Paylaş
Peygambere itaatin ölçüsü
Question
RASULULLAH’A (S.A.V.) İTAATİN ÖLÇÜSÜ
Rasulullah (s.a.v.) hakkında çok ayet vardır. O’na (s.a.v.) itaat ve ittiba’ın vacip olduğunu, O’na (s.a.v.) uymanın zorunlu muhalefet etmenin de cehenneme götüren bir yol olduğunu unutmamalıyız. O’na (s.a.v.) itaat, Allah’dan (c.c.) getirdiklerine uymakla olur. Yüca Allah (c.c.) Rasul’üne (s.a.v.) uymayı vurgulamış, ne getirmişse onu almamızı, neyden de nehyettiyse ondan da sakınmamazı emretmiştir.
Diyorum da bu hadis ve recm inkarcıları acaba nelerine güveniyorlar. Rasulullah’a (s.a.v.) itaatın önemiyle ilgili ayetlere geçelim. Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
“Peygamber (s.a.v.) size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan (c.c.) korkun. Çünkü Allah’ın (c.c.) azabı çetindir.” (Haşr: 59/7)
“O (Muhammed) hevasından konuşmaz. O(bildikleri) vahyedilenden başkası değildir.” (Necm: 53/3-4)
“Artık O’nun (Rasulullah’ın) emrine muhalefet edenler, kendilerine acıklı bir azabın isabet etmesinden çekinsinler.” (Nur: 24/63)
“And olsun ki, Rasulullah sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzab: 33/21)
“Hayır! Rabbin’e and olsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp, sonra da (onu) tam manasıyla kabul etmedikçe iman etmiş olmazlar.”
(Nisa: 4/65)
“(Rasulum!) De ki, Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyendir.”
(Al-i İmran: 3/31)
Konuyla ilgili ayetlerin çokça olduğunu vurgulmıştım. Nedense hadis ve recm inkarcılarının çoğundan bu ayetler karşısında şu batıl ve geçersiz sözleri duymaktayız : “Yukarıda geçen ayetlerdeki itaat ve ittiba farklı, hadisleri içermez”, “Hiçbir hadis korunmamıştır”, “Hadislerin hepsi uydurulmuştur”, “Aklımız bize yeter” vb. gibi…
Bunlara cevap vermek gerçekten kolaydır. Bizlere bir ayet ya da hadis gelmiş ise, bize “inandık ve itaat ettik” demek düşer. Bu, teslimiyetmizin gereğidir. Lakin bunu bizler, hadisi kökten reddedenlerde fazla göremiyoruz. Onlar başka çevrelerin etkisinde kalmış, ne yapacaklarını bilmeyen, zavallı kimselerdir. Kur’an’ı Kerim’de, Rasulullah’ın (s.a.v.) hadislerine tea’lluk eden ayetler vardır. Bunlardan birkaç tanesini zikredelim :
“Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz (sır) söylemişti. Fakat eşi o sözü başkalarına haber verip, Allah da bunu Peygamber’e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vaz geçmişti. Peygamber bunu da haber verince eşi: ‘Bunu sana kim bildirdi?’ dedi. Peygamber; ‘Bilen ve her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi.’ dedi.” (Tahrim: 66/3)
Ayetle ilgili açıklamaya geçmeden önce sebebini zikredelim :
Rivayete göre Rasulullah (s.a.v.), eşi Hafsa’nın (r. anha) evde bulunmadığı bir sırada, cariyesi Maria’yı (r. anha) odasına almıştı. Hafsa (r. anha) bundan haberdar olunca üzüntüsünü belirtmiş ve darılmıştı. Rasulullah (s.a.v.) da Hafsa’ya (r. anha), Maria’yı (r. anha) yatağına almayacağını söylemiş ve bunu gizli tutmasını tenbih etmişti. Hafsa (r. anha) ise bu konuyu Hz. Aişe’ye (r. anha) açıklamış, bunun üzerine yukarıdaki ayet inmiştir.
Bu ayette sırrın olduğunu muhakkak ki Allah (c.c.) bu sırrı habibine haber veriyor. Hiç kimse “Kur’an-ı Kerim’de bu sır geçmiyor.” diyemez.
Allah (c.c.) bu sırrı Rasulullah’a (s.a.v.) anlatırken, “Bu sır başka bir ayette geçmektedir.” demiyor. Kısacası sırrın ne olduğu, kimler arasında geçtiğini, olayların nasıl cereyan ettiği, Kur’an’da zikredilmiyor. Biz, kimlerin arasında geçtiğini hadislerden öğreniyoruz. “Allah (c.c.) bana haber verdi.” sözü, kudsi hadislerin olabileceğine delil olmaz mı? Aynı zamanda Allah’ın (c.c.) Rasulu’ne (s.a.v.) Kur’an’ın dışında da vahyettiği anlaşılmaz mı?
Allah’u Teala şöyle buyuruyor:
“Oolmadık iftirada bulunanlar sizden bir topluluktur. Siz bunu kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Bilakis sizin için daha hayırlıdır. Onlardan her birisinin kazandığı günah kendisinindir. Aralarından sözün en büyüğünü söyleyene ise çok büyük bir azap vardır.”
(Nur: 24/11-13)
Bu ayette bazı münafıkların, Aişe (r.anha) anamıza attığı zina iftirasından bahsedilmektedir. Hadislere bakarak bizler bu ifk olayının kimler arasında ve ne şekilde olduğunu biliyoruz. Hadis inkarcıları, ayette geçen bu iftiranın olmadığını iddia edemezler. İftiranın olduğu, ayetle sabittir. Aynı şekilde Allah’ın (c.c.), farz kılmış olduğu namazın nasıl kılınacağını, zekatın ne kadar verileceğini, kadınlara ait hayız günlerinin ve kan renklerini nasıl ayarlanacağını, hadislere bakmadan söylesinler. Her nedense sık sık televizyon vb. yerlere bazı müsteşrik (oryantalist) tipli şahıslar çıkıyor, hadisleri kabul etmedikleri halde sıkıştıkları yerlerde hadislere müracaat ediyorlar ve bildiklerini gizliyorlar. Allah (c.c.) onlara hidayet versin. amin. Bunlara bir ayeti daha hatırlatmak gerekir. Yüce Allah (c.c.) habibine şöyle diyor:
“Yüce Allah kendilerine inirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu kitabı indirdik.”
(Nahl: 16/44)
Ayette, kendilerine indirileni sadece okuyasın değil açıklayasın diye indirdik diyor. Rasulullah (s.a.v.) bu dini anlatırken, hiç kimse dini açıklamadı diyemez. Rasulullah’ın (s.a.v.) açıklayıp söylediği şeylere (hadislere) niçin acaip bakılıyor. Hadis inkarcıları, Kur’an-ı Kerim’in nasıl korunacağını, günümüze kadar kimlerin vesilesiyle ulaştırıldığını araştırma yoluna giremiyorlar. Çünkü bu olay kendi aleyhlerine olmaktadır.
Answer ( 1 )
Peygambere itaatin ölçüsü, İslam inancına göre, Allah’ın peygamberi olan Hz. Muhammed’e (s.a.v.) gösterilen sevgi, saygı ve itaati kapsar. İtaat, sadece sözde değil, aynı zamanda eylemlerle de gösterilmelidir. Kur’an-ı Kerim ve Hadislerde, peygamberin öğrettikleri doğrultusunda yaşamaya ve O’na itaat etmeye büyük bir vurgu yapılır.
Peygambere itaatin ölçüsünü birkaç açıdan değerlendirebiliriz:
Kur’an ve Hadislere Uygunluk: Peygamberin sözleri, davranışları ve öğretileri, Allah tarafından vahyedilen bilgiyi en doğru şekilde aktarır. Bu nedenle, peygamberin gösterdiği yolu takip etmek, İslam’a uygun yaşamayı gerektirir. Kur’an-ı Kerim’de, “Allah’a ve Peygambere itaat edin” (Ali İmran 132) ifadesi yer alır.
Peygamberin Örnekliğine Uymak: Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hayatı, tüm müminler için en güzel örnektir. İtaat, sadece sözde değil, O’nun hayatını örnek alarak, O’nun gösterdiği ahlaki, toplumsal ve dini değerlerle uyum içinde yaşamayı da içerir.
Sözlerine ve İlke Edindiği Öğretilere Bağlılık: Peygamberin öğrettikleri, Allah’ın emir ve yasaklarını doğru şekilde anlamamızı sağlar. Dolayısıyla, İslam’ın temel ilkelerine dayanan her türlü öğretisi, müminler için bir rehberdir.
Zorluklar Karşısında Sabırlı Olmak ve İmanla Devam Etmek: Peygambere itaat, bazen zorluklarla karşılaşsa da, inanç ve bağlılıkla devam etmeyi gerektirir. Müslümanlar, hayatları boyunca karşılaştıkları sıkıntılarda bile Peygamberin sabrını ve gayretini örnek alarak, onun izinden gitmelidirler.
Sonuç olarak, Peygambere itaatin ölçüsü, O’nun hayatını ve öğrettiklerini ne kadar içselleştirip yaşamımıza yansıttığımızla doğrudan ilişkilidir.