İmamlık ücreti

Question

İmam ve Davetçi Maaşları

“Selâmüaleyküm.

Bilindiği üzere Müslümanlar için temel vazifelerden biri, Kur’ân-ı Kerîm’in Âl-i İmrân sûresi 104. âyetinde buyrulduğu üzere “emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münker” ilkesini yerine getirmektir. Nitekim bütün peygamberler, onları takip eden Hulefâ-i Râşidîn, ashâb ve tâbiîn, Allah rızasını önceleyerek dinî hizmetleri herhangi bir dünyevî karşılık beklemeksizin yerine getirmişlerdir. Kur’ân’da Hz. Nûh, Hûd, Sâlih ve diğer peygamberler için defalarca tekrar edilen “Benim mükâfâtım ancak Allah’a aittir” (Hûd 29; Şuarâ 109, 127, 145, 164, 180) vurgusu, bu anlayışın kutsal temelini oluşturur.

Bu çerçevede bir kimsenin, iki kişiden başlayarak giderek genişleyen bir cemaat topluluğuna sürekli olarak namaz kıldırması durumunda, bu hizmeti için ücret almasının hükmü zihinlerde soru işareti oluşturabilmektedir. Kıraat bilgisi veya cemaatin talebi gibi sebeplerle imamlık görevini sürekli üstlenen bu kimse, acaba hangi şartlarda maddî bir karşılık talep etmelidir? Ücretin meşruiyeti, cemaatin sayısına göre mi, yoksa hizmetin mahiyetine göre mi belirlenmelidir?

Diğer taraftan alkolün hükmü konusunda fıkhî açıdan bilinen kaide, haram olan maddenin –miktarı az da olsa– içeceklerde çözünmesi hâlinde hükmünün değişmediği yönündedir. Bir damla rakının bir ton suya karışması hâlinde dahi kişi bu karışımın varlığını bilerek içerse, bunun hükmü ne olur? Sormak istediğim temel mesele şu: Bir devlet memurunun maaşının kaynağı, devletin tüm gelirleri göz önüne alındığında nasıl değerlendirilmelidir?

Devlet bütçesi; vergiler, faiz gelirleri, alkol ve benzeri ürünlerden alınan vergiler, piyango gelirleri ve bazı mahallî idarelerden sağlanan resmî harçlar gibi hem helal hem de fıkhen mahzurlu sayılabilecek kalemlerden oluşabilmektedir. Bu çerçevede, imam ve kayyım gibi din hizmetlilerine ödenen maaşların bu karma gelir havuzundan etkilenip etkilenmediği sorusu ortaya çıkmaktadır. Devlet bu gelirleri dinî açıdan tasnif edip yalnızca “helal” kabul edilen kaynaklardan mı ödeme yapmaktadır, yoksa tüm gelirler tek bir havuzda toplanıp oradan mı tasarruf edilmektedir?

Rasulullah aleyhisselatü vesselam ve ahirete intikal eden bunca enbiya ve evliya ahirette sormazlar mı ; “Biz ne kadar ücret aldık da siz bu işten ücret talep ettiniz?”
Selam ve dua ile cevabınızı beklemekteyim…

CEVAP:

Ve aleyküm selâm ve rahmetullah. Kardeşim, son derece önemli ve her Müslümanın zihnini meşgul etmesi gereken iki meseleyi, derin bir vukufiyet ve dinî hassasiyetle sormuşsunuz. Bu sorularınız, günümüzde amelî hayatımızla dinî prensiplerimizi nasıl bağdaştıracağımız noktasında kritik bir ehemmiyet taşımaktadır. Buyurun, bu meseleleri Kur’an, Sünnet ve fıkıh mirasımızın ışığında mümkün olduğunca açıklamaya çalışalım.

1. İmamlık ve Ücret Meselesi

Öncelikle, “emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker” ve peygamberlerin “Benim mükâfatım ancak Allah’a aittir” sözüne yaptığınız vurgu son derece isabetlidir. Bu, dinî hizmetlerin temel motivasyonunun riya (gösteriş) ve dünyevî beklentilerden arınmış olması gerektiğini gösterir.

Ancak, bir kimsenin sürekli olarak bir cemaate imamlık yapması ve bunun karşılığında ücret talep etmesi meselesi, fıkıh âlimleri tarafından detaylıca tartışılmıştır. Genel kabul gören görüş şudur:

Farz olan bir ibadeti (kıraati) ifa etmek için ücret almak caiz değildir. Yani, bir kişi sırf “benim kıraatim güzel” diye cemaate namaz kıldırıyorsa ve bu onun için bir gelir kapısına dönüşüyorsa, bu durum sahih görülmemiştir.

Ancak, burada iki önemli istisna ve meşru zemin vardır:

a) İmametin Kendisi Değil, Vakit ve Emek Ücretlendirilir: Eğer kişi, sürekli ve düzenli bir görev üstleniyorsa (sabah-akşam camiye gelip gitmek, cemaati beklemek, caminin diğer hizmetlerini görmek gibi), burada ücret, “namaz kıldırma” fiiline değil, o kişinin bu iş için ayırdığı vakte, emeğe ve mesleğe karşılık olarak verilir. Bu, devletteki bir imam-hatip veya özelde bir cemaatin tuttuğu imam için geçerlidir. Kişi, bu işi yaparken geçimini temin edecek bir kaynağa ihtiyaç duyar. Bu durumda alınan ücret, “namaz kıldırma bedeli” olarak değil, “mesleğinin, vaktinin ve emeğinin karşılığı” olarak görülür.

b) Cemaatin Talebi ve İhtiyaç: Eğer bir cemaat, kendi aralarında kıraati düzgün bir imam bulamıyor ve bir kişiyi bu işe talip etmek için onun kaybettiği zamanı ve emeği karşılamak amacıyla ücret teklif ediyorsa, bu caiz görülmüştür. Burada ücret, imamın kıraatinden dolayı değil, cemaatin kendisinden hizmet talep etmesi ve onu bu işe mecbur bırakması sebebiyledir.

Sonuç olarak: Sürekli imamlık yapan bir kişinin, bu işi bir meslek olarak icra etmesi ve bundan helal bir rızık temin etmesi, yukarıdaki şartlar çerçevesinde caizdir. Ücretin meşruiyeti, cemaatin sayısından ziyade, hizmetin mahiyeti ve tarafların niyeti ile belirlenir. Niyet, sırf Allah rızası için imamlık yapmak ve alınan ücret de bu dini hizmeti sürdürebilmek için bir vasıta (vesile) olmalıdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, “İşçiye ücretini teri kurumadan veriniz.” buyurmuştur. Burada kastedilen, bir emeğin, bir hizmetin karşılığının verilmesidir. İmamlık da, eğer düzenli bir hizmete dönüşmüşse, bu kapsamda değerlendirilebilir.

2. Alkollü Karışım ve Devlet Maaşının Hükmü Meselesi

Bu mesele iki aşamalıdır:

a) Bir Damla Rakının Tonlarca Suya Karışması:

Fıkıh kaidesi şudur: “İstihâle (dönüşüm) ve ihtilât (karışım).”

İstihâle: Bir maddenin tabiat ve niteliğinin tamamen değişerek başka bir maddeye dönüşmesidir. Örneğin, şarabin sirkeye dönüşmesi gibi. Bu durumda haramlık hükmü kalkar.

İhtilât (Karışım): Haram bir maddenin helal bir maddeye karışmasıdır. Bu konuda ölçü, karışımın azlığı-çokluğu ve bu karışımın tesiridir.

Hanefi mezhebinde, sıvı bir nesneye karışan haram madde, o sıvının üç vasfını (rengi, kokusu, tadı) değiştirmiyorsa ve miktar olarak da çok az (1/60 veya 1/200 gibi çok küçük oranlarda) ise, o sıvı yenilip içilebilir. Ancak, bu bir ruhsattır ve ihtiyaç halinde başvurulur.

Sizin verdiğiniz örnekte (bir damla rakının bir ton suya karışması):

Bu karışım, suyun üç vasfını da (rengini, kokusunu, tadını) kesinlikle değiştirmez.

Oran itibarıyla da son derece cüzi (ihmal edilebilir) bir miktardır.

Ancak, bu karışımın içindeki alkolün varlığı biliniyorsa, bir Müslüman için en ihtiyatlı ve takvalı yol, onu içmemektir. Zira Peygamberimiz (s.a.v.) “Helal de bellidir, haram da. İkisi arasında şüpheli şeyler vardır.” buyurmuş ve şüpheli şeylerden sakınanları “dinini ve ırzını korumuş” olarak nitelendirmiştir. Kişi, “içinde haram karışımı olan bir şeyi bilerek tüketmekten” kaçınmakla takvasını gösterir. Fakat, fıkhen bu suyun içilmesini mutlak anlamda “haram” diye nitelemek zordur; daha çok “şüpheli” kategorisine girer ve sakınmak esastır.

b) Devlet Maaşının Kaynağı ve Karma Bütçe Meselesi:

Bu, çağımız Müslümanlarının en çok zorlandığı amelî meselelerden biridir. Şu prensipler çerçevesinde değerlendirilebilir:

Beytü’l-mâl (Hazine) Karma Bir Yapıdır: Tarih boyunca İslam devletlerinin hazineleri de farklı kaynaklardan (ganimet, zekat, öşür, cizye, harac, maden gelirleri vb.) oluşmuştur. Bu gelirler, tek bir havuzda toplanır ve kamu harcamaları buradan yapılırdı. Günümüzdeki devlet bütçesi de aynı mantıktadır. Tüm gelirler (helal kaynaklı vergiler, faiz, alkol vergisi, diğer haram gelirler) tek bir hazinede toplanır.

Maaş, Belirli Bir Haram Kaynağa Değil, Genel Hazineye Dayanır: Bir memur (imam, kayyım, öğretmen, doktor) maaşını, doğrudan “şu içkinin vergisinden” veya “şu faizin gelirinden” almaz. Maaş, genel bütçeden ödenir. Bu, bir nevi “içinde helal ve haram karışmış bir havuz” demektir.

Ferdin Sorumluluğu ve Niyeti: Burada kişiye düşen, eline geçen bu paranın hükmünü araştırmaktır. Eğer kişi, gelirlerinin çoğunluğunun (galiben) helal olduğunu kanaat getirirse, bu maaşı almasında bir sakınca yoktur. Zira:

Kişi, kendi elinde olmayan, devletin topladığı karma bir fondan maaş almaktadır.

Yaptığı iş (imamlık, kayyımlık) meşru ve hatta faziletli bir iştir.

Bu işin karşılığında hak ettiği bir ücret vardır.

Gelirlerin tamamını kontrol etme ve ayıklama imkanı yoktur.

Bu durum, pazarda helali ve haramı birbirine karışmış bir malı satan esnafa benzer. Eğer esnaf, elindeki malların çoğunun helal olduğunu biliyorsa, sattığından elde ettiği kazanç helaldir. Aynı şekilde, devlet memuru da genel bütçenin çoğunlukla helal kaynaklardan oluştuğunu (vergi, doğal kaynak gelirleri vb.) düşünürse, maaşını helal olarak değerlendirebilir.

Ancak, eğer kişi, devlet bütçesinin büyük çoğunluğunun (galiben) haram kaynaklardan (faiz, kumar, içki ruhsatları vb.) oluştuğuna kesin kanaat getirirse, o zaman bu maaşı alması sakıncalı hale gelir. Bu durumda kişi, kendisine helal rızık temin edecek başka bir yol aramalıdır.

Pratik Yaklaşım: Günümüzde birçok İslam alimi, normal bir devlet memurunun (özellikle de din hizmetlisi gibi meşru bir iş yapanın) maaşını, “içinde helal kaynakların da bulunduğu genel bütçeden aldığı” gerekçesiyle helal kabul etmekte ve bu konuda Müslümanları sıkıntıya sokmamaktadır. Zira takip edilmesi gereken yol, “haramı aramak” değil, “helali arayıp onunla yetinmek”tir.

Son Sözünüz Hakkında

“Rasulullah aleyhisselatü vesselam ve ahirete intikal eden bunca enbiya ve evliya ahirette sormazlar mı; ‘Biz ne kadar ücret aldık da siz bu işten ücret talep ettiniz?'”

Bu son derece manidar ve düşündürücü bir ikazdır. Evet, onlar dünyevî hiçbir karşılık beklemeden tebliğ ve hizmet ettiler. Ancak unutulmamalıdır ki, onların durumu ile, geçimini temin etmek için bir meslek icra eden Müslüman’ın durumu farklıdır. Onlar, doğrudan Allah’ın seçtiği ve rızkını garanti ettiği elçilerdi. Bizler ise, “çalışıp rızkımızı kazanmakla” emrolunmuşuzdur.

Önemli olan, yapılan işin niyetini ve mahiyetini doğru tayin etmektir. Eğer niyet, sırf Allah rızası için bir dini hizmeti ifa etmek ve bu hizmeti sürdürebilmek için meşru bir yoldan rızık temin etmekse, bu, peygamberlerin yoluna aykırı değil, bilakis onların “ben sizden bir ücret beklemiyorum” sözünün ruhuna uygundur. Zira onlar, ücreti insanlardan değil, Allah’tan bekliyorlardı. Bizim de asıl ümidimiz ve mükafatımız Allah katında olmalı, dünyevî ücret ise sadece bir vesile olarak görülmelidir.

Allah (c.c.), bizleri rızası doğrultusunda amel eden, helal rızık peşinde koşan ve şüpheli şeylerden sakınan takva sahiplerinden eylesin. Sorularınız için sizden de Allah razı olsun. Bu tür müşkillerinizi istişare etmeye devam ediniz.

Selam ve dua ile…

Dini Siteler

BENZER KONULAR:

Cevapla