Allaha dönmek: ÖLÜM

Question

Ayet ve Hadislerle “Ölüm”

ayet ve hadislerle olum

Ölüm kavramı, herkesin bildiği gibi, gözler önünde meydana gelen bir olgudur. Gaybiyattan değildir.

Ölüm, gerçekten kâinattaki hakikatlerin en büyüğüdür. Öyle bir hakikat ki, onun önünde her asi eğilir, azgınların en muh kem tahtlan yerle bir olur, isyankârların taşkınlıkları ve kendisini ilahlaştıranların boyunları, onun karşısında ister istemez bükülür kalır… Bu coşkun kâinatın varlık sahifesini eninde sonunda düre cek, yokluk ve fenâ àlemine sevkedecek olan bu hakikat, bütün beşeriyetin hayatını ubudiyet boyasıyla boyayacak ve onu, yerin ve göklerin Kahhân karşısında zillete düşürecektir. Bu öyle bir gerçektir ki, isyan eden de, boyun eğen de, başkanlar da, ken disini ilâh edinenler de (ister istemez) onu kabul etmek zorunda kalacaktır. Allah’ın seçkin kulları, Allah’ın yakın dostları onu ta dacağı gibi, zengin, fakir, bilim adamları ve keşif sahipleri, hatta Nebiler ve Rasûller de onun tadını tatmaktan kurtulamamışlardır.

Ölüm öyle bir hakikattir ki, onca zamandan beridir her yerde akıl sahiplerinin ve düşünebilen herkesin kulağına şunu fısılda maktadır: Ulûhiyet, ancak tek başına bekâ (bâki olan, var lığının sonu olmayan) sıfatına sahip olan zâtın hakkıdır. O’nun emrine karşı gelinmez, O’nun gücünün haddi hududu yoktur. O’nun hükmünden çıkıp kurtulmak yoktur ve O’nun emrine kar şi gelecek biri de mevcut değildir.

“Allah’tan başka ilâh yoktur. O, diriltir, öldürür.” (A’raf: 158, Duhan: 8) “Göklerin ve yerin mülkü de O’nundur. O her şeyi yapabilir.” (Hadid: 2)

“O’dur ki sizi dirilten, sonra sizi öldüren, sonra sizi yine dirilten.” (Hacc: 66)

“Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarandır.” (En’am: 95, Yunus: 31)

“Allah’ın izni olmadan hiçbir kimse ölemez. (ölüm) belirli bir süreye göre yazılmıştır.” (Al-i İmran: 145)

Ölümü takdir eden Allah’dır.

“Aranızda ölümü takdir eden Biz’iz…” (Vakıa: 60)

“Allah, eceli geldiğinde hiç kimseyi (ölümünü) er- telemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Münafikun: 11)

Nerede olursa olunsun, velev ki sağlam kaleler içinde de bulunulsa ölüm yine gelip bulacaktır.

“Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik do kunsa «Bu Allah’tan» derler; başlarına bir kötülük gelin ce de «Bu senden, derler. «Hepsi Allah’tandır» de. Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar!” (Nisa: 78)

Asil olan; ölümden kaçmak değildir ve olmamalıdır.

“ De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhak kak sizi bulacaktır. Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah’a döndürüleceksiniz de O, size bütün yaptık larınızı haber verecektir.” (Cuma: 8)

“Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de: İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir, denir.” (Kaf: 19)

Asıl önemli olan görünmeyeni ve görüneni bilen Allah’a müslümanlar olarak ulaşmaktır.

“Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.” (Al-i İm- ran: 102)

“Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Ya’kub da, «Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm’ı) seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz» (dediler).” (Bakara: 132)

“Ey Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve ba na (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de be nim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni salihler arasına kat!” (Yusuf: 101)

“Gerçekten her nefis ölümü tadacaktır. ” (Enbiya: 35, Al-i İmran: 185, Ankebut: 57)

“Yalnız Rabbimizin celâl ve ikram sahibi yüzü (zâtı) bâki kalacaktır.” (Rahman: 26-27)

“Yer üzerinde bulunan her şey yok olacaktır.” (Kehf. 8)

Kuşkusuz sonunda müslümanca ölmek ilkinde yine müs lümanca yaşamaya bağlıdır. Müslümanca inanıp yaşamayanlar müslümanca ölemezler. Kur’an’da Rabbimiz şöyle buyurmak tadır; “De ki: şüphesiz benim namazım, ibadetim, haya tim ve ölümüm hep Alemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’am: 162) Bizim burada asıl üzerinde durmak istediğimiz; ölüm denilen vakıanın ve (gerçeğin) kişi üzerindeki tesirleri, bu tesi rin ondaki olumlu ya da olumsuz tezahürleridir. Genel olarak bu meseleye müslümanın bakış açısı şudur:

Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’dan rivayet edilen bir hadisi şerifte “Lezzetleri kesen (ölüm)’ü sık sık anın.” (75) der, Allah’ın Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem). Hz. Ali (radıyallahu anh) şöyle bu yurmuştur: “Allah’a andolsun gerçekten de ölümü anmak, beni oyundan, eğlenceden alıkoyar, gerçekten de âhireti unutmak ki şiyi doğru söz söylemekten alıkoyar.” Yine o “Gerçekten de siz, içinizden, ölen kişinin gördüğünü görseydiniz feryad eder, inleyip sızlardınız; korkardınız, dinlerdiniz, itaat ederdiniz. Ama onların gördüklerini göremiyorsunuz; perde var gözlerinizin önünde ya kındır, kaldırılacak, atılacak o perde. Elbette görürdünüz görebil seydiniz, duyardınız duyabilseydiniz, doğru yola sevkedilirdiniz sevkedilebilseydiniz. Gerçekten de söylüyorum: ibret alınacak şeyler açıklandı size; sizi yaptığınız şeylerden vazgeçirecek, öğüt verilecek sözler, haberler söylendi, bildirildi size…”

“Andolsun, onlara (batılda kalmalarını) önleyecek (ibret verici olayları anlatan) haberler geldi. Bunlar üstün bir hikmettir. Fakat uyarılar fayda vermiyor.” (Kamer: 4-5) Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de şöyle buyur muştur: “Büyüklenip böbürlenen, Yüce Allah’ı unutan kul, ne bedbaht kuldur! Zorbalaşıp (hukuka) tecavüz eden ve en yüce kudret ve kuvvet sahibini unutan kul, ne bedbaht kuldur! Galle te dalarak gülüp oynayan, kabirleri ve çürümeyi unutan kul, ne bedbaht kuldur! Azan, taşkınlık gösteren ve (başlangıc) ile akıbeti unutan kul, ne bedbaht kuldur! Hirs ve tamah tarafından ku manda edilen kul, ne bedbaht kuldur. Nefis arzularının dalalete düşürdüğü kul, ne bedbaht bir kuldur. Açgözlülüğün hor ve zelil ettiği kul, ne bedbaht bir kuldur. ”

“Nefsini kirletip örten ve böylece ziyana uğrayan” (Şems: 10) bu tür insanlarla, Hz. Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) şu sözüyle ifade ettiği insan bir değildir:

“İnsanların en akıllısı kimdir” diye soran Abdullah Ibni Ömer’e Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Olümü en çok hatırlayan ve ölümden sonraki (hayatı) için en güzel şekilde hazırla nan, işte onlar en akıllı, şuurlu olanlardır.” diye buyurmuştur.

İmam Gazâli ise şöyle demiştir: “Kendisini ölüm yakaladığında, varacağı yerin toprak, arkadaşlarının böcekler, konusacaklannin Münker ve Nekir melekleri, karyolasının mezar, dura. cağı yerin toprak, uğrak yerinin kıyâmet, son yerinin cennet veya cehennem olacağını bilen kimseye yaraşan; fikir ve zikrinin ölüm olması, ölüm için hazırlanması, ona göre tedbir alması, ölümü beklemesi ve bütün imkânları ile ölüm için hazırlanmasıdır.” Nitekim Rasûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem): “Akıllı adam, kendi sini hesaba çekip ölüm için hazırlanandır.” buyurmuştur.

Bir şey için hazırlanmak, onu sık sık hatırlamakla, hatırlat mak da hatırlatıcı şeylere bakmakla olur. 180 Hz. Ali radıyallahu anh bir cenazede gülen birisini duyunca şöyle buyurmuştur: “Sanki ölüm, bizden başkalarına yazılmış, sanki bu gerçek, bizden baş kasına hükmedilmiş. Sanki görüp durduğumuz şu ölüler, bir yere gidiyorlar ki tez bir zamanda dönüp tekrar gelecekler bize. Onları kabirlerine götürmekteyiz; miraslarını yemekteyiz. Sanki bizler onlardan sonra kalacakmışız. Her öğüdü unutmuşuz; her afeti ardımıza atmışız.” Yine Hz. Ali (radıyallahu anh), Hz. Hasan’a yazdığı vasiyetnamesinde: “Bil ki sen âhiret için yaratıldın, dünya için değil. Ölüm için varsin sen, yaşamak için değil, bir duraktasın ki oradan sökülüp atılacaksın; bir evdesin ki orada emre hazır olacaksın; bir yoldasın ki o yoldan âhirete varacaksın. Sen, korka nin kurtulamayacağı, dileyenin er geç bulacağı, eninde sonunda gelip çatacağı ölüme bir avsın, sakın ondan…” Yani ölüm, doğuş silsilesinin mutlaka tamamlanması gereken son bir halkasıdır. Yeryüzündeki kısacık seyahattan ve gezintiden sonra her varlık ölecektir. İnsanın kaçmakta olduğu ölüm mutlaka gelip çatacak tır. Kaçmakla ondan kurtulamayacağımız gibi ölmekle de kurtu lacak değiliz. Fakat bununla beraber beşer denilen şu yaratığın en çok ürktüğü ve hatırından, hayalini uzaklaştırmaya çalıştığı en korkunç şey ölümdür. Ama ondan uzaklaşmak ne mümkün!

İnsan dünya hayatını âhiretten üstün tutsa da, âhiretin daha hayırlı ve daha sürekli olmasına karşılık sonunda kupkuru bir toprak olacak  dünya hayatının süslerine gözlerini dikse de  durup kaçtığı ölüm vardır… De ki “Onların her biri ömrünün bin yıl olmasını ister.” (Bakara: 96) Hatta yaşlansa da!” ihtiyarın gönlü iki şeyin sevgisine karşı gençtir: Uzun ömür ve fazla mal. Yaşlı adam, yaşlılığı sebebiyle boyun kemikleri birbirinden ayrılsa da dünyayı arama sevgisinde gençtir. Müttakiler müstes na, bunlar ise azdır.

İşte Ömer bin Abdulaziz her akşam adamlarını başına toplar, ölümden ve kıyâmetten bahsederlerdi. Adeta bir ölen varmış gibi de ağlardı.

Kadının birisi Hz. Aişe (radıyallahu anha)’ya kalbinin kasvetin den (katılığından) şikâyet etti. Hz. Aişe (radıyallahu anha): “Ölümü çok an ki kalbin yumuşasın.” buyurdu. Kadın da böyle yaptı ve kalbi yumuşadı. Bunun üzerine kadın Hz. Aişe’ye gelerek teşekkür etti.

İbrahim et-Teymi ise: “iki şey beni dünya zevkinden ayırmıştır. Biri ölümü hatırlamak, diğeri de Allah’ın huzurunda hesap vermeyi düşünmektir.” dedi.

(Burada vurgulanması gereken bir mesele vardır ki o da; bütün burada anılan, anlatılan şeylerin dünya, mal sevgisi, ölüm, hesap vs. kalbe sindirilmesi, yudum yudum içilmesi meselesidir. Olay sadece zihni planda kalır, kişinin kalp ve iliklerine kadar işlemezse varılmak istenen hedef gerçekleşmemiş olur.) Öyleyse ne yapmalı? Şu bir gerçektir ki:

İnsanların ölümden gafleti, onu az düşünüp az konuşmalarindandır. Hatta ölümü hatırlayanlar da, daima gözünün önün de bulunan ölümü boş bir kalp ile çöl veya deniz yolculuğuna çıkacak olan insanın, bu tehlikeli yolculuktan başka bir şey dü- şünmediği gibi, düşünmektedir. İnsan böyle halis bir düşünce ile ölümü düşündüğü vakit, bu düşüncenin kalbinde tesir edip dünya neşesini azaltacağı ve kalbini üzeceği ihtimali kuvvetlenir.

Bu hususta en etkili yol, kendi emsallerinden, kendinden önce ölüp toprak altına girenleri, onların makam ve mevkilerini, toprağın onların suretlerini nasıl mahvettiğini, mezarlarının mahvolduğunu, camideki yerlerinin boş kaldığını ve dostların dan ayrıldıklarını, hayatta iken neşeli neşeli sohbet ettikleri halde nihayet nasıl unutulup kaybolduklarını düşünmektir.

Ne zaman ki insan, ölmüş olan birini bütün teferruatıyla böyle düşünür, sûretini, neşesini, geçim için çırpınışını, ölümü unutup yaşamak istediğini, gençlik ve kuvvetine mağrur olduğu nu, eğlenceye meylettiğini, zevkine daldığını ve nihâyet ölümün kendisini nasıl ani olarak yakaladığını, dünyada yürüyen ayaklarının nasıl donup kaldığını ve hatta mafsallarının çürüyerek birbirinden ayrıldığını, hayatta konuşan dilini şimdi kurtların yediğini, toprağa verilirken inci gibi parlayan dişlerinin şimdi nasıl çürüdüğünü, kendisi ile ölümü arasında bir gün bile mesafe yok iken on yıl sonra lazım olacak nafaka peşinde nasıl koştuğunu, ummadığı zamanda ölümün pençelerini kendisine nasıl taktığını, ölüm meleğinin kendisine nasıl göründüğünü, ya cennet veya cehennem diye nasıl kendisine seslendiğini düşünür, kendisini de bu anda onun yerine koyarak gafletinin aynı onun gafleti gibi olduğunu ve aynı akibete uğrayacağını hatırlarsa, işte o zaman kalbi yumuşar.

Ebu Said (radıyallahu anh) dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ben kendimi nasıl rahat hissedeyim! Surun sahibi Israfil boynuzu ağzına almış ve üfleme izni beklemektedir. Üfleme izni gelir gelmez derhal sura üfleyecektir.”

Bu söz Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabına ağır gelmiş olacak ki, Rasûl-i Ekrem onlara şöyle buyurdu: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir, biz yalnız Ona tevekkül etmişizdir. deyiniz.”

O halde “emir” gelmeden önce şu aşağıda sıralanan Pey gamber nasihatini ve haklarında hesaba çekileceğimiz “nimetleri” iyice dinleyelim;

“Beş şeyden önce beş şeyi ganimet bil:

1. İhtiyarlık gelmeden gençliğini

2. Hastalık gelmeden sıhhatini

3. Yoksulluk gelmeden zenginliğini

4. Meşguliyet gelmeden boş zamanını

5. Ölüm gelmeden hayatını ganimet bil.”

İbni Mes’ud radıyallahu anh’dan rivayet edilen bir hadiste Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Insa- noğluna beş şeyden hesap sorulmadıkça onun ayakları kıyâmet gününde Rabbinin katından ayrılamayacaktır: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve öğrendiği ilimde nasıl davran dığından. ” (89)

Evet, hesabı sorulmadan dikkatli olalım veya hesabı sorul duğunda Allahu Teâlâ’nın razı olabileceği cevabı verebilmek için iyi düşünelim ve âhirette ahu vah edenlerden olmayıp, Allah ve Rasûlü’nün bize hayat bahşettiği davete icabet edelim.

” “Rabbim beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka versem ve salihlerden olsam.’ diyeceği zaman gelmezden evvel… size mülk olarak verdiğimizden infak edin.” (Munafikùn: 10)

Halbuki insanlar gerek kainattaki, gerek kendi nefislerindeki delillerle gerekse Peygamberlerin kendileriyle gönderildiği ayetlerle sürekli uyanılmışlardır. Hem de uyana cinsinden her türlü uyarıcılarla!

Bu anlamda bir imtihan olmak üzere ziynetlendirilen dün yaya tamah değil, belkide onda “salih amel” işlemek esas olmalıdır. Müslüman, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, Ibni Ömer (radıyallahu anh)’a tarif ettiği şekilde olabilmeli. O ibni Ömer (radıyallahu anh ‘a: “Ey İbni Ömer! Sen dünyada bir garip gibi ya- hut bir yolcu gibi ol” (9 buyurdu.

(Bu hadisin ravilerinden Leys der ki: İbni Ömer de bana şöyle dedi: “(Ey Leys!) akşama erişince sabahı gözetleme, saba ha erişince de akşamı bekleme. Sihhat ve afiyet zamanından bir kısmını hastalık zamanın için tahsis et, hayatından bir kısmm da ölümün için ayır!”

Hz. Ali radıyallahu anh oğluna yaptığı nasihatta: “Oğlum ölümü çokça an; birden düşeceğin hali hatırla; ölümden sonra o hâle düşeceksin. Sakın dünya ehlinin dünya ile oyalanması, ona yapışıp kalması aldatmasın seni… Ey Allah’ın kullan, Allah’tan korkun! Ecellerinizden önce kulluk etmeye çalışın. Mutlaka göçeceksiniz, göçmeye hazırlanın; gölgesi üstünüze düştü; ölüme hazır olun. Kendilerine seslenilince uyanan, dünyanın karar edilecek yurt olmadığını anlayıp onun yerine åhireti ele alan bir topluluk olun. Çünkü noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah. sizi beyhude yaratmadı, başıboş da bırakmadı. İçinizden biriyle cennet ve cehennem arasındaki konak, ölümdür.,,”

Ölüm nedir kısaca bilgi

Dini Soru Cevap

Her soru cevap verilmeye değerdir, yeter ki aynı konu bize sorulmuş olmasın ve kurallara uygun sorulsun. Lütfen soru yollamadan önce aynı konu var mı diye \\\\"ARAMA\" yapınız. Konu altına yazılan sorulara öncelik tanıyoruz.. Bilginize

Takip Et

Answer ( 1 )

    0
    2021-02-02T14:52:50+03:00

    allah c.c kainatın yaratıcısıdır.allah c.c  allahın verdiği canı allahtan başka hiç kimse alamaz  o daima diridir herşeyi görür  allah c.c bütün kullarının ölüm vakti geldiği zaman azraili gönderir ve canını alır. ölümle ilgili çok hadis ve ayet vardır bunlardan bazıları: HADİSİ ŞERİFLER
    1)- hz muhammed sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “insan iki şeyden nefret eder: Ölüm oysa ölüm mümin için fitneden kargaşadan daha iyidir. Az mal oysa az malın hesabı da az ve kolay olur.”

    2)- HZ Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Dünyada ve âhirette lânetli iki ses vardır: Nimet anında çalgı sesi ve musibet anındaki ağlama sesi.”

    3)- Hz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Kim bir mezar kazarsa Allah ona cennette bir köşk bina eder.
    Kim bir cenaze yıkarsa annesinden doğduğu gün ki gibi tüm günahlarından sıyrılır.
    Kim bir ölüyü kefenlerse Allah ona cennet giysilerinden bir giysi giydirir.
    Kim yaslı bir kimseye taziyette bulunursa Allah ona takva elbisesi giydirir ruhlar içinde onun ruhuna da merhamet edilir.
    Kim başına bir musibet gelen kişiyi teselli ederse Allah ona cennet giysilerinden dünyada pahası biçilmez iki elbise giydirir.
    Kim cenazenin ardından gidip de gömülünceye kadar beklerse Allah ona üç kırat sevap verir. O üç kırattan sadece bir tanesi Uhud dağından büyüktür.
    Kim bir yetimi ya da bir dulu koruyup gözetirse Allah onu gölgesinde gölgelendirir ve cennetine girdirir.”          AYETLER
     1)-Her nefis ölümü tadacaktır sonra bize döndüreleceksiniz  ( ankebut/57).
    2)-sonra siz bunun ardından mutlaka öleceksiniz sonrada kıyamet gününde tekrar diriltileceksiniz (muminün/15/16).
    3)- öldürende odur yaşatanda ( necm suresi 44. ayet).

    En iyi cevap

Cevapla