Paylaş
İnsan üstün niteliklerle donatılmıştır
Question
Biz insanı en güzel biçimde yarattık

“Biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır.” (Tin 95/4)
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ (٤)
Rabbimiz, Hz. Adem’i kıvama gelen kuru çamura şekil vererek yaratmış, soyunu da ana rahminde büyütmüş ve ona can vermiştir. İnsan, henüz doğmadan göz, kulak, idrak, akıl ve bilme nimetlerine sahip kılınmıştır. Böylece insan; cansızken canlı, konuşamazken konuşan, duymazken duyan hâle getirilmiştir. Yüce Allah insanı, anasının karnından düşünemez ve yaratıcısı dâhil hiçbir şeyi bilmez halde çıkardıktan sonra ona bilmediklerini öğretmiştir. Allah, verdiği bu nimetler ve kendisine iç-dış dünyasından sunduğu deliller sayesinde insanın, iyiyi kötüden ayırt edebilmesini sağlamıştır.
Yüce Allah, insan neslini Hz. Adem’den itibaren tek veya çoklu (ikiz, üçüz…) kız ve erkek çocuklar bağışlayarak sürdürmüş, yeryüzüne yaymıştır. Ana rahminde erkekli dişili, farklı görünümde yaratmanın ve ömrünü belirlemenin bilgisi ve kudreti Allah’a aittir. Bu alanda rastlantıya yer yoktur. Dünyaya gelen çocuklar, dünya hayatının süsü ve ailenin tatlı bir meyvesidir, ancak Allah, dilediğine de evlât vermeyebilir. Rabbimiz bu konuda da takdirin yalnız kendisine ait olduğunu belirterek Câhiliye döneminin erkek evlåtla övünme tutumunu değersiz kılmıştır. O, bunun yerine kulundan her armağanına şükretmesini ister. Evlât nimetinden mahrum bırakılması hâlinde de dünya sınavında insandan beklenen Allah’ın bu kararına sabretmesidir.
Çocuğun, annesine büyük zorluk verdiği hamilelik doğumla sona erer. Her yaratılanın olduğu gibi insanın ömrü de Allah tarafından belirlenir. Yüce Allah yarattığı bütün varlıklara bir ömür (ecel) vermiştir. Bazıları daha cenin hâlinde iken ana rahminde süresini tamamlar. Kimi doğduktan sonra ergenliğe ulaşamadan ve kimi de ömrün düşkün çağında dünya hayatından ayrılır.” Ömrün eksilen ve geride kalan kısmı da her an O’nun bilgisindedir. Dilediği kullarının ömrünü uzun veya kısa takdir eden, dilediği varlığı yaratan ve istediği kadar ve biçimde yaşatan Yüce Allah’tır.
Doğum sonrasında bebeğin normal emzirilme süresi yaklaşık iki senedir. Bir çocuğun dünyaya getirilmesinde, beslenmesinde, büyütülmesinde ve eğitilmesinde anne ve baba ortak sorumluluğa sahiptir. Ancak annenin fedakârlığı özellikle vurgulanmıştır. Nitekim Hz. Peygamber (sas), “Ey Allah’ın Resûlü, kendisine güzel davranıp yakınlık göstermemi en çok hak eden kimdir?” şeklindeki bir soruya “Annen” cevabını vermiş, “Sonra kimdir?” denilince yine “Annen” demiş, üçüncü defada da “Annen” dedikten sonra nihayet dördüncü soruda “Baban” buyurmuştur.
Yüce Allah’ın sayısız iyiliği karşılığında insandan beklenen, sadece O’na kulluk etmesi ve büyük sıkıntılarla bu dünyaya gelmesine ve büyümesine aracı olmuş anne-babasına iyilikte bulunmasıdır. Olgunluk çağına gelip kırk yaşına ulaşınca, ebeveyni hakkında Allah’ın haklarını tanıyıp onlara güzel dileklerle dua etmesi beklenir. Allah yaşlılığa kadar ulaştırdığı kullarının yetişkinlik yıllarındaki gücünü zamanla, çocukluk devresine benzer şekilde zaafa döndürür, adım adım ölüme yaklaştırıldığını hissettirir. Artık o, gençlik ve dinçlik döneminde bildiklerini unutarak çocukluğundaki gibi bilmez hale gelir. Diğer varlıklar gibi insanın yaratılması da Cenâb-ı Hakk’ın varlığını, birliğini ve O’nun eşsiz kudretini göstermektedir. Buna karşılık ondan kendisi başta olmak üzere bütün canlıların nasıl tek bir hücreden yaratıldığı ve aşamalar hâlinde gelişti. ği üzerinde düşünmesi beklenmektedir. Bireyler, evrende yaratılmışların varlığını ve düzenini düşünerek bundan dersler çıkarmalıdır. Dışındaki evrenin bir düzen içinde işleyişi insanı kendi iç evrenine yönlendirecek ve yaratılışındaki bedensel, akılsal ve duygusal güzelliği fark ettirecektir. İçinde yaşadığı ve üzerinde taşıdığı bu üstün özellikler onu Yüce Yaratıcının birliğini; kudretinin, bilgisinin ve sanatının eşsizliğini kabule götürmeli, inancını derinleştirmelidir.
Allah insanın ırk ve akrabalık bağına dayalı olarak oluşturduğu topluluklar var etmiştir. İnsan topluluklarının sülâle, kabile gibi gruplara ayrılmalarını, birbirlerini tanıma nedeni kılmıştır. İnsanlar tanınabilsin diye ikizler de dâhil olmak üzere her birini farklı yaratmıştır. Allah, dağları ve meyveleri farklı ana renklerde ve onların tonlarında yarattığı gibi insanları ve hayvanları da farklı farklı renklerde var etmiştir. İnsanların bedenlerinin renkleri gibi, dillerinin farklı olması da Allah’ın dilediğini yaratmaya kâdir olduğunun kanıtlarındandır.
İnsan, temiz bir yaratılışla (fitrat) yaratılmıştır. O yaratılıştan tevhid inancını benimsemeye yatkındır ve kendisinden bu inançta kalma sözü alınmıştır. Bununla birlikte insana iyilik ve kötülük yolundan dilediğini seçebilecek bir yaratılış da verilmiştir. Kur’ân’da insana doğruyu ve yanlışı seçmekte hür irade verildiği belirtilmiştir. Yüce Allah, her cana, kendisi için en uygun olanı, iyiliği, kötülüğü, isyanı, ilahi emre uymayı, alması veya bırakması gereken şeyleri açıklamıştır. O ilk yaratılışında günahsızdır, gelişmeye elverişlidir ve olgun bir insan olmanın bütün imkânlarına sahiptir. Ona beslenme, barınma, gelişme, üreme vb. faydalı yollar da gösterilmiştir. Allah Teâlâ dileseydi elbette insanların tamamını bu fıtrata göre Müslüman yapar, 100 farklı yollara girmelerine izin vermeyebilirdi. Ancak Allah, seçim özgürlüğünü insanlara vermiştir. Doğruyu göstermek için de Hz. Adem ve sonra Hz. Nûh’tan itibaren onlara peygamberler göndermiştir. Allah’ın dileği, insanların gönderdiği elçilerin rehberliğinde iyiliğin hâkim olduğu erdemli toplumlar hâlinde yaşamalarıdır. Ancak Allah bunu insanların kendi serbest iradeleriyle gerçekleştirmelerini istemiştir. 101 O, peygamberlerini büyük ödülü müjdelemeleri, büyük cezaya karşı uyarmaları için göndermiştir. 102 Ancak insanlar hayatlarını düzene koyan dinin, iman ve amel boyutunda ihtilāfa düşmüş, fırkalara ayrılmışlardır. Allah da insanların tercihlerine göre ödül ve cezayı âhirette vermeyi dilediğinden dünyada doğru yapanlar da yanlış yapanlar da olacaktır.
Kur’an insanın yaratılışına, muhatabı olan müşrik Arapları ikna için, âhiret hayatı ve tevhid kapsamında yer vermiştir. Varlıkları yaratma ve yaşatma Rabbimizin yetkisindedir ve bunda onların tanrı edindiği şeylerin asla rolü yoktur. Hz. Adem’i topraktan ve onun soyunu da vücudundan atılan bir sıvıdan, ancak üstün özelliklerde yaratan Allah’tır. İnsanı bir erkeğin eril suyundan ana rahminde aşamalardan geçirerek erkek ve kız hâlinde yaratmak ancak ilâhî kudretle mümkündür. Allah, bedenden atılan birkaç damla sıvıyı ete kemiğe büründürüp biçimlendirmiş, hiçbir şey bilmez hâlde doğmasına rağmen insanı akıl ve duyularla yaratılmışların en üstünü ve seçkini haline getirmiştir. Kimlerin yaratılacağını ve ne kadar yaşayacağını takdir eden Allah’tır. Bütün insanlar, Yüce Allah’ın kuludur ve aralarında dil, renk ve ırkla övünme söz konusu olamaz. İnsan için esas olan dünyada yapıp ettiklerinin hesabını âhirette Rabbine vereceği bilinciyle yaşamak ve şeytana aldanmamaktır. Bu bilinci elde etmek için ise kendi yaratılış aşamalarına ve evrenin ihtişamına bakması yeterlidir.
Hayat Rehberi Kuran Diyanet
BENZER KONULAR:
Answers ( 2 )
İnsan, yaratılış itibariyle birçok üstün nitelik ve özelliklerle donatılmıştır. Bu nitelikler, onu diğer canlılardan ayırarak yeryüzünde halife kılınmasına vesile olmuştur. Kur’an-ı Kerim’de ve Hadis-i Şeriflerde insanın bu üstün nitelikleri sıkça vurgulanmıştır.
1. Akıl ve İdrak
İnsan, akıl ve idrak sahibi olmasıyla diğer varlıklardan ayrılır. Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette akıl yürütmenin, düşünmenin ve tefekkür etmenin önemi vurgulanır. Allah Teâlâ, insanları akıllarını kullanmaları ve düşünmeleri için uyarmaktadır:
2. İlahi Bilgi ve Hikmet
İnsan, Allah’ın kendisine öğrettiği bilgilerle donatılmıştır. Hz. Âdem’e isimlerin öğretilmesi bu hususa güzel bir örnektir:
Bu ayet, insanın bilgi edinme ve öğrenme kapasitesinin bir göstergesidir. İnsan, bu kapasitesi sayesinde medeniyetler kurmuş, bilim ve teknolojide ilerlemeler kaydetmiştir.
3. Emanet Bilinci
İnsan, yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak yaratılmıştır ve ona çeşitli emanetler verilmiştir. Bu emanet bilinci, insanın sorumluluklarını ve görevlerini idrak etmesiyle ilgilidir:
4. İrade ve Seçim Hakkı
İnsan, irade ve seçim hakkı ile donatılmıştır. Bu özellik, insanı ahlaki ve manevi sorumluluk taşıyan bir varlık kılar. İnsanın doğruyu ve yanlışı seçme kapasitesi, onun dünya ve ahiret saadetini kazanmasına vesile olabilir:
5. Duygusal ve Manevi Derinlik
İnsan, duygusal ve manevi derinliklere sahip bir varlıktır. Sevgi, merhamet, şefkat gibi duygular, insanın sosyal ve manevi ilişkilerini şekillendirir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de bu duyguların önemine vurgu yaparak, merhametli olmayı ve sevgiyi teşvik etmiştir:
6. Estetik ve Sanatsal Yetenek
İnsan, estetik ve sanatsal yeteneklerle donatılmıştır. Güzellikleri takdir edebilme ve bunları ifade edebilme kabiliyeti, insanın ruhsal ve zihinsel zenginliğini ortaya koyar. Bu yetenekler, insanın Allah’ın sanatını ve yaratma kudretini idrak etmesine yardımcı olur.
Sonuç
İnsan, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak birçok üstün nitelik ve özelliklerle donatılmıştır. Bu nitelikler, onun ahlaki, manevi ve entelektüel gelişimini sağlayarak dünya ve ahiret saadetine ulaşmasına vesile olabilir. Kur’an ve hadislerde belirtilen bu özellikler, insanın kendini tanıması ve sorumluluklarını idrak etmesi açısından büyük önem taşır. İnsanın bu nitelikleri doğru kullanması, hem bireysel hem de toplumsal huzur ve refaha katkıda bulunur.
Evet, bu ifadeler çok derin ve anlam yüklü. İnsan, sahip olduğu akıl, irade, sevgi, şefkat ve yaratıcı potansiyel gibi üstün niteliklerle donatılmıştır. Bu, sadece fiziksel bir güzellik değil, aynı zamanda insanın içsel değerleri, bilinçli düşünme kapasitesi ve moral sorumluluklarıyla ilgilidir. İslam’da da bu, “İnsan en güzel şekilde yaratılmıştır” ayetiyle belirtilir.
Bu bakış açısıyla insan, dünyadaki misyonunu yerine getirirken hem kendini hem de çevresini güzelleştirebilir. Yani, insanın içindeki güzelliklerin ortaya çıkması ve bunların hem kendine hem de topluma fayda sağlaması, onun yaratılışındaki amacı tamamlar.
Bununla birlikte, bu üstün niteliklerin zaman zaman unutulabileceğini, olumsuz çevre koşulları ya da kişisel zaafların insanın potansiyelini engelleyebileceğini de söyleyebiliriz. Ama insanın asıl özünün bu üstün niteliklerle donatılmış olması, ona her zaman bir dönüşüm ve gelişim fırsatı sunar.