Mal ile imtihan olmak

Question

Mal musibeti

Selam aleyküm hocam ben yaşım 39 ben sürekli çalışıyorum para topluyorum bir gelip alıyor geri vermiyor en son paramı hepsinin altın aldım bu seferde kuyumcu kaçtı bu 3 defadır tüm param gidiyor bol bol Sadaka verdim sürekli evimde misafir geliyordu ama ne olur bana bilmiyorum artık çalışacak dermanım kalmadı lütfen hocam bana bir akıl ver kafayı yiyorum teşekkürler

BENZER KONULAR:

Answer ( 1 )

    0
    2022-03-23T12:31:09+03:00

    CEVAP:

    Belalara Sabır hakkında ayetler ve açıklamaları

    153- Ey iman edenler! Sabırla ve na­mazla yardım dileyin. Şüphesiz ki Al­lah sabredenlerle beraberdir.

    154- Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyiniz. Aksine onlar diri­dirler; fakat siz anlayamazsınız.

    155- Andolsun sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve mahsullerden eksiklikle imtihan edeceğiz. Sabreden­lere müjdele!

    156- Onlar ki kendilerine bir musibet geldiği zaman: “Muhakkak biz Al­lah’ınız ve muhakkak biz O’na dönücü­leriz.” derler.

    157- İşte Rablerinden mağfiret ve rah­met hep onların üzerindedir ve onlar hidayete erenlerin ta kendileridir.

    AÇIKLAMA

    Dünya bir imtihan ve bir deneme yurdudur. İmtihan (belâ) iyi de olabilir kötü de. Belânın asıl anlamı mihnet (denemek, sınamak) demektir. Yüce Al­lah şöyle buyurmaktadır: “Biz bir imtihan olmak üzere sizi şer ve hayır ile sı­nıyoruz (ibtilâ ediyoruz).” (Enbiyâ, 21/35). Bir başka yerde de şöyle buyur­maktadır: “Müminleri kendi katından güzel bir imtihan ile denemek (ibtilâ etmek) için.” (Enfâl, 8/17). Yüce Allah şükür edip etmeyeceğini ortaya çıkar­mak için güzel bir işle kulunu imtihan ettiği gibi, hoşuna gitmeyen bir belâ ile de sabrını denemek için onu ibtilâ eder. O bakımdan (Arapçada) güzel şeylerle denemeye de; kötü şeylerle denemeye de “belâ” denilir. 155. ayet-i kerime imtihanın varolup devam edeceğini pekiştirmektedir. Anlamı da şu­dur: Bizler amellerin karşılıklarının verilebilmesi için sizden kimin cihad et­tiğini, kimin sabırlı olduğunu dünya aleminde ortaya çıkartıp bilinceye ka­dar sınayacağız.

    Kendisine karşılık büyük sevap ve ecrin verildiği ve nefse ağır ve zor gelen sabır, musibetlerin çöktüğü ve tesirlerinin devam ettiği zamanlardaki sabırdır. Bu ise kalbin kuvvetine ve sabır makamındaki sebatına delalettir. Daha önce geçen Hz. Enes’ten rivayet edilen: “Sabır ilk sadme esnasındadır.” hadisinin anlamı işte budur. Musibetin ilk andaki tesiri geçtikten sonra ise herkes sabre­der.

    Sabır iki türlüdür: Allah’ın masiyetinden uzak durmak üzere sabır. Bu sabra sahip olan kişiye “mücahid” denilir. Diğeri de Allah’a itaat üzere sabır. Bu sabrı gerçekleştiren kişiye de “âbid” denilir. İkinci sabrın sevabı daha çok­tur; çünkü asıl maksat odur. Kişi Allah’a isyandan uzak durmak, Allah’a itaat etmek üzere sabrettiği takdirde, Allah o kula kaderine razı olma özelliğini ka­zandırır. Böyle bir rızanın alâmeti ise, nefsin karşı karşıya kalacağı hoşlanma­dığı ve sevdiği şeylere karşı kalbin sükûnetini muhafaza etmesidir. Bu diğer çeşit sabır ise, musibet ve belâlara karşı sabırdır. Bu da kusurlardan dolayı mağfiret dilemek gibi vacib bir sabırdır.

    Mümin herhangi bir musibet ile karşı karşıya kaldığı vakit -ki musibet in­sana gelip çatan bir sıkıntıdır, küçük olsa dahi-: “Muhakkak biz Allah’ınız ve şüphesiz ki biz O’na dönücüleriz.” der. İkrime’den rivayet edildiğine göre gece­nin birisinde Resulullah (s.a.)’ın kandili söner. Bunun üzerine o da: “Muhakkak biz Allah’a aidiz ve şüphesiz ki biz O’na dönücüleriz.” der. Ona: Bu bir musibet midir ey Allah’ın Rasulü? diye sorulunca o da: “Evet. Mümini rahatsız eden, ona eziyet veren her bir şey bir musibettir.” diye buyurur. Buna göre musibet mümini rahatsız eden, ona isabet eden her bir şeydir. Müslim’in Ebu Hureyre ile Ebu Said’den (Allah ikisinden de razı olsun) rivayet ettiğine göre Resulullah (s.a.)’ı şöyle buyururken işitmişler: “Müslümana herhangi bir ağrı, bir yorgun­luk, bir hastalık, bir üzüntü ve keder, hatta onu kederlendiren bir şey olsa dahi gelip isabet etti mi, şüphesiz onun karşılığında küçük günahları keffaret olu­nur.” En büyük musibetlerden birisi de dinde musibettir. Ebu Muhammed es-Semarkandi Müsned’ inde Atâ b. Ebi Rebah’tan şöyle dediğim rivayet etmektedir: Resulullah (s.a.) buyurdu ki: “Sizden herhangi birinize bir musibet gelip çattığı takdirde onun benden dolayı uğradığı musibetini hatırlasın. Çünkü o en büyük musibetlerdendir.” İbn Abdil-Berr der ki: Resulullah (s.a.) doğru söyle­miştir. Çünkü onu kaybetmek musibeti müslümanın Kıyamet gününe kadar karşı karşıya kalacağı her türlü musibetten daha büyüktür. Vahiy kesilmiş ve nübüvvet artık sona ermiştir.

    Kötülüğün ilk ortaya çıkışı, Arapların irtidat etmesi ve bunun arkasından gelen olaylarla olmuştur. Resulullah (s.a.)’ı kaybetmek musibeti, hayrın kesin­tiye uğramasının, eksilmesinin ilk merhalesini teşkil ediyordu. İstirca, Allah’a teslimiyet, O’na boyun eğip itaat etmektir. Bu ise Yüce Allah’ın, “Muhakkak biz Allah’a aidiz ve muhakkak biz O’na dönücüleriz” buyruğudur. Yüce Allah bu sözleri musibetzedelerin sığınağı, imtihana uğrayanların korunağı kılmış­tır. Çünkü bu buyruk mübarek amaimun ihtiva etmektedir. Yüce Allah’ın, “Muhakkak biz Allah’ınız” buyruğu tevhid, ubudiyeti ikrar ve (kulun kendisi dahil herşeyin) Allah’ın mülkü olduğunu ifade etmektedir. “Ve muhakkak biz O’na dönücüleriz.” buyruğu da bizim öleceğimizi ve kabirlerimizden dirileceği­mizi bir ikrardır. Bütün işlerin Yüce Allah’a döndüğüne dair yakinin ifadesi­dir. Said b. Cübeyr (Yüce Allah’ın rahmeti üzerine olsun) der ki: Bu kelimeler Peygamberimizden önce hiç bir peygambere verilmiş değildir. Eğer Yakub bu kelimeleri bilmiş olsaydı: “Ey Yusuf için duyduğum keder!..” (Yusuf, 12/84) de­mezdi.

    Sabredenlerin müjdesine gelince; bu ya musibetleri ile kaybettiklerinin ye­rine başkasının verilmesi şeklindedir. Yüce Allah’ın kocası Ebu Seleme’nin ve­fatı üzerine Ümmü Seleme’ye Resulullah (s.a.)’ı vermesi gibi. Ya da pek çok se­vap ve ecir ile olur. Cennette sabredenler için “hamd evi” adı verilecek bir evin bina edileceğini ihtiva eden daha önce gördüğümüz Ebu Musa hadisinde geçti­ği gibi.

    Yüce Allah, sabredip istirca’da bulunan kimseler için mağfiret ve rahmet­ten ibaret olan büyük nimetler ihsan etmiştir. Çünkü Allah tarafından kuluna salât getirmenin anlamı affetmek, ona rahmet buyurmak, bereket ihsan et­mek, dünya ve ahirette ona sevap vermektir. ez-Zeccâc der ki: “Yüce Allah’tan salât, mağfiret ve güzel övgü demektir.” İşte ölü üzerine salât (namaz) bu an­lamdadır. Ölü üzerine salât, ona övgüde bulunmak, ona dua etmek demektir. Bir görüşe göre “rahmet” ile sıkıntının giderilmesi ve ihtiyacın karşılanması kastedilmiştir. Mağfiret ve rahmet ilahî adalettir. Yüce Allah sabredenlere üçüncü bir şeyi de fazladan vermiştir ki bu da hidayettir: “Ve onlar hidayete erenlerin ta kendileridir.”

    Bu konudaki inancım özetle şudur: İlk sadme esnasında sabredip kaza ve kadere razı olarak, musibetine karşılık Allah’tan ecir ve sevabı isteyip bunun ecrini Allah’tan bekleyen ve bu konuda kendisinden Allah’a karşı edebe aykırı tek bir söz dahi çıkmayan kimseye Yüce Allah, onun yerine dünyada daha ha­yırlısını verir. Dünya ve ahirette onu ilahî lütfa boğar. Ahirette de ona oldukça büyük bir nimet ve büyük bir lütuf ihsan eder: Bu da günahların hataların mağfiret edilmesi, cennete girmek ve Beytül-hamd (Hamd Evi’n)de ikamet et­mektir. Yüce Allah bize imanı nasib etsin, küçük ya da büyük olsun her türlü musibet karşısında güzel bir şekilde sabretmeye muvaffak kılsın. Yardım tale­bimiz Allah’tandır. Allah, sabredenlerle onlara yardımcı olmalı, onları dost edi-aerek koruyup gözetmek suretiyle beraberdir

     

    Best answer

Leave an answer