Share
Peygamberimiz’in Hicreti Ve Düşündükleri
Question
Peygamberimiz’in Hicreti

Hicret sözlükte kişinin herhangi bir şeyden lisanen veya kalben ayrılıp uzaklaşması anlamına gelmektedir. İslam’da hicret kavramı ile Hz. Muhammed (s.a.v.) ve arkadaşlarının miladi 622 yılında Mekke’den Medine’ye göç etmeleri kastedilir.[1]
Putperestlerin dayanılmaz işkenceleri ve zulmü karşısında Müslümanlar; can, mal, ırz ve imanlarını kurtarmaktan başka bir şey düşünemez hale gelmişlerdi. Akabe biatleriyle, Medine’ye hicretin, Medine’de oluşacak örnek bir İslam toplumu modelinin temelleri atılmıştı. Hicrete izin veren ayette: “Ey İman edenler! Şüphesiz ki benim arzım geniştir. O halde, ancak bana kulluk edin.”[2] Diğer bir ayette de :“Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de bulur.”[3] buyrulmaktadır.
Asıl hicret her türlü çirkin ortamı, hata ve kusurlarımızı terk ederek Allah’a yakınlaşabilmek ve O’nun nezdinde en üst makama ulaşabilmeyi hedeflemektir. Bu bağlamda Hz. Peygamberimizden rivayet edilen hadislerde şöyle buyurulur: “Hakiki muhacir hata ve günahları terk eden kimsedir.” [4] Yine kendisine hicretin en faziletlisinin hangisinin olduğu sorulduğunda ise; “Rabbinin hoşlanmadığı şeyleri terk etmendir.”[5] diye cevaplamışlardır.
Hicret hadisesi başından sonuna kadar birçok mesaj veren husus içermektedir. Peygamberimiz (s.a.v.) hicret etme telaşı içerisinde iken bile kendisine emanet edilen malların sahiplerine teslimi için Hz. Ali’yi görevlendirmiş ve emanete riayetin ne kadar önemli olduğunu bizlere göstermiştir.
Hicret yolunu belirlerken önemli bir feraset örneği sergilemiş ve müşrikler mağaranın kapısına dayandıklarında ise arkadaşı Hz. Ebubekir (r.a.)’ ın endişelenmesi üzerine (üzülme Allah bizimle beraberdir) diyerek ne kadar tevekkül ve teslimiyet sahibi olduğunu da ortaya koymuştur.
Sosyal hayatta öncelikleri belirlemede takip ettiği metot da dikkat çekicidir. Hicret yolundaki yoğunluk ve yoruculuğa rağmen ilk fırsatta Kuba’da konakladığı esnada Kuba Mescidini inşa etmiştir. Medine’ye ulaşır ulaşmaz Mescid-i Nebevi’yi, ardından da belki ilk yatılı okul diyebileceğimiz Ashab-ı Suffeyi inşa etmesi manidardır.
Mekke’den hicret eden Muhacirler ile onlara kucak açan Medineli Ensar’ı kardeş ilan ederek dünyada eşi görülmemiş bir kardeşlik anlayışını ortaya koymuştur. Toplumsal uzlaşma ve barışın hedeflendiği, çeşitli din ve ırkların birlikte sorumluluk içinde yaşamasını öngören eşsiz proje olan Medine Sözleşmesini yapması ve uygulamaya koyması son derece önemlidir.
Bizler de hicretten anladıklamızı hayata yansıtmalıyız. Geçmişin muhasebesini ve geleceğimizin tasarımını Kuran ve sünnetin rehberliğinde aklımızı kullanarak gerçekleştirmeliyiz. Cehaleti, batılı, şirki, zulmü, bid’at ve hurafeleri, dar düşünmeyi, acizliği, zilleti, haramları terk edip bilgiye hakka, adalete, tevhide, ilahi bilgiye geniş ve ileri düşünceye, asalete, izzete ve helal kazanca yani Allah ve resulünün razı olmayacağı şeylerden onların rızasına hicret edebilmeliyiz. Çağımızın önümüze koyduğu yığınla problemi çözmek ve geleceğe umutla bakabilmek için buna mecburuz.
[1] İslam Ans,17,460, Dini Kav. Sözlüğü, 256.
[2] Ankebut,56.
[3] Nisa,100.
[4] İbni Mace, Sünen,10,141,Had. ,3934.
[5] Ahmed b. Hanbel Müsned, 2,160.
[6] Riyazü’s Salihin Tercemesi 1/ 1
BENZER KONULAR:
Answers ( 3 )
Muhammed (sav)’in hayatında büyük bir öneme sahip olan hicret, Müslümanlar için önemli dersler içermektedir. Hz.Muhammed’in Hicret olarak bilinen Mekke’den Medine’ye göçü, İslam tarihinde çok önemli bir olaydır. İşte Peygamberimizin hicretinden çıkarılan bazı düşünceler ve ibretler:
Genel olarak, Hz.Muhammed’in hicreti Müslümanlar için derin dersler içeriyor, onlara zorluklar karşısında sebat etmeleri, adalet ve barış aramaları, birlik ve kardeşliği geliştirmeleri, yeni koşullara uyum sağlamaları ve ilahi rehberliğe güvenmeleri için ilham veriyor. Peygamber’in misyonuna olan sarsılmaz bağlılığının bir hatırlatıcısı olarak hizmet eder ve Müslümanların zorlukların üstesinden gelmeleri ve adil ve merhametli bir toplum için çaba göstermeleri için bir plan sağlar.
Hz. Muhammed (sav)’in hayatında büyük bir öneme sahip olan hicret, Müslümanlar için önemli dersler içermektedir. Hz.Muhammed’in Hicret olarak bilinen Mekke’den Medine’ye göçü, İslam tarihinde çok önemli bir olaydır. İşte Peygamberimizin hicretinden çıkarılan bazı düşünceler ve ibretler:
Genel olarak, Hz.Muhammed’in hicreti Müslümanlar için derin dersler içeriyor, onlara zorluklar karşısında sebat etmeleri, adalet ve barış aramaları, birlik ve kardeşliği geliştirmeleri, yeni koşullara uyum sağlamaları ve ilahi rehberliğe güvenmeleri için ilham veriyor. Peygamber’in misyonuna olan sarsılmaz bağlılığının bir hatırlatıcısı olarak hizmet eder ve Müslümanların zorlukların üstesinden gelmeleri ve adil ve merhametli bir toplum için çaba göstermeleri için bir plan sağlar.
Peygamber Efendimiz (sav)’in Hicreti, İslam tarihindeki en önemli olaylardan biridir. Hicret, hem dini hem de siyasi açıdan büyük bir dönüm noktasıdır. Peygamberimiz, Mekke’deki zulüm ve baskılardan kaçmak zorunda kaldığında, 622 yılında Medine’ye hicret etti. Bu olay, İslam takviminin de başlangıcını oluşturur.
Peygamber Efendimizin Hicret Öncesindeki Durumu ve Düşündükleri
Peygamber Efendimiz’in Mekke’de yaşadığı dönem, büyük bir zorluklar ve sıkıntılarla geçti. Mekke’deki müşrikler, İslam’a karşı büyük bir direniş içindeydiler ve Müslümanlara sürekli baskı yapıyorlardı. Ancak Peygamber Efendimiz, sabır ve metanetle bu zorluklara göğüs gerdi.
Mekke’deki zulüm arttıkça, Peygamberimiz, Allah’ın izniyle farklı çözüm yolları aramaya başladı. Hicretin gerçekleşmesi için çeşitli işaretler ve ilahi yönlendirmeler aldı. Bu süreçte, başta Ebu Bekir (ra) olmak üzere, sahabelerinin yardımları da çok önemliydi.
Hicretin Sebepleri
Zulüm ve Baskılar: Müşrikler, Peygamber Efendimiz’e ve onun takipçilerine sürekli işkenceler yapıyor, sosyal ve ekonomik baskılar kuruyorlardı. İslam’ın yayılmasına karşı ciddi bir direniş vardı. Bu durum, Peygamber Efendimizin bir çıkış yolu aramasına sebep oldu.
Medine’den Gelen Davet: Medineli bazı insanlar, Peygamberimizi ve İslam’ı kabul etmişti ve Peygamberimizden Medine’ye gelmesini istemişlerdi. Bu davet, Peygamberimizin Medine’ye hicret etme kararını destekledi.
İslam’ın Yayılması İçin Yeni Bir Zemin Arayışı: Peygamber Efendimiz, Mekke’deki zulüm ve engeller karşısında İslam’ı daha geniş bir alanda özgürce yayabilmek için yeni bir yer arayışındaydı. Medine, İslam’ın yayılabilmesi için ideal bir yerdi.
Peygamber Efendimizin Hicreti Esnasında Düşündükleri
Hicretin başlangıcında, Peygamber Efendimizin aklında bir dizi düşünce ve duygular vardı:
İslam’ın Geleceği: Peygamberimiz, Medine’ye hicret ederek İslam’ın geleceğini güvence altına almayı hedeflemişti. Mekke’de karşılaştığı zorluklar, onu İslam’ı yaymak için daha uygun bir yer bulmaya sevk etmişti.
Ebu Bekir’le Olan Bağ: Hicretin başında, Peygamber Efendimiz ve Ebu Bekir (ra) arasında güçlü bir dostluk ve güven vardı. Ebu Bekir’in, onunla birlikte hicret etmeyi istemesi, Peygamberimiz için büyük bir moral kaynağıydı. İslam tarihinde Ebu Bekir’in bu destekleyici rolü çok önemli olmuştur.
Allah’a Güven: Peygamberimiz, hicretin çok riskli bir hareket olduğunu biliyordu, ancak her şeyin Allah’ın izniyle olacağına olan inancı tamdı. Bu inanç, ona büyük bir cesaret vermiştir.
Zorluklar ve Tehlikeler: Hicret, yalnızca fiziksel değil, manevi açıdan da büyük bir yolculuktu. Peygamber Efendimiz, Mekke’deki ailesini, dostlarını ve eşyalarını geride bırakıyordu. Ancak bu fedakârlık, İslam’ın zaferi için önemli bir adımdı.
Hicretin Sonuçları ve Önemi
Peygamber Efendimizin Hicreti, sadece bir göç değil, aynı zamanda İslam’ın toplum düzeni ve devlet anlayışının temellerinin atıldığı bir olaydı. Medine’de, Peygamberimiz İslam toplumunu kurarak, İslam’ın temel ilkelerini daha geniş bir şekilde uygulamaya başladı. Medine Sözleşmesi, halklar arası barışı sağlayan ve İslam devletinin ilk anayasası niteliğindeydi.
Hicretin, İslam’ın yayılmasında ve Medine’deki İslam toplumunun inşasında oynadığı rol çok büyüktür. Ayrıca, Peygamber Efendimizin Mekke’deki sıkıntılarından sonra Medine’de elde ettiği başarılar, ona olan güveni arttırmış ve İslam’a katılım daha da artmıştır.
Bu olay, aynı zamanda bir inanç, azim ve sabır örneği olarak günümüze kadar ulaşmış ve İslam toplumlarında büyük bir manevi değere sahiptir.