaz için camiye gitmeme konusunda müsamaha gösterilmesi, tedavi amacıyla avret yerlerinin mahrem olmayan birine gösterilmesi gibi birçok hüküm zaruretle açıklanmış olup bu durumların hiçbirinde zaruretin dar çerçevede tanımında ifade edilen seviyede bir tehlike söz konusu değildir. Ancak zaruret bu genel ve yaygın kullanımı yanında fıkıh literatüründe daha dar bir içeriği ifade eden teknik bir terim halini almıştır. Buna göre bir zaruretten söz ede bilmek için dinin korunmasını amaçladığı can, din, akıl, namus ve mal gibi beş temel değerden birinin tamamıyla ya da telafisi mümkün olmayacak ölçüde tehlike altında bulunması, bu hali meşru yollarla aşmanın mümkün olmaması, tehlikenin ciddiyeti ve hemen gerçekleşmesi hususunda galip zan meydana gelmesi gibi şartlar aranmıştır.

Zaruret ile ihtiyaç kavramları arasında da sıkı ilişki vardır. Zaruret ve ihtiyaç, ferdin karşılaştığı sıkıntı durumunu ifadede birleşmekle birlikte bunun şiddeti ve giderilmemesi halinde karşılaşılabilecek sonuçlar bakımından farklı seviye ve durumları ifade eder. Zaruret, giderilmemesi halinde anılan beş zaruri değerden birinin tamamen ortadan kalkması veya katlanılması güç ağır zararla karşılaşılması söz konusu olduğundan “ağır/şiddetli ihtiyaç şeklin de nitelendirilmiştir. İhtiyaç ise zorluğu gidermek suretiyle hayatı kolaylaştırma düşüncesine dayanmakta olup ihtiyacın giderilmemesi sadece sıkıntıya sebep olur, insan hayatını temelden sarsacak ya da toplumsal düzeni tehdit edecek bir sonuç doğurmaz (bk. ihtiyaç, bu çerçevede Zaruriyyat ve haciyyat kavramları için ayrıca bk. makasıdü’ş-şeria; maslahat).

Şartları. Zaruret halinin tespitinde kişilere göre değişebilecek sübjektif algı ve değerlendirmeler ölçü olmayıp fıkıh âlimleri bu konuda objektif bir ölçü koyma düşüncesiyle bazı şartların varlığını gerekli görmüşlerdir. Bu şartlar da esasen, ruhsatla mübah hale gelen haram işlenmeyip temel hükümlerde ısrar edilmesi halinde telafisi mümkün olmayacak şekilde ağır bir zararın ortaya çıkacağının kesinlik kazanmış olması şeklinde tek bir maddede toplanır. Zararın kesinliği hususunda edinilmiş tecrübelerden hareketle galip zan (baskın kanaat) oluşması yeterli sayılmakla birlikte sadece vehme dayalı bir tehlike algısından hareketle haramlar ihlal edilemez. Zaruret halinin baskı ve tehdide maruz kalmaktan kaynaklanması durumunda, kesinlik şartı için tehdidin öldürme veya sakat bırakmaya kadar varması ve zorlayanın tehdit ettiği şeyi yapabilecek güç ve imkâna sahip bulunduğu hususunda galip zan meydana gelmesi gerekir (bk. icbar; ikrah).

Hükmü, Sınırları ve Sona Ermesi. Zaruret halinde haram olan şeyi işlemek mübah hale gelmekle birlikte bazı durumlarda haramı işlemek dinen gerekli (vacib) de olabilir. Bu çerçevede, zaruretin haram kabul edilen şeydeki haramlık vasfını ortadan kaldırıp onu mübah bir nesneye/ fiile mi dönüştürdüğü, sadece o haramın işlenmesi sebebiyle meydana gelecek günahı mı kaldırdığı tartışılmıştır. Çoğun luk, zaruret halinde nesnedeki haramlık vasfının kalktığı, buna bağlı olarak da artık günahtan söz edilemeyeceği görüşün dedir. Buna göre zaruret halinde domuz eti yemek normal şartlarda usulünce kesilmiş sığır eti yemek gibidir. Hatta kişi bunu yapmaz ve ölürse günahkar sayılır. Buna karşılık Hanefi usulcüler, zaruret durumunda devreye giren ruhsatı hem sebep hem asıl hüküm baki olmakla birlikte şariin zaruretten dolayı verdiği bir izin kabul etmiş, haramı işleyenden sorumluluğun kaldırılmasının söz konusu fildeki haramlık vasfının kalkmasını ve fiilin mübah hale gelmesini gerektirmediğini belirtmişlerdir.

Zarureti defedecek haramı işlemenin mübah ya da vacip olması, tehlikenin mahiyet ve kuvvetine göre de değerlendirilmiştir. Hayat hakkı ve vücut bütünlüğünün korunması diğer bütün değerlerin başında geldiğinden asli hükümle hedeflenen amaca göre daha önemli ve öncelikli olup bunu sağlayacak haramın işlenmesi vâcip sayılmıştır. Dolayısıyla yenilmesi dinen yasaklanmış olan bir madde, önlenemeyen bir tehdit yahut kaçınılmaz açlık tehlikesi söz konusu olmasına rağmen yenilmez ve bu yüzden kişi ölür yahut vücut bütünlüğü zarar görürse kişi sorumlu olur.

Zaruret haramı mübah kılmak suretiyle dini sorumluluğu kaldırsa da başkasının hukukunu ilgilendiren hususlarda mali sorumluluğu kaldırmaz. Dolayısıyla zaruret halinde birisinin malını izinsiz almak, kullanmak veya tüketmek tazmin ve ücret borcunu düşürmez.

Zaruret sebebiyle haramın işlenmesi mübah veya vacip hükmünü alsa da zaruret miktarının aşılmaması şarttır. İhtiyacın üzerindeki kullarının ve yararlanmalarda haram hükmü devam eder. Dolayısıyla zaruret halinde, dinen yenilip içilmesi haram olan gıdalar ancak hayatta kalmayı mümkün kılacak ölçüde mübah olur, mesela boğazda düğümlenen lokmayı indirecek ölçüde içki içilebilir, vücudun mahrem bölgelerinden sadece tedavinin zorunlu kıldığı kısımlar doktora gösterilebilir, aynı şekilde doktor da ancak bu yerlere bakabilir, temasta bulunabilir. Bütün bunlar “Zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunur” (Mecelle, md. 22) kaidesiyle formüle edilmiştir.

Dini Sitelerimiz

BENZER KONULAR:

Dini Soru Cevap

Her soru cevap verilmeye değerdir, yeter ki aynı konu bize sorulmuş olmasın ve kurallara uygun sorulsun. Lütfen soru yollamadan önce aynı konu var mı diye \\\\"ARAMA\" yapınız. Konu altına yazılan sorulara öncelik tanıyoruz.. Bilginize

Takip Et

Answer ( 1 )

    2
    2025-02-11T17:29:17+03:00

    “Zaruret” kelimesi, Türkçede “gerekli olma durumu” veya “zorunluluk” anlamında kullanılır. Bir şeyin yapılmasının ya da var olmasının şart olduğu, kaçınılmaz olduğu durumları ifade eder. Örneğin, “Bu işin yapılması zaruridir” cümlesinde, işin yapılmasının bir gereklilik olduğu vurgulanır.

    En iyi cevap

Cevapla