Melekler günahsız mıdır? Melekler günah işler mi

Question

Meleklerin İsmeti-Günahsızlığı

Melekler gunah isler mi

Meleklerin günah işlemekten ve Allah’a karşı gelmekten “masum” olduklarına inanmak vacibdir. Çünkü Kur’ân’ın açık ifadeleri bunu gösteriyor. Mesela melekle­rin, Allah Teâlâ’nın çocukları olduğunu söyleyenlere karşı Hak Teâlâ
“(O kâfirler) dediler ki:
“Rahman (olan Allah), evlad edindi”. Yemin olsun ki (ey bunu söyleyenler) siz pek çirkin birşey söylediniz.” [1],
“O Al­lah’ın sânı bundan yücedir, münezzehtir. Hayır, hayır, (onların evlad dedikleri), (Allah’ın) ikramına erişmiş kul­ları olan (meleklerdir). Bu (melekler), sözleri ile asla O’nun önüne geçmezler, aksine hep O’nun emriyle hareket ederler.” [2] buyurur. Melekler, Allah’ın em­riyle hareket ettiklerine göre, onlardan günah sâdır olma­sı düşünülemez. Çünkü eğer günah işleyecek olsalardı, bunun Allah Teâlâ’nın emriyle olması gerekirdi. Bu ise imkansızdır. Çünkü “Allah hiçbir zaman kötülüğü emret­mez..” [3] Cebrail (a.s)’in vahiy getirmesi bir dönemde gecik­mişti. Bu durum Rasûlullah (a.s)’ı üzdü. Kırk günlük bir bekleyişten sonra gelen vahiy meleği Cebrail’e Hz. Pey­gamber (a.s):
“Seni şevkle beklediğim halde geciktin, gelmedin. Sık sık gelmene engel olan nedir?” diye sordu. ..Cebrail (a.s):
“Yâ Rasûlallah; ben de sizi daha çok görme­yi arzu ederim. Fakat bizler emir kuluyuz.” dedi. İşte bu esnada Cebrail (a.s)’in “Biz melekler ancak Rabbinin em­ri ile ineriz.” [4] demesini emreden âyet indi.[5]
Bütün bu âyetlerden açık olarak anlıyoruz ki me­lekler Allah Teâlâ’nın alabildiğine itaatkâr kulları olup, her hal ve hareketleri Allah’ın emriyledir: O’nun emriyle iniyor, O’nun emriyle çıkıyor, O’nun emriyle secdeye ka­panıyor, O’nun emriyle günahkâr milletleri yok ediyor, O’nun emriyle inananlara dua ve istiğfarda bulunuyor, O’nun emriyle mü’minleri savaş alanlarında destekliyor­lar. Velhâsıl herşeyi Allah Teâlâ’nın emriyle yapıyorlar. Dolayısıyla melek demek, Allah’a sonsuz bir boyun eğiş, günah bulaşmamış bir ibadet ve isyansız bir teslimiyyet demektir.
İşte bu noktada iki problemle karşılaşıyoruz:
1- Meleklerin, Hz. Âdem’in yaratılışı hususunda Allah’a karşı, itiraza benzer soruları..
2- Hârût ve Mârût isimli iki meleğin meselesi…

Kur’ân-ı Kerîm’in çeşitli sûrelerinde[6] anlatılan, meleklerin Hz. Âdem’e, Allah’ın emriyle secde etmeleri hadisesinden önce, Allah Teâlâ ile melekler arasında ge­çen konuşma Bakara Sûresi’nde kısaca şöyle aktarılır:
“Rabbin, meleklere, “Ben, yeryüzünde (Benim emir­lerimi yerine getirmeye memur) bir halifeyi, yani insanı yaratacağım.” dedi. Melekler de, “Biz, seni hamdinle teş­bih ve takdis edip dururken, yeryüzünde bozgunculuk edecek ve kanlar dökecek bir varlık mı yaratacaksın?” de­diler. Bunun üzerine Allah Teâlâ, “Ben, sizin bilmediği­niz şeyleri biliyorum.” dedi. (Sonra, yarattığı) Adem’e bütün isimleri öğretti. Sonra, da onları, yani isimlerin ait olduğu eşyayı-varlıkları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, (sandığınız gibi, herşeyin hakikat biliyorsanız) haydi bunların isimlerini bana haber verin.” dedi. Melekler, “(Ey Allahımız!) Seni tenzih ederiz. Bizim, Senin öğrettiklerinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. (Her­şeyi) hakkıyla bilen, hüküm ve hikmet sahibi olan şüphe­siz ki Sensin Sen.” Dediler.” [7] Bazı kimseler, bu hâdisede meleklerin, Allah Teâlâ’ya “Biz Seni hamdinle teşbih ve takdis edip dururken, yeryüzünde bozgunculuk edecek ve kanlar dökecek bir varlık mı yaratacaksın?” demelerini, ismet sahibi oluşla­rına ters görmüşlerdir. Bu görüşte olanlara göre, bu hem Allah’a karşı bir itirazdır, hem insanlar hakkında gıybet­tir, hem de bu sözü söyleyen melekler için bir övünme, dolayısıyla kendini beğenmedir. Bütün bunlar büyük gü­nahlardandır. Âyetin devamındaki, “Bizim, Senin öğret­tiklerinden başka hiçbir bilgimiz yoktur.” ifadesi, melek­ler tarafından bir özür dilemedir. Allah Teâlâ’nın onlara, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bunların isimlerini bana haber verin.” deyişi de, meleklerin yukarıdaki sözle­rinde yalan söylemiş olmaları manasına gelir. Bunlara bir de Hârût ve Mârût kıssası ile melekler arasında iken is­yan eden İblis’in durumunu da eklersek, meleklerin ma­sum olmadığı ortaya çıkar.[8]
Müfessirler ve derin araştırıcılar çeşitli izahlar ya­parak, tezat gibi görünen bu hususa açıklık kazandırmış­lardır: Taberî, “Eğer bir meraklı, “Nasıl oluyor da melek­ler, Allah’a karşı, yeryüzünde bir “halife” yaratacağını haber verdiğinde böyle söyleyebiliyorlar. Hem sonra bu sözleri, Adem ve soyunun yaratılmasından ve ne yapa­cakları bilinmezden önce konuşuyorlardı. Dolayısıyla me­lekler, sırf tahmine dayanarak ve bilmedikleri bir konuda şahidlik ederek mi böyle demişlerdi? Halbuki bu, melekler hakkında düşünülemeyen bir durumdur. Öyle ise Rablerine bu şekilde söylemelerinin hikmetisebebi ne­dir?” diye sorarsa, ona şöyle cevap verilir…” diyor ve âlimlerin bu konudaki görüşlerini aktarmaya başlıyor.[9] Buna göre:
İbn Abbas (r.a.)’dan rivayet olunmuştur ki:
“İblis, kendileriney “cin” ismi verilen bir melek kabilesindendi. Onlar yakıcı ateşten yaratılmışlardı. Bunlar dışındaki melekler nurdan yaratılmıştı… İblis’in asıl adı “Hâris”di ve cennetin bekçiler indendi. Yeryüzünün ilk sakinleri, ateş yalımlarından yaratılmış olan bu cinlerdi. Cinler yeryüzünde anarşi çıkardılar, kan döktüler ve birbirlerini öldürdüler. Allah Teâlâ da, meleklerden meydana gelmiş bir ordunun başında Hâris’i yani İblis’i onların üzerine gönderdi. İblis, ordusuyla onlara karşı savaştı ve cinleri, denizlerdeki adalara ve dağların eteklerine sürdü, İblis bunu başarınca, kendi kendine gururlandı ve “Benden önce hiç kimsenin yapmadığı birşey yaptım.” dedi. İblis’in yanındaki melekler bilemese de, Allah Teâlâ, önce­den bunu, yani onun böyle söyleyeceğini biliyordu. İşte bundan dolayı Allah, İblis’in yanındaki meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” dedi. O melekler de “Üzerlerine gönderildiğimiz şu cinler gibi yeryüzünde fe­sat çıkarıp, kan dökecek kimse mi yaratacaksın?” demiş­lerdi. Allah Teâlâ, İblis’in kendi kendine gururlanışını kastederek, “Ben sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.” ce­vabını vermişti….” [10]
Bir diğer rivayete göre “Allah Teâlâ, ‘Yeryüzünde bir halife yaratacağım.” dediği zaman, melekler, “Halife nedir?” diye sordular. Allah Teâlâ da, “Onun soyu olacak ve soyu yeryüzünde fesat çıkaracak, birbirlerini çekemeyecek ve birbirlerini öldürecek.” demişti. O zaman melekler “Demek yeryüzünde fesat çıkarıp, kan dökecek varlıklar mı yaratacaksın?” demişlerdi. Dolayısıyla meleklerin bu sözleri, Allah Teâlâ, onlara, bu şeyleri yapacak olanların, yaratacağı varlığın soyundan geleceğini bildirdikten son­ra idi.[11]
Taberî, bu rivayete şu şekilde karşı çıkıyor: “Eğer bu doğru olsaydı, Allah Teâlâ’nın haber verdiği birşeyi meleklerin de haber vermesi, âyetin devamında gelen “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bunların isimlerini bana haber verin.” azarlamasını gerektirmezdi. Aksi dü­şünülürse, bu da Allah hakkında caiz olmayan birşey olurdu. Korkarım ki bu haberi rivayet eden sahâbilerden bazıları belki hatalı rivayet etmişler veya bir yanlışlık yapmışlardır. Belki de sahabe bunu şu manada anlamış (ve yorumlamıştır): “Allah Teâlâ, meleklere demek iste­miştir ki: “Benim yaratacağım halifenin soyunun, yeryü­zünde bozgunculuk yapıp, kan dökeceğini bildirmemden ve de size “Orada bozgunculuk yapıp, kan dökecek bir varlık mı yaratacaksın?” demenize izin vermemden anla­dığınız şey hakkındaki tahmininizde doğru-isabetli ise­niz, şu eşyanın isimlerini bana söyleyin”. Eğer sahabenin sözünün yorumu bu şekilde olursa, Allah Teâlâ’nın azar­laması, meleklerin tahmini hakkında olmuş olur. Melekler, Allah’ın haber vermesiyle, o halifenin soyunda fesadcı ve kan dökücüler bulunacağını anlamış oldular. Eğer Al­lah onlara, aynı halifenin soyundan, Rablerinin itaatında olan, yeryüzünü ıslah eden, kanları-canları koruyan şerefli ve dereceleri yüksek birçok kimsenin de geleceğini bildirmiş olsaydı, melekler bu sözü söylemezlerdi. Hak Teâlâ, Adem (a.s)’e varlıkların isimlerini öğretince, bu halifenin soyunun bütünü ile ilgili zanlarının doğru ol­madığını belirtmek için, “Kendi kendinize zan ile ulaştı­ğınız bütün insanlarla ilgili tahmiminizde doğru ve isa­betli iseniz, haydi bu eşyanın isimlerini bana söyleyin.” demiştir”.[12]

Tâbi’în müfessirlerinden Katâde de “Melekler, Al­lah’ın öğretmesi ile biliyorlardı ki Allah katında, fesat çı­karıp kan dökmekten daha nahoş birşey yoktur.”[13] de­miştir. Dolayısıyla onların itiraz benzeri soruları, hayret­lerinin ifadesidir.
Yine Taberî bu konuda İbn Zeyd’den şunu rivayet eder: “Allah Teâlâ cehennemi yarattığı zaman, melekler ondan dolayı büyük bir korkuya kapıldılar ve “Ey Rabbimiz, bu ateşi niçin ve kim için yarattın?” diye sordular. Allah, ‘Yarattıklarımdan Bana âsî olanlar için..” buyur­du. O zaman henüz meleklerden başka yaratılmış varlık­lar yoktu. Dolayısıyla melekler daha da endişelenerek, “Ey Rabbimiz, yoksa bizim Sana âsî olacağımız bir za­man mı gelecek?” diye sordular. Allah, “Hayır, fakat yer­yüzünde birtakım kimseler yaratacağım ve onları orada halife, yani yetkili kılacağım. Onlar da o yerde bozguncu­luk yapıp kan dökecekler.” dedi. Melekler bu cevap üzerine, “Orada bozgunculuk edip, kan dökecek kimseler mi yaratacaksın? Bizi orada halife kıl, biz Seni hamdinle teşbih ve takdis eder, Sana itaatla iş görürüz.” dediler. Çünkü meleklere, yeryüzünde Allah’a âsî kimselerin hali­fe olması ağır gelmişti. Bunun üzerine Allah Teâlâ onlara bilmedikleri şeyler olduğunu söyler ve Âdem (a.s)’e “Ey Adem, onlara adları ile kendilerini haber ver!” diye emre­der. Hz. Adem de, “Filan, filan, filan…” diye hepsinin adını söyler. Melekler, İblis hariç, Allah’ın ona verdiği il­mi görünce, Adem’in kendilerinden üstün olduğunu kabul ederler…” [14]
Bazı âlimler meleklerin bu durumunu şöyle izah et­mişlerdir: “Allah Teâlâ onlara, insanların bu şekilde yapacağını haber verdikten sonra, bunun hikmetini sorma­larına izin verdi. Melekler de hayretle, “Ey Rabbimiz! Sen onların yaratıcısı olduğun halde nasıl olur da Sana âsî olurlar?” diye sordular. Allah Teâlâ buna cevaben “Sizin bilmediğiniz şeyleri Ben bilirim.” buyurdu”. Bazı dil alim­lerinin, “Meleklerin âyette geçen sözleri, Rablerinin işini beğenmemek anlamında olmayıp, o işin hikmetini anla­mak ve onun hakkında bilgi almak maksadı iledir.”[15] şeklindeki izahları da, bir önceki izaha benzemektedir.
Büyük müfessir Taberî, bütün bu görüşleri sırala­dıktan sonra kendi tercihini şu ifadeleri ile ortaya koyuyor: “Bu yorumların en uygunu, meleklerin bu sözü, “Ey Rabbimiz, bize bildir ki Sen, biz sana hamdinle teşbih edip, Seni takdis ederken, halifelerini bizden seçmeyip, bozgunculuk yapacak ve kan dökecek bir varlığı mı yeryü­zünde halife olarak yaratacaksın?” anlamında söylemiş olmalarıdır. Yani onlar bunu, Öğrenmek ve hikmetini an­lamak için sormuşlardır, bir itirazları sözkonusu değil­dir. Allah Teâlâ’nın meleklere, bu konuyu sormalarına izin verdiği, onların da hayret içerisinde sordukları zannı üzere olan kimsenin görüşüne gelince; bu, Kur’ân’ın görü­nen açık anlamında ve hadiste delili olmayan bir iddiadır.[16]

Yine Taberî’ye göre âyetteki “Eğer doğru söyleyen­ler iseniz..” ifadesinin en kabul edilebilir izahı da şu şe­kilde yorumlanmasıdır: “Ey, “Biz Seni hamdinle teşbih ve takdis edip dururken, bizden başka, yeryüzünde fesat çı­karacak ve kan dökecek varlıklar mı yaratacaksın?” diyen melekler, eğer, “Bizim dışımızda halife olacak o varlığı yarattığında, yeryüzünde onun nesli sana âsî olacak. Ama bizleri orada halife yaparsan, sana boyun eğer, say­gıyla emirlerine uyarız.” manasındaki sözünüzde doğru iseniz, size gösterilen şu eşyanın, yani varlıkların isimle­rini Bana söyleyin bakalım. Size gösterdiğim şu varlıkla­rın isimlerini bilemiyorsanız ve benim öğretmem sayesin­de bir başkası onları biliyor ise, nasıl olur da henüz var olmayan veya var olup da görmediğiniz şeyleri bilebilirsi­niz. Binâenaleyh bilmiyorsanız, sormayın”.[17]

İbn Kesîr, meleklerin bu sözleri ile, “halife”nin cinsinde bozgunculuk yapacak ve kan dökecek kimselerin varlığını kastettiklerini söylüyor. Ona göre “Melekler, bu­nun böyle olduğunu sanki özel bir bilgi ile biliyorlardı ve bu yeni cinsin yaratılacağı madde kendilerine haber ve­rildiğinde, bu madde açısından insan tabiatını anladık­larından bu neticeyi çıkarmış gibidirler. Yahut da “hali­fe” kelimesinden bunu çıkarmışlardır. Çünkü halife, in­sanlar arasında çıkacak haksızlıkları önlemek, adaletle hükmetmek, insanların günah ve isyana düşmelerine ma­ni olmakla vazifeli olandır. Madem ki ortada bir halife olacak, öyleyse önlenmesi gereken karışıklıklar, haksızlık­lar ve isyanlar da olacaktır”.[18]

Meleklerin bu sözleri Allah Teâlâ’ya itiraz mahiye­tinde olmadığı gibi, bazı müfessirlerin zannettiği gibi, in­sanoğluna hasedden dolayı da değildi. Çünkü onların in­sanlara karşı hasedleri yoktu. Allah Teâlâ onları Kur’ân’da, “O şerefli kullar, Allah kendilerine birşey hu­susunda izin vermedikçe o şeyi sormazlar.” [19] diye anlatmaktadır. Dolayısıyla bu soruyu da Allah’ın izni ile ve halife olarak insanın yaratılmasındaki hikmeti öğ­renmek için sormuşlardır. Allah Teâlâ da onlara cevaben , “Ben sizin bilmediklerinizi biliyorum.”, yani “Ben o in­sanlardan peygamberler yaratacağım, içlerinden sıddıklar, şehidler, sâlihler, zâhidler, veliler, iyiler, ilimlerinin gereğini yapan âlimler, Allah’ın sevgili kulları, Allah’dan korkan ve peygamberlerine uyan kimseler bulunacak.”[20] “Siz bunları bilmeden ve hesaba katmadan konuşuyorsu­nuz. Bilseniz, bu yaratıştaki hikmeti anlarsınız.” demiş oluyor.

Yakın dönemin kuvvetli âlimlerinden Âlûsî, melek­lerin günahsızlığı konusundaki bu problem üzerine şu açıklamayı yapıyor: “Meleklerin, insanlar hakkında böyle “bozguncu ve kan dökücü” hükmünü vermeleri, gaybı bil­me iddialarından veya tahminlerine göre konuşmaların­dan değil, başka sebeblerden dolayı idi. Bazı âlimlere gö­re, insanların bu hali Levh-i Mahfuz’da yazılı idi ve melekler oradan görerek böyle söylemişlerdi. Bir kısım âlim­lere göre, melekler, insan ve cin âlimlerinin ismet sahibi olmayışlarından hareketle böyle söylemişlerdi veya tanı­dıkları cin türünden hareketle insanların cinlerle aynı özelliklere sahip olduklarını bilerek bu neticeye varmış­lardı. Yahut melekler, insanların “halife” diye isimlendirilmelerinden bu durumu anlamışlardı. Çünkü halife ol­mak, ıslahı ve kendine karşı çıkanları kahretmeyi gerekti­rir. Bu da ya halifenin kendindeki isteklerden, yahut karşısındakilerin kan dökmelerinden kaynaklanır. Bir de Al­lah Teâlâ’nın meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” demesi, meleklere, dolayısıyla insanlara istişa­re metodunu öğretmek içindir. Muhtemelen bu yolla Rabbimiz, Adem (a.s)’in kadrini bilsinler diye, meleklere ha­lifesini tanıtmaktadır. Çünkü o henüz ilahî surette idi, kevnî surette değildi, yani yaratılmamıştı ve Mele-i A’lâ’da bilinmiyordu. Bu sebeble de melekler ondan ha­bersizdiler. Âyette yeralan sözleri ile, Allah’dan gizli hik­metini bildirmesini istemektedirler, yoksa bu söz, bizzat bu yaratılışa yönelik bir soru veya yapılan işe karşı çıkma değildi, hikmetin anlaşılması ve şüphenin giderilmesi fik­rinden kaynaklanan bir istektir. Kimileri de demiştir ki:
“Bu sadece bir sorudur ve bu sorunun bir tarafı mahzuf, yani gizlidir. Buna göre soru “Ey Rabbimiz; yeryüzünde bozgunculuk yapıp kan dökecek kimseler mi yoksa boz­gunculuk yapmayan ve kan dökmeyen kimseler mi yara­tacaksın?” anlamındadır. Dolayısıyla sorudaki ikinci kısım hazf edilmiştir. Ayeti, Haşeviyye’nin zannettiği gibi, meleklerin masum olmadıklarına delil getirip, âyetteki soruyu, inkâr, yani yapılan işi beğenmemek manasına alanların görüşü de yanlıştır. Hayret edilecek şey ki Ehl-i Sünnet’in ve tasavvufun büyüklerinden İmam Şârânî’nin hocasından naklettiği “Gök melekleri şehvetsiz, iti­razsız sırf akıl oldukları için masumdurlar. Fakat yeryü­zü melekleri masum değildirler. Bundan dolayı doğuda ekvatorda Yakut dağında oturan yeryüzü meleklerinden olan iblis günaha düşmüştür…” şeklindeki görüş ve… “Ayette ifade edilen bu sözü söyleyen melekler onbin kişi idiler. Onların üzerine bir ateş indi ve onları yaktı” şek­lindeki rivayet de bana göre sahih değildir”.[21]

Muhammed Reşid Rızâ bu âyetin tefsirine baş­larken, “Bu âyet müteşâbih âyetlerdendir. Allah ile melekler arasındaki bu konuşma, istişare’ kabul edilse, bu, Allah için imkansızdır; Allah’ın haber vermesi, melekle­rin itiraz etmesi şeklinde anlaşılsa, bu da ne Allah’ın sânına ne de meleklere uygun düşer.”[22] dedikten sonra bu hususta bazı hikmetler sıralar. Bunlardan biri, uzak gibi görünse de oldukça enterasan olan şu izahtır: “Bu kıssa, Hz. Peygamber’e, insanların onun peygamberliğini delil getirmeden yalanlamalarına karşı teselli olsun diye gelmiştir. Böylece şu teselli verilmek istenmiştir: Melekler bile bilmedikleri bir konuda hasımlaşıyor, deliller istiyor­lar da, insanlar böyle yaparlarsa mazur sayılmazlar mı? Binâenaleyh Allah Teâlâ’nın melekleri bu durumda nasıl davranmış ise, peygamberleri de insanlara aynı şekilde davranmalıdır”.[23]
Büyük İslâm kelâmcılarından Taftazânî, müslümanlar arasında, meleklerin ismeti, yani günahsızlığı ko­nusunda ihtilaf olduğunu, lehte olanların da, aleyhte olanların da kesin delillerinin olmadığını, fakat kendisinin meleklerin masumiyetine inananlardan olduğunu söyle­mektedir.[24]
Bir diğer büyük kelâmcımız Cürcânî’nin “el-Mevâkıf isimli eserine yazdığı şerhte el-İcî de, Taftazânî gibi, bu konuda ihtilaf olduğunu söylüyor ve Allah’a başkaldıran İblis’in, meleklerden olmadığını çeşitli delillerle izah ettikten sonra, İblis’in, melekler arasında ve Âdem’e secde emrine de muhatap olduğu halde secde etmeyişinin, meleklerin ismetine bir zarar vermeyeceğini ve Kur’ân âyetlerinin buna delil olduğunu isbat ediyor.[25]
Meleklerin günahsız olmadığını ileri sürenlerin de­lillerini tek tek sıralayan Râzî, herbir iddialarına güzel cevaplar veriyor. Meleklerin ismetini gösteren âyetlere işaret ettikten sonra, yeryüzünde bir halife yaratacağını haber veren Allah’a karşı söyledikleri sözün bir yadırga­ma ve itiraz veya -haşa- Allah’ın farkında olmadığı birşeye dikkatini çekme manasında olmadığını, aksine sonsuz hikmetine inandıkları Rablerine karşı bir hayranlık ma­nasında olduğunu söyler. Binâenaleyh bu söz, “Fesat çı­karacak kimseye şu nimetleri vermenin ne gibi hikmetler ihtiva ettiği, akılların erişemeyeceği işlerdendir. Ey Rab­bimiz; biz biliyoruz ki sen bunu, ancak senin bildiğin giz­li bir sırdan ve bir incelikten dolayı yapıyorsun. Hikmetin ne kadar büyük, ilmin ne kadar yüce!” manasındadır. Ayrıca meleklerin, bir cevap almak ve hikmeti öğrenmek için bu tarzda soru sormuş olmaları da mümkündür. Me­leklerin bu sorusu, aynı zamanda Allah’a saygılarını en ileri tarzda göstermektedir. Çünkü mevlâsını çok seven ve ona son derece bağlı olan kul, ona isyan edecek bir ku­lun olmasını kabul edemez. Sonra melekler, “Ey Rabbimiz; sen bu işi yapacaksın. Bununla beraber senin sadece doğru ve hikmetli yaptığını bildiğimiz için, seni hamdinle teşbih ve takdis ederiz.” dediler. Allah Teâlâ da onlara, “Ben şüphesiz sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim.” dedi. Bununla sanki, “Allah en iyi bilendir. Bu işi hikmetime zarar veren birşey saymamakla pek güzel yaptınız. Çünkü ben sizin bilmediklerinizi bilirim. Siz o insanların, zahir­leri olan fesat ve katilliği gördünüz. Ama onların batınla­rını, içyüzlerini bilemediniz. Ben ise onların hem zahirle­rini, hem batınlarını bilirim. Böylece yaratılmalarını ge­rektiren, batınlarındaki sırları ve yüce hikmetleri bili­rim.” demek istedi.[26]

[1] Meryem: 19/88,89.

[2] Enbiya: 21/26,27.

[3] Araf: 7/28.

[4] Meryem: 19/64.

[5] Taberî, 16/78; İbn Kesîr, 4/472; Âlûsî, 16/114.

[6] A’raf: 7/11; Hicr: 15/28-30; İsrâ: 17/61; Kehf: 18/50; Tâhâ: 20/116; Sâd: 38/71-74.

[7] Bakara: 2/30,32.

[8] Râzî, 2/246-249.

[9] Taberî, 1/158.

[10] Taberî, 1/158.

[11] Taberî, 1/161.

[12] Taberî, 1/161-162.

[13] Taberî, 1/162.

[14] Taberî, 1/163-164.

[15] Taberî, 1/165.

[16] Taberî, 1/165.

[17] Taberî, 1/173.

[18] İbn Kesîr, 1/120; Âlûsî, 1/222.

[19] Enbiya: 21/27.

[20] İbn Kesîr, 1/121

[21] Âlûsî, 1/221.

[22] Rızâ, M. Reşid, 1/251-252.

[23] Rızâ, M. Reşid, 1/253.

[24] Taftazânî, 2/199-200.

[25] İcî, 8/281-282.

[26] Râzî, 2/245-253.

BENZER KONULAR:

Kuranda Müşriklerin Şahit Olarak Melek İstemeleri

Dini Soru Cevap

Her soru cevap verilmeye değerdir, yeter ki aynı konu bize sorulmuş olmasın ve kurallara uygun sorulsun. Lütfen soru yollamadan önce aynı konu var mı diye \\\\"ARAMA\" yapınız. Konu altına yazılan sorulara öncelik tanıyoruz.. Bilginize

Takip Et

Answers ( 2 )

    1
    2022-07-20T21:31:00+03:00

    Bir ayetin sonuna barkod numarası gibi numara verip hangi ayet olduğuna bakmak için dipnotlar kısmına gitmek kimin fikri çok merak ettim. Bilgi edinmek isteyenlerin zamanını hunharca harcadığınız için sizi canı gönülden tebrik ediyorum.

      1
      2022-07-21T16:05:38+03:00

      Sevgili kardeşim

      Dipnotlar konu içinde paylaşıldığı zaman anlam bütünlüğü kayboluyor. Bu sebepten dolayı numara verip, konu altına hangi sure, hangi ayet veya hadis ise hangi hadis kitabında geçtiği aşağıda yazılıyor. Bu bir kuraldır aynı zamanda

    1
    2022-07-21T16:09:05+03:00

    Meleklerin günah işlemekten ve Allah’a karşı gelmekten “masum” olduklarına inanmak vacibdir. Çünkü Kur’ân’ın açık ifadeleri bunu gösteriyor. Melekler Allah’ı her daim tesbih edip, Allah’a ibadet ederler. Melekler de günah işleme, Allah’a asi olma gibi eylemler yoktur. Melekler günahsızdırlar. Bu konu hakkında yukarıda detaylı bir şekilde açıklama yapılmıştır.

    En iyi cevap

Cevapla