Din İnsanları Birliğe Çağırır

Question

Din İnsanları Birliğe Çağırır

SORU: İslâm insanları nasıl birliğe çağırıyor?

CEVAP: İslâm’ın en büyük hedefi, inanç birliği ve ideal birliğini sağlamaktır. Onun için İslâm’ı veciz olarak şu sözle ifade edebiliriz: İslâm öyle bir dindir ki kelime-i tevhid ve tevhid-i kelimeyi temin etmek için gelmiştir.

Hanif olan İslâm gevşemeden iş yapmayı ve israf etmeden hedefe varmayı amaçlamıştır. Allah şöyle buyuruyor:

Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun. (İsra/29)

Bundandır ki İslâm tedriciliği benimsemiştir; işler birbirini peyderpey takib eder. Bir çalışma diğerini izler. Böylelikle iş tamam olur ve kemale erer.

Bu tedricilik, şerri kaldırmak ve hayn kökleştirmek için de geçerlidir. Bu sulhu ve ıslahı yerleştirmek için büyük bir numuneliktir. İslâm’ın en büyük hedefi tevhidi ve birliği sağlamaktır. Yani Allah’tan başka ibadet edilecek bir şey kalmamalı, insanlar bu temel etrafında biraraya gelmelidir. Böylece insanlar insanlıkta kardeş ve Allah’a kullukta eşit olurlar. Ancak İslâm bu işi bir gün ve bir gecede yapmaya yeltenmemiştir; çünkü o gelediğinde insanlar ayrı ayrı fırkalardan oluşuyorlardı. O zaman dünya insanları bölük pörçük idiler. Onlar, ırk, renk, lügat, din vatan gibi şeylerle bölünmüşlerdi. Eğer biri çıkıp bir güç çıkacak bunları uzun veya kısa bir zamanda ortadan kaldıracak deseydi, insanlar hiç bir zaman buna inanmazlardı. Çünkü ayrılıklar çok derinleşmiş, bölünmeler aşikar olmuştu. Bununla beraber İslâm bu birliği gaye edinmiş ve kelime-i tevhidi ve sözbirliğini, fikir birliğini getirmiş ve bunda da muvaffak olmuştur.

Kur’an-ı Kerim’e bir göz attığımız zaman görüyoruz ki, İslâm dini bu birliği vurgulamıştır. Çünkü Kur’an’da Rasûl’ün birliği bütün insanlığın birliğine lacidir, Allah Teâlâ Hz. Muhammed’i peygamber olarak sadece bir topluma veya bir ümmete göndermedi. Bilakis onu bütün insanlığa gönderdi. Buna siyahı beyazı, şehirlisi ve köylüsü, yaknı ve uzağı hepsi dahildi Allah şöyle buyuruyor:

Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. (Sebe/28)

Rasûlüm! Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. (Enbiya/107)

Bunun manası Hz. Muhammed’in peygamberliğinin bütün insanlığa olduğudur ki herkes ona tabi olarak bütün alemlerin rabbi olan Allah’a iman etsin. Ancak İslâm burada tedrici yolu seçmiş, sonunda başarı gelmiştir. Allah (c.c) Kur’an’da şöyle buyuruyor:

Önce en yakın akrabanı uyar. (Şuara/214)

Yani en önce çevreni ve ehlini dine çağır. Onların söz birliğini temin et. Onları tek bir kitle haline getir. Rivayetlere göre bu ayet nazil olduğu zaman Hz. Peygamber (s.a) akrabalarını çağırdı ve onlara şöyle söyledi:

Ey Muhammed’in kızı Fatıma! Ey Abdulmuttalib’in kızı Safiye! Ey Abdulmuttalib’in çocukları! Ben size Allah katında bir şey yapamam. Benim malımdan istediğiniz kadar isteyin, vereyim. Ancak sizi manen kurtaramam.

Sonra davetin ikinci kademesi geliyor, halka genişleniyor. Allah peygamberine şöyle buyuruyor:

Doğrusu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız. (Zuhruf/44)

Yani bu İslâm sana ve senin kavmine bir şereftir. Allah ileride bunun hesabını sizden soracaktır. Bundandır ki sen kavmini dine çağır, onların birliğini sağla. Bu sebeple Resûlullah (s.a) kavmine hep şunu söylüyordu:

Ey Kureyş topluluğu nefsinizi ateşten koruyun. Ey Ka’b’m oğulları! Siz de kendinizi ateşten koruyunuz. Çünkü benim Allah katında size bir faydam olmaz.

İslâm sadece Arablara gelmemiştir. Yalnız Hz. Muhammed’in kavmine de gelmemiştir. O bütün insanlara gelmiştir. Bu kapı bütün insanlığa açıktır. Bu dine girenler kardeş olur. Bu geniş binanın bir tuğlası olur. Allah şöyle buyuruyor:

Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti. Ve O’nun nimeti sayesinde kardeş olmuştunuz. (Al-i İmran/103)

Yine İslâm “Mü’minler ancak kardeştirler” diyor. Enbiya suresinde de inanan ümmete Kur’an şöyle sesleniyor:

Hakikaten bu (bütün peygamberler ve onlara iman edenler) bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin rabbinizim öyle ise bana kulluk edin. (Enbiya/92)

Allah (c.c) bizi dinlerin birliğine çağırıyor. Bütün nebi ve rasûlle-ri, peygamberlik bayrağı altında toplamayı emrediyor. Bütün ümmetleri bir kitle teşkil ediyor. Vatanları ayrı da olsa, zaman itibariyle birbirlerinden uzak da olsalar bunların hepsi Allah’ın kullarıdırlar. Bunları hakkı davet edenin de bir Allah’ın peygamberleri olduğunu unutmamak lazımdır. Bundandır ki Kur’an şöyle buyuruyor:

Ey Peygamber! Temiz olan şeylerden yeyin; güzel işler yapın, ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.

Şüphesiz bu insanlar bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin rabbinizim. Öyle ise benden sakının. (Mü’minun/51-52)

Peygamberler’in ümmetleri bir tek ümmet ise, sonradan gelenlerin Öncekilere inanmaları gerekiyor. Sonra gelen peygamberin de önceki peygamberi tasdik etmesi gerekmektedir. Kur’an bu konuda şöyle buyuruyor:

Peygamber, rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberleri’ne iman ettiler. “Allah’ın peygamberlerinden hiç biri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik, ey rabbimiz affına sığındık! Dönüş sanadır” dediler. (Bakara/285)

İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehl-i kitapla ancak en güzel şekilde mücadele edin ve deyin ki: “Biz, bize indirilene de size indirilene de iman ettik. Bizim ilahımız da sizin ilahınız da birdir. Ve biz O’na teslim olmuşuzdur.” (Ankebut/46)

De ki: “Allah bizim de rabbimiz, sizin de rabbiniz olduğu halde, O’nun hakkında bizimle tartışmaya mı girişiyorsunuz? Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız size aittir. Biz O’na gönülden bağlananlarız.” (Bakara/139)

Geçen peygamberlerin ümmetlerinden kalanların son gelen ve daveti umumi olan Peygamber’e inanmaları gerekiyor. Bundandır ki Allah (c.c) Nebisine ehl-i kitap hakkında şöyle buyuruyor:

Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar, dönerlerse mutlaka anlaşmazlık içine düşmüş olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter, O işitendir, bilendir. (Bakara/137)

Kur’an yalnız peygamberlere inananların arasındaki birlikle yetinmeyip, bütün beşer nevi arasındaki birlikten de bahsediyor. Çünkü bütün insanlık bir babadan ve bir anadan oluşmuştur. Bu birlik insanların birbirlerini anlamalarını ve birbirlerine yaklaşmalarını ve irtibat kurmalarını gerektiriyor. Çünkü burada insanlığın akrabalığı sözkon-sudur. Bunun hakkını korumak lazımdır. Bu akrabalığı korumakla insanlık birbirine yaklaşır ve aralarındaki ayrılıklar kalkar. Allah şöyle buyuruyor:

Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üretip yayan rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir. (Nisa/l)

Ayetteki nas kelimesi bütün insanlığı kapsamaktadır. Tek nefisten yani bütün insanlık bir insandan meydana gelmiştir. İnsanların kaynağı bir, Allah’ı bir olunca bütün insanlığın Allah’a ibadet bayrağı altında toplanmaları gerekmektedir. Allah Kur’an’da “Ey insanlar! Rabbiniz-den sakının!” diyor.

Görüyoruz ki İslâm’da birlik süreci devamlıdır. Merkezi bir noktadan başlar, sonra genişledikçe genişler. Nihayet bütün insanlığı içine alır. O tek bir Peygamberden başlar, onu da tek olan Allah görevlendirir. Sonra aşiret birliğine gidilir. Sonra kavim ve vatan birliğine, sonra ümmet ve mü’minler birliğine, sonra peygamberler ve rasûller birliğine, sonra beşer cinsinin birliğine doğru gider.

Bu kadar merhaleyi kat edebilmek için vakte ve çalışmaya ihtiyaç vardır. Bugün yapılamayan iş yarın yapılır. Kulun yapamayacağı işi herşeye gücü yeten Allah yapar.

Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu bilmezler. (Yusuf 21)

Yine anlıyoruz ki İslâm muhtelif merhalelerde hep birlik dini olmuştur. Bizim de bu birlik için çalışmamız onun çeşitli merhalelerinde seyretmemiz lazımdır. Böylece merhaleden merhaleye geçmemiz gerekir. İnsan oğlu büyük hedeflerin peşinde olmalıdır. Ancak bir defada hemen hedefe ulaşılmaz. Onun için acele etmemek lazımdır. Yoksa insan sapıtır ve bozguna uğrar. Şöyle bir darb-ı mesel vardır: “Aceleci süvari yol kat etmez, bineğini de çatlatır.” Tedrici hareket etmek akıllı mü’minlerin yoludur. Bu ümmetin Peygamberi ne kadar da doğru söylemiştir:

İşlerin en hayırlısı Allah katında az da olsa devamlı olanıdır.

Benzeri konular:

About Dini Soru Cevap

Her soru cevap verilmeye değerdir, yeter ki aynı konu bize sorulmuş olmasın ve kurallara uygun sorulsun. Lütfen soru yollamadan önce aynı konu var mı diye \\\\"ARAMA\" yapınız. Konu altına yazılan sorulara öncelik tanıyoruz.. Bilginize

Follow Me

Answers ( 2 )

    0
    2023-05-21T19:45:16+03:00

    Gerçekten de İslam, insanlar arasında birlik fikrini teşvik eder. Kuran ve Hz. Muhammed’in öğretileri, Müslümanlar arasındaki birlik ve işbirliğinin önemini vurgular ve onları ortak inançları temelinde birleşmeye teşvik eder. İşte İslam’ın birlik çağrısının bazı önemli yönleri:

    Allah’ın Birliğine İnanç: İslam, Allah’ın birliği inancını (Tevhid) imanın temel ilkesi olarak vurgular. Müslümanlar, Tanrı’nın mutlak birliğine olan inançlarında birleşmeye ve her türlü ırk, milliyet veya sosyal statü ayrımını aşarak yalnızca O’na ibadet etmeye çağrılırlar.

    Kardeşlik ve Eşitlik: İslam, etnik, ırksal veya sosyal geçmişleri ne olursa olsun tüm inananların Allah katında eşit olduğunu öğretir. Müslümanlar birbirlerine sevgi, şefkat ve saygıyla kardeş gibi davranmaya teşvik edilir. Bu kardeşlik duygusu, Müslüman toplum (ümmet) içinde birlik ve beraberliği besler.

    Cemaatle Namaz: Müslümanlar camilerde, özellikle Cuma namazını (Jumu’ah) cemaatle kılmaya teşvik edilir. Cemaatle birlikte dua etmek, Müslümanlar arasındaki bağı güçlendirir, birliği teşvik eder ve toplumsal tefekkür ve ibadete izin verir.

    Amaçta Birlik: İslam, Müslümanları Allah’a ibadet etme ve itaat etme, Kuran’ın öğretilerini takip etme ve Hz. Bu amaç birliği, Müslüman toplum içinde ortak bir sorumluluk ve karşılıklı destek duygusu yaratır.

    İslami Ahlak ve Değerler: İslam, bireyler ve topluluklar arasında birlik ve uyumu besleyen etik davranış ve değerleri teşvik eder. Müslümanlar, barış içinde bir arada yaşama ve birliğe katkıda bulunan adalet, dürüstlük, nezaket, bağışlayıcılık ve merhamet gibi ilkeleri desteklemeye teşvik edilir.

    Bölünme ve Farklılıkları Ele Alma: İslam, Müslümanları farklılıklarını ve anlaşmazlıklarını barışçıl diyalog ve müzakere yoluyla çözmeye, ortak zemin aramaya ve birliği korumaya teşvik eder. Müslümanlara mezhepçilik, kabilecilik veya ırksal önyargılara dayalı bölünmelerden kaçınmaları ve ortak inanç ve ilkelerine odaklanmaları hatırlatılır.

    Evrensel Kardeşlik: İslam, Müslümanların birlik ve kardeşlik duygularını kendi toplumlarının ötesine taşımaları gerektiğini öğretir. Müslümanlar, farklı inançlara sahip insanlarla olumlu bir şekilde etkileşime girmeye ve bir bütün olarak toplumda barışı, adaleti ve merhameti teşvik etmeye teşvik edilir.

    İslam birliği teşvik ederken, diğer herhangi bir topluluk gibi Müslüman toplumun da iç bölünmeler ve çatışmalarla karşı karşıya kalabileceğini not etmek önemlidir. Bununla birlikte, İslam’ın temel öğretileri, anlaşmazlıkları çözme, uyumu teşvik etme ve Müslümanlar arasında ve diğerleriyle birliği besleme konusunda rehberlik sağlar.

    Genel olarak, İslam’ın birlik çağrısı, Tanrı’nın birliği inancına ve tüm bireylerin doğasında var olan haysiyet ve eşitliğin tanınmasına dayanır. Bu birlik sayesinde Müslümanlar, toplumun iyileştirilmesi için birlikte çalışabilir, barışı teşvik edebilir ve Müslümanlar olarak bireysel ve toplu sorumluluklarını yerine getirebilirler.

    Best answer
    0
    2025-09-17T17:52:27+03:00

    İslam başta olmak üzere tüm dinler, insanları birlik ve dayanışmaya çağırır. Bu, hem toplumsal düzen hem de bireysel huzur açısından önemlidir. Kısaca açıklayalım:

    1. Birliğin Önemi

    Toplumsal barış: İnsanlar arasında anlaşmazlık ve çatışmaları azaltır.

    Güç ve dayanışma: Birlik, toplumun hem zorluklara karşı direnmesini hem de ortak amaçlara ulaşmasını sağlar.

    İbadet ve ahlak: Din, insanları iyi ahlak ve ortak değerler etrafında birleştirir.

    2. İslam’da Birliğe Çağrı

    Tevhid ve iman birliği: Müslümanlar, Allah’a iman etme ve O’nun emirlerine uymada birlik içinde olmalıdır.

    Toplumsal sorumluluk: Fakir, yetim ve muhtaçlara yardım ederek cemiyet birliği sağlanır.

    Fitneden kaçınma: Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    “Sizden biri, diğerinin aleyhine nifak ve çekişmeye düşmesin; kardeşlerinizle barış içinde olun.”

    Ortak ibadetler: Cemaat namazı, bayram namazları, hac gibi ibadetler insanları manevî bir bağ ile bir araya getirir.

    3. Birliğin Manevî ve Toplumsal Faydaları

    Manevî huzur: Kişi, topluluk içinde kendini desteklenmiş ve güvenli hisseder.

    Toplumsal düzen: İnsanlar arasındaki güven ve yardımlaşma artar.

    Adalet ve eşitlik: Birlik, zulüm ve ayrımcılığa karşı koruyucu olur.

    Özet:
    Din, insanları manevî, ahlaki ve toplumsal bir birlik içinde olmaya çağırır. Bu birlik, hem birey hem toplum için güç, güven ve huzur kaynağıdır.

Leave an answer