Share
Sahabe ve Selef-i Salihinin İbadeti
Question
Selefin İbadeti

1-Selefin İbadete ve İtaate Teşvik Etmesi ve Bununla İlgili Sözleri
Ömer b. Hattab (r.a): “Kış mevsimi hakkında “Kış, ibadet edenler için bir ganimettir.” dedi.
Abdullah b. Mesud (r.a) şöyle dedi: “Kim namaz kılar ve kıldığı bu namaz onu iyiliğe sevk etmez ve kötülükten alıkoymazsa bu durum onun için (Allah’tan) uzaklaşmaktan başka bir netice bırakmaz.”
Yine Abdullah b. Mesud (r.a), “Sen namazda olduğun sürece, sultanın kapısını çalıyorsun. Kim sultanın kapısını çalarsa, o kapı ona açılır.” dedi.
Abdullah b. Ömer şöyle dedi: Kış ayları geldiğinde şöyle derdi: “Ey Kur’an ehli! Geceleriniz uzadı, artık bol bol namaz kılabilirsiniz; gündüzleriniz kısaldı, rahatça oruç tutabilirsiniz. Öyleyse bu fırsatı kaçırmayın!”
Hasan el-Basri bildiriyor: Amir b. Abdikays’ın, bazı insanların namaz kılarken dünya işleriyle meşgul olduklarını duyduğunda şöyle dediği rivayet edilir: “Namazda böyle şeyler mi düşünüyorsunuz?” Onlar da “Evet” dediler. Bunun üzerine Amir b. Abdikays şöyle dedi: “Vallahi, bedenimin mızraklarla delik deşik edilmesi, namazdayken böyle şeylerle meşgul olmaktan benim için daha hayırlıdır.”
Atâ el-Horasani der ki: “Yeryüzünde herhangi bir yerde Allah’a secde eden her kulun secde ettiği yer, kıyamet gününde o kulun lehine şahitlik eder ve o kul öldüğünde de ona ağlar.”
Said b. el-Müseyyeb’in mevlası olan Berd kendisine, “Bu insanların yaptıklarından daha güzel bir şey görmedim” dedi. Said b. Müseyyeb, “Ne yapıyorlar?” diye sordu. Berd, “Öğle namazını kılıyorlar ve sonra hiç ara vermeden ikindi namazını kılıyorlar” dedi. Bunun üzerine Said, “Yazık sana Berd! Vallahi asıl ibadet bu değil. İbadet, Allah’ın emirleri üzerinde tefekkür etmek ve yasaklarından sakınmaktır” şeklinde cevap verdi.”
Ebu İsmet b. İsam el-Beyhaki der ki: “Ahmed b. Hanbel’in yanında bir gece geçirdim. Abdest almak için su getirdi ve koydu. Sabah olunca suya baktı, su olduğu gibi duruyordu. Bunun üzerine şöyle dedi: Sübhanallah! İlim öğrenmek isteyen birinin gece virdi olmaz mı?”
İbrahim en-Nehai der ki: “Bir adamın ilk tekbiri önemsemediğini görürsen, ondan elini çek (onunla arkadaşlık kurmaktan kaçın).”
Mutarrif b. Abdullah şöyle derdi: “Ey kardeşlerim! Amel işlemekte gayret gösterin. Eğer işler umduğumuz gibi Allah’ın rahmeti ve affıyla sonuçlanırsa, cennette derecelerimiz olur. Şayet işler korktuğumuz ve çekindiğimiz gibi çetin olursa, o zaman: “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim” (Fatır:37) demeyiz. Aksine, ‘Biz zaten amel yaptık ama fayda etmedi’ deriz.”
Ebu Müslim yaşlanıp da güçten düştüğü zaman biri ona: “Yaptıklarının bir kısmını azaltsan olmaz mı?” O şöyle cevap verdi: “Eğer atları yarış alanına salsanız, binicilerine ‘Yavaşla, ona iyi bak’ demezsiniz değil mi? Nihayet bitiş çizgisini gördüğünüzde onlardan hiçbir şeyi esirgemezsiniz, değil mi?” Onlar da “Evet” dediler. Ebu Müslim dedi ki: “İşte ben bitiş çizgisini gördüm. Her saatin bir gayesi vardır ve her saatin gayesi ölümdür. Öyleyse yarışan da var, geride kalan da.”
Ebu Süleyman ed-Darani der ki: “Allah’a itaat edenlerin dertlerden yana aldıkları lezzet, arzularının peşinden koşanların eğlenceden aldığı lezzetten daha tatlıdır. Şayet gece ibadetleri olmasaydı, dünyada bir an bile kalmayı istemezdim.”
Ahmed b. Harb şöyle der: “Elli yıl Allah’a ibadet ettim, üç şeyi terk etmeden ibadetin tadını alamadım:
1. İnsanların hoşnutluğunu bıraktım, bu şekilde hakkı konuşmaya güç yetirdim.”
2. Fasıklar ile sohbeti bıraktım, bu şekilde salihlerin sohbetini buldum.
3. Dünyanın çekiciliğini bıraktım, bu şekilde ahiretin tadını bulabildim.”
2- Namaz ve Önemi
Süleyman b. Yesar’dan rivayetle şöyle dedi: Misvar b. Mahrame’nin haber verdiğine göre o ve İbn Abbas, Ömer (r.a) hançerlendiği gün onun yanına girdiler. Sabah olduğu vakit, insanlar Ömer’i uyandırdı ve “Namaz!” dediler. Ömer, “evet” diye karşılık verdi ve şöyle dedi: “Namazı terk eden kimsenin İslâm’dan hiçbir hissesi yoktur” derken kalktı ve yarasından kanlar aka aka namazı kıldı.
Ömer (r.a) şöyle dedi: “Eğer bir adamın namazı kaçırdığını görürsen Allah’a yemin olsun ki o, Allah’ın diğer haklarını daha çok heba edecektir.”
Ebu Bahriyye der ki: Humus’ta bir mescide girdim, içerde Muâz b Cebel’in cemaate şöyle dediğine şahit oldum: “Allah’ın huzuruna güven içinde çıkmayı seven kişi, ezan okunduğu zaman, beş vakit namaz için mescide gelsin. Zira bu namazlar hem hidayetin yolu hem de peygamber (sav)’in size gösterdiği bir sünnettir. Sakın ezan okunduğu zaman: “Benim evimde namazgahım var, evimde kılarım” demeyin. Böyle yaparsanız peygamber (sav)’in sünnetini terk etmiş olursunuz. Rasululah (sav)’in sünnetini terk ederseniz de dalâlete düşersiniz.”
Amr b. Dinar der ki: İbn Zübeyr bir ara mescitte namaz kılarken mancınıktan atılan bir taş (Mekke muhasara altındayken), elbisesinin kenarına isabet etti de o buna hiç aldırış etmedi.”
Yahya b. Vessâb der ki: “Abdullah b. Zübeyr secdeye vardığında kuşlar duvarın dibi zannederek gelir sırtına konardı.”
Ebu Hüseyin el-Mucâşilden: Amir b. Abdikays’a: “Sen namazda içinden bir şeyler düşünür müsün?” diye sorulunca o: “Evet” dedi. Onlar döneceği zaman soruyu soranlara: “Ben Allahu Teala’nın huzurunda durduğumu ve onun huzurundan nasıl ayrılacağımı düşünürüm” dedi.
Hasan şöyle der: “Ey Ademoğlu, namazın sana değersiz gelirse dininden sana ne değerlidir ki?”
Adiy b. Sabit der ki: Şöyle denilir; Namaz takva sahiplerinin kurbanıdır (adağıdır).”
Hişam b. Urve’den rivayet edildiğine göre, babası Urve, dünya ehlinden birinin yanına gelip onların dünyasında gördüklerini görse evine döner ve “Onlardan bazılarına, kendilerini imtihan etmek için verdiğimiz dünya süsüne gözünü dikme! Rabbinin rızkı, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Ailene namazı emret, sen de onda sabırlı/kararlı ol” (Taha:131-132) bu ayeti okur ve “namaz, namaz” derdi.
Said b. Abdülaziz cemaat namazını kaçırırsa ağlardı.
Bekr b. Abdullah el-Müzeni şöyle demiştir: “Ey Ademoğlu, senin gibisi var mı? Seninle mihrap ve su arasına girilmiyor. İstediğin zaman Allah’ın huzuruna giriyorsun, seninle O’nun arasında bir tercüman yok.”
Gassan dedi ki: Kardeşimin oğlu Bişr b. Mansur bana şunları dedi: “Amcamın cemaatle kılınan namazda ilk tekbiri kaçırdığını görmedim.”
Veki dedi ki: “el-Ameş yetmiş seneye yakın cemaatle namazda ilk tekbiri hiç kaçırmadı. İki yıla yakın bir süredir onu sık sık ziyaret ettim. Bir rekât kaza ettiğini görmedim.” demiştir.
Veki’ b. el-Cerrah der ki: “Birinin ilk tekbirini alırken önemsemeden aldığını görürsen bil ki o kişiden hayır gelmez.”
Muhammed b. Sema’a el-Kadı dedi ki: “Kırk yıl boyunca ilk tekbiri kaçırmadım, ancak bir gün annem vefat etti. O gün cemaatle bir namazı kaçırdım. Kalkıp yirmi beş defa namaz kıldım ki bu şekilde kat kat sevap elde edeyim. Ancak gözlerim beni yendi (uyuyakaldım). Sonra bana birisi geldi ve dedi ki: ‘Ey Muhammed, yirmi beş defa namaz kıldın ama meleklerin amin demesine nasıl yetişeceksin?”
Said b. Müseyyeb dedi ki: “Kırk yıl boyunca tek bir cemaat namazını bile kaçırmış değilim.”
Said b. Müseyyeb dedi ki: “Otuz yıldır müezzin ezanı ben mescitte iken okumuştur.”
Said b. el-Müseyyeb der ki: “Kim beş vakit namazını cemaatle kılmaya dikkat ederse, karayı ve denizi ibadetle doldurmuş olur.”
İbn Harmele bildiriyor: Said b. el-Müseyyeb bir defasında gözlerinden rahatsızlandı. Kendisine: “Ey Ebu Muhammed! Akik taraflarına gitsen de orada yeşilliklerin, ağaçların otların kokusunu alsan belki gözlerin için bir faydası dokunur” dediklerinde: “Yatsı ile sabah namazlarını cemaatle kılacakken, nasıl gidebilirim?” karşılığını verdi.”
Amr b. Dinar şöyle dedi: “Denilmiştir ki, namaz ibadetin başıdır.”
Sâbit el-Bünâni der ki: “Namaz yeryüzünde Allaha karşı ifa edilen en önemli vazifedir. Namazdan daha üstün bir şey olsaydı Allah: “O, mihrapta kıyama durmuş namaz kılarken, melekler ona seslendi:” (Ali Imran:39) buyurmazdı.”
3- Gece Namazı
Eslem şöyle rivayet etmiştir: Ömer b. Hattab (r.a) geceleyin Allah’ın dilediği kadar namaz kılardı. Gecenin sonunda ailesini uyandırır ve şöyle derdi: “Namaz, namaz!” ve şu ayeti okurdu: “Ailene namazı emret…” (Taha: 132)
Ömer (r.a) şöyle dedi: “Geceleri namazla geçirdiğim vakitler bana uyuyarak geçirdiğim vakitlerden daha sevimlidir.”
Hâris b. Mervan, Ömer b. Hattab’a (r.a) gece vaktinde kılınacak vitir namazının erken mi, orta mı, yoksa sonradan mı olması gerektiğini sormuştu. Ömer (r.a) “bunların hepsini Rasulullah (sav) yapmıştır” demiştir.
Ömer (r.a) şöyle dedi: “Kış, ibadet edenler için ganimettir.”
İbn Ömer (r.a) dedi ki: “Nebi (sav) hayattayken, insanlar gördükleri rüyayı ona anlatırlardı. Bekar bir delikanlıydım. Nebi (sav) döneminde mescitte uyurdum. Rüyamda sanki iki meleğin beni alıp ateşe götürdüklerini gördüm. Bir de ne göreyim, orada cehennemin kenarına geldiğimizde, cehennem deliği kapalıydı ve üzerinde iki boynuz vardı. İçinde tanıdık bazı insanlar gördüm, onlara bakarken “Allah’ım, cehennemden sana sığınırım, Allah’ım, cehennemden sana sığınırım!” diyordum. O sırada başka bir melek karşıma çıkıp, “Korkma, zarar görmeyeceksin” dedi. Bunun üzerine ben, bu rüyayı Hafsa’ya anlattım, o da Nebi (sav)’e anlattı.
Nebi (sav) şöyle buyurdu: “Ne güzel adam, Abdullah. Keşke geceleri de namaz kılsa!” Bunun üzerine, Abdullah geceleri çok az uyuyarak namaz kılmaya devam etti.
Nafi bildiriyor: “İbn Ömer, yatsı namazını cemaatle kılmayı kaçırdığı zaman gecenin kalan bölümünü ibadetle geçirirdi.”
Nafi bildiriyor: İbn Ömer, geceyi namaz kılarak geçirir, sonra: “Ey Nafi! Seher vakti oldu mu?” diye sorardı. Nâfi: “Hayır” cevabını verince namaza döner ve bir müddet sonra yine: “Ey Nâfı! Seher vakti geldi mi?” diye sorardı. Nâfi: “Evet” deyince oturup sabaha kadar istiğfar ve dua ederdi. Nâfi bildiriyor: İbn Ömer, öğle namazı ile ikindi namazı arasında nafile namazı kılardı.
Abdullah b. Mesud (r.a) dedi ki: “Gece namazının gündüz namazına üstünlüğü, gizli yapılan sadakanın açıktan yapılan sadakaya üstünlüğü gibidir.”
Abdullah b. Mesud (r.a) der ki: “Kullarının yaptığı iki şey Allah’ın hoşuna gider. Birincisi: Geceleyin kalkıp güzelce abdest alıp sonra da namaz kılan kimse. Allah onun hakkında: “Kendi ev ahalisi arasından, kalkıp bende olanı arzulayan ve merhamet duyan şu kuluma bakın” der. Diğeri de, savaşta ordunun düşmanla karşılaştığı sırada, arkadaşları kaçıp gittiği halde yerinde kalan kimsedir. Sonra da Allah: “Arkadaşları kaçıp giden ve yerinde kalan bende olanı arzulayan ve merhamet duyan şu kuluma bakın” der.
İbn Mesûd (r.a) şöyle dedi: “Bir adam için şer veya hüsran olarak, geceyi sabaha kadar Allah’ı hiç zikretmeden geçirmesi ve sabaha şeytan kulağına işemiş halde uyanması yeterlidir.”
Amr b. A’s (r.a) şöyle dedi: “Gece kılınan bir rekât gündüz kılınan yirmi rekâttan daha hayırlıdır.”
Ebu Osman el-Nehdi’den rivayetle dedi ki: “Ebu Hureyre (r.a)’a yedi gün misafir oldum. Kendisi, hanımı ve hizmetçisi, biri diğerinin arkasında, her biri gecenin üçte birinde nöbetleşiyordu. Biri namaz kılıyor, sonra ötekini uyandırıyordu. Biri namaz kılıyor, sonra ötekini uyandırıyordu.”
Muhammed b. Münkedir şöyle demiştir: Temim ed-Dari bir gece boyu uyudu ve gece namazına kalkmadı. Bunun üzerine yaptığı hatadan dolayı bir yıl boyunca gece uyanıp ibadet etti.”
Mücahid der ki: İbn Zübeyr namaza durduğunda huşusundan, dikili ağaç gibi kalırdı. Ebu Bekir (r.a)’ın da böyle olduğunu haber
verdi.
Asbağ b. Zeyd bildiriyor: Uveys el-Karâni gecelediği zaman: “Bu gece ‘rükû’ gecesidir!” der ve sabaha kadar rükü ederdi. Bazen de gecelediği zaman “bu gece secde gecesidir!” der ve sabaha kadar secde ederdi. Yine akşam olduğu zaman evinde bulunan kendi ihtiyacı dışındaki yemek ile giyecekleri sadaka olarak dağıtır ve: “Allah’ım! Aç olarak ölen kişiden dolayı beni sorumlu tutma! Çıplak olarak ölenden dolayı da bana sorumluluk yükleme” diye dua ederdi.
Hasan b. Ebi Sinan’a hastalığında: “Kendini nasıl hissediyorsun?” diye soruldu, o şöyle dedi: “Eğer cehennem azabından kurtulursam iyiyim” “Ne arzuluyorsun, canın ne istiyor?” diye soruldu. “Başından sonuna kadar ibadet edeceğim uzun bir gece” demiştir.
Mesruk der ki: “Dünyada hiçbir şeyin kaybı beni üzüntüye sokmaz, ancak Allah’a daha çok secde edememenin kaybı beni üzüyor.”
Mesruk’un eşi diyor ki: “Mesruk ayakları şişene kadar namaz kılardı. Çoğu zaman arkasında oturur, kendine yaptığını gördüğüm için ona ağlardım.”
Ebu İshakdan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: “Mesruk, hacca gittiğinde sadece secde ederek uyurdu ve hac dönüşüne kadar böyle devam etti.”
Ebu Müslim el-Havlâni der ki: “Bana cehennemin kızıştırılıp artık hazır hale geldiğini söyleseler şu an yaptığım amellerden daha fazlasını yapamam.”
Malik b. Miğvelden rivayetle şöyle demiştir: Murre el-Hemadani’ye bir namaz esnasında tekbir getireceği zaman: “Daha kılacak kaç rekâtın var?” diye sorulur. O da: “Yarısı kaldı; o da iki yüz elli rekattır” der.
Heysem der ki: “Murre b. el-Hemadani günde iki yüz rekât namaz kılardı.”
Ata b. Saib dedi ki: “Mürre el-Hemadani’nin secde ettiği yerin develerin ıhlama yeri gibi aşınmış olduğunu gördüm.”
Atâ veya başkası yine şöyle demiştir: “Mürre her gün altı yüz rekât namaz kılardı” demiştir.
Zehebi dedi ki: “Bu Allah’ın Kulu kendini ilim yaymaya pek adamıyordu, bu yüzden rivayetleri çok fazla değildi. İlimden kastedilen onun semeresidir
Ebu Bekir b. Ayyaş der ki: “Habib b. Ebi Sabiť’i secdedeyken gördüm. Secdede o kadar uzun durdu ki onu görseydin ölmüş olduğunu düşünürdün.”
Hasan el-Basri dedi ki: “Müminin şerefi gece namaz kılması, izzeti de insanların elindeki şeylerden ümit kesmesidir.”
Adamın biri Hasan el-Basri’ye: “Ey Ebu Said! Kulu Allah’a en çok yaklaştıracak en iyi amel nedir?” diye soruldu. Hasan dedi ki: “Ben, Allah’a en yakın olmanın, kulun gece namazı kılması olduğunu biliyorum.”
Ata el-Horasani dedi ki: “Denilirdi ki, gece namazı bedenin hayatı, kalbin nuru, gözün ışığı, uzuvların gücüdür. Kişi geceyi namazla geçirirse mutlu sabahlar ve bu mutluluğu kalbinde duyar. Ancak uykusu ağır basıp uyur ve virdini yapamazsa hüzünlü, yüreği buruk ve bir şeyi kaybetmiş gibi sabahlar. Oysa o bir şeyi değil, kendisi için yararlı çok şeyi kaybetmiştir.”
Vehb b. Münebbih dedi ki: “Gece namazı, aşağıda olanı yüksek yapar, alçak gönüllüyü yüceltir; gündüz orucu, kişinin arzularını keser. Müminin gerçek rahatlığı, ancak cennete girmesiyle olur.”
Yezid er-Rakkaşi’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Abidlerin gözlerini ancak uzun gece namazı aydın eder, Allah’a kavuştuklarında kalplerini ancak uzun susuzluklar mutlu eder.”
Dahhak der ki: “Gecenin karanlığında uzun süre uyumaktan Allah’tan utanan bir kavme yetiştim.”
Hasan b. Salih şöyle derdi: “Uyku beni zorlamadıkça kendi isteğimle uyumaktan Allah’tan utanırım. Geceleri uyumadığı için de kendisine “Vadiyi ihya eden kişi” derlerdi.
Osman b. Veki’nin anlattığına göre, bir adam Beytülmakdise geldi ve mescidin bir köşesine örtüsünü serdi. Geceyi orada geçirdi, ama örtüsünün arkasında yanan ateş onun için bir rızık gibiydi. Bütün gece namaz kıldı. Sabah olduğunda yüksek sesle, geceyi ibadetle geçirenlere imrenerek seslendi. Ona, “Biraz kendine merhamet etmez misin?” dediklerinde, “Bu ancak benim nefsimdir. Onu ölmeden önce dizginlemeye çalışıyorum.” diye cevap verdi.
Abdullah b. Hanzala’nın üzerinde yatıp uyuduğu bir yatağı yoktu. Namaz kılmaktan yorulunca kendisini öylece yere atar, kolunu ve elbisesini başının altına yastık yapıp birazcık uyurdu
Tavus yatağını serer, sonra yatar, ancak tavanın üzerindeki buğday gibi kavrulur, yerinde durmazdı. Sonra sıçrayıp kalkar, Kâbe’ye yönelir ve sabaha kadar namaz kılar: “Cehennemi düşünmek abidlerin uykusunu kaçırdı” derdi.
Ebu İshak es-Sebii şöyle dedi: “Sıhhattim elimden gitti, güçsüzleştim, kemiklerim inceldi. Artık namaza kalkıyorum da sadece Bakara ve Al-i İmran Sureleri’ni okuyabiliyorum.”
Süfyan b. Uyeyne der ki: Ebu İshak yaz gecelerinin tümünü namazla geçirirdi. Kış gecelerinin ise başıyla sonunu namazla geçirir, ortasında ise biraz istirahat ederdi.
Müslim b. Yesar der ki: “Eğer ben uyuyup uyandıktan sonra geri uyursam, Allah bir daha uyumamı bana nasip etmesin.”
Muhammed b. İshak diyor ki: Abdurrahman b. el-Esved hacı olarak yanımıza geldi, ayaklarından biri rahatsızdı. Kalktı, sabaha kadar tek ayak üzerinde namaz kıldı. Sabah namazını yatsı abdesti ile kıldı. Diyor ki: “Yanımıza Leys b. Ebu Süleym de geldi, o da aynısını yaptı.
Süfyan’dan rivayet edildiğine göre, Kays b. Müslim bir gece Muhammed b. Cahhade’yi ziyaret etti. Onu yatsı namazından sonra mescitte buldu. Muhammed namaza durmuştu. Bunun üzerine Kays b. Müslim de mescidin bir köşesinde namaza durdu. Sabah olana kadar ikisi de namaz kılmaya devam etti. Kays b. Müslim kendi mescidinin imamıydı. Sabah olunca köyüne döndü ve cemaatine imamlık yaptı.
Muhammed b. Cahhade ile hiç karşılaşmadılar ve Muhammed onun orada olduğunu bile fark etmedi. Cemaat ona “dün gece kardeşin Kays b. Müslim seni ziyaret etti, ama sen onun yanına gitmedin.” dedi. O da, “onun orada olduğunu bilmiyordum.” diye cevap verdi. Sabah olunca Muhammed, Kays b. Müslim’in yanına gitti. Kays onu görünce hızla kalkıp kucakladı, sonra birlikte oturup gözyaşı döktüler.
Mansur b. Mu’temir, gece olduğunda yazın beline bir örtü sarar, kışın ise giysilerinin üzerine bir örtü alır ve mihrapta namaza dururdu. Sabah olana kadar, sanki bir sütun gibi hiç kıpırdamadan ibadet ederdi.
Sabit el-Bünani her gece üç yüz rekât namaz kılar, sabah olunca elleriyle ayaklarını tutup sıkar ve “abidler geçip gittiler, sen ise yolda kaldın, vah vah!” derdi.
Sabit el-Bünani gece namaz kılar, gündüz oruç tutar ve şöyle derdi: “Kalbim için gece namazından daha lezzetli bir şey bulamıyorum.”
Talk b. Habib: “Belim ağrıyıncaya kadar Allah için kıyamda durmak isterim” derdi. Kalkar Kur’an’dan başlar, Hicr Suresi’ne gelince rükü ederdi.
Muhammed b. Mis’ar der ki: “Babam Kur’an’ın yarısını okumadan uyumazdı. Günlük okumasını bitirdikten sonra da abasını toplar ve biraz istirahat ederdi. İstirahatten yitiğini bulmuş kişi edasıyla sıçrayıp kalkardı. Kalkınca hemen misvakını kullanıp abdestini alır ve namaz için mihraba geçerdi. Şafak sökene kadar da namaz kılardı. Bunları da elinden geldiği kadar gizli yapmaya çalışırdı.”
Ümmü Said bint Alkame en-Nehai şöyle anlatıyor: “Bizimle Davud et-Tai arasında kısa bir duvar vardı. Gece boyunca onun hareketlerini duyardım, hiç durmazdı. Bazen şu sözleri söylediğini işitirdim: ‘Senin düşüncen tüm dertleri benden uzaklaştırdı, uykusuzlukla beni baş başa bıraktı. Sana kavuşma arzusu, nefsimin tüm heveslerini söndürdü, dünyadaki lezzetleri unutturdu. Ey Kerim olan Rabbim! Ben senin huzurunda bir mahkum gibiyim. Bazen bir ayeti terennüm ederdi, öyle ki, o an sanki tüm dünya nimetleri onun bu nağmesinde toplanmış gibi hissederdim. Evinde tek başına yaşardı ve hiç lamba yakmazdı.”
Bilal el-Ansi, bazı ramazan gecelerinde insanlara Kur’an’ın dörtte biriyle teravih namazı kıldırır sonra gider, insanlar da “bu gece kısa kesti” derlerdi.
Abdülaziz b. Ebu Revvad der ki: “Müslüman bir kimsenin en güzel ahlaklarından ikisi gece namazına devam etmek ve sürekli misvak kullanmaktır.”
Mansur’un komşusunun kızı babasına, “Baba, Mansur’un damındaki o tahta parçası nerede?” diye sordu. Babası, “Kızım, o tahta parçası değil, Mansur’un gece namazına kalkarken gördüğümüz gölgesiydi.” dedi.
Talk b. Muaviye anlatıyor: Bizden Hind b. Avf adında bir adam bir gün yolculuktan döndü. Hanımı yatağını serdi, o da uyudu. Kendisinin her gece belli saatte kalkıp kıldığı bir namazı vardı. Bu gece uyuyup kaldı ve namazını kılamadı. Bunun üzerine yatak üzerinde hiç yatmayacağına yemin etti.
İbn Ebi Dünya şöyle anlatıyor: Ebû Cafer el-Ademînin yazdığı bir kitabı okudum. Şöyle diyordu: Yemen’deyken bir adam ve genç oğluyla karşılaştım. Oğlu bana, “Bu benim babam, o çok iyi bir insandır ama onun için endişelendiğim bir alışkanlığı var.” dedi. “Nedir o?” diye sordum. Oğlu şöyle anlattı: “Benim ineklerim var, akşam olunca onları sağarım ve babama götürürüm. O ise namazda olur. Sütü içmesi için beklerim, ama o namazına öyle bir dalar ki, bazen sabaha kadar bana dönüp bakmaz.” Babasına sordum: “Bu doğru mu?” O da, “Evet, oğlum doğru söylüyor.” dedi ve oğlunu överek şöyle ekledi: “Ama benim de bir mazeretim var. Namaza durduğumda Kur’an okumaya başlıyorum ve kendimi öyle kaptırıyorum ki, ne zaman sabah olduğunu bile fark etmiyorum.”
Selame diyor ki: Bu ikisini Abdullah b. Merzuka anlattım. “Bunlar öyle kimselerdir ki Allah onların sayesinde Yemen’i beladan korur” dedi. Bu ikisini ayrıca Süfyan b. Uyeyne’ye anlattım, o da: “Bunlar öyle kimselerdir ki Allah onların sayesinde dünya ehlinden belayı def eder” dedi.
Hasan el-Basri der ki: “Bir koyun sağımı kadar süre de olsa muhakkak gece namazı kılın.”
Mürre el-Hemedani; her gün altı yüz rekât namaz kılardı. Ata şöyle demiştir: Onun yanına girdiler ve secde ettiği yerin develerin ıhlama yeri gibi aşınmış olduğunu gördüler.
Mansur b. Zazan, vefatından önce yirmi yıl boyunca sabah namazını (geceyi ihya ederek) yatsının abdestiyle kılmaya devam etti.
Huşeym, vefatından önce on yıl boyunca sabah namazını yatsının abdestiyle kılmaya devam etti.
Eyyûb, gece namazı kılarken kendisini gizlerdi. Ancak sabaha yakın bir vakitte sesini yükseltirdi. Biri, Bekr b. Eyyûb’a, “Ey Ebû Yahya, Eyyüb gece namazında yüksek sesle mi okurdu?” diye sordu. O da, “Evet, çok yüksek sesle okurdu ve sahurun son vakitlerinde kalkardı.” diye cevap verdi.
Katade der ki: “Gece ibadet eden münafık çok azdır” derlerdi.
Basra’da Şeddâd adında bir adam vardı. Cüzzam hastalığına yakalanmış ve uzuvları dökülmüştü. Hasan el-Basrî’nin arkadaşlarından bazı ziyaretçileri onu görmeye geldiler ve ona “nasılsın?” diye sordular. O da, “Çok iyiyim.” dedi ve ekledi: “Hastalandığım günden beri gece ibadetimi hiç aksatmadım. Tek üzüntüm, cemaatle namaza katılamamaktır.”
Halife el-Abdi ayakları yarılıncaya kadar namaz kılardı.
Muâzâ el-Adeviyye anlatıyor: “Sıla b. Eşyem, gece namazı kılardı. O kadar uzun süre ayakta dururdu ki bitkin düşerdi. Yatağına ancak emekleyerek ulaşabilirdi.” 793
Süfyan es-Sevri der ki: “Onlar (selef) gecenin başında ibadet ederler sonunda ise uyurlardı.”
Mudar el-Kârî şöyle anlatıyor: “İbadet ehli bir adam vardı, gece belli bir vaktini ibadete ayırırdı. Bir gece uykuya yenik düşerek bu vaktini kaçırdı. Rüyasında, ayın on dördü gibi parlak yüzlü bir genç kadın gördü. Elinde bir mektup vardı. Kadın ona, ‘ey Şeyh, okumayı biliyor musun?’ diye sordu. Adam, ‘evet, biliyorum. dedi. Kadın, o hålde bu mektubu oku. dedi. Adam mektubu aldı ve açtı, içinde şu dizeler yazılıydı:
‘Bir gün süren bir zevk için ebedi bir saadetten uzak kalma.
Cennet köşklerinde hayır ve nimet içinde yaşarsın.
Ölümsüz bir hayat sürer, en güzel nimetlerle donatılmış çadırlarda mutluluk içinde olursun.
Uykudan uyan! Zira uyanık olup Kur’an’la teheccüd kılmak uykudan daha hayırlıdır.
Adam dedi ki: ‘Allah’a yemin ederim ki bu sözleri ne zaman hatırlasam uykum kaçar.
Ezher b. Muğis b. Sabit es-Salebi şöyle anlatıyor: “Babam, gecenin karanlığında sürekli ibadet eden biriydi. Bir gece rüyasında, dünya kadınlarına benzemeyen bir kadın gördü. Ona, ‘sen kimsin?’ diye sordu. Kadın, ‘ben Allah’ın bir hurisiyim. dedi. Babam, ‘benimle evlenir misin?’ diye sordu. Kadın, ‘beni efendimden iste ve mehir olarak bana uzun teheccüd namazlarını sun. dedi.”
Abdülvahid b. Zeyd anlatıyor: “Bacağımda bir hastalık vardı, namaz kılarken üzerine yüklenmek zor oluyordu. Gece namazı kılarken ağrım arttı, dayanamayarak oturdum. Sonra, başımı secde ettiğim yere koyarak hafifçe uyudum. O anda rüyamda, olağanüstü güzellikte, dünyada eşi benzeri olmayan bir genç kadın gördüm. Yanında süslenmiş birçok cariye vardı. Onlara, ‘onu nazikçe kaldırın, rahatsız etmeyin. dedi.
Kadınlar bana yaklaştı, nazikçe kaldırarak taşıdılar. Sonra onlara, ‘Onu güzelce yerleştirin, altına döşekler serin, başını yastıklarla destekleyin. dedi.
Altıma yedi kat harika döşek serdiler, başımı da yumuşak yastıklara koydular. Sonra kadın, ‘çevresini güzel kokulu reyhan çiçekleriyle süsleyin. dedi. O anda, yaşadığım anın güzelliğiyle büyülenmiştim.”
Adam anlatmaya devam etti: “Beni yasemin çiçekleriyle çevrelediler, sonra kadın yanıma geldi ve ağrıyan bacağıma elini koydu. Eliyle ağrılı yeri ovduktan sonra, ‘kalk, Allah sena şifa bulmuş olarak namazına dönmeyi nasip etsin; artık hiçbir rahatsızlığın kalmadı’ dedi.
Yemin ederim ki uyandığımda sanki zincirlerinden kurtulmuş gibiydim. O günden sonra o hastalığı bir daha hiç hissetmedim. Ve o kadının bana söylediği, ‘kalk, Allah sena şifa bulmuş olarak namazına dönmeyi nasip etsin. sözlerinin tatlılığı kalbimden hiç silinmedi.”
Ömer b. Zer der ki: “Abidler, gecenin geldiğini ve tembellerle gafillerin yataklarına girip uykuya daldıklarını gördüklerinde, Allah’ın kendilerine verdiği gece ibadetinin güzelliği sebebiyle sevinçle kalkıp geceyi uyanık karşılar ve ibadet ederler. Gece biter, ama onların Kur’an okumaya olan şevkleri bitmez ve bedenleri gece boyu yapılan ibadetten usanmaz, iki taraf da geceyi kâr yahut zararla bitirirler.
Bir taraf geceyi uyku ve rahatlık içinde geçirirken diğerleri uyandıklarında ibadet etmek için gecenin tekrar gelmesini beklerler, iki grup arasında büyük fark vardır. Gece karanlığında Allah için ameller yapınız ki Allah size merhamet etsin. Muhakkak ki zararda olan kişi gecenin ve gündüzün hayrını görmeyen kişidir. Mahrum olan kişi de bunların hayrından mahrum olan kişidir.
Gece ve gündüz müminler için Allah’a ibadet vesilesi, kendilerini gaflete gömenler için ise vebal kılınmıştır. Kendinizi Allah’ın zikriyle diriltin. Kalpler ancak Allah’ın zikriyle dirilir. Geceleri geçiren niceleri vardır ki yuvasında ayağa kalkmış kıyamıyla seviniyor ve coşuyor. Kimileri ise gece uyudukları için yarın Allah’ın abid kullarına verdiği nimetleri görünce pişman olacaklar. Gelip geçen gece ve günlerin her anını iyi değerlendirin ki, Allah’ın rahmeti sizi sarsın.”
Yahya b. Ebi Kesir dedi ki: “Vallahi, yeni evlenmiş biri, eşine kavuştuğunda nasıl huzur bulursa, gece kalkıp Rabbiyle baş başa kalan kişi de ondan daha büyük bir huzur ve mutluluk içindedir. Onların kalpleri Allah ile yalnız kaldıklarında en büyük huzuru ve mutluluğu yaşardı.”
Abbad b. Temîm, bir zamanlar kendisiyle birlikte ibadete düşkün olan arkadaşlarını hatırlayarak onları hüzünle andı. Ancak veba hastalığı gelip hepsini alıp götürdü. Onları şu dizelerle andı:
“Gençlerdi onlar, yüzlerinde huşu okunurdu, Geceleri ibadetle erimiş bedenleri zayıflamıştı. Korkudan gözyaşlarıyla inleyerek, Yataklarından uzaklaşıp secdelere kapanırlardı.”
“Kur’an’ı okurlar, ondan asla şüphe etmezlerdi, Onlar Kur’an’ı öğrenip onu hayatlarına nakşettiler. Bedenleri sararmış, kemikleri incelmişti, Geceleri uyanık geçirirken, cahiller uykudaydı. Gündüzleri ise oruç tutarak geçirir, Geceleri secde ve kıyamla Allaha yönelirlerdi.”
İbn’ul Mübarek der ki:
Gece kararınca ona tahammül ederler. Tan ağırcaya kadar secde ederler. Korku uykularını böldü, kıyam ederler. Dünyada güvende olanlar uyku çekerler, 801
“Kıyamet günü, gece ibadet edenler cennetin kapısında bekletilmeyecekler. Onlar için inciden yaratılmış, içine ruh üflenmiş binekler getirilecek. Sonra onlara denilecek ki: ‘Haydi, cennetteki köşklerinize doğru binerek gidin!’
Bineklerine binip havada yükselerek cennete doğru yol alacaklar. Geriye kalan insanlar onlara hayranlıkla bakacak ve birbirlerine şöyle diyecekler: ‘Kim bu insanlar? Nasıl oldu da Allah, onları bizlerden ayrıcalıklı kıldı?’
Onlar, bu şekilde göklere doğru yükselmeye devam edecek ve sonunda cennetteki köşklerine varacaklardır.”
Süfyân anlatıyor: “Muhammed b. Cahhade, ibadete düşkün biriydi. Onun için, ‘gecenin ancak çok az bir kısmını uyuyarak geçirirdi. denirdi.
Komşularından bir kadın, bir gece rüyasında şöyle bir sahne gördü: Mescid cemaatine güzel ipekten elbiseler dağıtılıyordu. Onları dağıtan
kişi, Muhammed b. Cahhade’ye geldiğinde mühürlü bir sandık çıkardı. Sandığın içinden göz kamaştırıcı bir yeşil kaftan çıkardı. Kadın gözlerim bu kaftanın parlaklığına dayanamadı. dedi. O kişi, kaftanı Muhammed b. Cahhade’ye giydirerek ona şöyle dedi: ‘Bu, geceleri ibadete devam etmenin karşılığıdır.
Kadın şöyle dedi: ‘Allah’a yemin ederim ki, o rüyadan sonra Muhammed b. Cahhade’yi ne zaman görsem, o yeşil kaftanı üzerinde hayal ederdim.”
Süfyân b. Uyeyne Allah’ın rahmeti üzerine olsun dedi ki: “Cahiliye dönemini hatırlıyorum, geceyi ibadetle geçirenler vardı.”
Amr b. Abdurrahman b. Muhayriz der ki: “Babaannem bana haber verdi. Dedem İbn Muhayriz, her yedi günde bir, Kur’an’ı hatmederdi. Babaannem onun için yatağını yapardı fakat sabah oluncaya kadar yatağı bozulmazdı.”
Ebu Müslim el-Havlani: Kendini korkutmak için mescide bir kamçı asar. Eğer gevşemişse, onu alır ve bacaklarına vururdu. Sonra da: “Sana vurmak bindiğim hayvana vurmaktan daha uygun” derdi. Eğer uykuya yenik düşerse, “Senden değil, benden” derdi.
Bazıları şöyle demiştir: “Gece ibadeti, cennetteki hurilerin mehir bedelidir.”
Seleften bazıları geceyi ibadetle geçirirdi, fakat bir gece uyuya kalmıştı. O gece bir adam ona rüya yoluyla geldi ve şöyle dedi: “Ey falan kişi, sen daha önce çok ibadet eder, geceyi namazla geçirirdin, seni durduran şey de nedir?” O da: “Nedir bu?” dedi. Adam: “Gece kalkıp ibadet ettiğinde, melekler şöyle derdi: ‘Ey falan kişi, geceyi ibadetle geçiren kişi, nişanlısına doğru gitmekte.”
Yine bazıları rüyasında dünya kadınlarına benzemeyen bir kadın görüp şöyle sordu: “Sen kimsin?” “Allah’ın kulu bir huriyim!” “Benimle evlenir misin?” dedi. “Beni efendimden iste ve mehrimi ver de evlenelim” dedi. “Senin mehrin nedir?” dedim. “Uzun teheccüd (gece namazı) kılmandır” dedi.
Bir gece teheccüd namazı kılanlardan bazısı uyudu ve rüyasında bir huri ona şu şiiri okumaya başladı.
“Benim gibi birini mi istiyorsun, sen ise uyuyorsun.
Biz, her insan için yaratıldık.
Bazı salihlerin bir gece gözü daldı, uyudu, virdini okuyamadı. Rüyasında bir cariye başında durdu ve hüzünlü bir sesle şöyle dedi.
“Ey genç gece boyu uyanık ol.
Umulur ki cennette hurileri elde edersin.
Ebedi nimetlerin olduğu yerle nimetlenirsin.
Muhammed oradadır ve iyiler onu ziyaret edecektir.
O halde kalk uzun saatler uyanık kal.
Belki kalan mihrini ödersin.”
Selef-i salihinden bazıları çok teheccüd kılardı. Onlardan biri Allah’a kavuşmanın özlemiyle altmış yıl ağlamıştı. (Rüyasında) Misk kokan bir ırmağın kenarında olduğunu gördü. Irmağın kenarlarında inciden ağaçlar ve altın çubuklardan bitkiler bulunmaktaydı. Birde baktı ki tek ağızla: “Bütün diller ile tesbih edilen (Allah) her türlü eksikliklerden münezzehtir. diyen süslü hurilerin yanındadır. Onlara: “Siz burada ne: yapıyorsunuz?” dediğinde ise onlar da şöyle bir şiir ile cevap verdiler:
İnsanların İlah’ı, Muhammed’in Rabbi
Bizi gece ayakları üzerinde namaza duranlar için yarattı.
Onlar alemlerin Rabbi olan İlahlarına münacat ederler,
Herkes uyurken onların üzüntüleri yok olup gitmekte
“Aferin onlara, onlar kimlerdir? Size sahip oldukları için gözleri aydın olsun, ne mutlu onlara”, dediğinde: “Onları bilmiyor musun?” dediler. O: “hayır” dediğimde: “Onlar gece namazı kılanlar, Kur’an okuyanlar ve seher vakitlerini değerlendiren kimselerdir” karşılığını verdiler.
Salihlerden bazısı gece namazı kılarken uykuya dalar. Huriler onu rüyasında uyandırırlar. O da onların uyandırmasıyla uyanırdı.
Ebu Ubeyde geceyi üçe bölmüştü. Üçte birinde namaz kılar. Üçte birinde uyur diğer üçte birinde ise kitap tasnif ederdi.
Ahmed b. Harb bir gün oyun oynayan çocukların yanından geçerken bir çocuk “Oyunu bırakın… Bu, geceleri hiç uyumayan Ahmed b. Harb’tir” dedi. Ahmed sakalını tuttu ve “Çocuklar sana saygı gösteriyorlar, oysa sen uyuyorsun” dedi ve o günden itibaren ölene kadar geceleri ibadetle geçirdi.
İbn Semma’ der ki: Kadı Ebu Yusuf’un günlük virdi iki yüz rekâttır.
Bakiyye der ki: Ebu Bekir b. Ebu Meryem’i dinlemek için köyüne gittik. Burası zeytini bol bir köydü. Yanımıza oralı bir Nabatî gelip: “Kimi arıyorsun?” dedi. Biz de: “Ebu Bekir b. Ebu Meryem’i arıyoruz” dedik. O: “Şeyhi mi?” deyince: “Evet” dedik. Bunun üzerine adam: “Bu köyde hiçbir zeytin ağacı yoktur ki yanında bir gece boyunca namaz kılmış olmasın” dedi.
Fakih Suhnun’dan rivayetle şöyle demiştir: İbn Vehb, ömrünü üç kısma ayırdı. İlki Allah yolunda nöbet tutmak, ikincisi, Mısır’da İnsanlara ilim öğretmek. Üçüncüsü ise hacca gitmek. Onun otuz altı defa hac yaptığı rivayet edilmiştir.
Süleyman b. Sâlim der ki: “Safvân b. Süleym yazın evde namaz kılardı. Kış geldiğinde uyumamak için damda namaz kılardı.”
A’meş der ki: “İbrahim et-Teymi secdeye vardığı zaman, duvar çöküntüsü zannederek küçük kuşlar gelip sırtına konardı.”
Hassan b. Atiyye der ki: “Kim gece namazında kıyamı uzatırsa, kıyamet gününde uzun süre ayakta beklemesi ona ağır gelmez.”
Hilal b. Dârim der ki: Halîfetu’l-Abdi bizim komşumuz idi. Herkes uyuduğu zaman kalkıp: “Allahım! Senin için kalktım, yanındaki hayırlardan istiyorum” diye dua ederdi. Sonra namazgâhına gider ve tan yeri ağarana kadar namaz kılardı.
Atâ b. Ebi Rebâh yaşlanınca ve zayıflayınca dahi ayakta hareket etmeden bir rekâtta Bakara Suresi’nden iki yüz ayet okurdu.
Rabi b. Huseym bedeninin bir tarafı tutmaz hale geldiğinde kabilesinin mescidine iki kişinin tutmasıyla gidiyordu. Abdullah’ın öğrencileri kendisine: “Ey Ebu Yezid! Allah bu konuda sana ruhsat vermiş, namazını evinde kılsana!” dedikleri zaman Rabî: “Dediğiniz doğru ama müezzinin: “Haydi kurtuluşa!” çağrısını işittim. İçinizden biri “Haydi kurtuluşa!” çağrısını işittiği zaman emekleyerek de olsa, sürünerek de olsa bu çağrıya icabet etmelidir!” karşılığını verdi.
Said b. Cübeyr namaza durduğu zaman kazık gibi dimdik dururdu.
Meymûn b. Caban der ki: Müslim b. Yesâr’ın namaz kılarken az da olsa, çok da olsa sağına soluna döndüğünü asla görmüş değilim. Bir defasında mescidin bir köşesi çöktü. Dışarıda çarşı ahalisi gürültüden dolayı korkuya kapıldı; ama içerde namaz kılan Müslim dönüp de bir kez olsun bakmadı bile!
Abdül Cebbar b. Nadr es-Sülemi diyor ki: Bana Muhammed b. Sirin ailesinden biri söyledi, dedi ki: Müslim b. Yesar’ı gördüm; başını mescitte secdeden kaldırdı, secde yerine baktım o kadar çok ağlamış ki sanki oraya su dökülmüştü.
Abdullah b. Müslim bildiriyor: Bir defasında babam namaz kılarken eve Şam ahalisinden bir adam girdi. Onun girişiyle de evdekilerin hepsi telaşa kapılıp adamın etrafında toplandılar. Babam namazı bitirince ümmü Abdullah (annem) ona: “Şu Şamlı adam buraya girdi de evdekilerin hepsi telaşa kapılıp ayaklandılar. Oysa sen dönüp de bakmadın bile!” dedi. Babam: “Fark etmedim” karşılığını verdi.
İbn Avn diyor ki: Müslim b. Yesar’ı gördüm, namaz kılıyordu, sanki bir kazık gibiydi; bir müddet bir ayağının üzerine, bir müddet de diğer ayağının üzerine eğilmezdi. Elbisesi kımıldamaz, bir ayak üzerine durarak rahat etmezdi.
Sabit el-Bünâni der ki: “Yirmi yıl boyunca aksatmadan ve içimden gelerek namazlarımı kıldım. Yirmi yıl boyunca da bunun nimetlerinden yararlandım.”
Süleyman b. el-Muğîre der ki: Sabit el-Bünânî’nin şöyle dediğini işittim: “Tüm hayırlı işleri yapmış olsa dahi iki hasleti taşımadıkça kişi hiçbir zaman abid olarak nitelendirilemez. Bu iki haslet, oruç ile namazdır. Zira oruç ile namaz abidin eti ve kanı gibidir.”
İbn Şevzeb’in naklettiğine göre Sabit el-Bünânîyi şöyle derken işittim: “Allah’ım! Yarattığın insanlardan birine, mezarında senin için namaz kılma fırsatı verdiysen bana da bu fırsatı ver.”
Şeybân b. Cisr, babasının şöyle dediğini nakleder: Kendisinden başka ilah olmayana yemin ederim ki; Sabit el-Bünânî’yi mezarına koyan benim, yanımda da Humeyd et-Tavil veya başka birisi vardı, üzerindeki toprak kerpiçleri dizdiğimizde, üzerine bir kerpiç düştü. Kerpici düzeltirken namaz kıldığını gördük. Yanımdaki kişiye “Görüyor musun?” dedim, bana “sus” dedi. Mezarını örttükten sonra kızının yanına gidip ona; “baban Sabit ne yapardı?” deyince “Neden, ne gördünüz?” dedi. Biz gördüklerimizi anlatınca şöyle dedi; “elli senedir gecelerini namazla geçirdi. Seher vakti gelince dua edip Allah’ım! Herhangi birinin kabirde namaz kılmasına izin verdiysen, bana da ver derdi. Allah bu duayı geri çevirecek değildir.” *
İbn Şevzeb der ki: “Sabit el-Bünâni ile yürüdüğüm zamanlarda hangi mescidi gördüyse mutlaka içine girip namaz kılardı.”
Muhammed b. el-Münkedir der ki: “Nefsim sıkıntılar içinde kırk yıl boyunca kıvrandıktan sonradır ki ancak dosdoğru yola girebilmiştir.”
Abdürrezzak b. Davud b. İbrahim dedi ki: Bir defa hac yolunda bir aslan insanların yolunu kesti. İnsanlar izdiham yaptılar ve birbirlerini ezdiler. Seher vakti aslan onları terk edip gitti. İnsanlar kendilerini rastgele sağa sola atıp uyudular. Tavus ise kalkıp namaz kıldı. Oğlu ona: “Sen uyumuyor musun geceden beri yoruldun?” deyince, Tavus “Seher vakti kim uyur?” dedi.
Abdurrahman b. Zübeyd, babasından bildiriyor: Babam geceyi üçe böldü. Bir bölümünde kendi, bir bölümünde ben ve bir bölümünde de erkek kardeşim ayakta kalacaktı, önce babam başlar biz uyurduk. Gecenin üçte birlik bölümünü ayakta geçirdikten sonra beni kaldırmak için ayağıyla dürterdi. Ancak benim üşengeç davrandığımı gördüğünde: “Oğlum! Sen uyumana devam et, ben senin yerine ayakta dururum” derdi. Gecenin ikinci bölümünü de bitirdiğinde kaldırmak üzere kardeşime gider ve ayağıyla onu dürterdi. Onun da üşengeç davrandığını gördüğünde ona da: “Oğlum! Sen uyumana devam et, ben senin yerine ayakta dururum” derdi. Bu şekilde de sabaha kadar ayakta beklerdi.
Talk b. Habib; “Sırtım ağrıncaya kadar namaz kılmak isterim” derdi. Bakara Suresi’ni okumayla başlar, Ankebût Suresi’ne kadar rükûya gitmezdi.
Talk b. Habib der ki: Müminler yaptıkları ve yapmayı tasarladıkları (namaz) iki iyilik arasında ölürler.”
Rebah b. el-Herevi bildiriyor: Asım b. Yusuf meclisinde sohbet eden Hatim el-Asama uğradı ve Asım ona: “Peki namazı nasıl kılıyorsun?” diye sordu. Hatim şöyle cevap verdi: “Namaz emriyle hemen kalkıyorum, namaza huşü içinde yürüyüp gidiyorum. Niyetle başlıyorum, Allahı yücelterek tekbir getiriyorum. Acele etmeden ve üzerinde tefekkür ederek kıraatimi yapıyorum. Huşû içinde rükûya varıp tevazu ile secdeye gidiyorum. Sünnete göre de selamımı veriyorum. Sonra da ihlâs içinde bu kıldığım namazı Allah’a sunuyorum. Ardından bu namazımın kabul görmemiş olması endişesiyle korku içinde oluyorum. Bunun üzerine Asım: “Sen namazı güzelce kılabiliyormuşsun, sohbetine devam edebilirsin” dedi.”
İbn Vehb der ki: “Akşam namazı sonrası Süfyân es-Sevriyi Mescidi-i Haram’da gördüm. Namaz kıldı ve secdeye gitti. Yatsı namazı ezanı okunana kadar da başını secdeden kaldırmadı.”
Veki’ b. Cerrah dedi ki: Hasan b. Salih ve kardeşi, anneleri geceyi üçe bölmüşlerdi. Ali kalkar üçte birinde namaz kılar, sonra uyurdu. Hasan de kalkar üçte birinde namaz kılar, sonra uyurdu. Anneleri de üçte birinde namaz kılardı. Anneleri öldü, geceyi ikiye böldüler. Kalkar sabaha kadar namaz kılarlardı. Sonra Ali de öldü, Hasan kalktı, gecenin hepsinde namaz kıldı.
Ali b. Fudayl der ki: “Süfyân es-Sevri’yi Kâbe’nin yanında secdede gördüm. Yedi tavaf yapmama rağmen başını secdeden hâlâ kaldırmış değildi.”
Yahya b. Yemân der ki: Süfyân es-Sevri’nin gece çıkıp dolaştığını ve uykusunun kaçması için gözlerine su serptiğini gördüm.
Abdurrahman b. Mehdi der ki: İnsanlar içinde Süfyân es-Sevri kadar yumuşak kalpli olan biriyle daha birlikte olmuş değilim! Her gece onu takip eder ne yapacağını izlerdim. Devamlı olarak gecenin ilk başlarında uyurdu. Sonra ansızın ürküp korkmuş bir şekilde uyanır ve sanki evin içinde biriyle konuşuyormuş gibi: “Ateş! Ateşi hatırlamam beni uykumdan ve diğer lezzetlerden mahrum etti!” derdi. Hemen yanı başına su getirilmesini ister abdestini aldıktan sonra da şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Sana karşı dile getirmesem de ihtiyacımın ne olduğunu çok iyi biliyorsun. Allah’ım! Tek isteğim beni cehennem ateşinden azat etmendir. Allah’ım! Cehennem endişesinden dolayı korkum çoğaldı ve kendimi güvende hissedemiyorum. Yine bütün bunları da bana bahşettiğin birer nimet olarak görüyorum. Zira daha önce de dostlarına ve sana itaat edenlere aynı durumu yaşatmıştın İlahi! Sen de biliyorsun ki şayet insanlardan ayrılmak için yeterli bir gerekçem olsaydı onların arasında bir an bile durmazdım.” Sonra Süfyân namazına dururdu. Ancak namazda o kadar ağlardı ki kıraatini zor yapardı. Öyle ki ağlamasının çokluğundan dolayı ne okuduğunu işitemezdim. İbn Mehdi dedi ki: “Ondan heybetinden çekindiğimden dolayı yüzüne bakamazdım.” *”
Evzai derdi ki: Her kim gece namazında kıyamını uzun tutarsa yüce Allah kıyamet günü uzun süre ayakta bekleme zamanında bunu ona kolaylaştırır.”
Rebi b. Süleyman der ki: İmam Şafii geceyi üçe ayırmıştı: İlkinde yazar, ikincisinde namaz kılar, üçüncüsünde ise uyurdu.
İmam Zehebi der ki: Onun yaptığı üç amel niyet ile yapıldığında ibadettir,
Abdullah b. Ahmed b. Hanbel diyor ki: “Babam her gece ve gündüz üç yüz rekât namaz kılardı. O kırbaçlardan hastalanınca zayıf düştü; artık her gün yüz elli rekât namaz kılmaya başladı. Seksen yaşına yaklaşmıştı. Her gün Kur’an’ın yedide birini okurdu, yedi günde bir hatmederdi. Gündüz namazının dışında her yedi gecede bir hatim indirirdi. Yatsı namazını kıldıktan sonra hafifçe uyurdu, sonra sabaha kadar ayakta dikilir; namaz kılar ve dua ederdi. Babam beş haccının üçünü yürüyerek ikisini de binekli olarak yaptı.”
İbrahim b. Şemmasdan rivayetle der ki: Ben Ahmed b. Hanbel’i çocukluğundan beri tanırım, o geceleri sabaha kadar namaz kılardı.
Abdullah b. Ahmed b. Hanbel diyor ki: Babam her gün Kur’an’ın yedide birini okurdu. Yatsı namazını kıldıktan sonra hafifçe uyurdu, sonra sabaha kadar ayakta kalır, namaz kılar ve dua ederdi.
Mervezi der ki: Ebu Abdullah (Ahmed b. Hanbel) gece yarısına doğru başlar seher vaktine kadar namaz kılardı. Onun akşam ile yatsı namazı arasında diz çökmüş halde beklediğini görürdüm.
Musebbih b. Said der ki: “Muhammed b. İsmail el-Buhari Ramazan’da her gün bir hatimle gündüzü bitirirdi. Teravihlerden sonra her üç gecede bir de bir hatim tamamlardı.”
Muhammed b. Ebi Hatim şöyle anlatmıştır: “Muhammed b. İsmail, bir gün dostlarından birinin bahçesine davet edildi. Öğle namazını kıldırdıktan sonra, nafile namaz kılmak için ayağa kalktı. Namazını bitirdikten sonra gömleğinin etek kısmını kaldırdı ve yanındakilerden birine ‘gömleğimin altında bir şey görüyor musun?’ dedi. Yanındakiler baktıklarında, onu bir arının on altı ya da on yedi yerinden soktuğunu ve vücudunun bu yüzden şiştiğini gördüler. Oradakilerden biri ona, ‘Seni ilk soktuğunda neden namazdan çıkmadın?’ diye sordu. O da şöyle cevap verdi: ‘Bir suredeydim, onu tamamlamayı sevdim. Buhari: “Bir sure okuyordum ve onu tamamlamak istiyordum” dedi.
Kasım b. Raşit eş-Şeybani diyor ki: Zema b. Salih el-Mekki bizim yanımıza konaklamıştı. Onun ailesi ve kızları da yanındaydı. Gece olduğu zaman uzun süre namaz kılardı. Seher olduğu zaman da yüksek sesle: “Ey geceleyen kervan, bütün gece uyuyacak mısın? Kalkıp hareket etmeyecek misin?” derdi. Bunun üzerine oradan bir ağlayan sesi, bir dua eden sesi, bir Kur’an okuyan sesi ve bir abdest alan sesi işitilirdi. Şafak söktüğü zaman da en yüksek sesle: “Gece yolculuğu sabah olunca övgü ile anlatılır” derdi.
Muhammed b. İbrahim bildiriyor: Bir gün rüyamda Cüneyd’i gördüm. Ona: “Allah sana nasıl davrandı?” diye sorduğumda: “O işaretlerin hepsi yıkıldı. O ibarelerin hepsi kayboldu, o ilimler bitti, o tasvirler tükendi. Seher vakitlerinde ettiğimiz o mütevazi rükûlar dışında hiçbir şey fayda etmedi” dedi.
Sükeyn b. Miskin dedi ki: Revvad’la aramızda akrabalık vardı. Küçük kız kardeşine sordum: “Gecesi nasıldı?” dedim. O da: “Gece boyu ağlar ve bağırırdı” dedi. Ben de “duasından bir şey ezberledin mi?” dedim. O da: “Evet” dedi: Seher olduğu veya şafağın sökmesi yaklaştığı vakit, secde eder, sonra da ağlardı. Sonra da: “Ey Mevlam, kulun sana ibadet etmekle seninle temas kurmak ister, sen de ona tevfikinle yardım et, ey Mennan! Ey Mevlam, kulun gazabından kaçmak ister, sen de ona lütfunla yardım et. Mevlam, kulun, hayrına büyük umut bağlamıştır, kurtulanların sevindiği günde onun umudunu kırma!” derdi.
Kız kardeşi dedi ki: İşte sabaha kadar böyle yapardı. Çabalamaktan yorgun düşer ve rengi değişirdi.
Sükeyn diyor ki: Revvad ölüp de mezarına taşındığı zaman onu defnetmek üzere kabrine indiler. Lahdin reyhanlarla döşenmiş olduğunu gördüler. Bazıları kabre inip o reyhanlardan biraz aldılar. Onlar yetmiş gün durduğu halde bozulmadı. İnsanlar sabah akşam gelip onlara bakarlardı. Denilir ki: İnsanlar bu hususta çok ileri gidince emir bir fitne çıkmasından korktu, bir adama emir verdi, o da o reyhanları aldı ve insanlara dağıttı. Emir o reyhanları evinde kaybetti, nereye gittiğini bilemedi.
4- Hac ve Umre
Ammår b. Amr el-Bicli derki: Muhammed, b. Nadr’la Mekke’ye yolculuk yaptık. Biz gecenin hangi vaktinde uyansak onu bineğin üzerinde Kur’an okur halde görürdük. Bize göre Mekke’ye kadar hiç uyumamıştı. Bineğinden sadece arkadaşlarına hizmet için inerdi. Onlar “zahmet etme, asıl biz sana hizmet edelim” derler, o ise kabul etmez ve “sevab kazanmamı kıskanıyor musunuz?” derdi.
Hişam şöyle demiştir: Uzun namaza ve gece boyu uyumamaya Sabit’ten daha sabırlı birini görmedim. Bir defa Mekke’ye birlikte yolculuk yaptık. Geceleri konakladığımızda sabaha kadar namaz kılardı. Biz yola devam ederken onu ne zaman uyanık görmek veya uyanık bulmak istesen mutlaka onu ya ağlar ya da Kur’an okurken bulurduk.
Vasıl b. Suleym der ki: Ata b. Saib Mekke’ye kadar eşlik ettim. İki gecede bir Kur’an’ı hatmederdi.
5- Ramazan Ayı ve Oruç
Ebu İshak el-Hemadani der ki: Ali b. Ebi Talib (r.a) Ramazan ayının ilk gecesi mescitlerde kandiller yanarken ve Allah’ın kitabı okunurken dışarı çıktı. Dedi ki: “Ey Ömer b. Hattab (r.a) Allah’ın mescitlerini Kur’an’la aydınlattığın gibi, Allah’ta senin kabrini aydınlatsın.”
Ahnaf b. Kays oruç tutmak istedi. Oruç tutmaması söylendi. O da: “Ben onu uzun ve kötü bir güne hazırlıyorum” dedi ve şu ayeti okudu. “(Dünyadaki bu itaatleri sayesinde) Allah, onları bugünün şerrinden korur.” (Insan:11)
Mücahid der ki: Ali el-Ezdi Ramazan’da her gece Kur’an’ı hatmederdi. Akşam ve yatsı namazı arasında uyurdu.
El-Esved, Ramazan ayında her iki gecede hatmederdi. Akşam ve yatsı namazı arasında uyurdu.
Zühri der ki: Ramazan ayında yapılan tesbih diğer günlerde yapılan tesbihten bin kat daha faziletlidir.
Ebu Bekir b. Meryem der ki: Hocalarımızın şöyle dediğini işittim: “Ramazan ayı geldiğinde, temizlenme arınma ayı geldi” derlerdi. Yine şöyle derlerdi: “Ramazan ayında yardımları artırın. Çünkü ramazanda yapılan harcamalar Allah yolunda yapılan harcamalar gibi sevabı çoğalır.” Yine şöyle dediler: “Ramazan ayında yapılan tesbih diğer günlerde yapılan tesbihlerden çok daha faziletlidir.”
İbn’ul Hanefiyye diyor ki: “Gözün, kulağın, dilin ve bedenin oruç tutsun. Oruç olmadığın günün, oruç olduğun gün gibi olmasın. İşçiye de eziyet etmekten sakın.” 465
Vuheyb, Ramazan Bayramı’nda gülen bir topluluk gördüğü zaman şöyle derdi: “Sanırım bu adamların tuttuğu oruçlar kabul görmüş. Yoksa böylesi bir gülüş, şükreden kişilerin gülüşü değildir. Eğer bu adamların tuttuğu oruçlar kabul edilmezse bu gülüşler korkan kişilerin gülüşü değildir.”
6- İbadet İçin Hazırlık Yapmak
Enes der ki: Temim ed-Dari namaz kılmak için bin dirhem karşılığında bir elbise satın aldı.
Temim ed-Dari gece kalktığında misvakıyla temizlenir sonra da sadece gece namazı kılarken giydiği en güzel elbiseyle dua ederdi.
Veki’ b. el-Cerrâh der ki: “Henüz vakti gelmeden önce kendini namaza hazırlamayan kişi ona gereken değeri vermemiş demektir.”
Abdülaziz b. Ebu Revvåd bildiriyor: Muğîre b. Hakîm teheccüde kalkacağı zaman en güzel giysilerini giyinir, hanımının da kullandığı kokulardan sürünürdü. Muğire devamlı olarak teheccüde kalkanlardan birisiydi.
Amr b. el-Esved iki yüz dirheme bir elbise alır, onu bir dinara boyar ve gündüz boyu saklardı. Gece kalkar onunla namaz kılardı.
Süfyân es-Sevri der ki: “Dilediğini ye, ama su içme. Eğer su içmeyecek olursan uyku sana bastıramaz.”
Kaynak: Söz ve amel arasında selefin hayatı
BENZER KONULAR:
- Hanbeli ve Selefi mezhebi arasında bağlantı nedir? Selefiyye alimleri kimlerdir?
- İbn Teymiyye ve Selefilik
- Selefiler ile Vehhabiler arasında ne fark var?
- Selefilik hak mezhep midir?
- Selefiye ehli sunnetmidir
- Tümünü görüntüle.
- Selef-i Salihin ne demek? Kısaca
- Hak İtikadi Mezhep “Selefi Salihin Akidesi”
- Ecel Meselesi
- Vehhabilik ile Hanbelilik arasındaki ilişki
- Selefiler ile Vehhabiler arasında ne fark var?
- Tümünü görüntüle.
- Dini soru sor Cevap Al
- Dini soru sorabileceğim site arıyorum ?
- Dini soru sor Cevap Al Sitesi Hakkında Bilgi
- Dini soru sor kimin?
- Dini soru sor imamlar cevaplıyor
- Tümünü görüntüle.
Answer ( 1 )
Selef-i Salihin ve Sahabelerin İbadeti hakkında
Ali b. Ebi Talib (r.a) der ki: “Yaptığınız amellerin kabul görüp görmediği konusuna ameli yapmanızdan daha fazla önem gösterin. Allah’ın şöyle buyurduğunu işitmediniz mi? “Allah ancak muttaki olanlardan kabul eder.” (Mâide, 27)
Hammad b. Seleme der ki: “Süleyman et-Teymi’nin yanına hangi vakitte gittiysek, onun Allaha itaat ettiğini gördük. Eğer namaz vaktiyse onu namaz kılarken görürdük, eğer namaz saati değilse ya abdest alırken ya hasta ziyaret ederken ya bir cenazeyi yolcu ederken ya da mescitte otururken görürdük. Biz, onun Allah’a isyan etmeyi bilmediğini düşünürdük.”
Ebu Avâne der ki: “Mansur b. Zâdâna bugün veya yarın öleceksin denilse, yaptığı amelden daha fazlasını yapamazdı.”
Abdurrahman b. Mehdî der ki: “Hammad b. Seleme’ye yarın öleceksin denilse bile yaptığı amelden daha fazlasını yapamazdı.”
Hasan el-Basri (r.h) şöyle demiştir: “Namaz, eğer insanı kötülüklerden alıkoymuyorsa insanı Allah’tan uzaklaştırmaktan başka bir şeye yaramaz.”
El-Muallâ b. Ziyâd el-Kurdusi şöyle rivayet eder: “Hasan el-Basri’ye “iki adamdan biri boş vaktini ibadetle, diğeri de çocuklarıyla meşgul olarak geçiriyor. Hangisi daha iyi?” diye sordum. Bana: “İbadetle geçiren daha faziletlidir” dedi.”
Ubeyd b. Umeyr’in şöyle dediğini nakleder: “Şimdiki müçtehidler önceki oyuncaklar gibidir.”
Abdullah b. Dâvud dedi ki: ‘Seleften biri kırk yaşına vardığında yatağını kaldırır ve artık hiçbir gece uyumaz geceyi ibadetle geçirirdi. Sabah olduğunda, yolculuk edenler (ibadet edenler) gece boyunca yolculuk yaptıklarına memnun olurlar.”
Enes b. lyåd der ki: “Safvân b. Süleym’i gördüm. Eğer ona yarın kıyamet kopacak denseydi, yaptığı ibadetlerden daha fazla bir şey yapamazdı.”
Mücahid der ki: Kıyamet gününde üç grup insan, zengin, hasta ve köle huzura çıkarılır. Allah, zengin olana: “Bana ibadet etmene engel olan şey nedir?” diye sorduğunda, zengin: “Bana öyle çok mal verdin ki sapıttım” karşılığını verir. Bunun üzerine Süleyman b. Davud (a.s) tüm mülküyle getirilir ve zengine: “Mal konusunda sen mi yoksa bu mu (Süleyman) daha çok çalışmıştır?” diye sorulur. Zengin: “O daha fazla çalışmış” karşılığını verince, ona: “Ama bu çalışması bana ibadet etmesine engel olmamıştır!” denilir. Sonra hasta getirilip: “Bana ibadet etmene engel olan şey nedir?” diye sorulur. Hasta: “Hasta olan bedenimle uğraşıp durdum” deyince, Eyyüb (a.s) çektiği tüm sıkıntılarla birlikte getirilir. Hasta adama: “Hastalıktan yana sen mi daha çok çektin yoksa bu mu?” diye sorulunca hasta adam: o benden daha fazla sıkıntı çekmiştir” karşılığını verir. Allah da: “Ama tüm sıkıntıları bana ibadet etmesine engel olmamıştır” buyurur. Sonra köle olan kişi getirilir ve ona: “Bana ibadet etmene engel olan şey nedir?” diye sorar. Köle: “Bana hâkim olan efendiler kıldın” karşılığını verince, Yusuf (a.s) yaptığı ibadetler ile birlikte getirilir ve köleye: “Köle olarak sen mi, yoksa bu mu daha fazla sıkıntı çekmiştir?” diye sorulur. Köle: “Tabi ki köle olarak o benden daha fazla sıkıntı çekmiştir” dediği zaman, Allah: “Ama bütün çektikleri bana ibadet etmesine engel olmamıştır!” buyurur.
Ebu’l Ahvas’dan rivayetle Ebu İshak şöyle haber verdi: “Yaşlandım ve zayıfladım. Ayda sadece üç gün ve pazartesi ile perşembe günleri bir de haram aylarda oruç tutabiliyorum.”
Musa b. İsmail der ki: “Size, Hammâd b. Seleme’nin güldüğünü hiç görmedim desem yalan söylemiş olmam. Zira Hammâd kendi kendiyle meşguldü. Ne zaman görsen ya ders veriyor ya Kur’an okuyor ya tesbih ediyor veya namaz kılıyor olurdu. Gününün tamamını bu ibadetlere ayırmıştı.”
İbnu’l Mübarek bildiriyor: Süfyân es-Sevriye, kişinin namaza başlayacağı zaman neye niyet etmesi gerektiğini sorduğumda: “Rabbine yakarmaya niyet eder” karşılığını verdi.
Fudayl b. İyâd şöyle demiştir: “Müminin konuşması ilim, susması tefekkür, bakışı ibret, ameli de iyiliktir. Sen de öyle olduğun sürece her nerede olursan ol, ibadet içindesin demektir.”
Ebu Süleyman ed-Dârâni şöyle demiştir: “Bize göre ibadet, kendini namaza verip başkalarının sana yiyecek vermesini beklemek değildir. Bunun yerine kendi ekmeğini kendin kazan, sonra da ibadetini yap.”
Yine şöyle der “Şayet kıraatten çok zevk alıyorsan rükûya ve secdeye gitme. Secdeden zevk alıyorsan rüků etme ve kıraat yapma. Hangi şey seni Allah’a daha çok yaklaştırıyorsa devamlı olarak onu yap