Paylaş
Hicretle ile Göç Arasındaki Fark Nedir
Question
Hicretle, Tehcir (Göç) Arasındaki Fark Nedir?

SORU: Geçmişteki müslümanların hicretiyle, bugünkü göçler arasında benzer yönler var mıdır? Yani bugünkü göçler hicret sayılır mı?
CEVAP: Hicret, İslâm davasında en büyük tarihi hadisedir. Çünkü o insanların elinden tutup doğru yola ileten en büyük ve en bariz bir değişim olayıdır. Öyle doğru bir yola ki yer ve göğün kendisine ait olduğu yüce Allah’ın yolu. Her şey nihayetinde Allah’a varacaktır. Hicretin asıl manası bir yerden bir yere intikal etmektir. Bu intikal bazen isteyerek, bazen de mecburi olur. Bu da katı ve şiddetli çevrenin etkisiyle olur. Böylelikle insan bir tehlikeyi defetmek, bir işi yerine getirmek veyahut yapılması gereken bir şeyi yapmak için hicret etmeye mecbur olur. İslâm tarihinde hicret bu son kısma girer. Çünkü Mekke’nin şartları, İslâm daveti için uygun bir hale gelmedi. Şirk ve küfür müslümanların üstüne çullandı. İns şeytanları ehl-i iman ve yakîne hücum ettiler. Sağda ve solda onlar için tuzak hazırladılar. O zaman belli bir süreye kadar hicret etmek gerekli oldu. Daha sonra muhacirler zaferi ve fethi gerçekleştirmek için geri döneceklerdi.
Allah’ın yardımı ve zafer gelip de insanların bölük bölük Allah’ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit rabbine hamdederek Onu teşbih et. Ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr suresi/1-3)
Bu geçmişteki hicret, günümüzdeki tehciri (göçü) hatırlatıyor. Bu göç eden müslümanlar bizim öz kardeşlerimizdirler, onlar bizim için azizdirler. Onlar hayatlarını kendi evlerinde ve şehirlerinde geçiriyor-lardı. Ancak saldırgan düşmanların zulmünden dolayı aziz vatanlarını terketmeye mecbur oldular. Meşakkat ve yorgunluk içinde kaldılar. Onlar inanıyorlar ki bu yorgunluk boşa gitmeyecek. Bir gün gelecek onların yurdu hürriyetirie kavuşacaktır. Onlar da o vatanda hür olarak yaşayacaklar. Birgün düşmanın izi silinecek. Gâsıplar da biliyorlar ki beldeleri koruyanlar, zillet içinde uyumazlar. İntikam almayı ihmal etmezler. Onların yanında vatanları çok sevgilidir.
Bir gün zafer gelecek mü’minler Allah’ın verdiği zaferle sevineceklerdir. Allah dilediğine zafer verir, O çok aziz ve çok merhametlidir.
Bugün tehcir (göç) savunma, zafer ve cihad için oluyorsa, şüphesiz ki Rasûlullah’ın hicreti de savunma ve cihad için olmuştu. O sadece bir şehirden bir şehire intikal etmek değildi. O büyük bir düşmanlıktan sonra vuku buldu. Diğer yönden de hicret Rasûlullah ve mü’minlerin kazandıkları zaferin başlangıcı oldu. Rasûlullah mü’min-lerle beraber sabır ve tahammül etti. Sonunda Allah’ın apaçık fethi geldi. Allah şöyle buyuruyor:
Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik. Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru bir yola iletir. Ve sana şanlı bir zaferle yardım eder. (Fetih/1-3)
Kur’an-ı Kerim hicretin sırrını, seferberliğe, savunmaya, malı Allah yolunda harcamaya ve hak yolunda gerekirse can vermeye bağlıyor. Allah tevbe suresinde şöyle buyuruyor:
Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda savaşa çıkın” denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz. Dünya hayatını ahire-te tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır.
Eğer (gerektiğinde savaşa) çıkmazsanız (Allah) sizi pek elem verici bir azap ile cezalandırır. Ve yerinize sizden başka bir kavim getirir. Siz (savaşa çıkmamakla) O’na hiç bir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.
Eğer siz ona (Rasûlullah1 a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir. Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebubekir ile birlikte Mekke’den) çıkarmışlardı. Hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına, “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir” diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükunet sağlayan) emniyetini indirdi. Onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi. Ve kâfir olanların sözünü alçalttı. Allah’ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir. (Ey mü’minler!) Gerek hafif gerek ağırlıklı olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” (Tevbe/38-41)
İlk muhacirler Medine’ye iner inmez, kendilerini evlerinde hissettiler, kolaylıkla, ikram ve izzetle karşılaştılar. Ensar onlara ikramda bulundular. Onlan, yeme, içme, elbise ve eşyada ortak kıldılar. Ensar muhacirlere yaptıkları yardımla tarihi numune oldular. Bugün göçe mecbur bırakılan din kardeşlerimizi de böyle karşılamamız gerekiyor. Onlar tehcir (göç) yükünü taşıyorlardır. Allah’a hamd olsun ki bizler yur-dumuzdayız. Bizim ihlasla onların yüklerini yüklenmemiz onlara kefil olmamız gerekir.
Benzeri konular:
- Peygamber Efendimizin Hicret için Medine’yi seçmesinin sebepleri nelerdir?
- Peygamberimizin Hicretinden önce Yesrib şehrindeki dinî hayat hakkında
- İslam tarihindeki Hicret olayı hakkında neler biliyorsunuz?
- Şirk, müşrik, tevhit, Hicret, muhacir, ensar, sahabe, suffe kavramlarının anlamları
- İnsanları bulundukları yerden Hicret (göç) etmeye yönelten sebepler neler olabilir?
- Tümünü görüntüle.
Answers ( 2 )
Bugün tehcir (göç) savunma, zafer ve cihad için oluyorsa, şüphesiz ki Rasûlullah’ın hicreti de savunma ve cihad için olmuştu. O sadece bir şehirden bir şehire intikal etmek değildi. O büyük bir düşmanlıktan sonra vuku buldu. Diğer yönden de hicret Rasûlullah ve mü’minlerin kazandıkları zaferin başlangıcı oldu. Rasûlullah mü’min-lerle beraber sabır ve tahammül etti. Sonunda Allah’ın apaçık fethi geldi. Allah şöyle buyuruyor:
Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik. Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru bir yola iletir. Ve sana şanlı bir zaferle yardım eder. (Fetih/1-3)
Hicret ve göç (tehcir) kelimeleri, her ikisi de insanların bir yerden başka bir yere hareketini ifade etse de, anlam ve bağlam açısından farklıdır. İşte bu iki terim arasındaki farklar:
1. Hicret
Dinî ve Tarihî Bir Anlamı Vardır: Hicret, özellikle İslam tarihine ait bir terimdir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in, Mekke’den Medine’ye yaptığı göç, İslam takvimine göre (Hicri takvim) zamanın başlangıcı kabul edilmiştir.
Gönüllü Bir Hareket: Hicret, insanın kendi iradesiyle, inançlarını yaşamak veya daha iyi bir yaşam sürmek için yaptığı bir göçtür. Müslümanlar için Mekke’deki zulümden kaçmak ve özgürce inançlarını yaşamak amacıyla Medine’ye hicret etmişlerdir.
Toplumsal ve Manevi Sebepler: Hicret, genellikle dini, manevi veya özgürlük talepleri gibi içsel ve toplumsal sebeplerle yapılır. Hicretin amacı, yaşanılan yerin dinî, kültürel ya da toplumsal baskılarından kaçmak olabilir.
2. Göç (Tehcir)
Zorla Yapılan Bir Hareket: Göç, genellikle zorlama, tehdit veya baskı yoluyla yapılan bir hareketi ifade eder. Bu tür göçlerde insanlar, bir yerden başka bir yere zorla, bazen yaşamlarını kurtarmak amacıyla gitmek zorunda kalabilirler. Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanan “tehcir” olayı, özellikle 1915’te Ermeni halkına yönelik yapılan zorunlu göçü ifade eder.
Siyasi ve Zorlayıcı Sebepler: Göç, çoğu zaman siyasi, savaş, etnik temizlik veya baskılar gibi dışsal sebeplerle gerçekleşir. İnsanlar, hayatta kalabilmek için bir yerden başka bir yere göç etmek zorunda kalırlar.
Zorunluluk ve Acı: Göç, genellikle bir halkın veya bir grup insanın haklarını kaybetmesi, evlerinden edilmesi ve acı çekmesiyle bağlantılıdır. Göç edilen yer, genellikle istenmeyen bir yer olabilir ve birçok olumsuz şartı beraberinde getirebilir.
Özetle:
Hicret: Gönüllü, manevi, dini ve özgürlük arayışıyla yapılan bir göçtür. Örnek: Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicreti.
Göç (Tehcir): Zorla, siyasi veya askeri baskı ile yapılan, insanların yerlerinden edilerek başka bir yere gönderilmeleridir. Örnek: 1915 Ermeni Tehciri.
Bu iki terim arasındaki en önemli fark, hicretin genellikle bir özgür irade ile, göçün ise genellikle zorla yapılıyor olmasıdır.