Paylaş
Yahudilerin Filistin Ve Sîna’daki İslâm Eserlerine Olan Düşmanlıkları
Question
Yahudilerin Filistin Ve Sîna’daki İslâm Eserlerine Olan Düşmanlıkları
SORU: Filistin ve Sina’daki İslâm eserlerine karşı Yahudilerin yaptığı düşmanca girişimler hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP: Yahudiler ezelden beri eskileri de şimdi var olan zürriyet-leri de sapıklık, bozgunculuk ve düşmanlığın örneği olmuşlardır. Kur’an onları 14 asırdan fazla bir zamandan beri kör ve sağır olarak, Allah’ın ayetlerini inkâr eden, peygamberleri haksız yere Öldüren ve insanlar içinde adaletli olmayı emredenleri öldüren kimseler olarak anlatmaktadır. Kur’an onlar hakkında bir âyetinde şöyle diyor:
işte onlar, şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki şeytanın yandaşları hep kayıptadır. (Mücadele/19)
Yahudilerin günahkar saldırıları 1967 felaketinde Filistin’i işgal etmelerinden sonra daha çok artmıştır. Bu saldırılar, hem İslâm hem Hristiyan eserlerini hedef almıştır. Fakat biz burada sadece Filistin ve Sina’daki İslâm eserlerine Yahudilerin verdiği zarardan söz edeceğiz.
Aslında Yahudiler tarihi eserlere olan saldırılarında müslümanla-rın ve Hristiyanların tarihi eserleri için bir ölçü koymamışlardır. Onlar bu tarihi eserlerin bulunduğu yerlerdeki hazine ve değerleri soymakla, buralarda görev yapan din adamlarının buralara kazandırdıkları değerleri yok etmekle kalmamışlar, kutsal yerlerin sağında solunda bulunan kutsal belirtileri de bozup değiştirmişlerdir.
Bu günahkârca düşmanlık bizzat Kudüs’te yoğunlaşmıştır. Kudüs, Beytullah’m bulunduğu Mekke ve Peygamber şehri Medine’den sonra müslümanlar katında dini duygu ve bilincin merkezlerinden biridir.
1948 tarihinde İsraillilerin Filistin’i zâlimce işgal ettiğinden beri işgalci siyonist otoriteler İslâmi ve tarihi eserlerin bulunduğu mekanların saygınlığını yok etmekte çok ileri gittiler. Camilerdeki, kabirler-deki, ziyaret yerlerindeki İslâmî eserleri tarumar ettiler.
1967 yenilgisinin getirdiği fecaattan sonra düşmanlık katlanarak artmıştır. O kadar ki Siyonist otoriteler, genç kız ve erkeklerden oluşan işgalci Yahudilerin, Mescid-i Aksâ’ya girmelerini serbest bırakmışlardır.
O Mescid-i Aksa ki ibadet kasdı ile yolculuğa çıkılan şerefli mescidlerin üçüncüsüdür. Onun hakkında Kur’an’da şöyle buyurul-m aktadır:
Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. O, gerçekten işitendir görendir. (İsra/1)
İşgal felâketinden iki ay geçmedi ki Siyonist yayın organları, Mescid-i Aksâ”nın çevresinde bulunan “Burak duvarı”nın bulunduğu alanda, 82 metrelik bir yerin boşaltılmasına ihtiyaç olduğunu ileri süren haberler yayınlanmaya başladı.
Daha sonra ortaya çıktı ki İsrail’in bundan maksadı, Mescid-i Aksa harem’ini çevreleyen vakıf binaları yıkıp, oraları istilâ ederek yerinin orada olduğuna inandıkları heykellerini dikmek imiş!
Bundan sonra Siyonizm’in düşmanlığı daha büyük çapta tecelli etti. 1389 hicri yılının Cu m adiye saniyenin 8. Perşembe günü (milâdi 21/8/1969) Mescid-i Aksâ’yı yaktılar.
Sanki Yahudiler, bu davranışları ile milattan önce 21 Ağustos 70 tarihinde mabetlerini yıkan Teytus’tan intikam almaktadırlar. Böylece intikamlarını Teytus’un tapınaklarını tahrip etmesinden 1900 yıl sonra müslümanlara yönelterek almaktadırlar.
Mescid-i Aksâ’yı yakmakla, oradaki Selahaddin Eyyubi minberini, Hz. Zekeriyya mihrabını ve kubbeyi de yakmış oldular. Bu günahkâr yangında Mescid-i Aksa gibi muazzam bir yapının doğu cephesi tamamen yok olmuştur. Onlar Mescid-i Aksâ’yı, yangın enkazının üzerine inandıkları heykeli dikmek için yaktılar. Kafalarındaki anlayış ve gördükleri rüyalar bunları çıldırtmıştır.
Bunlar o kadar utanmaz kimselerdir ki yapacaklarını yapıp, kirli ellerini bu günaha bulaştırdıktan sonra bir de Mescid-i Aksâ’yı yakma suçunu Michael Ruhan isminde bir deli Yahudi’ye yıkmaya çalıştılar, oysa tanıklar apaçık bir şekilde-ifade etmişlerdir ki Mescid-i Aksâ’nın yakılması önceden planlanmış bir olay olup bu olaya birden fazla kimse katılmıştır.
Bunun delillerinden biri, Kudüs’teki yangının bir yerde değil iki
yerde çıkmasıdır. Yangınlardan biri mihrab ve Selahaddin Eyyubî minberinin bulunduğu bölgededir. Diğeri ise güneydoğu tarafındaki tavanda ve Zekeriyya mihrabının bulunduğu bölgededir.
Mescid-i Aksâ’nın geometrik özelliğini görerek bilen kimse tavandaki yangın yerinin diğer yangın yerinden farklı olduğunu anlar. Bu da, yangını çıkaran kimselerin birden çok olması gerektiği düşüncesini desteklemektedir.
Buna, yangın olayının meydana geldiği sırada dışarıdan konulmuş merdiven veya iskele olmaksızın tavana çıkmanın mümkün olmadığını da eklemelidir. Bu da önceden hazırlanmış bir tertip düşüncesini destekliyor.
Bu yangının arkasındaki amaç, bu mübarek mescidi tamamen ortadan kaldırmaktır. Bu fikri destekleyen ipuçları vardır. Bir kere zâlim işgal otoriteleri çirkin bir biçimde itfaiye çalışmalarını geciktirerek yürütmüştür. Ayrıca yangının olduğu saatlerde Kudüs çevresindeki ha-rem-i şerif bölgesinin suları kesilmiştir.
Eğer Cenab-ı Hak Mescid-i Aksa yangınını söndürmek için kadınıyla, erkeğiyle ve çocuklarıyla müslümanlardan, buldukları her çareye başvuran bir gruba bu sırada çalışmak nasib etmeseydi, bu muazzam İslâm eserini siyonizmin tutuşturduğu ateş ortadan kaldıracaktı.
Kendini beğenmiş bir Yahudi, Mescid-i Aksa yangınının arkasındaki kuruntuya dayalı amaçlarını açıkça dile getirmiştir. Buna göre amaçlan, kutsallar kutsalı saydıkları yahudi heykelinin yeniden yapılmasını gerçekleştirmektir. İnançlarına göre bu heykelin direği (gövdesi) Mescid-i Aksâ’nın temelinde bulunmaktadır.
Bu adam şu sözleri söylemiştir: “Mescid-i Aksa, bizim mülkümüz olan kutsallar kutsalı heykelimizin üzerinde durmaktadır.”
Yahudiler bu inançlarını Filistin’in işgalinden az sonra tekrarlayıp dururlardı.
1967 Eylül’ündeki Kudüs’ün Yahudilerce alınması felâketinden sonra İsrail ordusunda haham olarak bulunan yüzsüz işgal kuvvetlerinin gücü ile Mescid-i Aksâ’da bulunan şerefli kayanın yanma sokularak Yahudi usulü üzere dua ve ibadet etmeye başladı. Bu davranışı ile 1926 yılında Yahudi Ansiklopedisinde söylenen Siyonist güveni dile getirmek istiyordu. Adı geçen kaynakta şöyle deniyordu: “Yahudiler güç ve söz birliği edip Kudüs’ü almak istemektedir. Yahudiler burada heykellerini yeniden dikecek ve saltanatlarını kuracaklardır.”
Kudüs’teki şerefli kayanın üzerindeki kubbe şahane bir İslâm mi-marisidir. Bu kubbeyi Emevi halifesi Abd’ul-Melik b. Mervan yaptırmıştır. Kubbenin yapımı yedi yıl sürmüştür.
Hicri 927 yılında vefat eden Kâdî Mücir’ud-Din Hanbelî bu kubbenin nasıl yapıldığını El-Üns’ül Celîl bi Târih’il-Kudsi ve’UHalil isimli kitabında anlatmaktadır.
Kâdi Mücir’üd-Dîn diyor ki:
Abd’ul-Melik b. Mervan Kudüs’e gelince şerefli kaya üzerine bir kubbe yapılmasını emretmeyi düşündü. Bu maksatla diğer şehirlerde bulunan tüm valilerine bu maksadını açıklayan, mübarek kayanın bulunduğu yere, müslümanlan sıcak ve soğuktan koruyacak bir kubbe ile birlikte bir mescid yaptırmak istediğini bildiren mektuplar gönderdi.
Abd’ul-Melik halkın görüşünü almadan bu düşüncesini uygulamaktan hoşlanmamıştı. Bunun için gönderdiği mektuplarda bu konuda fikri olanların kendisine ne düşündüklerini bildirmelerini istedi.
Çeşitli yerlerden, aynen Abd’ul-Melik gibi düşünüldüğünü, bunun iyi bir şey olacağını, inşaallah bu kubbe ve mescidin tamamlanmasının kendisine nasib olmasını ve böyle bir şeyin hem halife hem de geçmişler için değerli bir hatıra olacağını bildiren mektuplar geldi.
Abd’ul-Melik inşaat için yüklü bir para ayırdı. Söylendiğine göre bu para yıllarca Mısır’dan alınan vergiler idi. Buradan elde edilen altmlar(dan bir kısmın)ın kubbenin üzerine konulmasını isteyerek onları doğu tarafındaki kayanın önünde bulunan kubbenin üerine koydurdu. Önce kubbenin yapılmasını istedi, sonra (altınları) toplu halde kubbenin üzerine doldurttu.
Answers ( 2 )
Yahudiler öncekileri nesilleri de şimdiki nesilleri de bozgunculuk çıkartmak için var olan bir millettir. İslam’a zarar vermekten başka bir amaçları yoktur. Genelde müslümanlara özel de ise Filistin halkına zulüm içerisinde bulunmuşlardır. İslam eserlerine yapmış oldukları saldırılar da ise İslam’a ait bişey bırakmamak ve süre gelen adetlerini devam ettirmek istemeleridir. O da bozgunculuk ve fitne çıkartmaktır.
Yahudilerin Filistin ve Sina’daki İslam Eserlerine Olan Düşmanlıkları
Yahudilerin, özellikle İsrail devleti kurulduktan sonra Filistin ve Sina Yarımadası’ndaki İslâmî mirasa yönelik bazı uygulamaları, tarihî ve kültürel açıdan önemli tartışmalara yol açmıştır. Bu düşmanlıkların temelinde tarihî, ideolojik, milliyetçi ve dinî motivasyonların olduğu görülmektedir.
1. Filistin’deki İslam Eserlerine Yönelik Tutumlar
a. Mescid-i Aksâ ve Kudüs’teki İslamî Miras
Mescid-i Aksâ, Müslümanlar için kutsal üç mescidden biridir. İsrail yönetimi altında bu bölge sürekli denetim altında tutulmuş, zaman zaman baskınlara uğramış ve Müslümanların ibadet özgürlüğü kısıtlanmıştır.
Yahudi yerleşimciler ve fanatik gruplar, Aksâ çevresinde provokatif yürüyüşler yapmış, bazen içeri zorla girmeye çalışmışlardır.
Sürekli kazılar yapılarak, Mescid-i Aksâ’nın altı oyulmuş, bu da yapının fiziksel güvenliğini tehlikeye atmıştır. Bu kazıların “Süleyman Mabedi’ni” arama bahanesiyle yapıldığı iddia edilmiştir.
b. Tarihi Mezarlık ve Medreselerin Yok Edilmesi
Osmanlı döneminden kalma mezarlıklar, medreseler, hanlar ve camilerin bazıları kasten tahrip edilmiştir.
Kudüs’teki Mamilla Müslüman Mezarlığı üzerine alışveriş merkezi yapılması gibi olaylar, İslamî mirasa saygısızlık olarak değerlendirilmiştir.
c. İsim Değişiklikleri ve Kültürel Asimilasyon
Filistin’deki birçok İslamî yerleşim bölgesinin isimleri İbraniceleştirilmiş, Arapça isimler resmi kayıtlardan silinmiştir.
Bu uygulamalar, kültürel ve tarihî hafızanın silinmesi olarak yorumlanmaktadır.
2. Sina Yarımadası’ndaki İslam Eserlerine Zarar
Sina Yarımadası, İsrail tarafından 1967 yılında Altı Gün Savaşı sırasında işgal edildi ve 1982’ye kadar İsrail kontrolünde kaldı. Bu süreçte:
a. İslamî Yapılara Saygısızlık
Camiler, karargâh veya depo olarak kullanılmış, bir kısmı tamamen yıkılmıştır.
Mezar ve türbelerin tahrip edildiğine dair Mısır kaynaklı iddialar mevcuttur.
b. Askerî Amaçlı Kullanım
Bazı kutsal mekanlar askerî amaçlarla kullanılmış, bölgedeki dini dengenin bozulmasına yol açmıştır.
3. Bu Düşmanlığın Nedenleri
Siyonist İdeoloji: İsrail devletinin kuruluş felsefesi, Yahudi milletinin “tarihi topraklarına dönüşü” üzerine kuruludur. Bu anlayış, diğer din ve kültürlerin mirasına hoşgörüsüz davranılmasına neden olmuştur.
Tarihî Rövanşizm: Bazı Yahudi çevreler, geçmişte Müslümanlar tarafından yönetilen topraklarda Yahudilerin maruz kaldığı mağduriyetlerin “intikamını” alma duygusuyla hareket etmiş olabilir.
Demografik ve Kültürel Dönüştürme: Filistin’in Yahudi kimliğiyle özdeşleşmesini sağlamak için Müslüman varlığının silinmesi amaçlanmış olabilir.
4. Uluslararası Tepkiler ve Koruma Çabaları
UNESCO gibi kurumlar, Mescid-i Aksâ ve çevresinin statüsünü korumaya çalışmış, İsrail’in uygulamalarına karşı birçok kınama kararı almıştır.
Müslüman ülkeler ve çeşitli sivil toplum kuruluşları, İslamî mirasın korunması için çağrılarda bulunmuş, ama somut sonuçlar çoğunlukla sınırlı kalmıştır.
Sonuç
Yahudilerin (daha doğrusu İsrail devleti ve bazı aşırı grupların) Filistin ve Sina’daki İslâm eserlerine yönelik tutumları, sadece fizikî bir yıkım değil; aynı zamanda tarihî, kültürel ve kimliksel bir yok etme çabası olarak da değerlendirilebilir. Bu durum, bölgedeki gerilimleri derinleştirirken, İslam dünyasının ortak mirasına sahip çıkma bilincini de yeniden canlandırmaktadır.
İstersen bu metni makale, deneme ya da konuşma formatında geliştirebilirim.