İslam dini köleliği kaldırmalı mıdır?

Question

Dinimiz islam köleliği kaldıran bir ayet mevcut mudur lütfen bizleri aydinlatir misiniz?

Islam dini koleligi kaldirmali midir

CEVAP:

KÖLE – KÖLELİK

Bir insanın başka bir insanın mülkü sayılmasına “kölelik”, hukukî işlemlerde mülkiyet konusu olabilen insana da “köle” denir. İnsanlık tarihi boyunca hemen her dönem ve toplumda hukuki bir statü veya fiilî durum olarak kölelik var olmuş, XIX yüzyıldan itibaren köleliğin ortadan kaldırılmasına yönelik çabalar sonucunda hukukî bir statü olarak kölelik bütün dünyada yasaklanmıştır. Bu yasağa rağmen kölelik fiili bir durum olarak bazı yerlerde devam etmektedir.

Kadim devirlerde, bu arada antik Yunan ve Roma medeniyetlerinde kölelik yaygındı. Dönemin filozoflarının hâkim anlayışı, köleliğin devlet ve aile gibi temel insanî kurumlardan biri olduğuydu. Antik Mısır’da ve civarındaki bölgelerde köle sınıfı toplumun büyük bir kesimini teşkil ediyordu. Tevrat’ta yoksul kişinin kendini köle olarak satması (Levililer, 25/39) ve babanın kızını cariye (kadın köle) olarak satması (Mısır’dan Çıkış, 21/7) gibi dönemin köleliğe dair anlayış ve uygulamalarını yansıtan bazı pasajlar vardır. Gerek Katolik kilisesi gerekse diğer kiliseler köleliği bir realite olarak kabul etmişler ve hıristiyanların kendi dindaşı köleler edinmesinde bir sakınca görmemişlerdir. Hatta Aquinolu Thomas’a göre kölelik Hz. Âdem’in ilk günahının kaçınılmaz bir sonucudur. Kölelik İslam’ın geldiği dönemde Arap yarımadası ve Mekke’de de oldukça yaygın ve güçlü bir kurumdu.

Köleliğin yüzyıllar boyu mevcut ve yaygın oluşunun sosyal ve iktisadi gerekçeleri vardır. En başta, kölelik esaretin, esaret de savaşın sonucuydu. Kölelik yeniden düşman saflarına katılması istenmeyen, dolayısıyla serbest bırakılması söz konusu olmayan savaş esirlerinin ne yapılacağı meselesine ölüm dışında bir seçenek sunuyordu. İslamiyet bundan dolayı köleliği tamamen kaldırmamış, uygulamada genellikle ölümün alternatifi olduğu için onun kapısını aralık bırakmıştır. Ayrıca kölelik, o dönemde şehirli toplumların hizmetli, büyük çiftliklerin ise tarım işçisi ihtiyacı için bir çözüm olarak düşünülüyordu. Günümüzdeki anlamda bir fabrikanın, “işçi”nin ve emek piyasasının olmadığı eski tarım toplumlarında kölelik veya yarı kölelik uygulaması çok yaygındı. Toplumdan topluma katılığı değişmekle birlikte, bir dizi şartı yerine getiren köleler hürriyetlerine kavuşabiliyorlardı.

İslamiyet bu sebeplerle köleliği bir anda ve tamamen kaldırmamış, ancak getirmiş olduğu çeşitli tedbirlerle kaynaklarını en aza indirme, mevcut köleleri tedrîcî bir surette azaltma, köle oldukları süre içinde insanca muamele edilmesini sağlama ve sonunda onları hür olarak yeniden insanlığa kazandırma yolunda adımlar atmıştır. Bu şekilde, binlerce yıllık bir tarihi olan köleliğin ortadan kalkması için uygulanabilir bir yol çizerek, öncelikle köleleri insan olarak gören hukukî bir statü tanımış, onlara çeşitli haklar vererek köleliğin kaynaklarını sınırlamış ve köleliğin aşamalı biçimde sona erdirilmesi için çeşitli teşvikler getirmiştir. Onun köleliğe dair bütün hukuki düzenlemelerinin altında, zihni dönüşümü hedefleyen insani bir ahlakî düzenleme vardır. Köleyi insan statüsünde görmeyerek mal olarak değerlendirip üzerinde iyi ya da kötü her türlü tasarrufta bulunabileceğine inanan Câhiliye zihniyetinin dönüşümü için Allah resulünün belirlediği prensip son derece nettir: Köleleriniz, kardeşlerinizdir! Nitekim Resûlullahâzatlı köle Bilâl-i Habeşiyi annesinin zenci bir köle olması dolayısıyla aşağılayan Ebû Zer el-Gıfârî’yi sert bir şekilde ikaz ederek şöyle buyurmuştur: “Demek ki sen, kendisinde hâlâ Câhiliye(den izler) bulunan bir kimsesin” (Buhârî, “Imân”, 22).

Öte yandan İslam, iman ve takvâyı insanlık değerinin, üstünlüğün en önemli ölçüsü olarak sunmakla (el Hucurât 49/13), insanlar arasındaki soy, nesep, kölelik-hürlük şeklindeki üstünlük ölçülerini reddetmiştir. İslam’ın ölçülerine göre, inanmış bir köle, Allah’ın birliğine inanmayan bir hürden kesinlikle daha üstündür (el-Bakara 2/221). Hür, mümin kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen erkeklere (müslüman olmayan hür bir kadınla evlenmek yerine) mümin cariyelerle (kadın köle) evlenmelerinin tavsiye edilmesi de (en-Nisa 4/25) değer ölçüsünün iman olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

İslam dinine göre sadece savaş esirleri köleleştirilebilir. Diğer toplumlarda görülen, insanların kendilerini, çocuklarını satması veya borçlunun alacaklıya köle olması gibi uygulamalar İslam tarafından ortadan kaldırılmıştır. Eskiden beri var olan savaş esirlerinin köleleştirilmesi uygulamasına verilen izin ise, bu esirlerin hayatını kurtarma amacını içermektedir. Zira savaşlarda esirlerle ilgili akla gelen ihtimallerden biri, onların öldürülmesidir. Ancak bu insanî bir çözüm yolu değildir. Bunun yerine ele geçirilen esirler, düşman eline düşmüş esirlerle değiştirilebilir ya da maddi bedel (fidye) alınarak serbest bırakılabilirler. Ancak bu iki yol mümkün olmaz ise eldeki esirlerin karşılıksız serbest bırakılması, savaşları fiziki insan gücünün belirlediği dönemlerde askerî bakımdan düşmanı güçlendirebilir ve durum esirleri serbest bırakan toplumun aleyhine dönebilir. Esirleri öldürmeden bu tehlikenin önüne geçmek için ise geriye onların köleleştirilmesi yolu kalmaktadır. İşte bu yüzden İslam, öldürmeye nispetle daha insanî bir alternatif olması sebebiyle kölelik seçeneğini yok saymamıştır. Ele geçirilecek savaş esirlerinden köle olarak faydalanılacağını bilmek savaş esnasında gereksiz kan dökme işini belirli ölçüde önlemekte, ayrıca bu durum savaşın sona ermesinden sonraki esir katliamına da mani olmaktadır. Çünkü galip askerin bu sırada esir öldürmesi hissesine düşecek ganimet payını azaltmaktan başka bir sonuç doğurmaz. Köleliğin var olduğu dönemlerde savaşın en önemli hedeflerinden biri, düşman askerlerini olabildiğince sağlam şekilde ele geçirmekti. Çünkü sağlam olarak ele geçirilen her düşman askeri, esir olarak önemli bir maddi değer anlamına geliyordu.

İslam, köleliği yalnız savaş esirlerine münhasır kılıp kölelik için başka kaynaklara izin vermediği gibi, savaş esirlerinin her hal ve şartta köleleştirilmesine hükmediyor da değildir. Savaş esirlerinin kaderi İslam devletinin alacağı karara bağlıdır; bunlar karşılıksız olarak veya fidye mukabilinde salıverilirler (bk. Muhammed 47/4), yahut düşman elinde bulunan müslüman esirlerle değiştirilirler veya köle statüsüne geçirilirler. Nitekim Hz. Peygamber Bedir, Uhud, Hendek gibi büyük savaşlarda alınan esirlerin hiçbirini köle yapmamış; Mekke’yi fethettiğinde ise kendisine yıllarca eziyet edip onu yurdundan çıkaran insanların hepsini serbest bırakmıştır.

Ayrıca İslam köle âzat etme (itk) alışkanlığının toplumda yerleşmesini amaçlamıştır. Nitekim, “Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik; Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanan; malını sevdiği halde onu akrabasına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, ihtiyacından dolayı isteyenlere, bir de köle ve esirlere (onları kurtarma uğruna) veren; namazı gerektiği şekilde kılıp zekâtı ödeyen, antlaşma yaptığında sözünde duran; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında bunlara sabreden kimselerin yaptığıdır. Kulluklarında samimi olanlar işte bunlardır; müttakiler de ancak bunlardır” (el-Bakara 2/177) âyeti ve Hz. Peygamber’in, “Kim müslüman bir köleyi âzat ederse o kölenin her organına karşılık Allah da onun bir organını cehennemden âzat eder” (Buhârî, “Keffârâtü’l-eymân”, 6) gibi hadisleri köle âzat etmenin Allah katında ne kadar değerli bir amel olduğuna dikkat çekmektedir. “Sadakalar (zekâtlar), Allah’ın bir emri olarak, yalnızca fakirlere, miskinlere, zekât gelirlerini toplayıp dağıtan görevlilere, kalpleri İslam’a ısındırılmak istenen kimselere, özgürlüğüne kavuşturulacak kölelere, borcunu ödemekte güçlük çeken borçlulara, Allah yolunda cihat edenlere ve yolda kalmış yolculara verilir. Allah her şeyi bilir, her şeyi yerli yerince yapar” (et-Tevbe 9/60) âyeti ise, kölelerin âzat edilmesini zekâtın harcanabileceği yollardan biri olarak belirlemektedir. Bunun yanı sıra, İslam’ın bazı günahların bağışlanması için bir bedel (kefaret) olarak köle âzat edilmesi şartını getirmesi, İslam toplumunda âzat vesilelerini çoğaltmıştır. Hz. Peygamber de, peygamberliği boyunca birçok köleyi âzat ederek köle sahibi müslümanlara örnek olmuştur. Elinin altındaki bütün köleleri âzat eden Peygamber efendimiz çok sayıda kölesi olan kişilerin kölelerini âzat etmeleri için teşvik ve müdahalelerde bulunmuştur. Nitekim onun mektubu üzerine dönemin Yemen hükümdarı dört bin kölesini serbest bırakarak hürriyetlerine kavuşmalarını sağlamıştır.

İslam dini sadece kölelerin âzat edilmesini değil, aynı zamanda hem köle olarak kalanların hem de âzat edilmiş eski kölelerin hür insanlardan ayrı tutulmamasını ve toplumda onlara hür insanlar gibi muamele edilmesini hedeflemektedir. Resûlullah’ın “(Köle) kardeşleriniz, Allah’ın sizin emrinize verdiği hizmetçilerinizdir. Her kimin kardeşi emri altında bulunursa ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onlara güçlerini aşan işler yüklemeyin. Eğer (ağır işler) yüklediyseniz onlara yardım edin” mealindeki hadisi (Buhârî, “Imân”, 22) bu hedefi ifade etmektedir. Kur’ân-ı Kerim’in köleleri evlendirmeye ilişkin emir ve tavsiyeleri, köleleri hürler ile kaynaştırma hedefine yöneliktir. “Bekâr olanlarınızı, bir de evlenebilecek durumda olan köle ve câriyelerinizi evlendiriniz. Eğer onlar fakir iseler, Allah onları lütfu ile zenginleştirir. Allah’ın hazineleri geniştir, O her şeyi bilir” (en-Nûr 24/32; ayrıca el-Bakara 2/221; en-Nisa 4/25).

İslam Tarihinde Köleler

Allah resulünün köleliği tamamen kaldırma konusunda eş zamanlı olarak iki aşamalı yol izlediği görülür. Birinci aşamada, köle âzadını her vesileyle teşvik ederek bu kurumu eritmeye çalışmış; köle âzat etmek İslam’da faziletli bir amel olarak kabul edilmiştir. Hz. Peygamber, ikinci adımda ise, bu gelenek tamamen ortadan kaldırılıncaya kadar, kölelerin durumunu hukukî bir statüye bağlamıştır. Köleliğin tamamen ortadan kalkmasının uzun bir süre alacağı gerçeğine karşılık, henüz hürriyetlerini elde edememiş kölelerin haklarının korunmasına yönelik tedbirler almıştır. Fıkıhta kölelikle ilgili hükümlere esas olan bu tedbirler, o dönemde köle haklarını korumak için yapılmış hukukî düzenlemelerdir. Buna göre, kölelere iyi davranmak esastır; onlara fiziki şiddet uygulamak yasaklanmıştır.

Müslüman toplumlarda kölelikle ilgili belki de en dikkat çekici şey, köleliğin devamlı değil geçici bir durum olarak algılanması ve büyük çoğunlukla kölelerin belirli bir sürenin sonunda hür bırakılmalarıdır. Mesela Osmanlı Devleti’nde kölelerin yedi yılın ardından âzat edilmesi, yerleşik uygulama halini almıştır. Hatta Osmanlı mahkeme kayıtlarında, bu sürenin sonunda âzat edilmeyen kölelerin mahkemeye başvurup hak arayışında bulunduklarına rastlanmaktadır. İslam tarihinde kölelerin büyük çoğunlukla şehirlerde bulundukları görülür. Kadın köleler genelde ev işlerinde veya dokumacılık gibi işlerde çalıştırılmışlardır. Ayrıca saraylarda kölelerin ağırlıklı bir yerinin olduğu ve özellikle şehzade dünyaya getiren kadın kölelerin yüksek itibara ve etkiye sahip oldukları bilinmektedir. Erkek köleler ise sahiplerinin işlerine yardımcı olmuşlar ve ticaretten çobanlığa kadar çeşitli işlerde çalışmışlardır. Kölelerin asker olarak kullanımı da oldukça yaygındır. Hatta Memlükler gibi devletin en üst kademesindekilerin dahi köle kökenli olduğu devletler tarihte varlık göstermişlerdir.

Müslüman devletlerde kölelere muamele, yabancı seyyahların da dikkatini çekecek şekilde diğer toplumlardakilere nispeten yumuşaktı. İslam dünyasında köleler genellikle ailenin bir ferdi gibi muamele görmüş, köleler ile hürler arasında birçok evlilik vuku bulmuş ve köleler arasından birçok İslam âlimi yetişmiştir. Âzat edilen köleler toplumun her katmanında yer almış ve doğuştan hür kişilerle aralarında hukuki bir ayırım gözetilmemiştir.

Modern dünyanın doğuşu ve özellikle sanayileşmeyle birlikte kas gücüne olan ihtiyacın azalması, XVIII. yüzyıl sonlarından itibaren köleliğin kaldırılması sürecini başlatmıştır. Osmanlı Devleti’nde 1847’de İstanbul köle pazarı kapatılmış, 1890’da Afrika kökenli köle ticareti yasaklanmış; ardından köle ticaretinin tamamen kaldırılmasıyla ilgili olarak kanun çıkarılmıştır.

BENZER KONULAR:

Answer ( 1 )

  1. admin
    0
    2023-05-07T13:49:31+03:00

    Evet, İslam tarihi boyunca köleliğe karşı net bir duruş sergilemiş ve köleliğin yükünü kaldırmak için önemli adımlar atmıştır.

    Kur’an-ı Kerim kölelerin azat edilmesini salih bir davranış olarak teşvik etmekte ve onlara nasıl insanca davranılacağı konusunda rehberlik etmektedir. Hz.Muhammed (s.a.v.), köleleri azat etmek ve insan olarak haklarını tesis etmek için bizzat aktif olarak çalıştı. Aslında, en yakın arkadaşlarının çoğu, özgürlük verilen ve onurlu ve saygın konumlara yükseltilen eski kölelerdi.

    İslam tarihi boyunca, çeşitli İslam alimleri ve liderlerinin uygulamaya karşı konuşmasıyla köleliği ortadan kaldırmak için birçok çaba gösterildi. 19. yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğu ve Mısır gibi Müslüman ülkeler köleliği ortadan kaldırmak için yasalar çıkardılar ve birçok Müslüman alim ve lider, modern köleliğin her türünün kaldırılmasını savunmaya devam ediyor.

    Dolayısıyla İslam dini, köleliğin yükünü kaldırmak için şimdiden önemli adımlar atmış ve köleliğin her türlüsünün kaldırılmasını savunmaya devam etmektedir.

    En iyi cevap

Cevapla