İslam’da İletişim Hakkı

Question

İslam’da İletişim Hakkı

Basit bir dille ifade etmek gerekirse iletişim, insanlar arasında duygu, düşünce ve bilgilerin her türlü yolla başkalarına bildirimidir. Dolaylı olarak iletişim, bir haberin veya bir olayın aktarımını da içermektedir. Böyle olunca günümüzde iletişim kavramı, “kitle ileti-şim” araçlarını içine alacak şekilde zengin bir muhteva kazanmış durumdadır. Zaten bugünkü hutbemizde de bireysel iletişimden çok kitlesel iletişimin ahlaki düsturları üzerinde duracağız.

“Kitle iletişim” araçları denince akla ilk anda gaze-te ve dergilerle, radyo, televizyon ve internet gelmek-tedir. Bunlar aracılığı ile üretilen ve sunulan bilgi akıl almaz boyutlardadır. Dünyada son 30 yılda, daha önce-ki 5000 yılda üretildiğinden daha fazla bilgi ve enfor-masyon üretildiğini göz önüne alırsak bunun boyutları daha da iyi anlaşılacaktır.

Bu hakikat, bugün ne denli yoğun bir bilgi ve enformasyon bombardımanı altında bulunduğumuzu ortaya koymaktadır. Şurası da bir gerçektir ki, bu kadar yoğun bilgi ve haberin hepsi maalesef gerçeklik taşı-mıyor. Gerek yazılı basında gerekse internet ve tele-vizyonlarda hemen her gün yalan veya doğruluğu tam kesinleşmemiş pek çok bilgi ve haber yer almaktadır. Gerek tiraj ve gerekse reyting kaygıları ile artık bir haberi en hızlı ve en önce verme gayreti, ne yazık ki sunulan bilgi ve haberlerin doğruluğunu tetkik ve araştırma hassasiyetinin önüne geçmiş bulunmaktadır. Hatta bazen kasten yalan ve kasıtlı haber üretildiğine de şahit olabilmekteyiz.

Bu kasıtlı haberlerin bir kısmı kimi zaman belirli bir etnik veya sosyal grubun zararını hedef almakta, ki-mi zaman da, haksız yere yıpratmak ya da toplum nez-dindeki itibarını zedelemek maksadıyla belirli kişileri hedef alabilmektedir. Hatta bu durum kimi zaman bi-reysel veya ailevi mahremiyetleri gözler önüne ser-mekten çekinmeyecek kadar fütursuzlaşmaktadır. Bu-gün gelinen noktada aynı fikri veya duyguyu paylaş-madığımız “rakiplerimiz” hakkında bu tür haberlerin üretilip yayılması son derece olağanlaşmış ve “mubah” hale getirilmiştir. Halbuki bu konuda İslam’ın “kendin için istemediğin bir şeyi başkasına yapmama” ilkesi ne kadar evrensel ve kucaklayıcıdır.

Hz. Peygamber (s.a.v) hem Müslümanların şerefi-ne haksız yere dil uzatmayı hem de buna maruz kalan-ların daha ağır bir karşılık vermesini şu hadisi şerifi ile yasaklamıştır: “Büyük günahların en büyüğü kişinin haksız yere bir Müslüman şerefine dil uzatmasıdır. Bir sövmeye karşılık iki defa sövmek de büyük günahlardandır.”[1]

Şu hadis-i Şerif de bir başkasının ayıbını araştır–manın ve ifşa etmenin bedelini hatırlatmaktadır: “Ey diliyle iman edip, kalbine iman girmeyen kimseler topluluğu! Müslümanların gıybetini yapmayınız ve onların ayıplarını araştı­rıp durmayınız. Çünkü her kim onların ayıplarını araştırırsa Allah da onun ayıp-larını ortaya döker; Allah kimin ayıbını ortaya döker-se  o kimseyi (insanların gözleri önünde) rezil eder.”[2]

Bu husustaki ahlaki sorumluluk sanılanın aksine sadece bu bilgi ve haberleri üretenlerde değildir. Bila-kis bu bilgi ve haberleri hiçbir filtreye tabi tutmadan, mutlak doğru imiş gibi sağda solda yayanların sorum-luluğu da diğerinden daha az değildir. Pek çoğumuzun  bildiğini tahmin ettiğim şu ayeti yeniden hatırlatmak istiyorum: “Ey iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptı-ğınızdan pişman olursunuz.”[3] Yine bu çerçevede Nisa Suresi’nin 83. ayeti de son derece dikkat çekicidir: “Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Hâlbuki onu Pey-gambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlar-lardı. Allah’ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olma-saydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız.”  Bu ayet-i kerime doğruluğundan emin olmadığımız haberlerin il-gililerine veya uzmanlarına doğrulatılmasını emret-mektedir ki, Merhum Elmalılı Hamdi Yazır ayetin günümüzdeki en önemli muhatabının gazeteciler olduğunu ifade etmektedir.[4]

Dinimiz “yalan”ı, büyük günahlar arasında say-mıştır.[5] Hatta bazı hadislerde Müslümanın en önemli özelliğinin yalan söylememek olduğu vurgulanmıştır[6] Bu konuda şu hadisi özellikle hatırlatmak yerinde olacaktır: “Her duyduğunu söylemesi (nakletmesi) kişiye yalan olarak yeter” [7] Asla hatırımızdan çıkarma-mamız gereken bir başka husus da, bir yalan veya ifti-ranın bir kişiye nakledilmesi ile bin kişiye nakledil-mesinin vebalinin asla eşit olmayacağıdır.

[1] Ebu Davud, Edeb, 35, H.No:4877

[2] Ebu Davud, Edeb, 35, H.No:4880

[3] Hucurat: 6

[4] Yazır, Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, ilgili ayetin tefsiri

[5] Buhâri, Şehâdât 10, Edeb 6, İsti’zân 35, İstitâbe 1; Müslim, İmân 143, (87); Tirmizi, Şehâdât 3, (2302).

[6] Muvatta, Kelam 19; İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/546.

[7] Ebu Davud, Edeb, 80, H.No:4992

[8] Buhari, Edeb, 57

BENZER KONULAR:

About Soru

Answers ( 2 )

    0
    2023-05-24T20:34:14+03:00

    İslam’da iletişim büyük önem taşır ve Müslümanlar, başkalarıyla etkileşim söz konusu olduğunda belirli ilkeleri ve ahlakı desteklemeye teşvik edilir. İslam, uyumu, anlayışı ve olumlu ilişkileri teşvik eden saygılı, doğru ve şefkatli iletişimin önemini vurgular. Aşağıdaki noktalar İslam’da iletişim hakkı kavramını vurgulamaktadır:

    Saygılı İletişim: İslam, Müslümanları başkalarıyla saygılı ve nazik iletişim kurmaya teşvik eder. Kuran, müminlere, farklılıklar veya anlaşmazlıklar söz konusu olduğunda bile insanlarla nazik ve nazik bir şekilde konuşmalarını emreder. Müslümanlara sert veya saldırgan dilden kaçınmaları ve başkalarına onurlu ve saygılı davranmaları tavsiye edilir.

    Doğruluk ve Dürüstlük: İslam, iletişimde doğruluğun değerini vurgular. Müslümanlar yalandan, aldatmadan ve sahtekârlıktan kaçınarak konuşmalarında dürüst olmaya teşvik edilir. Peygamber (s.a.v.), “Doğruluk iyiliğe, doğruluk da cennete götürür” (Sahih Müslim) buyurmuştur. Müslümanlar, ister bilgi iletmek, ister fikir beyan etmek veya vaatlerde bulunmak olsun, her türlü iletişimde doğruluğa öncelik vermeye teşvik edilir.

    Yapıcı Eleştiri ve Nasihat: İslam, şefkatli ve düşünceli bir şekilde yapıcı eleştiri ve tavsiye verilmesini ve alınmasını teşvik eder. Müslümanlar, gelişmelerine yardımcı olmak amacıyla başkalarına samimi tavsiyelerde bulunmaya ve rehberlik etmeye teşvik edilir. Aynı zamanda İslam, inananlara geri bildirime açık olmayı ve yapıcı eleştiriye açık olmayı öğreterek kişisel büyüme ve gelişmeyi teşvik eder.

    Gizlilik ve Güven: İslam, iletişimde gizlilik ve güvenin önemini vurgular. Müslümanlar, geçerli bir sebep olmaksızın dedikodu, söylenti veya hassas bilgileri yaymaktan kaçınarak başkalarının mahremiyetini ve gizliliğini korumaya teşvik edilir. İletişimde başkalarının güvenine saygı duymak, daha güçlü ilişkiler kurar ve topluluk içinde bir güvenlik ve güvenilirlik duygusunu teşvik eder.

    Sabır ve Sakinlik: İslam, inananlara, özellikle anlaşmazlıklar veya çatışmalar sırasında, sabırlı olmayı ve iletişimde sakinliği korumayı öğretir. Müslümanlar soğukkanlılıkla, öfkeden, saldırganlıktan veya saldırgan bir dilden kaçınarak diyalog ve tartışmaya girmeye teşvik edilir. Kuran, “İnsanlara güzel [sözler] söyleyin” (Kuran 2:83) tavsiyesinde bulunarak, tüm etkileşimlerde yumuşak ve nazik sözler kullanmanın önemini vurgular.

    Aktif Dinleme ve Empati: İslam, iletişimde aktif dinlemeyi ve empatiyi teşvik eder. Müslümanlar tüm dikkatlerini başkalarına vermeye, onların bakış açılarını içtenlikle dinlemeye ve onların duygu ve endişelerini anlamaya teşvik edilir. Bu, karşılıklı anlayışı, empatiyi ve etkili iletişimi teşvik eder, daha güçlü ilişkilere katkıda bulunur ve çatışmaları dostane bir şekilde çözer.

    İftira ve Gıybetten Kaçınmak: İslam, başkaları hakkında kötü konuşmayı veya onların itibarını zedelemek için yanlış bilgi yaymayı içeren iftirayı ve gıybeti kesinlikle yasaklar. Müslümanlara bu tür eylemlerin ağır sonuçları hatırlatılır ve bunlara girişmekten kaçınmaları teşvik edilir. Kuran, “Birbirinizin gıybetini yapmayın. Biriniz ölüyken kardeşinin etini yemek ister mi? Ondan hoşlanmazsınız” (Kuran 49:12).

    İslam’da iletişim, anlayışı geliştirmek, ilişkiler kurmak ve toplum içinde olumlu etkileşimleri teşvik etmek için bir araç olarak görülür.

    Best answer
    0
    2025-10-13T17:13:22+03:00

    İslam’da iletişim hakkı, insanlar arasında doğru, adil ve saygılı bir şekilde bilgi paylaşımı ve etkileşim hakkını ifade eder. Hem bireysel hem toplumsal hayatın sağlıklı işlemesi için iletişimde adab ve sorumluluk önemlidir. İşte detaylı bir açıklama:

    1. İletişim Hakkı Nedir?

    İnsanların düşüncelerini, duygularını ve bilgilerini doğru şekilde ifade edebilme hakkıdır.

    Karşılıklı saygı ve adalet çerçevesinde gerçekleşir.

    2. İslam’da İletişimin Önemi

    Kur’an ve hadislerde, doğru söz söylemek ve insanlarla iyi iletişim kurmak sıkça vurgulanır:

    “İnsanlara güzel söz söyleyin.” (Bakara, 2/83)

    Peygamberimiz (s.a.v.) buyurmuştur:

    “Mümin, diğer müminlere zarar vermez, kötü söz söylemez, yalan söylemez.”

    İletişim, toplumsal barış, kardeşlik ve güvenin temelidir.

    3. İletişim Hakkının Temel İlkeleri
    a) Doğruluk

    Her türlü iletişimde yalan söylememek ve gerçeği çarpıtmamak.

    b) Saygı ve Hoşgörü

    Karşı tarafın görüşlerini dinlemek, küçümsememek ve hakaret etmemek.

    c) Gizlilik ve Mahremiyete Saygı

    İnsanların özel hayatlarını korumak, sır saklamak ve dedikodu yapmamak.

    d) Etkili Dinleme

    İnsanların düşüncelerini ve duygularını anlamak için dikkatle dinlemek.

    4. İletişimin Toplumsal Önemi

    Barış ve huzur: Doğru iletişim, çatışmaları azaltır ve toplumsal güveni artırır.

    Adaletin sağlanması: Bilgi doğru paylaşıldığında haklar korunur ve haksızlıklar önlenir.

    Dayanışma ve yardımlaşma: İnsanlar birbirini anlayarak destek olur.

    Özet

    İslam’da iletişim hakkı, insanların kendilerini ifade etme ve anlaşılma hakkını kapsar. Ancak bu hak, doğruluk, saygı, gizlilik ve hoşgörü ile sınırlandırılmıştır. Sağlıklı iletişim, hem bireysel hem toplumsal huzurun temelidir.

Leave an answer