Kaza Namazları ve Kılınışı (Dört Mezhebe Göre)

Bildir
Question

Please briefly explain why you feel this question should be reported.

Bildir
İptal

Kaza Namazı Nedir? Nasıl Kılınır? Kaza Namazı Ne Zaman Kaçta? Kaza namazı kaç rekattır?

Bilindiği gibi farz namazlarda doğru olan, vakitlerinde kılınmasıdır. Bir kimsenin, farzları vaktinde kılmasında hiçbir mazereti bulunmuyorsa bu farz namazları kazaya bırakması sebebiyle büyük günahlardan bir günah işlemiş demektir. Aslında farz olan namazlara önem vermeyerek ve hafife alarak kılmamak, insanı küfre götürmektedir.

Hanefi mezhepinin dışında kalan diğer üç Ehl-i sünnet müctehidlerine göre; Farz namazları ihmal veya tembellikten ötürü kılmamanın cezası, kılmayanın öldürülmesinin helâl olduğudur. Ancak Hanefilerde ise; Namazın farz olduğunu kabul ettiği hâlde ihmal veya tembellikten ötürü kılmayanın cezası, tutuklanarak ceza ve tutuk evinde alıkoymaktır. Ancak namazı kılacağına dair tevbe ederse o zaman serbest bırakılabilir görüşü hâkimdir.

HANEFILER: “Edâ”; Vaktinde kılınan namaza “edâ” denir. ‘Kaza’ ise; Vakit çıktıktan sonra kılınan namaza da kaza denir.

Namazın kazasını kılmak ile yükümlü olmayanlar;

1- Hayızlı (aybaşı âdeti denilen) ve nifas (doğum hâlinden sonra görülen kanamaların) dışında kadınlarda namaz kılma yükümlülüğü direkt olarak düşmez. Ancak bu iki durumda bulunan bir kadından namaz kılma yükümlülüğü direkt olarak düşmüş olur. Yani kadınlar bu iki sebepten dolayı vaktinde kılamadıkları farz namazlarını bu mazeretlerin ortadan kalkmasından sonra da kaza etmeleri gerekli değildir demektir.

2- Deli olan kimse ile baygın olan kimsenin durumları da bu kadınların durumlarına benzemektedir. Ancak ne var ki deli ile baygın olan kimselerden kaza yükümlülüğünün direkt olarak düşebilmeleri için şu 2 şart gereklidir.

a- Gerek delilik hâli olsun ve gerekse de baygınlık håli olsun ortaya çıkışlarından itibaren 5 vakit namazdan daha uzun sürmeleri gerekmektedir. Böyle devam eden delilik veya baygınlık hâllerinden kaza namazlarının yükümlülüğü direkt olarak düşmüş olur. Fakat eğer delilik hâli veya baygınlık håli, ortaya Çıkışlarından sonra 5 vakit namazından daha kısa bir sürede devam etmişlerse, bu takdirde durumları normale dönünce aradaki kılınmamış namazların kaza edilmesi vacip olmaktadır.

b- Delilik veya baygınlık hâlleri anında ya hiç ayılmama ya da bazen ayılıp da yeniden bayılma veya delirme hâllerinde düzenli bir ayılmanın meydana gelmemesi de şarttır. Yoksa namazları, kaza etme yükümlülüğünden kurtulmuş olmaz. Yani bayılma veya delirme hâllerinde kaçırılmış bulunan namaz vakitleri, 5 vakit veya 5 vakitten daha az olursa kaza edilmeleri gerekmektedir.

Ancak bir kimse, haram olan bir içki içmekten ötürü sarhoş olup da namazları vakitlerinde kılamazsa, bu kimsenin sarhoşluk hâlinin ortadan kalkmasından sonra arada kılamadığı namazları kaza etmesi gerekmektedir. Aynı şekilde tedavi kastıyla kullandığı helâl bir bitkiden ötürü sarhoş olup da namazını vaktinde kılamamışsa, yine doğru ve geçerli olan görüşe göre arada kılamadığı namazları kaza etmekle yükümlüdür.

3- Allah (celle celâlühü) korusun! İslâm dininden dönen bir kimse yeniden İslâm dinine dönmesi durumunda, dinden dönme döneminde kılmadığı namazları kazå etmesi gerekli değildir. Ancak daha önce işlemiş olduğu sevap ve amelleri boşa gitmiştir.

4- İslâm ülkesi olmayan bir yerde İslâm dinine giren bir kimse, namazın farz olduğundan habersiz ise, bu bilgisizliği yüzünden vaktinde kılamadığı namazları, farz olduğunu öğrendikten sonra kazâ etmekle yükümlü değildir.

5- Baş işaretiyle de olsa (îmâ ile de olsa), namazları kılamayacak derecede hasta olan bir kimse, sonra düzeldiğinde hastalık döneminde 5 vakit veya daha fazla kılmadığı namazları kazâ etmekle yükümlü değildir. Ancak kaçırılan bu namazların sayısı 5 vakitten daha az olsa, kazâ etmekle yükümlüdür.

6- Vaktin sonuna kadar namazı kılmayıp da yalnız iftitah (namaza başlama) tekbiri alacak kadar bir zaman kalmışsa ve mükellefte kadınların hayız ve nifas hålleri gibi veya bayılma veya delirme gibi namazı direkt olarak düşüren özürlerden birinin ortaya çıkması halinde kazaya kalan bu namazı, bu tür özürlerin ortadan kalkmasından sonra kazâ etmek gerekli değildir. Fakat bu özürlerden biri ortadan kalktığı zaman, vakit içinde iftitah tekbiri kadar bir zaman kalmış olsa, bu vaktin farzını kılmak vacip olmaktadır.

Namazların kazâ edilmesinin hükmü;

İster namazların kılınmasını direkt olarak düşüren bir özürden ötürü olsun ve ister direkt olarak düşürücü olmayan bir özürden ötürü olsun veya ister hiç özür bulunmasın, kazâya kalan farz namazların önemle ve acilen kazâ edilmeleri vaciptir.

Farz namazları geciktirmeyi mübah kılan özürler;

1- Cem’i takdim (öne almada) ve cem’i te’hîr (erteleme) de caizdir.
2- Uyku sebebiyle farkında olmadan geciktirilmesi caizdir.

3- Unutkanlık sebebiyle geciktirilmesi caizdir. Çünkü sevgili peygamberimiz (aleyhissalatü vesselâm) bu konuda:

رُفِعَ عَنْ أُمَّتِي الخَطَأُ، وَالنِّسْيَانُ، وَمَا اسْتُكْرِهُوا عَلَيْهِ

“Unutma, yanılma ve zorlandıkları şeylerin günahı ümmetimin üzerinden kaldırılmıştır.” şeklinde buyurmuştur.

4- Vaktin girmesinden habersiz olma durumunda geciktirilmesi caizdir.

5- Farz-ı ayn olan ilmi tahsil etme.

6- Yemek yemek ve içmek mecburiyetinde kalmak.

7- Rızkı te’min etmek için çalışmak zorunda kalmaktır.

Kaza namazları arasında tertip (sırayı takip etme);

Bir kimsenin üzerinde, kazâya kalmış borcu yoksa veya üzerinde kazaya kalmış borcu bulunup ta fakat 5 vakti geçmemiş ise, bu kimseye “TERTIP SAHİBİ” denir.

Bu meseleyi biraz daha açalım: Bir kimsenin üzerinde vitir namazından başka 6 vakit veya daha çok vakit namaz borcu bulunursa o kimse, tertip sahibi olmaktan çıkmış sayılır. Vitir namazından başka üzerinde 6 vakitten daha az kazâ namazı olan kimse, namazlarını kaza ederken kazaya kalmış bulunan 6 vakitten daha az olan namazları arasında sırayı takip etmesi gereklidir. Böyle sahibi tertip olan kimseler, sırayı takip etmeden namazları kazâ ederse caiz ve geçerli olmaz.

Meselâ; Sahibi tertip olan bir kimse, sabah namazının kazasını kılmadan öğle namazının kazasını kılsa caiz olmaz. Çünkü sıraya göre olduğu için, önce sabah namazını kazâ eder sonra öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kaza eder.

Netice olarak; vitir namazından başka 6 vakitten daha az (toplam 5 vakit) kazası bulunan bir kimse, bu namazları kazâ ederken hem kaza namazları arasındaki sırayı gözetecek ve hem de kazâ namazları ile vakit namazları arasında sırayı gözetecektir.
Tertibe bağlı olmayan kaza namazları;

1- Vitir namazından başka 6 vakit veya daha fazla kaza namazı bulunan bir kimse, namazları kaza ederken sırayı gözetmesi zorunlu değildir.

2- Vakit, hem kazâya ve hem de edâya yetecek derecede geniş olmazsa.

3- Vakit namazının kılınması anında kazā namazının bulunduğu unutulmuşsa yine tertib düşer.

Kaza namazlarında ezan ve ikamet;

Üzerinde kazā namazı bulunan bir kimse, bu namazları kazå ederken, şayet tek bir namazın kazâsı ise, hem ezân ve hem de ikamet getirmesi sünnettir. Ancak birden fazla namazlar bir arada kazâ edilirken, ilk namazda bir ezân sonra her namaz için ikamet getirmek sünnettir. Farz namazların kazası farz, vitir namazının kazâsı ise vaciptir.

Kazā namazları camide değil de belki evde kılınması daha faziletlidir.

Kazası bulunan kimse sünnetleri kılar mı?

Kazā namazı bulunan bir kimse, farz namazlara bağlı olan sünnetleri de ihmal etmeyip mutlaka kılmalıdır. Demek ki böyle bir durumda bulunan bir kimse hem kazalarını kılmak ve hem de farzlara bağlı sünnetleri kılmakla yükümlüdür. Ancak farz namazlara bağlı olmayan diğer nafileleri kılmaktan ise, kazaları kılmak daha faziletlidir.

Mühim bir uyarı:

Geçerli bir mazeret olmaksızın farz namazları kazâya bırakmak oldukça tehlikelidir. Çünkü Muhammedî ezânla da’vet edilen mü’minlerin en önemli İşleri, kendilerini yaratan ulu kudret sahibinin namaza da’vet emrine uyup mümkünse camide, değil ise bulunduğu yerde ister dağ başında bulunsun ve ister abdest için su bulamayıp temiz toprakla teyemmüm etsin, derhâl bu da’vete icabet edip namazını kılmalı ve kazaya bırakmamalıdır. Çünkü İslâm’da farz namazları keyfi olarak kazâya bırakmak diye bir durum söz konusu değildir. Ancak kazaya bırakmayı mübah kılan özürler vardır ki onlar da yukarıda maddeler hâlinde sunulmuştur.

Kaza namazları, yasaklanan vakitlerde kılınabilir mi?

Kazā namazlarını şu üç vakitte kılmak caiz ve geçerli olmaz.

1- Güneşin doğuşu sırasında tam 45 dk.lık bir süreyle yükselinceye kadar kılınmaz.
2- Zeval vaktinde yani güneş gökyüzünün tam ortasına gelip öğle namazı vaktinin girmesine (yaklaşık öğle namazından önce 45 dk.lık vakitten öğle namazı vaktine) kadar kılınmaz.

3- Akşam güneş batmak üzere iken kaza namazı kılınmaz.

Hatırlatma: Sabah namazından sonra güneş henüz doğmadan önce, kaza namazının kılınmasında sakıncalı bir durum yoktur. Yine ikindi namazından sonra Akşam namazının vaktinin girmesine yaklaşık olarak 45 dk.lık bir vakit kalıncaya kadar kaza namazının kılınmasında sakıncalı bir durum yoktur.

ŞAFİİLER: Bilindiği gibi kelime-i tevhid’den sonra İslâm dininin en önemli ruknü namazdır. Tembellik veya ihmâlden ötürü kılmayanın cezası, kendisine gerekli uyarılar yapıldıktan sonra idam cezasıdır. Nitekim savaşta bile namaz ihmal edilemez belki uygun bir ortamda ve uygun bir tedbir çerçevesinde kılınır. Yalnız korku hâllerinde normal bir şekilde kılınamıyorsa, yürürken veya koşarken de kılınır. Hasta olan bir kimse, gücü yetiyorsa ayakta, böyle kılamazsa, oturarak, böyle de kılamazsa yaslanarak, böyle de kılamazsa sırt üstü yatarak, böyle de kılamazsa baş veya göz işaretleriyle kılmak zorundadır. Böylece namazın kazaya bırakılmasından sakınılmalıdır.

Namazın farz olduğunu kabul etmekle beraber ihmal veya tembellikten ötürü namaz kılmayanın cezası idamdır. Bir kimse namazın farz olduğunu inkâr etse küfre girmiş bulunur. Nitekim Sevgili peygamberimiz (aleyhissalatü vesselâm) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur;

أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَشْهَدُوا أَنْ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ ، وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ ، وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ فَإِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ عَصَمُوا مِنِّى دِمَاءَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ وَحِسَابُهُمْ عَلَى اللَّهِ

“Ben insanlarla; Allah (celle celâlühü)’dan başka (hak olarak) hiç bir ilâh bulunmadığına, Muhammed (aleyhissalatü vesselâm)’in Allah’ın elçisi olduğuna şehadet edene, namaz kılana ve zekât verene kadar, savaşmakla emrolundum. Bunları yaptıklarında İslâm’ın hakkı (kısas veya zekat gibi bir durum) müstesna (hariç), kan ve mallarını benden korumuş olacaklardır. Ve onların hesapları ise Allah (celle celâlühü)’a aittir.””

Buna göre; Bir kimse, 5 vakit namazın farziyyetini kabul etmeyip inkâr etse, o kimse Müslüman sayılamayacağı için, o kimse ile evlenmek caiz değildir. Yine o kimsenin kestiği hayvanın etinden yemek de haramdır.
Namazı kazaya bırakmayı mubah kılan özürler;

1- Uyku hâlidir.

2- Yemek, yemek zorunluluğudur.

3- İçecek şeyleri içmek zorunluluğudur.

4- Hem kendisinin ve hem de bakmakla yükümlü bulunduğu aile fertlerinin zorunlu ihtiyaçlarını te’min etmek için çalışma zorunluluğudur.

S-Unutma hâlidir.

Namazı direkt düşüren özürler;

1- Kadınların hayız (aybaşı âdeti) hâlidir.

2- Kadınların nifas (doğumdan sonra devam eden kanama süresi) hâlidir.

3- Delilik hâlidir.

4- Baygınlık hâlidir.

Kaza namazlarının kılınmasında tertibi gözetmek;

Kaza namazları kılınırken, hem kaza namazları arasında hem de kaza namazlarıyla vakit namazlarının farzları arasında tertibi (sırayı) gözetmek sünnettir. Kaza namazlarının, kılınması mekruh olan vakitlerde kılınmasında sakıncalı bir durum yoktur.

Kaza namazı olan bir kimse sünnet namaz kılabilir mi?

Üzerinde kaza namazı bulunan bir kimse, ister müekked olan sünnet olsun ve ister müekked olmayan sünnet olsun hiçbir sünnet olan namazı kılamaz. Yani üzerinde kaza namazı bulunan bir kimse, vitir namazını ve bayram namazlarını da kılması dahil hiçbir nafile namazı kılamaz. Fakat üzerindeki kaza namazlarını bitirdikten sonra namaza bağlı olan sünnetleri veya namaza bağlı olmayan nafileleri kılmaya önem göstermelidir. Çünkü bu sünnetleri bilerek terk etmek demek, sevgili peygamberimiz (aleyhissalatü vesselâm)’in şefaatinden mahrum kalmayı gerektirir.

Kaza namazı yasaklanan vakitlerde kılınabilir mi?

Kazā namazlarının, yasaklanan vakitlerin tamamında kılınması caiz ve geçerlidir. Fakat bir kimse, kasıtlı ve bilerek kaza namazlarını bu yasaklanan vakitlerde kılarsa ve bunu da bir alışkanlık haline getirirse, bu kılınan kazā namazları geçerli olmaz.
MALİKİLER: Farz namazları vakitlerinde kılmak vaciptir. Ancak bir takım özürler dolayısıyla farz namazın kazaya bırakılması caiz görülmüştür. Şimdi bunları özetle inceleyelim:

Namazı direkt olarak düşüren özürler;

1- Kadınların hayız (aybaşı âdet) ve nifas (doğumdan sonra devam eden kanama süresi) hâlleridir.

2- Delirme hâlidir.

3- Baygınlık hålidir.

4- Unutkanlıktır.

5- Haşa Allah (celle celâlühü) korusun İslâm’dan çıktıktan sonra yeniden İslâm’a dönen insanların irtidad zamanında kılamadığı namazları kazâ etmezler.

6- Bir kimse, kendisini sarhoş etmeyeceğine inanarak ekşi süt veya buna benzer bir şey içtikten sonra, sarhoş olması durumunda, arada kılamadığı namazları kazå etmez. Ancak haram olan bir şeyi yemek veya içmekle sarhoş olsa, bu sarhoşluğun süresinde kılamadığı namazları kaza etmesi gerekir.

Meşru ve geçerli olan mazeretlerin durumu şöyledir;

1- Özürlülük hâli namazın hem ihtiyarî ve hem de zaruri olan vakitlerinin tamamını kapsamalıdır. Meselâ; Bu özürler, öğle vaktinin başlangıcından itibaren başlar ve güneş batana kadar sürerse o günkü öğle namazını kaza etmekle yükümlü değildir. Çünkü öğle namazının bütün vakitlerini kapsamıştır.

2- Bu özürler, vakit girmişken başlamışsa, şayet geriye iki vakit namazı kılacak kadar bir süre kalarak meydana gelmişse, her iki namaz da direkt olarak düşer.

3- Bu özürler meydana geldikten sonra vaktin sonunda ortadan kalkarsa, özürlülük hâlinde kılamadıkları namazların tamamı ile yükümlülük düşmüş olur.

Namazı ertelemeyi mubah kılan özürler;

1- Uyku hâlidir.

2- Unutkanlık hâlidir.

3- Vaktin girmesinden habersiz ve bilgisiz olmaktır.

4- İki namazı birleştir (cem’i takdim ve cem’i te’hîrde birleştir)’mektir.

Üzerinde kaza namazı bulunan kimse, hangi sünneti kılabilir?

1- Bayram namazını kılması caizdir.

2- Vitir namazını kılması caizdir.

3- Tahiyyetü’l-Mescid namazını kılması caizdir.

4- Farzlara bağlı olan sünnetleri (ratibe denilen sünnetleri) kılması caizdir.

Fakat bu sayılanların dışında kalan hiçbir nafile namazı kılamazlar. Aksi takdirde harama girmiş sayılırlar.

Kaza namazında tertibi (sırayı) gözetmenin şekli;

Bir kimsenin üzerinde kazâya kalmış bulunan namaz, ister az olsun ister çok olsun fark etmez, tertibe riayet etmek iki şartla vacip olur:

1- Üzerinde kazaya namaz kalmış bulunan kimsenin, kazalardan hangisinin daha önce olduğunu bilmesi gerekir.

2- Üzerinde kazaya namaz kalmış bulunan kimsenin, namazların arasındaki tertibi (sırayı) gözetmeye gücü yetmelidir.

Bir kimsenin, üzerinde kazâya kalmış bulunan namazların sayısı 5 vakitten daha fazla olsa, bu 5 vakit veya daha fazla kazâyı, kılmakta olduğu vakit namazlarının öncesine alması vacip (zorunlu) değildir. Eğer vakit geniş olsa, bu takdirde vakit namazlarının, bu kazâ namazlarından önce kılınması mendub olur. Ancak vaktin dar olması hâlinde, vaktin farzlarının kazâ namazlarından önce kılınması vacip olmaktadır.

Tertibe riayet şöyle olmalıdır:

5 veya daha az sayıda kaza namazları varsa, edâ edilmesi gereken vakit farzlarının zamanı dar olsa bile yine bu az sayıdaki kazā namazlarının kılınması, vakit namazlarından önce yerine getirilmelidir. Çünkü bu az miktardaki kazalarda hem kendi aralarında ve hem de vakit farzları arasında sırayı gözetmek vaciptir.

Ancak dikkate değer bir şey daha vardır ki; O da, vakit namazlarının, bu az sayıdaki kazalardan önce kılınması hâlinde günâh kazanmakla birlikte namazın caiz ve geçerli olmasıdır.

Kaza namazı, yasaklanan vakitlerde kılınabilir mi?

Bir kimse, üzerinde kazâ namazının kaldığını ister kesin olarak veya zannen bilsin, bu kaza namazlarını nafile namazların kılınması yasak kabul edilen vakitlerde bile kılması caiz ve geçerlidir. Fakat bir kimse üzerinde kaza namazının bulunup bulunmadığına dair tereddüde (şüpheye) düşmesi halinde, nafile namazların kılınması yasak olan vakitlerde, kaza namazını kılması haram, nafile namazların kılınması mekruh olduğu vakitlerde, kılması mekruhtur.

HANBELİLER: Farz namazların zamanında yerine getirilmesi vaciptir. Hiçbir mazeret olmaksızın namazları vaktinden ertelemek büyük sayılan günahlardandır. Ancak mazeretler, bu kapsamın dışındadır. Mazeretlerden bazıları, namazın ertelenerek kazâya bırakmasına sebep olur. Bazıları da direkt olarak namaz kılma yükümlülüğünü ortadan kaldırır.

Namazı direkt olarak düşüren özürler:

1- Kadınların hayız (aybaşı âdeti süresi) ile nifas (doğumdan sonda devam eden kanama süresi) hâlleridir.

2- Delirme hâlidir. Delirmenin bir namaz vakti boyunca devam etmesi gerekmektedir. Şayet delirme, vaktin girişinden itibaren ancak bir iftitah tekbirini alabilecek bir zaman miktarı kalacak şekilde sona ererse, bu takdirde bu vaktin namazının daha sonra söz konusu özür kalktıktan sonra kazâ edilmesi gerekir.

3- Baygınlık hâlidir.

4- Hâşa Allah (celle celâlühü) korusun! İslâm dininden çıktıktan sonra yeniden İslâm dinine dönmesi hâlinde arada kılamadığı namazları kaza etmez.

Namazı ertelemeyi mübah kılan özürler;

1- Cem’i takdim ve cem’i tehir hâlleridir.

2- Unutkanlık hâlidir.

3- Uyku hâlidir.

4- Vaktin girişinden habersiz ve bilgisiz olma hâlidir.

Üzerinde kaza namazı bulunan kimse, hangi sünneti kılabilir?

Üzerinde kaza namazı bulunan bir kimsenin, mutlak olan (farzlara bağlı olmayan) nafile namazları kılması haramdır. Şayet kılarsa caiz ve geçerli olmaz. Fakat farzlara bağlı olan sünnetler ile vitir namazını kılması caiz ve geçerlidir. Ancak bir kimsenin üzerinde kazâya kalmış bulunan namazların sayısı çok ise, bu takdirde farzlara bağlı olan sünnetler ile vitir namazını kılmaması bunların yerine, kaza namazlarını kılması daha uygundur.
Yalnız sabah namazının sünnetinin kılınması bunlardan istisna edilmiştir. Çünkü sabah namazının sünnetinin müekked bir sünnet oluşu ve peygamber efendimiz (aleyhissalatü vesselam) tarafından bu sünnetin kılınması şiddetle tavsiye edildiğinden dolayı, kazā namazlarının sayısı ne kadar çok olursa olsun mükelleflerden kılınması istenmektedir.

Kaza namazlarının kılınış şekli;

Kaza namazları gündüzleyin kılındıkları takdirde mutlaka (yani ister imam olsun, ister tek başına olsun, ister gündüzleyin kılınan namazlar sesli kıraatlı olsun ister sessiz kıraatlı olsun) sessiz kıraatla kılınır. Bu kaza namazları geceleyin kılındıkları takdirde, bu namaz sesli kıraatlı olan bir namaz çeşidi ise, kılan kimse de imam ise, sesli kıraatla kılar. Fakat bu namaz, sessiz kıraatlı bir namaz çeşidi ise, sessiz olarak kılınır.

Kaza namazlarını kılan kimse, tek başına kılan bir kimse ise, bu namaz sesli kıraatli bir namaz dahi olsa mutlaka sessiz olarak kılar.

Kaza namazlarında tertibi (sırayı) gözetmenin şekli;

Kazāya kalmış bulunan namazın sayısı ne kadar çok olursa olsun kaza namazları arasındaki tertibe (sıraya) uymak vaciptir. Meselâ; Bir kimse üzerinde kazaya kalmış bulunan namazlardan öğle ve ikindi namazlarını birlikte kılsa, önce öğle namazını kazâ eder sonra da ikindi namazını kazâ eder. Fakat bu kimse ikindi namazının kazasını kıldıktan sonra öğle namazını kaza ederse caiz ve geçerli olmaz. Çünkü tertibe riayet etmek vaciptir. Oysa bu kimse bu kurala uymamıştır.

Yine vakit namazının vaktinin çıkacağından korkmaması hâlinde kaza namazlarıyla vakit namazları arasında da tertibi (sırayı) gözetmek vaciptir.

Kaza namazı, yasaklanan vakitlerde kılınabilir mi?

Hiçbir açıklamaya gerek bile kalmaksızın bütün yasak vakitlerde kaza namazı kılınabilir.

Hasta olan bir mükellef namazını nasıl kılar;

HANEFILER: İmran b. Hüseyn (radıyallahu anh)’den:

Bende basur rahatsızlığı mevcût idi. Bunun için de namazın durumunu sevgili peygamberimiz (aleyhissalatü vesselâm)’e sordum, bana hitaben şöyle buyurdu;
صَلِّ قَائِمًا فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَقَاعِدًا فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَعَلَى جَنْبٍ

“Ayakta namaz kıl! Gücün yetmezse oturarak (kıl!). Buna da gücün yetmezse (sağına veya soluna) yaslanarak (kıl!). Buna da gücün yetmezse sırtüstü uzanarak namaz kıl!.” şeklinde rivayet edilmiştir.

İşte bütün mezhep imamları bu hadis-i şerifi, bu konuda ölçü almışlardır. Buna göre:

1- Bir kimse, namazını ayakta kılamayacak derecede hasta olsa, namazını oturarak kılar.

2- Bir kimse ayakta namazını kılmaya gücü yettiği hâlde, fakat ayakta kıldığı takdirde kendisinde başka bir hastalığın ortaya çıkacağını veya kendisinde bulunan hastalığın artacağını veya hastalığının iyileşmesinin gecikeceğini kesin olarak bilen veya konunun uzmanı ve Müslüman olan bir doktor’un bu konuda vereceği sözlü veya yazılı rapor çerçevesinde namazlarını oturduğu yerde kılabilir.

3- Sağlığı yerinde olan bir kimse, kendi tecrübesiyle veya uzman Müslüman bir doktorun sözlü veya yazılı raporu ile veya başka bir yöntemle namazını ayakta kıldığı takdirde bayılacağını veya kötü bir şekilde başının döneceğini bilirse yine bu kimse namazını oturduğu yerde kılabilir.

Yukarıda durumları açıklananların tamamı, namazlarını rükû ve secde ile tamamlamak zorundadırlar. Bir kimse, başka birinden destek almadan ayakta durmaktan aciz olması hâlinde bir oduna, duvara veya bunlara benzer bir şeye yaslanarak da olsa ayakta namazını kılması, şarttır. İftitah (namaza başlama) tekbiri alabilecek kadar da olsa, ayakta durmaya gücü yeten bir kimsenin yapabileceği kadar ayakta namaz kılması bundan sonra da oturarak namaz kılması gerekir.

Oturarak namaz kılmak zorunda kalan bir kimse, mümkünse hiçbir şeye yaslanmamalıdır. Bu şekilde de gücü yetmezse bu takdirde, yaslanarak oturur ve namazını kılar. Yaslanarak oturmaktan da aciz kalan bir kimse, yanı üzerine yatarak veya sırtüstü uzanarak namazını kılar. Sırt üstü uzanıp da namaz kıldığında ayaklarını kıbleye yönelterek, dizlerini dikerek ve yüzünün de kibleye yönelik olması için başını biraz kaldırarak namazını kılar. Böyle bir hasta, sağ veya sol yana uzanarak da namazını kılabilir, Fakat sağ yana uzanarak kılması, sol yana uzanarak kılmasından daha faziletlidir.
Oturarak namaz kılmanın şekli;

Oturarak namaz kılmak zorunda kalan kimselerin, gerek kıraatte (Kur’an okumada) ve gerekse de rükû esnasında nasıl dilerse ve kendisine nasıl kolay gelirse o şekilde oturur. Fakat en faziletli olan, teşehhüdde oturduğu gibi oturmasıdır. Bu kimse, secde de ve teşehhüdde böyle yaptığı zaman, sıkıntı, acı, eziyet ve zorluk duymuyorsa, böylece sünnete uygun oturur. Aksi takdirde dilediği şekilde oturabilir.

BENZER KONULAR:

Cevapla