Paylaş
Müslüman 2 mezhebe tabi olabilir mi
Question
Bir müslüman hem şafi mezhebine hem hanefi mezhebine göre davranabilir mi bu durumun hükmü nedir?
CEVAP:
1. Mezhep Nedir?
Mezhep, İslâm’ın ana kaynaklarından (Kur’ân ve Sünnet) hükümleri çıkarma konusunda müçtehit imamların takip ettiği yöntem (usûl) ve buna bağlı olarak ortaya çıkan fıkhî görüşler bütünüdür. Dört mezhep de (Hanefî, Şâfiî, Mâlikî, Hanbelî) Ehl-i sünnet çerçevesinde hak ve muteber kabul edilmiştir.
2. Bir Müslüman İki Mezhebi Takip Edebilir mi?
Genel kural:
Bir Müslümanın bir mezhebi ana mezhep edinmesi, ibadet ve günlük hayatında o mezhebin hükümlerine uyması gerekir. Bu, dini yaşamada istikrar ve kolaylık sağlar.
Diğer mezhepten faydalanma:
Bazı durumlarda zaruret veya güçlük hâlinde başka bir mezhebin görüşünden faydalanmak câiz görülmüştür. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı da şöyle der:
“Kişi genelde bir mezhebe tâbi olur. Ancak zaruret veya ihtiyaç halinde diğer mezheplerin görüşlerinden de faydalanabilir.”
Uyarı (telfîk meselesi):
Aynı meselede birden fazla mezhebin kolay yönlerini toplayıp dinin aslını bozacak bir şekilde karıştırmak caiz değildir. Bu duruma telfîk denir ve âlimler buna izin vermemiştir. Mesela; abdestte hem Hanefî hem Şâfiî görüşlerini seçip ikisini karıştırarak hiç sahih olmayan bir abdest çıkarmak gibi.
3. Örnek
Hanefî mezhebinde kadınların hayız müddeti en az 3, en fazla 10 gündür.
Şâfiî’de ise en az 1, en fazla 15 gündür.
Bir kadın sürekli mezhep değiştirirse kendi ibadetlerinde istikrarsızlık ve karmaşa olur. Ama zaruret veya özel bir hâl olduğunda diğer mezhebin görüşünden bir defaya mahsus faydalanabilir.
4. Sonuç
Müslüman bir mezhebi esas almalı (Hanefî, Şâfiî vb.).
İhtiyaç, zorluk veya zaruret durumunda diğer mezhebin görüşünden faydalanması caizdir.
Fakat kolayına geleni seçmek için sürekli mezhep değiştirmek, iki mezhebi birleştirmek doğru değildir.
Özet:
Bir Müslüman aynı anda hem Hanefî hem Şâfiî olamaz; birini esas alır. Ama ihtiyaç halinde diğerinden de istifade edebilir.
BENZER KONULAR:
- mezhep ne demek? Kısa bilgi
- mezhep nedir
- mezhep nedir? Kısaca
- mezhep ne demektir
- Ameli mezhep nedir?
- Tümünü görüntüle.
- Şafii mezhebine göre abdestte eller ve kollar nasıl yıkanır?
- Hanefi mezhebine göre bebeğe isim koyma
- Şafii mezhebine göre süt kardeşliği ve şartları nelerdir?
- Şafii mezhebine göre namaz rekatları nelerdir, kaç rekat sünnet kaç rekat farz kılınır?
- Tümünü görüntüle.
- Dini soru sor Cevap Al
- Dini soru sorabileceğim site arıyorum ?
- Dini soru sor Cevap Al Sitesi Hakkında Bilgi
- Dini soru sor kimin?
- Dini soru sor imamlar cevaplıyor
- Tümünü görüntüle.
Answer ( 1 )
Bir Müslüman, usûl ve edebe riayet etmek şartıyla bazen Şâfiî, bazen Hanefî mezhebine göre amel edebilir; bu, mutlak biçimde haram değildir. Fakat “kolay olana koşmak” için mezhepler arasında keyfî dolaşmak doğru değildir; bazı durumlarda ibadetin sıhhati bile tehlikeye girer. En selametli yol, bir mezhebi esas almak; ihtiyaç, zaruret veya güçlü bir delile kanaat hâsıl olduğunda ehil bir âlimin fetvasıyla diğer mezhebin görüşüyle amel etmektir.
Meseleyi sağlam bir çerçeveye koyalım. Kur’ân, “Bilmiyorsanız zikir ehline sorun” (Nahl 16/43) buyurur. Avam mü’minin vazifesi, usûlü olan bir fıkhî otoriteye tâbî olmaktır. Bu yüzden “âmmînin mezhebi, sorduğu müftînin mezhebidir” prensibi usûlde yerleşiktir. Şâfiî de Hanefî de Ehl-i Sünnet’in köklü mektepleridir; her biri Kur’ân ve Sünnet’ten hüküm çıkarma metoduna –usûlüne– sahiptir. Bir Müslüman bunlardan birini “ana yol” olarak tutup hayatını onunla tanzim edebilir; bu, birlik ve istikrar sağlar. Ancak başka bir mezhebin görüşü, kuvvetli delile dayandığına inanıldığı veya bir ihtiyaç doğduğu için tercih edilirse, bu da meşrudur. Nitekim pek çok fıkıh âlimi, “mezhep nakli”ni –özellikle ibadetlerde ve şahsî hallerde– mümkün görmüş; keyfîliği değil, usûlî bir tercih ve ehil bir fetvayı şart koşmuştur.
Buradaki kritik çizgi iki kavramda düğümlenir: tatabbu‘u’r-rukhas ve talfîk. Tatabbu‘u’r-rukhas, mezheplerin en kolay görüşlerini maksatlı biçimde seçip bir araya getirerek nefsin arzusuna uymaktır. Şâri‘in kolaylaştırmasını suistimal anlamı taşıdığı için, ulemanın ekserine göre kötülenmiş, ciddî sakıncalar doğurabilecek bir tavır sayılmıştır. Talfîk ise bir mesele içinde farklı mezheplerden parçalı hükümler toplayıp sonuçta ortaya çıkan amelin, takip edilen mezheplerin hiçbirine göre sahih olmaması hâlidir. Mesela abdestte Şâfiî’ye göre deriye değmek bozar, Hanefî’ye göre bozmaz; Hanefî’ye göre akan kan bozar, Şâfiî’ye göre bozmaz. Kişi hem eşiyle ten teması yaşayıp hem de kan sızıntısı olduğunda, “ikisine de bozulmaz diyen” parçaları seçerse, netice itibarıyla abdest, iki mezhebin de usûlüne göre sakatlanır; namazı da bâtıl olma riski doğar. Bu, talfîke tipik bir örnektir ve kaçınılmalıdır.
Peki pratik hüküm nedir? Bir: Bir Müslüman prensipte Şâfiî de olabilir, Hanefî de; biriyle amel ederken yer yer diğerinin görüşünü, ehil bir müftînin yönlendirmesiyle ve talfîke düşmeden alabilir. İki: Mezhep, kimlik kartı değil; usûl disiplinidir. Bu yüzden bir meselede diğer mezhebin görüşü maslahata, delile veya zarurete binaen alınacaksa, o görüşün kendi şartları tam gözetilmelidir. Üç: “Kolaylık toplama” kastıyla sürekli görüş devşirmek kalbi de, ameli de yaralar; dindarlığı bir hesap oyununa çevirir. Dört: Özellikle nikâh, talâk, miras gibi şahsî hukuk alanlarında mezhep karışıklığı, ileride ağır ihtilaflar ve mağduriyetler doğurabilir; bu alanlarda tek mezhep bütünlüğüyle hareket etmek daha emniyetlidir. Beş: Yeni bir mezhebe intikal etmek isteyen kimse, ilim ehline danışarak, o mezhebin ibadet ve muâmelât şartlarını öğrenerek geçmelidir; “sadece sonuç hoşuma gidiyor” gerekçesi geçerli sayılmaz.
Özetle hüküm şudur: Şâfiî ve Hanefî gibi muteber bir mezhebe bağlı kalmak esastır; zaman zaman diğer mezhebin görüşüyle amel etmek, delile itmi’nan, ihtiyaç veya zaruret ve ehil bir fetvayla mümkündür. Ama mezhepler arası keyfî dolaşmak, kolaylık avcılığına çıkmak ve bir mesele içinde parçalı toplamla talfîk yapmak doğru değildir; ibadet ve muâmelâtın sıhhatini tehlikeye atabilir. En doğru yol, bulunduğunuz çevrede güvendiğiniz bir âlime danışarak mesele bazlı hareket etmek; kalbi, imanı ve ibadeti güvene alan usûlî bir çizgide yürümektir.