Gaşiye Süresindeki Âyetlerin Birbiriyle Uyumu

Question

Gaşiye Süresindeki Âyetlerin Birbiriyle Uyumu

SORU: Kur’an-ı Kerim Gaşiye sûresinde devenin yaratılmasından, göğün yükseltilmesinden, dağların dikilmesinden ve arzın yayılmasından söz eder. Bunların aralarında ne gibi bir münasebet vardır?

CEVAP: Allah Teâlâ Gaşiye sûresinde şöyle buyurur:

Bu insanlar devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı? (Gaşiye/17-20)

İbn Kesir bu âyeter arasındaki anehgi ve uyumu basit bir şekilde anlatmaya çalışmaktadır. îbn Kesir şöyle der:

Allah Teâlâ kullarının kendi azameti ve kudretine delalet eden mahlukatı hakkında düşünmelerini emrederek buyuruyor ki:

Onlar devenin nasıl yaratıldığına bakmazlar mı?

Deve ilginç bir yaratıktır. Tuhaf bir yapısı vardır. Son derece güçlü ve kuvvetlidir. Bununla beraber ağır bir yükü yumuşaklıkla taşır. Zayıf bir sürücüye itaat eder. Eti yenir, tüyünden yararlanılır, sütü içilir. Dikkatlerinin deveye çekilmesinin sebebi, Arabların hayvan olarak genellikle deve bulundurmalarıdır.

Kadı Şureyh şöyle derdi:

Gelin çıkalım ve devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, yani Cenab-ı Hakkın göğü yerden yukarı nasıl kaldırdığına bakalım.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız süslemişiz, bir bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak da yoktur. (Kaf/6)

(Dağların nasıl dikildiğine bakmazlar mı?)

Yani yeryüzünün kendi sakinleriyle birlikte sarsılmaması için dağlar dikilmiş, sabitleştirilmiş ve sağlamlaştırılmıştır. Ve onlarda alabildiğine madenler ve menfaatler yaratılmıştır.

(Yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı?)

Yani yeryüzünün nasıl yayıldığına, uzatıldığına ve düzeltilip hazırlandığına bakmazlar mı? Kur’an, bindikleri deveye, üstlerinde bulunan gökyüzüne, karşılarında duran dağlara ve altlarında bulunan yeryüzüne bakarak yaptığı gözlemlerle bunu yaratan ve yapanın kudretini anlamalarını ve O’nun büyük bir rab, yaratıcı, yönetici ve mâlik olduğu ve O’ndan başka hiç kimsenin ibadete müstehak olmadığı sonucuna varmalarını tenbih etmiştir.

Müfessirler şöyle demişlerdir: Allah Teâlâ cennet ve cehennem ehlinin durumunu anlatınca bu, kâfirlerin tuhafına gitti ve inkar edip yalanladılar. Bunun üzerine Allah Teâlâ onlara kendi sanatım, kudretini, hayvanları, gökyüzünü ve yeryüzünü yarattığı gibi herşeyi yaratmaya muktedir olduğunu hatırlattı. Sonra ilk olarak deveyi zikretti. Çünkü -mesela fili hiç görmedikleri halde- kendilerinde deve çokça bulunurdu. Allah Teâlâ onun yaratılışmdaki büyüklüğe dikkat çekti. Deveyi kendisinden küçük bir varlığa boyun eğdirdi. O küçük varlık deveyi yönetir, onu yere çöktürebilir ve kaldırabilir. Deve yerde çökmüş bir vaziyette iken üzerine ağır bir yük yüklenir ve bu yükle birlikte ayağa kalkabilir. Bu, başka hiçbir hayvanda görülmeyen bir durumdur. Allah Teâlâ insanlara devedeki bu muazzam yapıyı ve ondan çok daha küçük bir varlığın emrine onu nasıl verdiğini gösterir ve bununla kemli birliğine ve kudretinin büyüklüğüne işaret eder.

(Göğün nasıl yükseltildiğine bakmazlar mı?)

Yani bu gökyüzü yerden direksiz olarak yükseltilmiştir. Bir görüşe göre de hiç kimsenin ulaşamıyacağı şekilde yükseltilmiştir, anlamına gelir.

(Dağlara bakmazlar mı, nasıl dikildi?)

Yani bu dağlar yeryüzünün üzerine hiç zail olmayacak şekilde nasıl dikildi? Yeryüzü yayılıp düzeltildiği zaman sallandığı için Allah dağlarla onu sabitledi.

(Yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazla mı?)

Arablar en çok deveyle haşır neşir oldukları için önce deveyi anlattı. Deveyi en iyi tanıyan insanlar Arablardı. Bu hayvan pek çok yönden faydalıdır. Eti yenir, sütü içilir. Taşıma ve binmeye, üzerinde uzak mesafeler katetmeye, susuzluğa, az yeme ve çok yüke sabretmeye elverişlidir. Arabların servetinin büyük bir kısmını develer oluştururdu. Onlar deve üzerinde seyahat ederlerdi. Bu durumda aklına takılan şeyler üzerinde tefekkür eder. Binitine bakar, onu düşünür, sonra bakışlarını gökyüzüne, sonra yeryüzüne çevirir. İşte bütün bunları iyice düşünmeleri emredilmiştir. Çünkü bunlar bağımsız, güçlü bir yaratıcının en açık delilleridir.

İbn Ebi Bekir er-Razi gökyüzü, deve, dağlar ve yeryüzü arasındaki uyumdan da söz eder:

Allah Teâlâ cenneti tasvir edip anlatınca kâfirler anlatılan şeylere hayret ettiler. Allah Teâlâ da onlara dünyadaki gördükleri hayret verici şeyleri hatırlatarak bunlarda şaşılacak bir şey olmadığını ifade etti.

Katade der ki:

Allah Teâlâ cennetteki tahtların yüksekliğini anlatınca kâfirler: “Bu yüksek tahtlara nasıl çıkacağız?” dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu âyeti indirdi:

Devenin nasıl yaratıldığına bakmazlar mı?

Çünkü üzerindeki ağır yükle birlikte çöktüğü yerden ayağa kalkıyor ve o yükü çok uzak yerlere taşıyabiliyor. Üzerine yükü yüklemek için yere çökertiliyor. Sonra da yüküyle birlikte ayağa kalkabiliyor. Yerde yatarken üzerine yük yüklenip de bu yüküyle birlikte ayağa kal-kabilen ondan başka bir hayvan yoktur. Deve, kendisini yönetecek herkesin emrine, itaat edecek şekilde yaratılmıştır. Karaların gemisi olarak yaratılmıştır. On gün, hatta daha fazla susuzluğa tahammül etme sabrı verilmiştir. Çöllerde diğer hayvanların yemediği bütün bitkileri yiyebilecek şekilde yaratılmıştır. Fil, zürafa ve gergedan gibi deveden daha büyük diğer hayvanlardan örnek verilmemiştir. Çünkü Arablar bunlardan hiçbirisini görmemişlerdir ve tanımamaktadırlar. Çünkü deve onların en değerli ve en çok sahip oldukları mallarıydı. Deve onlardan, onlar deveden ayrılmazlardı. Deveyi, gökyüzünü, dağlan ve yeryüzünü Kur’an bir arada zikretmiştir. Zira Arablar vadilerinde ve çöllerinde hep bu şeyleri görmektedirler. Allah Teâlâ onların bakışlarındaki sıralamaya, en çok haşır neşir oldukları ve düşündükleri şeylere göre bir sıralama içinde bu örnekleri zikretmiştir.

 

Dini Soru Cevap

Her soru cevap verilmeye değerdir, yeter ki aynı konu bize sorulmuş olmasın ve kurallara uygun sorulsun. Lütfen soru yollamadan önce aynı konu var mı diye \\\\"ARAMA\" yapınız. Konu altına yazılan sorulara öncelik tanıyoruz.. Bilginize

Takip Et

Answer ( 1 )

  1. Muhammed Samir
    0
    2025-02-19T00:24:15+03:00

    Gaşiye Suresi, Kur’an-ı Kerim’in 88. suresidir ve 26 ayetten oluşur. Bu surede, inkarcıların kötü akıbeti ile müminlerin ödüllerinin anlatıldığı bir tasvir yapılır. Âyetlerin birbiriyle uyumu, Kur’an’daki genel akışa uygun şekilde, karşıtlıklar üzerinden bir mesaj verir: inkarcıların sonu ile inananların kazancı arasındaki fark vurgulanır.

    Gaşiye Suresi’nin önemli bir özelliği, bu karşıtlıkları ele alırken güçlü bir sembolizm ve tasvir kullanmasıdır. Âyetlerin birbiriyle uyumu şöyle özetlenebilir:

    İnkarcıların Durumu (İlk 6 Âyet):

    Gaşiye Suresi, ilk olarak inkârcılara yönelik bir tanımlama yapar. Onlar, kıyamet günü büyük bir sıkıntı içinde olacaklar, bakışları kısıtlanmış, ruh halleri bozuk bir şekilde cezalandırılacaklardır (1-6. ayetler).
    Bu bölümü okurken, inkârın, ahiret günündeki acı ve sıkıntıya yol açacağı mesajı net bir biçimde verilir. Bu tasvir, bir bakıma inkarcılığın sonucunu anlatırken bir uyarıdır.
    İman Edenlerin Durumu (7-16. Âyetler):

    Ardından, iman edenlerin ödülleri anlatılır. Onlar, huzur içinde, Allah’ın rahmetine mazhar olacaklar, en güzel nimetlerle ödüllendirileceklerdir.
    Burada inananların ödülleri, fiziksel ve manevi olarak geniş bir şekilde tasvir edilir; onlar, mutlu, saf, ve iç huzuruna ermiş bir şekilde ödüllendirileceklerdir.
    İnkarcıların ruh halinin bozulduğunun zıddı olarak, inananların ruh hali ve neşe hali yansıtılır.
    Doğa Üzerindeki İşaretler ve Âhiret Gerçeği (17-26. Âyetler):

    Doğadaki işaretler, Allah’ın kudretine dair birer delil olarak sunulur. Bu kısımlar, inkarcıların hâlini düşündüren bir karşıtlık içinde sunulur: Allah’ın varlığını ve kudretini inkâr etmek, hem akıl hem de vicdan açısından bir kayıp olarak gösterilir.
    Bu ayetler, Allah’ın yaratma gücünün zenginliğini ve sonsuzluğunu anlatırken, bir yandan da inkârın insanın hakikate yönelmesini engellediği vurgulanır.
    Kıyamet Sahnesi ve Sonuç (Son Ayetler):

    Surede, tüm bu âyetlerin sonunda, inkâr ve iman arasındaki sonucun ne olacağına dair net bir çözüm yapılır: İnkarcılar büyük bir ceza ile yüzleşecekken, iman edenler mükafatla karşılaşacaklardır.
    Genel Uyum: Gaşiye Suresi’nde, inkârın karanlık, boğucu ve acı veren yönü, iman ve teslimiyetin ise huzurlu, aydınlık ve mükafatla sonuçlanan bir yol olduğu vurgulanır. Surede, iki farklı durumu betimleyen âyetlerin birbiriyle uyumu, karşıtlıklar üzerinden insanlara önemli ahlaki dersler verir. Yani, inkâr ve iman arasındaki net fark, her iki tarafın sonunun ne olacağını belirler. İman edenlere bir ödül vaadi ve inkâr edenlere ise cezaya dair bir açıklama yapılır. Bu biçimde, sûre hem öğüt verir hem de insanlara hayatta doğru yolu seçme konusunda bir rehberlik eder.

Cevapla