Paylaş
Peygamberler ve salihler ile tevessül
Question
Nebiler Ve Salihler ile Tevessül

İbnulCezeri’nin: “Nebiler ve Salihler ile tevessülde bulunarak dua eder.” Sözü hakkında şöyle derim: Tirmizi’nin hasen sahih garip diyerek, Nesai, İbnMace, İbn Huzeyme Sahihinde, Hâkim, Buhari ve Müslim’in şartlarına göre sahihtir diyerek Osman bin Huneyf (r.anhu)’dan rivayet et tikleri şu hadis nebilerle tevessüldendir: Osman bin Huneyf (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Gözleri görmeyen bir adam Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e geldi ve:
Allah’ın gözümün açması için bana dua et dedi. Rasulullah (s.a.v)’de: İstersen dua edeyim ama sabretmen senin için daha hayırlıdır’ buyurdu. Adam:
Dua et dedi ve Gözlerinin görmemesinin kendisine çok ağır geldiğini söyledi. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ona güzelce abdest almasını, iki rekât namaz kılmasını ve şu dua ile dua etmesini emretti:
اللهم إني أسألك وأتوجه إليك بنبيك محمد نبي الرحمة، إني توجهت بك إلى ربي في حاجتي هذه لتقضى لي، اللهم فشفعه في
“Allah’ım! Şüphesiz ki ben Senden istiyorum ve rahmet Nebisi olan, Nebi’n Muhammed ile Sana yöneliyorum. Kuşkusuz ki ben bu ihtiyacım için senin ile Rabbime yöneliyorum. Allah’ım! Nebini bana şefaatçi kıl buyurdu.”
Salihler ile tevessüle gelince sahih hadiste geldiği üzere sahabeler Pey gamber (s.a.v)’in amcası Abbas (r.anhu) ile yağmur duasına çıkmışlardır ve Ömer (r.anhu) şöyle demiştir:”Allahım peygamberimizin amcası ile sana tevessül ediyoruz.” [yani peygamberin amcasını vesile kılarak yağmuru istiyoruz]
İbnulCezeri’nin “dua ederken kısık sesle dua etmesi gerekir.” Sözü hakkında şöyle derim. Bu adab Buhari ve Müslim ve diğer âlimlerin ki taplarında, Ebu Musa el Eşari (r.anhu)’dan rivayet ettikleri şu hadiste yer alır» Ey insanlar! Nefislerinize yumuşak davranın (sesinizi yükseltmeyin) Çünkü sizler sağırı ve gaibe dua etmiyorsunuz.”
İbnulCezeri’nin “günahlarını itiraf ederek dua eder” sözü hakkında şöyle derim. Duada bunun yapılması, Müslim’in Ali (r.anhu)’dan rivayet ettiği şu hadiste yer alır: “[Ey Rabbim]Nefsime zulmettim ve günahlarımı itiraf ettim günahlarımın hepsini bağışla.”
İbnulCezeri’nin “Duaya önce kendi nefsiyle başlar” sözü hakkında şöyle derim: Bunu söylemsinin sebebi kişinin dua ederken önce kendi nef sinden başlaması gerektiğini bildiren sarih hadislerden dolayıdır. Tirmizi, İbn Ömer (r.anhuma)’dan hasen sahih garip diyerek rivayet ettiği şu hadisi şerifte: İbn Ömer (r.anhuma) şöyle der: “Rasulullah (s.a.v) bir kimseyi hatırlayıp o kişiye dua ettiği zaman önce kendisinden başlardı.”
İbnulCezeri’nin “Şayet dua eden kişi imam [devlet başkanı] ise dua da sadece kendisine dua etmez.”I Sözü hakkında şöyle derim: Bu adap Tirmizi’nin rivayet edip hasen olduğunu söylediği şu hadiste yer alır: “Bir topluluğa imam olan kimse sadece kendisi için dua edip de onlara dua etmezlik yapmasın. Böyle yaptığı takdirde onlara ihanet etmiş olur.” Bu hadisi Tirmizi dışında başkaları da rivayet etmiştir.
İbnulCezeri’nin “Talebini azimli, rağbetli, ciddi ve çabalar bir şekilde ister.” Sözü hakkında şöyle derim. Bu adap, Buhari ve diğer alimlerin, Ebu Hureyre (r.anhu)’dan rivayet ettikleri şu hadiste yer alır: “Sizden biriniz dua ederken: Allahım! Dilersen beni bağışla; dilersen bana merhamet et, dilersen bana rızık ver demesin. Dilediğini kesin [azimli] bir dille istesin. Çünkü Allah’ı zorlayan hiçbir kuvvet yoktur.” Müslim rivayetinde şu la fızlar yer alır: “Lâkin isteğini kesinleştirsin ve rağbetini (isteğini] büyült sün. Çünkü Allah’a verdiği hiç bir şey büyük gelmez.”
İbnulCezeri’nin “Dua ettiği esnada kalbinide hazır bulundurur. [yap- tığı duanın şuurunda olur] Duasında, Allah (azze ve celle)’nin icabet edeceğine dair güzel umut besler.” Sözü hakkında şöyle derim: Bu adap Ahmed’in Abdullah bin Amr (r.anhuma)’dan hasenisnadla rivayet ettiği hadiste yer alır: “Kalpler, kaplardır kimi kalpler diğerlerinden daha anlayışlı [daha büyük], içine daha çok şey alır. Ey insanlar Allah’tan bir şey istediğiniz zaman, kabul edileceğine inanarak{yakin ile) isteyiniz. Zira Allah (c.c) gönülden gelmeyen gaflet içinde bir kalbin dışından çıkan duayı kabul etmez.”
Aynı şekilde Tirmizi ve Hâkim, Ebu Hureyre (r.anhu)’dan bu hadisi rivayet ettiler. Hâkim isnadı müstakimdir dedi. Bu rivayetin isnadında Salih el Meri tek kalmıştır oda Basra’nın zahidlerindendir. Münziri ise Salih el Meri’nin zühdünde şüphe yoktur ama Ebu Davud ve Nesai onu terk etmiştir [ondan rivayette bulunmamıştır) dedi.
İbnulCezeri’nin “duasını tekrar eder, duasında israrcı bir şekilde yal varır.” Sözü hakkında şöyle derim. Bu adap, Aişe (r.anha)’dan rivayet edilerek sabit olan şu hadiste yer alır: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: ” Allah (azze ve celle) duada yalvaranları [1 star edenleri] sever.” Bu hadisi İbnAdiyin Kamil adlı eserinde Beyhaki’ninŞuabul İman adlı eserinde Aişe (r.anha)’dan rivayet etmişlerdir. Müslim ise sahihinde şu hadisi rivayet etmiştir: “Rasulullah (s.a.v) dua ettiği zaman üç kere tekrarlardı”
İbnulCezeri’nin “Günah bir şey için, akrabalık bağını kesmek için dua etmez” sözü hakkında şöyle derim: Bu adap, Müslim ve diğer âlimlerin, Ebu Hureyre (r.anhu)’dan rivayet ettikleri şu hadiste yer alır: “Kula, günah veya akrabalık bağını kesme duasında bulunmadıkça icabet olunur.”
Ve aynı şekilde Ahmed, Bezzar ve Ebu Ya’la, Ebu Said el Hudri (r.an- hu)’dan şu hadisi rivayet etmişlerdir: “Hiçbir müslüman olmasın ki, Al lah’a içinde günah veya akrabalık bağını kesmenin olmadığı bir dua etme sin ki muhakkak ki Allah o duasına şu üç şekilden birisiyle karşılık verir [icabet eder]: Ya kulun ettiği duayı acil bir şekilde kabul eder veya duasını o kişi için ahiret gününe saklar [orada verir] veya o dua sebebiyle duanın misli bir kötülüğü o kişiden uzaklaştırır.”
Münziri ise bu hadis ceyyid isnatlarla rivayet edilmiştir dedi. Bu hadi si, Hâkim’de rivayet ederek, isnadının sahih olduğunu söylemiştir.
İbnulCezeri’nin “olmuş bitmiş bir iş için dua etmez” sözü hakkında şöyle derim: Bunu duanın adabından saymasının sebebi; bir şey olduktan sonra artık duanın o şey için bir faydası yoktur. Müslim ve Nesai, Ümmü Habibe (r.anha)’dan buna işaret eden şu hadisi rivayet etmişlerdir: “Allahim! Bana zevcim Rasulullah (s.a.v) Ebu Süfyan ve kardeşim Muaviye ile fayda ver, dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v) ona:”Allah ertelediği hiçbir şeyi öne alıcak değildir” dedi.
İbnulCezeri’nin “veya mümkün olmayan bir şey için dua etmez.”
Sözü hakkında şöyle derim: Olması mümkün olmayan bir şey hakkında dua etmek duada haddi aşmak olduğundan ve Allah (azze ve celle) kuranı
kerimde duada haddi aşmadan nehyettiğinden dolayı bu hususa dikkat etmekte duanın adạplarındandır. Allah (azze ve celle) şöyle buyuruyor: “Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Biliniz ki O, haddi aşanları sevmez. (Araf 7,/55) Buhari, İbn Abbas (r.anhuma)’dan muallak olarak (O, haddi aşanları sevmez) ayetini tefsirini şöyle rivayet etmiştir: “Allah, Duada ve dua dışında haddi aşanları sevmez.”
Ebu Davud, İbnMace ve İbnHibban’da ‘Sahih’ adlı kitabında, Abdul lah bin Ma’kil (r.anhu)’dan şunu rivayet etmişlerdir: Abdullah bin Ma’kil oğlunun: “Allah’ım, Cennete girdiğimde sağ tarafındaki beyaz köşkü senden isterim” diye dua ettiğini işitince: “Oğlum, Allah’tan Cenneti iste ve ateşten O’na sığın. Çünkü Ben Allah’ın Resulünden (s.a.v) şöyle buyurdu ğunu işittim: “İleride bu ümmeten bir topluluk gelecek, duada ve temizlik te haddi aşacaklar.”
İbnulCezeri’nin “Duasında geniş olanı [Allahın rahmetini) daraltma ması (sadece kendisinin olmasını isteyerek] gerekir.” Sözüne gelince şöy le derim: Bunun duanın adapları arasında sayılmasının sebebi Rasulullah (s.a.v)’in bedevinin şöyle dua ettiğini işitince:» Allah’ım, bana ve Muhammed’e rahmet et. Başka da kimseye rahmet etme.»
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Sen geniş olanı [Allah’ın rahmetini] daralttın.” Bu hadis Ebu Hureyre’den (r.anhu) sahih olarak rivayet edilmiştir.
İbnulCezeri’nin “Hacetinin tamamını ister.” Sözü hakkında şöyle de rim: Bunun duanın adaplarında sayılmasının sebebi, Tirmizi’ninEnes’den (r.anhu) rivayet ettiği şu hadisten dolayıdır: Rasulullah (s.a.v) şöyle bu yurdu: “Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin, hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar istesin.” Bu hadisi aynı şekilde İbnHibban’da rivayet etmiştir.
İbnulCezeri’nin “Ve dua bittiğinde dua eden kişide, işitenlerde duaya âmin derler.” Sözü hakkında şöyle derim: Duanın bitiminde âmin demek Allah’dan (azze ve celle) duaya icabeti ve gerçekleşmesini talep etmek manasındadır. Amin lafzı önceden geçen duayı tekid ve duayı tekrardır. Nebi (s.a.v) duanın sonunda âmin demeye, Ebu Davud’un rivayet ettiği
şu hadiste bizi irşad etmiştir. Nebi (s.a.v) dua eden bir adam işitince şöyle dedi: “Şayet duasını âmin diyerek tamamlarsa [istediği şey) vacip olur.” Aynı şekilde Hâkim, Ümmü Seleme ‘den (r.anha) sahih isnad olduğunu söyleyerek şunu rivayet etmiştir: Nebi (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bir kavim toplanıp bir kısmı dua edip diğerleri âmin derse Allah muhakkak ki duala rina icabet eder.”
İbnulCezeri’nin “Dua bittikten sonra ellerini yüzüne sürer.” Sözü hakkında şöyle derim: Elleri dua bitiminde yüze sürmenin duanın adap larından saymasının sebebi, Ahmed ve Ebu Davud ‘un Malik bin Yesar (r.anhu)’dan rivayet ettikleri şu hadistir: “Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah’tan istediğiniz (dua ettiğiniz) zaman, avuçlarınızın içiyle isteyiniz, dışıyla istemeyiniz. Duayı bitirdiğiniz zaman avuçlarınızı yüzlerinize sü- rün.” Aynı şekilde bu hadisi, Tirmizi, İbnHibban, İbnMace ve Hâkim Malik bin Yesar’dan (r.anhu) rivayet etmişlerdir. Bu hadisi aynı şekilde Tirmizi ve Hâkim, Ömer (r.anhu)’dan rivayet etmiştir.
IbnulCezeri’nin “Yaptığı dua hususunda aceleci olmaz veya dua ettim icabet edilmedi demez.” Sözü hakkında şöyle derim: Duanın edeplerinden olan bu husus, Buhari ve Müslim’in Ebu Hureyre (r.anhu)’dan rivayet et tikleri şu hadiste yer alır: “Sizden biriniz, dua ettim duama icabet olunmadı deyip acele etmediği müddetçe duasına icabet olunur.”
Ahmed ve Ebu Ya’la, sahih hadis rivayet eden raviler ile Enes (r.an- hu)’dan şu hadisi rivayet ettiler: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kul acele etmediği müddetçe hayır üzere devam eder. Bunun üzerine Ashab Ey AllahınRasulü! Kul nasıl acele eder? Diye sordular. Rasulullah (s.a.v) şöyle cevap verdi: “Allah’a dua ettim duama icabet etmedi’ diyerek aceleci davranır diye cevap verdi.”
Bu hadiste, dua eden kişinin acele etmesi dua edenin şu lafızları kullan ması şeklinde tefsir edilmiştir: “Allah’a dua ettim duama icabet etmedi.”
Kulun rabbinden, duasına hemen icabet etmesini mücerred bir şekilde istemesi, hadiste zikredilen kulun duada aceleci davranmasından değildir. Çünkü Nebi (s.a.v)’den sabit olduğu üzere, istiska duasında Rasulullah(s.a.v) duasına icabetin, ertelenmeksizin acil bir şekilde icabet olunmasıni istemiştir. Musannifin şöyle demesi daha güzel olurdu: “Kul dua ettim icabet olunmadı diyerek aceleci olmamamalı” demesi daha güzel olurdu. Çünkü musannifin kullandığı lafızlarda bir kapalılık vardır.
BENZER KONULAR:
Answer ( 1 )
Tevessül,” İslam’da, bir kişinin Allah’tan bir dileği veya ihtiyacı için aracı olarak Allah’ın sevdiği kimseleri, özellikle peygamberleri ve salihleri anma ve onları vesile kılma anlamına gelir. Bu, Allah’a dua ederken, O’nun katındaki dereceleri yüksek olan kişilerin şefaatine sığınma şekli olarak kabul edilir. Ancak, tevessülün ne şekilde ve hangi koşullarda yapılması gerektiği, farklı mezhepler ve âlimler arasında tartışmalıdır.
Peygamberlerle Tevessül: Peygamberlere olan sevgi ve saygı, İslam’ın temel öğretilerindendir. Bu sebeple, bir kimse Allah’a dua ederken, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in şefaatini veya onun Allah katındaki yüksek derecesini hatırlayarak dua edebilir. Ancak, bu tür bir tevessülün, Peygamber’in canlı olduğu dönemde yapıldığı zaman daha doğrudan bir anlam taşıdığı kabul edilirken, O’nun vefatından sonra yapılan tevessül, bazı İslam mezhepleri ve alimleri tarafından daha çok sembolik olarak görülür.
Salihlerle Tevessül: Salihler, Allah’ın dostları olan, dini hayatta yüksek bir mertebeye ulaşmış kimselerdir. Bazı müslümanlar, salih kişilerin ruhaniyetlerinden faydalanmak amacıyla, onlara dua ederken onları vesile kılarak Allah’a yönelirler. Ancak, burada da dikkat edilmesi gereken husus, bu tevessülün, Allah’tan başkasına ibadet etme, salihlerden yardım dileme veya onların yerine dua etme anlamına gelmemesidir. Yani, kişinin kalben yalnızca Allah’a yönelmesi, salihlerin yalnızca birer aracı, vesile ve şefaatçi olarak görülmesi önemlidir.
Farklı Mezheplerin Yaklaşımları:
Hanefiler ve Şafii Mezhepleri: Genellikle, peygamberlerin ve salihlerin şefaatini Allah’tan istemek ve onlara dua ederken onları vesile kılmak kabul edilebilir. Bununla birlikte, sadece Allah’a yönelmenin daha öncelikli olduğuna vurgu yapılır.
Vahhabi ve Selefi Yaklaşım: Tevessül konusunda daha katı bir duruş sergileyen bu yaklaşım, yalnızca doğrudan Allah’a dua edilmesini ve O’nun dışında hiçbir varlığın vesile kılınmamasını savunur. Bu görüş, peygamberler ve salihlerle tevessülü şirke, yani Allah’a ortak koşmaya götürebileceği endişesiyle reddeder.
Sonuç olarak, tevessül meselesi, kişinin inançlarına ve bağlı olduğu mezhebe göre değişik şekillerde ele alınmaktadır. Her durumda, tevessülün amacı, kişinin kalbinin yalnızca Allah’a yönelmesi, fakat Allah’ın rahmet ve mağfiretini kazanacak derecede yüksek olan kişilerin duasına aracı olarak başvurulmasıdır.