Paylaş
Çeşitli Dinlerde Cin-Şeytan İnancı
Question
Diğer Bazı Dinlerde Ve Müşriklerde Cîn-Şeytan İnancı

İslâm öncesi semavî olan ve olmayan birçok dinde, cin ve şeytan inancı bulunduğunu görüyoruz. Elbette bu ne İslâm’dakine ne de birbirine uyan bir inançtır. Ama değişik şekillerde de olsa, böyle bir inancın varlığı önemli bir husustur. Günümüzde durum bundan farklı değildir. Bugün kendini modern ve aydın sayanlar inanmasa da, insanların çoğu, belki hurafe tarzında cinlerin ve şeytanların varlığını kabul ediyorlar. Hatta yanlış inanışlar, hem de Batı’da bazı çevrelerde şeytana tapmak gibi birçok başka yanlışın sebebi oluyor. Eskiden Yezidîler için sözkonusu olan şeytan hayranlığı, bugün, çok değişik şekillerde ve biraz da ne olduğu tam belli olmadan Batı’da devam etmektedir.[1][667]
İblis, cin ve şeytan hakkındaki inanışlarda, bazan dinlerin tesiri sözkonusu olabilir. Fakat bir kısım inanışlarda, tamamen din dışı düşüncelerin hâkim olduğunu söyleyebilirz. Dolayısıyla cin ve şeytan inancının çeşitli dinlerdeki durumunu kısaca gözden geçirmek için, M. Süreyya Şahin’in İslâm Ansiklopedisine yazdığı “Cin” maddesini hemen hemen aynen almayı gerekli görüyorum:
Çeşitli Dinlerde Cin-Şeytan İnancı
Eski Asurlular ve Bâbilliler arasında toplumun her kesiminde kötü ruh ve cinlere inanılırdı. Bâbilliler bu inançları Sümerler’den almışlardı. Asurluların “edimmu” dedikleri kötü ruhlar; kendileri için âyin yapılmadığı ve yeterli takdime sunulmadığı için kızıp, dünyaya geri döndüğüne inanılan ölülerin ruhları idi. Bunların insanlara musallat olduğuna inanılmıştır. Asurlulara ve diğer Sâmî kökenli kavimlere göre cinler de, yaratılışları insandan farklı olan ve çeşitli sınıfları bulunan bir varlıktı. Bunların bir kısmı cinsiyetsiz, bir kısmı erkek, bir kısmı dişi olup, kötü karakterli olanları, yarı insan olanları, canavar gibi görünenleri bulunmaktadır ve her grubun adı vardır. Bunların tasallutundan ve kötülüğünden korunmak için, özellikle de çocuklara, efsunlu tabletlerden muska takılırdı.
Eski Mısır’da cinler, genellikle yabani hayvan, yılan ve kertenkele gibi sürüngen şeklinde veya kara vücudlu insan şeklinde yaratıklar olarak kabul edilir ve bunlar, tanrı Re’nin düşmanıdırlar. Ayrıca kuş şeklinde gök cinleri de bulunmaktadır. Eski Mısırlılar, cinlerin delilik ve sara gibi hastalıklara sebep olduklarına, büyücülerin cinleri kullanarak insanlara korkunç rüyalar gösterebildiklerine, insanlara ve hayvanlara zarar verdiklerine inanırlardı.
Eski Yunanlıların, ikinci derece tanrılar için kullandıkları, “daimon” kelimesi, insanlar ve melekler gibi, tanrı tarafından yaratılmış, iyisi ve kötüsü bulunan varlıkları ifade etmektedir. Batı dillerinde cin manasına gelen “demon”, bu kelimeye dayanmaktadır. Greko-Romen devresinin sonlarında, yarı tanrı, yarı insan yahut ikinci dereceden ruhlar için demon gibi, “genius” kelimesi kullanılmaya başladı ve bu, çiftlikleri, evleri, malı ve mülkü koruyan ruhlar olarak kabul edildi. Sonraları da insanları rahatsız eden, bedenî veya zihnî zarara uğratan ve kötülüğe iten kötü ruhlar manasına kullanılır oldu.
Eski Slavların ruhlara ve cinlere olan inançları da günümüze kadar gelmiştir. Bu varlıklar, rüya, hastalık, ev ve tabiatla ilgilidir. Eski Keltlerde de, mağaralarda, çukur yerlerde, ormanların derinliklerinde yaşayan iyi veya kötü tabiatlı cinlere inanılırdı. Evi koruyan; ırmaklarda, çaylarda, kuyularda, dağ başlarında ve içlerinde yaşayan; yağmur, şimşek ve gök gürültüsüne sebep olan ruhlar, eski Germenlerin, cinlere inanış şekli idi.
Çinliler bu tür varlıklar için “kuei” ve “shen” kelimelerini kullanırlar. Kuei; ölüp, görünmeyen âleme gitmiş insan ve hayvan ruhlarıdır. Bunlar yaşayanları aldatmak, bedenen ve zihnen zarara sokmak için, insan veya hayvan şekline girebilirler. Dağlarda, kayalarda, ırmaklarda ve benzeri yerlerde otururlar; tabiat-üstü varlıklardır. Budizm, Taoizm’e dayanan bu inanışa, görünmeyen iyi ve kötü varlıklar telâkkisini de eklemiştir. Çinliler, cinlerin her yerde bulunduğuna, ölüleri canlandırabileceğine, mezarları, kavşakları ve akrabalarının evlerini sık sık ziyaret ettiklerine inanırlar. Cinlerin bir kısmı cehennemde ölüleri cezalandırmakla görevlidir; bir kısmı göklerdedir; bir kısmı da ancak akşamları görülebilirler. Din adamları tılsımlar, efsunlar ve muskalarla onların kötülüklerini engelleyebilirler.
Japonlar da görünmeyen varlıklar, hayvan ve insan ruhları, hortlak, hayalet ve cinlerle ilgili inançlara sahiptirler. Onlar, insan üzerinde cinlerin ve kötü ruhların tesirine inanırlar ve bunları tedavi için birtakım usuller uygularlar. İnançlarında Çinlilerin tesiri görülür.
En eski Hint kutsal metinleri olan Vedalar’da görünmeyen cinnî varlıklar ikiye ayrılır: İnsanlara iyi davranan birinci gruptakiler gökte bulunur; düşman olanlar ise, yeryüzünün mağaralarında ve derinliklerinde bulunurlar, insanlara ve hayvanlara çeşitli zararlar verirler; hatta ölülerin ruhlarını bile taciz ederler. Bu sınıflandırmada da görüldüğü gibi, Hintlilerin inancında melekler ile cinler birbirine karışmıştır. Mesela sularda ve ağaçlarda yaşadığına inanılan ve apsara denilen su perileri, melek kavramına daha yakındır ve müşrik Araplar’ın inandığı gibi bunlar, güzel bakire kızlar şeklinde düşünülürler. Gandharva ismi verilenler de iyiler sınıfındandır ve bunların kocalarıdır. İkinci grupta olan kötü ve karanlık tabiatlı varlıklara gelince, bunlar, tanrıların ve özellikle İndra’nın ve bütün yaratıkların düşmanı olup, karanlık ve ölümle bütünleşmişlerdir. Ölülerin yakıldığı yerlerde de kırmızı gözlü, duman gibi vücutlu, kanlı keskin dişli ve korkunç pençeli, insan yiyen bir çeşit kötü karakterli cinler bulunur. Budist kutsal metinlerinde geçen mara, yakhata ve pisakalar, ıssız yerlerde yaşayan, kuş veya vahşi hayvan şeklinde görünüp, rahip ve rahibeleri korkutan kötü cinlerdir.
Zerdüşt, eski İran’ın “deva” denilen tanrılarını cin saymıştır. Zerdüştlükte, iyilik ile kötülük arasında bitmez bir mücadele vardır. İşte cinler kötülükten, hile ve yalandan ortaya çıkmıştır. Eski metinlerde cinlerin ve zararlı hayvanların, Ehrimen’in yani kötü güç olan Şeytan’ın yaratıkları olduğu söylenir. Buna göre baş cin olan Aesma, şiddet, soygunculuk ve şehvet işlerini yürütür. Eski İran inancında cinler, erkektir; ancak dişi cinler de vardır. Cinler, karanlık ve kirli yerleri ve de ölü kulelerini sık sık ziyaret ederler.
Kur’ân’daki,
“Cinleri Allah’ın ortakları saydılar. Halbuki onları da O yaratmıştır…” [2][668] âyetini tefsir ederken, İbn Abbas (r.a)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Bu, -hâşâ- ‘Allah ve İblis kardeştirler. Allah, insanları, evcil hayvanları ve bütün iyi şeyleri; İblis ise, yırtıcı hayvanları, yılanları, akrepleri ve bütün kötü şeyleri yaratandır.” diyen zındıklar hakkında nazil olmuştur…” Bu izahı “(Onlar) O (Allah) ile cinler arasında hısımlık uydurdular.” [3][669] âyeti de kuvvetlendirir”. Bu rivayeti nakleden Râzî, İbn Abbas (r.a)’ın “zındıklar” kelimesi ile mecusileri kastettiğini anlatır ve mecusilerin inançlarını şu şekilde özetler: “Bil ki mecusiler şöyle inanırlar: Bu âlemdeki her türlü hayır, Yezdan’dandır; bütün serler ise Ehrimen’dendir. Ehrimen, bizim şeriatımızda “İblis” diye adlandırılır. Mecusiler kendi aralarında değişik inançlara sahiptirler. Onların çoğu Ehrimen’in muhdes, yani yaratılmış bir varlık olduğu inancındadırlar. Onun nasıl yaratılmış olduğu hususunda, onların çok acaip görüşleri vardır. Diğer mecusiler ise, Ehrimen’in kadîm ve ezelî olduğunu söylerler. Her iki görüşe göre de bunlar, bu âlemi idare etmede Ehrimen’in, Allah’ın, yani onlara göre Yezdan’ın ortağı olduğu hususunda ittifak etmişlerdir… “Mecusiler Allah’a tek bir ortak koşmuşlardır, o da İblis’dir. Öyle ise Cenâb-ı Hak niçin onların Allah’a birçok şerik (ortak) koştuklarını söylemiştir?” denilir ise buna şöyle cevap verilir: Onlar, “Allah’ın askerleri melekler; İblis’in askerleri ise şeytanlar (cinler)dir. Melekler, insanlar arasında çok kalabalıktırlar. Melekler, temiz ve kudsî olan ruhani varlıklardır. Bunlar insanların ruhlarına her türlü hayrı ve tâatı ilham ederler. Şeytanlar da yine insanlar arasında büyük bir yekûn teşkil ederler. Bunlar da insan ruhlarına her türlü kötü vesveseleri verirler. Allah (Yezdan), meleklerden olan ordusu ile, iblis ve onun şeytanlardan meydana gelen ordusuna karşı devamlı savaşır.” derler, işte bundan dolayı Allah Teâlâ mecusilerin, Allah’ın birçok ortağı olduğunu söylediklerini bildirmiştir”.[4][670]
Türklerin İslâm öncesi inançlarına göre bütün dünya ruhlarla doludur ve dağlar, göller, ırmaklar hep canlıdır. Tabiatın her tarafına yayılmış olan bu ruhlar, iyi ve kötü olmak üzere iki kısma ayrılırlar. Tanrı Ülgen’in emrindeki iyi ruhlar, hem onun hizmetini görmekte, hem de insanlara yardımcı olmaktadır. Bu ruhlardan Yayık, tanrı ile insanlar arasında aracılık, yani elçilik yapmakta, suyla insanları korumakta ve ileride olacak şeyleri onlara haber vermektedir. Bir diğer ruh Ayısıt ise refah ve bereket sağlamaktadır. Bunlar İslâm inancındaki meleklere, Cebrail ve Mikail’e çok benziyorlar. Bu inançta yeraltı dünyasının prensi olan Erlik’in emrinde de, Uygurca’da şeytan manasına gelen kara “neme”ler veya “yek”ler denilen kötü ruhlar bulunmakta ve bunlar, insanlara her türlü kötülüğü yapıp, hem insanlara, hem hayvanlara hastalıklar göndermektedirler.
BENZER KONULAR:
Answers ( 2 )
İslamiyetten önceki dinlerde (bu dinler ister semavi olsun, veya olmasın) cin-şeytan inancı bulunmaktadır.
Mesela örnek verecek olursak; Eski Asurlular ve Bâbilliler arasında toplumun her kesiminde kötü ruh ve cinlere inanılırdı. Bir başka örnek verecek olursak; Asurlulara ve diğer Sâmî kökenli kavimlere göre cinler de, yaratılışları insandan farklı olan ve çeşitli sınıfları bulunan bir varlıktı.
Türklerin İslâm öncesi inançlarına göre bütün dünya ruhlarla doludur ve dağlar, göller, ırmaklar hep canlıdır. Tabiatın her tarafına yayılmış olan bu ruhlar, iyi ve kötü olmak üzere iki kısma ayrılırlar.
İslam’da cin ve şeytan inancı büyük önem taşımaktadır. İşte İslam’da cinler ve şeytanla ilgili inançlara genel bir bakış:
Kuran, Rahman Suresi (55:15) gibi birçok ayette cinlerden bahseder: “Ve cinleri dumansız bir ateşten yarattı.”
Kuran’da adı geçen şeytanın nihai amacı insanları putlara taptırmak veya Allah’ın varlığını inkar etmektir. Müslümanlara şeytanın tesirinden Allah’a sığınmaları ve onun ayartmalarına karşı koymaları tavsiye edilmektedir.
Cinlere ve Şeytan’a inanç, İslam teolojisinin ayrılmaz bir parçasıdır. Müslümanlar, varlıklarının farkına varmaya, zararlarından korunmaya ve Allah’ın ve Peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Unutulmamalıdır ki, cin ve şeytanın nüfuz gücü olmakla birlikte, imanlarında sebat eden ve Allah’tan sığınan kimseler üzerinde hiçbir yetkileri yoktur.
Elbette! Aşağıda “Çeşitli Dinlerde Cin-Şeytan İnancı” ve özellikle “Diğer Bazı Dinlerde ve Müşriklerde Cin-Şeytan İnancı” başlıkları altında bir inceleme bulabilirsin. Bu çalışma, tarihsel ve dini metinlerden hareketle genel bir çerçeve sunar.
Çeşitli Dinlerde Cin-Şeytan İnancı
Cin ve şeytan kavramları, farklı dinlerde ve kültürlerde çeşitli biçimlerde yer alır. Bu varlıklar genellikle görünmeyen, doğaüstü güçlere sahip ve insanlara zarar verebilen ruhani varlıklar olarak tasvir edilir.
1. İslam’da Cin ve Şeytan İnancı
Cin: Kur’an’da birçok ayette cinlerden bahsedilir. Cinler, ateşten yaratılmış, insanlar gibi akıl ve irade sahibi varlıklardır. İyi veya kötü olabilirler. Cin Suresi bu varlıklarla ilgili özel bir suredir.
Şeytan: İblis, Allah’a secde etmeyi reddettiği için kovulmuş bir cindir. Tüm insanları yoldan saptırmaya çalışır. Şeytan, genel olarak cinlerin kötü olanlarını da kapsar.
2. Yahudilikte Cin-Şeytan Benzeri Varlıklar
Şedim (Shedim) ve Lilith gibi varlıklar, kötü ruhlar olarak kabul edilir. Talmud’da bazı yaratıkların görünmeyen güçlere sahip olduğu belirtilir.
Kötü ruhlar genellikle Tanrı’ya karşı gelmiş ve insanlara musallat olabilecek varlıklar olarak tasvir edilir.
3. Hristiyanlıkta Cin-Şeytan Kavramı
Şeytan (Satan), Tanrı’ya karşı gelen bir melek (Lucifer) olarak anlatılır.
Kötü ruhlar (demonlar) şeytanın hizmetkarlarıdır. Cin çıkarma ayinleri (exorcism) bu bağlamda önem kazanır.
Hristiyanlıkta bu varlıklar tamamen kötü olarak değerlendirilir.
4. Hinduizm ve Budizm’de Ruhani Varlıklar
Hinduizm: Asura ve Rakshasa gibi varlıklar, tanrılara karşı olan kötü güçlerdir. Cin kavramına benzeyen ruhani varlıklar vardır.
Budizm: Mara adı verilen varlık, şeytani bir figürdür ve Buda’yı yoldan saptırmaya çalışır. Kötü ruhlar da vardır, ama bunlar genellikle cehalet ve arzunun sembolleridir.
Diğer Bazı Dinlerde ve Müşriklerde Cin-Şeytan İnancı
1. Arap Müşriklerinde Cin İnancı (İslam Öncesi Araplar)
Cinler kutsal kabul edilir, bazılarına ibadet edilir, cinlerle iletişime geçtiklerini iddia eden kahinler vardır.
Cinlerin dağlarda, ıssız yerlerde yaşadığına, bazı kabilelerin koruyucu cinleri olduğuna inanılırdı.
Kur’an’da bu inançlara karşı uyarılar bulunur (örneğin: Cin Suresi, En’am 100).
2. Afrika Geleneksel Dinlerinde
Görünmeyen ruhani varlıklar (atalar ruhları, kötü ruhlar) önemli yer tutar.
Cin benzeri varlıklar, hastalık, felaket veya kötü şansın sebebi olabilir.
Şamanlar ve büyücüler aracılığıyla bu varlıklarla iletişime geçilir.
3. Şamanizm ve Türk Halk İnançlarında
Albastı, Kara Basan, Obur gibi kötü ruhlar vardır.
Cin benzeri varlıkların zarar vermemesi için büyüler, dualar yapılır.
Yer-su ruhları ve görünmeyen varlıklarla ilişki kurma inancı yaygındır.
4. Zerdüştlük (Mazdaizm)
Ahriman (Angra Mainyu): kötülüğün ve karanlığın tanrısıdır. Şeytan benzeri bir figürdür.
İyilik tanrısı Ahura Mazda’ya karşıdır. Ruhlar ve görünmeyen varlıklar evrenin düzeniyle savaş halindedir.
Sonuç
Cin ve şeytan inancı, insanlığın ortak kültürel ve dini mirasında oldukça yaygındır. Bu varlıklar genellikle kötülük, korku ve bilinmezlikle ilişkilendirilir. Ancak her kültürdeki anlamları, nitelikleri ve onlara karşı tutumlar farklılık gösterebilir.
İstersen bu konuyu akademik ya da daha detaylı bir yazıya dönüştürebilirim. Ayrıca özel bir din ya da tarihsel dönem üzerine odaklanmak istersen, yardımcı olabilirim.