Lian nedir? Lian hakkında dini hükümler

Bildir
Question

Please briefly explain why you feel this question should be reported.

Bildir
İptal

Lian nedir Lian ne anlama gelir?

Lian nedir Lian hakkinda dini hukumler

Birinci hüküm: Liân ne zaman gerekir?

Bir kimsenin karısını zina ile itham etmesi halinde, kadın suçunu itiraf etmez, koca da sözünden dönmezse liân yapılması gerekir. Bu da iki şekilde ortaya çıkabilir. Birincisi kocanın karısına, “Sen zina ettin” veya “Senin zina ettiğini gördüm.” diyip bunu dört şahitle ispat edememesi halinde. İkincisi, kocanın karısının hamileliğini, yani karnındaki çocuğu reddetmesi halinde. Her iki halde de liân yapmak farz olur.

İkinci hüküm: Liân yemin mi, yoksa şehadet midir?

Fakîhler bu hususta ihtilâf ederek iki görüşe ayrılmışlardır:

Birinci Görüş: Liân şahâdettir ve onda şehadet hükümleri geçerlidir. Bu İmâm Ebû Hanîfe’nin (rh.a.) görüşüdür.

İkinci Görüş: Liân şahâdet değil, yemindir. Onda yemin hüküm leri aranır. Bu da İmâm Mâlik, Hanbel ve Şâfiî’nin görüşüdür.

Hanefîlerin delilleri

1. Hanefîlerin liânın yemin değil, şahâdet olduğuna dair birinci delilleri, “… Onlardan her birinin (yapacağı) şâhidlik, kendisinin ha kikaten sâdıklardan olduğu Allah’a yemin ile dört (defa ifade ve tek rar edeceği) şâhidliktir.” âyetidir.

2. İbn Abbâs’ın (r.a) Hilâl b. Ümeyye vak’ası ile ilgili olarak naklet tiği hadîstir. Zira o hadîste, “Hilâl gelerek şahâdet etti” deniliyor. Daha sonra, kadın da kalkarak şahâdet ediyor. Bu hadîste şahâdet kelimesi iki defa sarâhaten ifade edilmektedir.

3. Hanefilere göre, liân meselesinde madem ki erkeğin şahadeti dört şâhidin yerine geçiyor, öyleyse erkeğin sözlerinin şahâdet olması lazım gelir.

Üçüncü hüküm: Kâfirlerin, kölelerin ve zina iftirâsı suçundan cezâlanmış kişinin liân yapması câiz midir?

Fakihler, liânın yemin veya şahâdet olduğuna dâir ihtilâfa bağlı olarak, kimlerin liân yapabileceği hususunda ihtilâf etmişlerdir.

Hanefilere göre bir erkeğin liânın sahîh olması için, Müslümanlar hakkındaki şahâdet hükümleri bakımından şahâdet ehli olması şarttır. Kadının da bu ehliyeti hâiz olması icab eder. Buna göre karı-koca olan câriye ve kölenin, iki kâfirin, dinleri ayrı olan eşlerin ve zina iftirâsı suçundan cezâ görmüş kimselerin liân yapması câiz değildir. Çünkü adı geçen şahısların Müslümanların leh veya aleyhlerindeki şahâdetleri makbul değildir.

Hanefiler bu görüşlerini şu hadis-i şerîfle desteklerler: Resûlullah’tan (s.a.v.) şöyle rivâyet edilmiştir: “Dört sınıf insan vardır ki aralarında liân yoktur: Hür erkek ile câriyesi arasında, hür ka dinla köle olan kocası arasında, Müslüman bir erkekle Yahudi olan karısının arasında, Müslüman bir erkekle Hristiyan olan karısının arasında.” Bu hadîs, kimlerin liân yapamayacağını açık şekilde bildir mektedir.
Hanefiler görüşlerini mevzumuz olan âyetle de şöyle isbat et mektedirler: “… Kendilerinin kendilerinden başka şâhidleri de bu lunmayan kimseler…” âyetinde eşlerini zina ile itham eden kocalar şâhidlerden istisnâ edilmiştir. Bu istisnâ, liân yapacak şahsın şahâdete ehliyetli olması icâb ettiğini gösterir. Çünkü koca her ne kadar müfteri durumunda ise de aslında şâhiddir. Şâhid olduğu için de yapmış olduğu dört şahâdet dört şâhidin yerine geçmektedir. Öyleyse liân ancak hür, Müslüman, şahâdete ehil karı-koca arasında yapılırsa sahih olur.

Mâliki, Hanbeli ve Şâfiîlere göre ise yemini sahîh olan her kişinin liânı da câizdir. Öyleyse ister hür, ister köle, ister Müslüman, ister kâfir, ister âdil, ister fåsık olsun her karı-kocanın liân yapması câizdir.

Liândan maksat, tarafların zina veya iftirâ lekesini üzerilerin den atmaktır. Buna Müslümanlar nasıl muhtaçsa gayr-i müslimler de öyle muhtaçtır. Hür nasıl kendisinin ayıpsız olmasını isterse köle de ayıpsız olmayı ister. Kısaca, yemini makbul olan herkesin liân yapması caizdir.

Dördüncü Hüküm: Liân imâmın huzurunda olmasa da câiz midir?

Fakihler, liânın ancak imâm veya imâmın vekili huzurunda yapı labileceğinde ittifak etmişlerdir. Zira karı-kocadan biri sözünden, ye mininden dönerse ona had uygulanması gerekir. Haddi uygulamak ise imâma aittir.

Uygun olan da imâmın karı-kocaya önce nasihatte bulunarak Allah’ın (c.c.) azabının dünya azabından daha ağır olduğunu hatırlat tıktan sonra liân yaptırmasıdır. Nitekim Resûlullah, “Hangi kadın bir kavme o kavimden olmayan bir nesil sokulmasına vasıta olursa onun Allah (cc.) katında hiçbir amel ve ibâdeti kabul görmez. Allah Teâlâ el bette ki o kadını cennete sokmaz. Hangi erkek de çocuğuna bakarak onun kendisinden olmadığını iddia ederse Allah Teâlâ onunla rahme ti arasına bir perde çeker. Onu geçmiş ve cek halkın huzurunda rezil ve rüsvay eder.”5 hadis-i şerifinde görüldüğü üzere erkek ve kadı na nasihat ederek onları ikaz etmiştir.

Beşinci Hüküm: Liânın yapılış şekli ve yolu hevalar

Âyet-i kerîme liânın yapılış şekil ve yolunu en açık bir şekilde beyân etmiştir. Önce koca dört defa, “Allah’a (cc.) yemin ve şahâdet ede rim ki karıma isnad ettiğim zina sözünde sâdıkım.” şeklinde şahâdette bulunur. Sonra beşinci defa şöyle der: “Eğer sözümde doğru değilsem Allah’ın (c.c.) laneti üzerime olsun.”

Erkeğin liânından sonra kadın dört defa, “Allah’a (cc) yemin ve şahâdet ederim ki kocam bana isnad ettiği zina sözünde yalancıdır.” der. Beşinci defa da “Eğer kocam doğru söylüyorsa Allah’ın (c.c.) gazabi üzerime olsun.” diyerek liânı tamamlar.

Âyetin zâhirine göre, erkek bu yemin ve şahâdeti beşten aşağı yapar veya “lanet” kelimesi yerine “gazab” kelimesini kullanırsa liâni kabul edilmez. Kadının da yemin ve şahâdeti beşten aşağı yapması câiz olmadığı gibi, “gazab” kelimesi yerine “lanet” kelimesini kullanması câiz değildir. Bu uygulamada mutlaka önce erkeğin yemin ve şahâdette bulunması lazımdır. Fakihlerin ittifak ettikleri görüş de bu yoldadır. Çünkü âyetin akışı bunu îcâb ettirmektedir.

İmâm Ebû Hanîfe’ye göre liândan sonra kadının iddeti de hemen başlar. Çünkü liân, ileride tafsîlâtıyla anlatılacağı üzere, karı-kocanın ayrılmasına vasıta olur. Ne var ki fakihler bu hususta ihtilâf etmişlerdir. İhtilâfın kaynağı ise şudur: Bazı fakihlere göre erkeğin liân yapması ka dina haddi icab ettirir. Kadının liânı ise bu haddi düşürür. Öyleyse tabii olarak kadın, erkekten sonra liân yapar. İmâm A’zam’a (rh.a.) göre ise er keğin liân yapması kadına zina haddinin uygulanmasını îcâb ettirmez. Çünkü zina haddi ya dört şâhidin şahâdetiyle veya bizzat kadın veya erkeğin itirafı ile tatbik edilebilir.

Liânın Kur’ân-ı Kerim’de beyân edilen şekli budur. Yalnız, ha mile olan karısının çocuğunu reddeden kocanın liânı sırasında yemin ve şahâdeti arasında, “Bu kadının hamileliği benden değildir.” demesi icab eder. Şâyet koca doğan çocuğu reddediyorsa bu defa da yemin ve şahadeti sırasında, “Bu çocuk benden değildir” ifadesini kullanmalıdır. Bu da sünnetin tesbit ettiği şekildir.
Resûlullah’ın (s.a.v.) sünneti üzere yapılan uygulamada erkek liân yaparken kadın huzurda oturur. Erkek liânı bitirdikten sonra bu defa kadın ayağa kalkarak yemin ve şahâdette bulunur. Bu uygulama bir câmide ve imâm huzurunda yapılır. Bu uygulama şekli Resûlullah’ın (s.a.v.) fiili ve kavlî sünnetiyle tesbit edilmiştir.

Altıncı Hüküm: Erkek veya kadından birinin liândan dönüşühaddi gerektirir mi?

Fakihler, karı-kocadan birinin liân yapmaktan kaçınması halinde had uygulanıp uygulanmayacağı hususunda ihtilâf etmişlerdir.

Cumhûrun görüşü: Mâlikî, Hanbeli ve Şâfiîlere göre erkek liândan kaçındığı takdirde ona iftirâ haddinin uygulanması farzdır. Kadin liândan dönerse ona da zina haddi uygulanır.

Hanefîlerin görüşü: İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’ye (rh.a.) göre erkek veya kadın liândan kaçınırsa liân yapana veya kendisini yalanlayana kadar hapsedilir. Erkek sözünden dönerek kendisini yalanlarsa iftirâ haddi, kadın zina yaptığını itiraf ederse zina haddi tatbik edilir.

Cumhûrun delilleri

Cumhûr, liândan dönen için haddin uygulanmasının farz olduğu na dâir aşağıdaki delilleri getirmişlerdir:

1. Cumhûra göre Allah Teâlâ bunu, “Namuslu ve hür kadınlara (zina isnâdıyla) iftirâ atan sonra (bu babda) dört şâhid getirmeyen kimselerin her birine de seksen değnek vurun.” (Nûr: 4) âyetiyle beyân etmiştir. Bu âyeti takiben de karısına zina isnâd eden kocaların hükmü beyân edilmiştir. Âyetlerin bu akışı, nasıl yabancı bir kadına zina isnåd eden kimsenin dört şâhid getirmesi îcâb ediyor ve dört şâhid getireme diği takdirde had uygulanıyorsa kendi karısına zina isnâd eden şahıs liândan kaçınırsa ona da iftirâ haddi uygulanması gerektiğini göster mektedir.
2. “O (kadın)ın billahi onun (zevcinin) muhakkak yalancılar dan olduğuna dört (defa) şahâdet etmesi, beşincide de eğer o (zevci) sâdıklardan ise muhakkak Allah’ın gazabı kendi üzerine (olmasını söylemesi) ondan (o kadından) bu azabı (cezâyı) def eder.” âyetindeki “bu azabı def eder” ibâresinden maksat dünya azabıdır. Bu ifadeyi âhiret azabı olarak anlamak doğru değildir. Çünkü eğer kadın yaptı ğı liânda yalancı ise onun liâni âhiretteki cezâsını arttırır. Eğer doğru ise âhirette zâten cezâsı yoktur. Öyleyse âyette sözü edilen cezâ dünya cezâsıdır. Zâten önceki âyetlerde de “Mü’minlerden bir zümre de bun ların azabına şâhid olsun.” buyurulması bu cezânın dünyevî olduğunu göstermektedir.

3. Hilâl b. Ümeyye vak’asında Resûlullah’ın (s.a.v.) Hilâl’in karısı Havle’ye “Dünyada recmedilmen Allah’ın (c.c.) gazabından daha hafif tir.” buyurması da bu hususta kesin bir nasstır. Yine Resûlullah’ın (s.a.v.) Hilâl b. Ümeyye’ye, “Ya isbat edersin veya sırtına had vurulur.” buyur ması, karısına zina isnâd edenin sözünü ispat edemediği takdirde ona had vurulacağına sarâhaten delâlet etmektedir.
Müslümanın kanı ancak üç şeyden biri ile câizdir: Evlendikten sonra yapılan zina, imân ettikten sonra irtidat ederek kâfir olmak ve haksız yere bir Müslüman öldürmek.” buyurmuştur. Liândan kaçınmak bun lardan biri olmadığına göre recmedilerek kanının akıtılması da câiz değildir.

3. Liândan kaçınmak sarâhaten zina ikrarı demek değildir. Ma demki ortada sarîh bir itiraf yoktur. Öyleyse zinanın icab ettirdiği had de uygulanamaz.

İbn Rüşd bu hususta şöyle demektedir: “Zina ile ilgili olarak bir kimsenin kanı ancak dört âdil şâhidin şahâdeti veya şahsın bizzat itira fiyla akıtabilinir. Liândan kaçınmak itiraf olmadığına ve zina suçu da dört şâhidle tesbit edilemediğine göre zina haddi uygulanamaz.”

İmâm-ı A’zam Ebû Hanife’in (rh.a.) görüşü güzel ise de delilleri ba kımından cumhûrun görüşü kadar kuvvetli değildir. Müfessirlerin şey hi Taberî ve diğer bazı büyük âlimler de cumhûrun görüşünü benimse miştir.

Yedinci Hüküm: Liân âyeti zina iftirâsı ile ilgili âyetin hükmünü nesh eder mi?

Âyetin nüzül sebebinde rivâyet edilen şeylerin tümü ittifakla şu üç şeyi tesbit ederler:

1. Liân âyeti iftirâ âyetinden sonra nâzil olmakla birlikte ondan farklı hükümler ihtiva eder.

2. Sahâbe-i Kirâm’ın âyetten anladıkları mânâ şudur: Her kim kendi karısına zina iftirâsında bulunursa cezâ ve hüküm bakımından, yabancı bir kadına iftirâ atan kimsenin durumu gibidir.

3. Liân âyeti kocalara bir hafiflik getirerek onlara bir çıkış yolu beyân etmiştir.

Hanefi fıkıh usûlü kâidelerine göre liân âyeti zina iftirâsı ile ilgi li âyetin hükmünü değil, hükümdeki umûmîliği nesh etmiştir. Çünkü iftirâ âyetindeki umûmî hüküm, kadına zina isnâdında bulunan kim se, bu ister kocası ister bir yabancı olsun isnâdını ispat edemediği tak dirde iftirâ haddi uygulamayı icab ettirir. Liân âyeti, kocaları bu genel hükümden istisnâ ederek onlara has olmak üzere liân hükmünü getir miştir. Öyleyse Hanefîlere göre karısına zina isnâd eden kocanın cezâsı yalnızca liândır.

Diğer üç mezhebe göre ise liân âyeti, iftirâ âyetinin hükmündeki umûmîliği nesh etmemiştir. Ancak bu âyet karısına zina isnâd eden ko canın liân yapması gerektiğini ifade eder. Eğer koca liândan kaçınırsa ona had uygulanması gerekir.

Buna göre her iki âyetin mânâsı, evli hür ve namuslu bir kadı na zina isnâd eden kimse, bunu dört şâhidle isbat edemediği takdirde had cezâsına çarptırılır. Yalnız karısına zina isnâd eden koca liân yapar. Liândan kaçınırsa ona da had uygulanır.

Sekizinci Hüküm: Liândan sonra karı-koca birbirinden ayrılır mı?

Resûlullah’ın (s.a.v.) sünnetine göre, karşılıklı olarak liândan bu lunan karı-koca talâka gerek kalmadan ebedî olarak ayrılmış olurlar. Zira İbn Abbâs’ın (r.a) rivâyetine göre Resûlullah (s.a.v.), “Liânda bulunan karı-koca ayrılırlar ve ebediyyen birleşemezler.” buyurmuştur.

Hz. Ali ile İbn Mes’ûd’dan (r.a) da “Resûlullah (s.a.v.), liân yapan karı kocanın ebediyyen birleşmeyeceklerine hükmetmiştir.” hadîsi rivâyet edilmiştir.

Karı-kocanın birbirinden ebediyyen ayrılmasının ve bir daha birleşmelerinin de kesinlikle haram olmasının hikmeti şudur: Liân karı koca arasına ebedî bir kin ve düşmanlık sokmuştur. Bu kin ve düşmanlık onların ebediyyen kopmalarını gerektirir. Zira erkek, eğer sözünde doğru ise karısının fuhşunu bir topluluk önünde ifşa ederek onu rezil ve rüsvay etmiştir. Kadın da eğer sözünde doğruysa kocasını bir topluluk önünde yalanlamış ve Allah’ın lanetini icab ettirmiştir. Eğer sözün de yalan ise -ki bu durumda zina etmiştir- kocasının namusunu lekeleyerek ona en büyük hıyâneti yapmış olmaktadır. Bu sebeple onların aralarına daimi bir kin ve düşmanlık girmiştir.

Bilindiği gibi evlilik hayatının temeli karı-kocanın birbirine karşı saygı, sevgi, bağlılık ve doğruluğudur. Liânla bu temeller ortadan kaldırılmıştır. Öyleyse bunların cezâsı birbirlerinden ebediyyen ayrılmak tır.

Fakihler liân yapan karı-kocanın ayrılmalarının farz ve bu ayrılığın ebedî olduğunda ittifak etmişlerdir. Yalnız şu var ki birbirinden ne zaman ayrı düştükleri hususunda ihtilâf etmişlerdir.

İmâm Şâfiî’ye (rh.a.) göre ayrılık, yalnız kocanın liân yapması ile tahakkuk eder. Kadın liândan kaçınsa bile durum değişmez.

Mâlikilere göre ayrılık ancak her ikisinin liân yapmasından sonra gerçekleşir.

İmâm Hanbel (rh.a.) ve Ebû Hanîfe’ye (rh.a.) göre ise ayrılık, her iki sinin liânlarını tamamlamalarından sonra imâmın onların ayrılmaları na hükmetmesine bağlıdır.

Dokuzuncu Hüküm: Liândan sonra koca kendisini yalanlarsa karısı ona tekrar verilir mi?

Karı-koca birlikte liân yaptıktan sonra koca kendisini yalanlar, ka risina iftirâ attığını itiraf ederse had uygulanır. Fakat karısı kendisine tekrar helâl olur mu?

İmâm Mâlik (rh.a.) ve Şâfiî’ye (rh.a.) göre kadın o adama tekrar helâl olmaz. Çünkü liânın getirdiği ayrılık ebedî bir ayrılıktır. Resûlullah (s.a.v.) da onların ebediyyen birleşemeyeceklerine hükmetmiştir. Sahâbe ve tâbiînin görüşü de budur.

İmâm Ebû Hanîfe’ye (rh.a.) göre ise liândan sonra koca kendisini ya lanlarsa ona iftirâ haddi uygulanır ve liânı geçersiz olur. Böylece onun müfterî olduğu tesbit edilmiş olur. Bu sebeple tekrar karısı ile evlenme si helâldir. Bir rivâyete göre İmâm Hanbel de bu görüştedir.

ini Sahîh olan cumhûrun (Mâlikî ve Şâfiîler) görüşüdür. Çünkü liân ebedî bir ayrılığı icab ettirir. Geçen hadisler de buna delâlet eder. En doğrusunu Allah (c.c.) bilir.

Onuncu Hüküm: Liândan sonra liâna vesile olan çocuk annesine verilir mi?

Koca çocuğunu inkâr ettikten sonra liân yapılırsa çocuğun nese bi babasından ayrılır, nafakası da düşer. Kocası ile çocuk arasındaki verâset de ortadan kalkmış olur. Ancak o çocuk annesinin çocuğudur.
Annesinden miras alır ve öldüğü takdirde de annesi onun malına vâris olur. Çünkü İmâm Hanbel’in (r.a) Amr b. Şuayb’tan rivâyet ettiği hadiste Resûlullah (s.a.v.), liân yapan karı-kocanın liâna sebep olan çocuklar hak kında, “O çocuk annesinin malına vâris olduğu gibi annesi de onun malına vâris olur. Çocuk vasıtasıyla karısına zina iftirâsı atan kimse liân yapmazsa ona had vurulur.” buyurmuştur. Bu hadis çocuğun an neye ait olduğunu açıkça teyid etmektedir.

Çocuk sebebiyle karısına zina isnâd eden kocaya gelince, o, liân yapmazsa zina iftirâsı atanlar gibi seksen sopa ile cezalandırılır. Kendi annesine, kendi çocuklarına zina iftirâsı atanlara da iftirâ haddi uygu lanır.

Liâna sebep olan çocuk, verâsetin dışındaki diğer şer’î hükümler de liân yapan erkekle ihtiyâten baba-evlâd muamelesi görür. Meselâ, adam ona zekât vermez. Onu öldürdüğü takdirde, her ne kadar evlâdı olduğunu inkâr etmişse de kısâs edilmez. Karşılıklı olarak birbirleri nin lehlerinde şahâdette bulunamazlar. Herhangi bir kişinin o çocuk benimdir, iddiasında bulunması da sahîh değildir. Şâyet baba, liândan sonra kendini yalanlarsa çocuğun nesebi tesbit edilir. Adamın çocuğa küçükken nafakasını vermesi farz olduğu gibi birbirlerinden miras da alabilirler. Hatta çocuk hakkındaki bütün liân eserleri ortadan kalkmış olur.

İmâm Fahreddîn Râzî, İmâm Şâfif’den (ha) naklen şöyle der: “Liânla ilgili beş hüküm vardır: Liân yapan erkeğin üzerinden had kal kar. Liâna sebep olan çocuğun nesebi liân yapandan silinir. Karı-koca ayrılır ve birbirlerine ebediyyen haram olurlar. Kadına zina haddinin uygulanması icab eder. Bu hükümler genellikle yalnız erkeğin liân etmesi halinde tahakkuk eder. Bu hükümlerin uygulanması ve tesbiti için imâmın hükmüne ihtiyaç yoktur.”

LİAN HAKKINDA KONULARIMIZ:

Liân ne demek? Kısaca

Şafi mezhebine göre iftira ve lian(lanetleşme)

Şafi mezhebine göre iftira ve lian(lanetleşme)

Cevapla