Share
Mal ile imtihan olmak
Question
Mal musibeti

Selam aleyküm hocam ben yaşım 39 ben sürekli çalışıyorum para topluyorum bir gelip alıyor geri vermiyor en son paramı hepsinin altın aldım bu seferde kuyumcu kaçtı bu 3 defadır tüm param gidiyor bol bol Sadaka verdim sürekli evimde misafir geliyordu ama ne olur bana bilmiyorum artık çalışacak dermanım kalmadı lütfen hocam bana bir akıl ver kafayı yiyorum teşekkürler
BENZER KONULAR:
- İmtihanım çok zor ne yapmalıyım ?
- Sürekli huzursuzum Allaha karşı sitemim var ne yapmalıyım yardımcı olurmsunuz
- Peygamberimiz (s.a.v.) insanı kötülüklerden arındırmak için ne gibi çalışmalar yapmıştır? Belirtiniz.
- İmtihanlarıma karşılık ne düşünmeliyim?
- Evlenme imkanı olmayan kişi ne yapmalıdır; nefsi isteklerine nasıl engel olmalıdır?
- Tümünü görüntüle.
Answer ( 1 )
CEVAP:
Belalara Sabır hakkında ayetler ve açıklamaları
153- Ey iman edenler! Sabırla ve namazla yardım dileyin. Şüphesiz ki Allah sabredenlerle beraberdir.
154- Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyiniz. Aksine onlar diridirler; fakat siz anlayamazsınız.
155- Andolsun sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve mahsullerden eksiklikle imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele!
156- Onlar ki kendilerine bir musibet geldiği zaman: “Muhakkak biz Allah’ınız ve muhakkak biz O’na dönücüleriz.” derler.
157- İşte Rablerinden mağfiret ve rahmet hep onların üzerindedir ve onlar hidayete erenlerin ta kendileridir.
AÇIKLAMA
Dünya bir imtihan ve bir deneme yurdudur. İmtihan (belâ) iyi de olabilir kötü de. Belânın asıl anlamı mihnet (denemek, sınamak) demektir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Biz bir imtihan olmak üzere sizi şer ve hayır ile sınıyoruz (ibtilâ ediyoruz).” (Enbiyâ, 21/35). Bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: “Müminleri kendi katından güzel bir imtihan ile denemek (ibtilâ etmek) için.” (Enfâl, 8/17). Yüce Allah şükür edip etmeyeceğini ortaya çıkarmak için güzel bir işle kulunu imtihan ettiği gibi, hoşuna gitmeyen bir belâ ile de sabrını denemek için onu ibtilâ eder. O bakımdan (Arapçada) güzel şeylerle denemeye de; kötü şeylerle denemeye de “belâ” denilir. 155. ayet-i kerime imtihanın varolup devam edeceğini pekiştirmektedir. Anlamı da şudur: Bizler amellerin karşılıklarının verilebilmesi için sizden kimin cihad ettiğini, kimin sabırlı olduğunu dünya aleminde ortaya çıkartıp bilinceye kadar sınayacağız.
Kendisine karşılık büyük sevap ve ecrin verildiği ve nefse ağır ve zor gelen sabır, musibetlerin çöktüğü ve tesirlerinin devam ettiği zamanlardaki sabırdır. Bu ise kalbin kuvvetine ve sabır makamındaki sebatına delalettir. Daha önce geçen Hz. Enes’ten rivayet edilen: “Sabır ilk sadme esnasındadır.” hadisinin anlamı işte budur. Musibetin ilk andaki tesiri geçtikten sonra ise herkes sabreder.
Sabır iki türlüdür: Allah’ın masiyetinden uzak durmak üzere sabır. Bu sabra sahip olan kişiye “mücahid” denilir. Diğeri de Allah’a itaat üzere sabır. Bu sabrı gerçekleştiren kişiye de “âbid” denilir. İkinci sabrın sevabı daha çoktur; çünkü asıl maksat odur. Kişi Allah’a isyandan uzak durmak, Allah’a itaat etmek üzere sabrettiği takdirde, Allah o kula kaderine razı olma özelliğini kazandırır. Böyle bir rızanın alâmeti ise, nefsin karşı karşıya kalacağı hoşlanmadığı ve sevdiği şeylere karşı kalbin sükûnetini muhafaza etmesidir. Bu diğer çeşit sabır ise, musibet ve belâlara karşı sabırdır. Bu da kusurlardan dolayı mağfiret dilemek gibi vacib bir sabırdır.
Mümin herhangi bir musibet ile karşı karşıya kaldığı vakit -ki musibet insana gelip çatan bir sıkıntıdır, küçük olsa dahi-: “Muhakkak biz Allah’ınız ve şüphesiz ki biz O’na dönücüleriz.” der. İkrime’den rivayet edildiğine göre gecenin birisinde Resulullah (s.a.)’ın kandili söner. Bunun üzerine o da: “Muhakkak biz Allah’a aidiz ve şüphesiz ki biz O’na dönücüleriz.” der. Ona: Bu bir musibet midir ey Allah’ın Rasulü? diye sorulunca o da: “Evet. Mümini rahatsız eden, ona eziyet veren her bir şey bir musibettir.” diye buyurur. Buna göre musibet mümini rahatsız eden, ona isabet eden her bir şeydir. Müslim’in Ebu Hureyre ile Ebu Said’den (Allah ikisinden de razı olsun) rivayet ettiğine göre Resulullah (s.a.)’ı şöyle buyururken işitmişler: “Müslümana herhangi bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü ve keder, hatta onu kederlendiren bir şey olsa dahi gelip isabet etti mi, şüphesiz onun karşılığında küçük günahları keffaret olunur.” En büyük musibetlerden birisi de dinde musibettir. Ebu Muhammed es-Semarkandi Müsned’ inde Atâ b. Ebi Rebah’tan şöyle dediğim rivayet etmektedir: Resulullah (s.a.) buyurdu ki: “Sizden herhangi birinize bir musibet gelip çattığı takdirde onun benden dolayı uğradığı musibetini hatırlasın. Çünkü o en büyük musibetlerdendir.” İbn Abdil-Berr der ki: Resulullah (s.a.) doğru söylemiştir. Çünkü onu kaybetmek musibeti müslümanın Kıyamet gününe kadar karşı karşıya kalacağı her türlü musibetten daha büyüktür. Vahiy kesilmiş ve nübüvvet artık sona ermiştir.
Kötülüğün ilk ortaya çıkışı, Arapların irtidat etmesi ve bunun arkasından gelen olaylarla olmuştur. Resulullah (s.a.)’ı kaybetmek musibeti, hayrın kesintiye uğramasının, eksilmesinin ilk merhalesini teşkil ediyordu. İstirca, Allah’a teslimiyet, O’na boyun eğip itaat etmektir. Bu ise Yüce Allah’ın, “Muhakkak biz Allah’a aidiz ve muhakkak biz O’na dönücüleriz” buyruğudur. Yüce Allah bu sözleri musibetzedelerin sığınağı, imtihana uğrayanların korunağı kılmıştır. Çünkü bu buyruk mübarek amaimun ihtiva etmektedir. Yüce Allah’ın, “Muhakkak biz Allah’ınız” buyruğu tevhid, ubudiyeti ikrar ve (kulun kendisi dahil herşeyin) Allah’ın mülkü olduğunu ifade etmektedir. “Ve muhakkak biz O’na dönücüleriz.” buyruğu da bizim öleceğimizi ve kabirlerimizden dirileceğimizi bir ikrardır. Bütün işlerin Yüce Allah’a döndüğüne dair yakinin ifadesidir. Said b. Cübeyr (Yüce Allah’ın rahmeti üzerine olsun) der ki: Bu kelimeler Peygamberimizden önce hiç bir peygambere verilmiş değildir. Eğer Yakub bu kelimeleri bilmiş olsaydı: “Ey Yusuf için duyduğum keder!..” (Yusuf, 12/84) demezdi.
Sabredenlerin müjdesine gelince; bu ya musibetleri ile kaybettiklerinin yerine başkasının verilmesi şeklindedir. Yüce Allah’ın kocası Ebu Seleme’nin vefatı üzerine Ümmü Seleme’ye Resulullah (s.a.)’ı vermesi gibi. Ya da pek çok sevap ve ecir ile olur. Cennette sabredenler için “hamd evi” adı verilecek bir evin bina edileceğini ihtiva eden daha önce gördüğümüz Ebu Musa hadisinde geçtiği gibi.
Yüce Allah, sabredip istirca’da bulunan kimseler için mağfiret ve rahmetten ibaret olan büyük nimetler ihsan etmiştir. Çünkü Allah tarafından kuluna salât getirmenin anlamı affetmek, ona rahmet buyurmak, bereket ihsan etmek, dünya ve ahirette ona sevap vermektir. ez-Zeccâc der ki: “Yüce Allah’tan salât, mağfiret ve güzel övgü demektir.” İşte ölü üzerine salât (namaz) bu anlamdadır. Ölü üzerine salât, ona övgüde bulunmak, ona dua etmek demektir. Bir görüşe göre “rahmet” ile sıkıntının giderilmesi ve ihtiyacın karşılanması kastedilmiştir. Mağfiret ve rahmet ilahî adalettir. Yüce Allah sabredenlere üçüncü bir şeyi de fazladan vermiştir ki bu da hidayettir: “Ve onlar hidayete erenlerin ta kendileridir.”
Bu konudaki inancım özetle şudur: İlk sadme esnasında sabredip kaza ve kadere razı olarak, musibetine karşılık Allah’tan ecir ve sevabı isteyip bunun ecrini Allah’tan bekleyen ve bu konuda kendisinden Allah’a karşı edebe aykırı tek bir söz dahi çıkmayan kimseye Yüce Allah, onun yerine dünyada daha hayırlısını verir. Dünya ve ahirette onu ilahî lütfa boğar. Ahirette de ona oldukça büyük bir nimet ve büyük bir lütuf ihsan eder: Bu da günahların hataların mağfiret edilmesi, cennete girmek ve Beytül-hamd (Hamd Evi’n)de ikamet etmektir. Yüce Allah bize imanı nasib etsin, küçük ya da büyük olsun her türlü musibet karşısında güzel bir şekilde sabretmeye muvaffak kılsın. Yardım talebimiz Allah’tandır. Allah, sabredenlerle onlara yardımcı olmalı, onları dost edi-aerek koruyup gözetmek suretiyle beraberdir