Paylaş
Hz. Ali’nin Üslubu
Question
Hz. Ali’nin Üslubu
SORU: Hz. Ali’nin çok yüksek derecede edebiyat üslûbu vardır. O bu dereceye nasıl gelmiştir?
CEVAP: Uslûb, edebiyatçılara göre kelimelerle anlamları arasındaki bağlantıyı düzenli kılmaktır. Bu düzen belirli bir düşünceyi ifadeye yükleyip vermekle olur.
Abdülkadir Cürcani üslûbu sözleri dizmek olarak ifade etmiştir.
Çağdaş edebiyatçılar üslûb’a anlamlan ifade eden kelimelerin görünümüdür demişlerdir. Zeyyat üslûbu şöyle ifade ediyor: Üslûb, söz ile düşünce veya şekil ile konu arasındaki bağlantıyı sağlayan güzel söz söyleme yeteneğinin ruhi bir geometrisidir. Çünkü söz canlı bir varlıktır. Ruhu mana, bedeni kelimedir. Eğer mana ile kelimeyi birbirinden ayırırsan ruh kendisini temsil edecek bir şey olmaksızın ortada kalır. Beden olan kelime de duygusu olmayan bir cansız varlık haline gelir.
Demek oluyor ki üslûp düşüncelerden, küçük suretlerden, söylenen sözden ve duygudan oluşuyor. Bu unsurlar edebi söyleyiş biçimini ortaya koymaya yardım ediyor.
Hz. Ali İslâmi Arab edebiyatının piri, Hz. Peygamber’den sonra hitabet ve kanuşma alanının süvarilerinin önde gelenlerindendir. Zira o Hz. Peygamber’in kendisi hakkında “Allahım kalbini hidayete yönelt, dilini de sağlamlaştır” diye yaptığı duanın bereketine nail olmuştur.
Dırâr’us-Sadai Hz. Ali’yi şöyle tanıtıyor: “Yemin olsun ki Hz. Ali ileri görüşlü, güçlü kuvvetli idi. Konuşunca net olarak konuşur, hüküm verdiğinde adaletli hüküm verirdi. Her tarafından ilim fışkırır, hikmet dökülürdü.”
Hz. Ali’nin üslûbunu incelemek kolay bir şey değildir. Bunun birden çok sebebi vardır. Her şeyden önce ondan rivayet edilip ona nisbet edilenler muazzam bir yekûn tutmaktadır.
Mes’udi’nin (v. 346 h.) ifadesine göre Hz. Ali uzunlu kısalı olmak üzere arkasında 500’e yakın hutbe bırakmıştır.
Ebu Ubeyd Kasım b. Sellam (v. 224 h.), Abdullah b. Müslim b. Kuteybe ed-Dineveri (v. 276 h.) gibi eski âlimler Hz. Ali’nin olduğu ifade edilen sözleri toplamaya özen göstermişlerdir. Bunların en büyük gayret sarfedeni Şerif Radiy (v. 406 h.)dir. Bu zat Hz. Ali’ye ait olduğu söylenen meşhur Nehc’ul Belâğâ isimli kitabı toplamıştır.
Ayrıca bu araştırmayı daha çok zorlaştıran Hz. Ali’ye ait olduğu söylenenlerin kesin olduğuna dair elimizde bir delilin bulunmamasıdır. Elif harfi olmaksızın söylenmiş Makamat, “Kelam ilmine ait terimler” gibi.
Hz. Ali’ye ait olduğu söylenilen şeylerin doğrusunu eğrisinden ayırma hususu eskiden beri tartışma gürültüleri koparan bir meseledir. Bununla beraber Hz. Ali bazı sözlerinde işaretli ve sembollü anlatıma yönelmiştir. Nehc’ul Belâğâ’nm sarihinin de dediği gibi. Hz. Ali konuştuğu zaman sözünde bir maksat olur ona işaret eder, kapalı ifadeler olur, onunla kinayeli şeyler söylerdi. Bazı gizli şeyleri de belli belirsiz ifade ederdi. Bazı önemsiz şeyleri göğsündeki balgamı atar gbi sözün arasında ustalıkla söyleyiverirdi.
Bunun içindir ki Hz. Ali’nin sözleri düşünmeye, incelemeye, didik didik edip araştırılmaya ve sırlarını anlayacak kimselere muhtaçtır. Onun konuşması incelenirken sadece bir yorum ile veya anlamlan kapalı olan kelimeleri açıklamakla yetinmek yeterli olmaz.
Hz. Ali’nin üslûbunun güçlü ve şahane olmasını sağlayan pek çok faktör vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
Hz. Ali Kur’an’ı çok okur ve anlamı üzerinde çok düşünür idi. O Hz. Peygamber’in sağlığında Kur’an’ı ezberleyenlerden idi.
O, Hz. Peygamber’in terbiyesinde büyümüş, amcasının oğlu ve damadı olmakla peygamberlik ağacının bir dalı gibi idi.
O, Hz. Peygamber’e en yakın erkeklerden biri ve Rasûlullah’a gelen vahyin katibi ve onun dava arkadaşı idi. Peygamber ise Kur’an’dan sonra en iyi söz söyleyendir.
Bu özelliklerinden dolayı Hz. Ali taraftan olan yazarlar şöyle der: Hz.Ali şeref ve güzel konuşma yönünden zamanının nadir insanların-dandır. Hatta bu soyun en temiz ırkından, en şerefli kolundan ve en yüce sülate’sindendir. Cahız’ın dediği gibi Haşim oğulları yeryüzünün tadı tuzu, dünyanın ziyneti ve evrenin süsüdür.
Hz. Ali’nin konuşma üslûbu bir takım ana temellere dayanmaktadır.
Bunlardan birisi derin dini bilgi sahibi olması, ayrıca fıkıh ve dini konularda geniş bilgisi bulunmasıdır.
Diğer bir temel ise farklı kültürlere sahip olmasıdır. Zira o Kur’an, dini ilimler ve Hz. Peygamber’in edebi özelliği yanında gramer ve matematik bilgilerine de sahiptir. Aynı zamanda çöl insanının
özelliği yanında medeniyet ortamının güzelliklerini en iyi şekilde bir araya getirmiştir.
Bu itibarla konuşması güzel konuşma tekniği özelliklerini taşır.
Konuştuğu, tartıştığı veya birine mektup yazdığı zaman sözü tam yerinde söyler, haklı noktadan çıkış yapardı. Hakkın gücü ile delilin, belgenin ve güzel konuşmanın sağlamlığını bir arada bulundururdu.
Hz. Ali’nin konuşma üslûbundan genel görünüş, sözde “edebi şe-kil”in göze çarpmasıdır. Hem akılcı bir anlam, hem duygu güzel bir şekilde içice bulunmaktadır. Böylece söz ile anlamı birbirine karışarak bir şekil görünümü almaktadır. Sanırsınız ki söz ile mana beden ile ruh gibidir.
Bunun örneklerinden birisi şu sözüdür:
Dikkat ediniz! Hatalar inatçı, söz dinlemez ata benzer. Sahibini üzerine alınca gemi azıya alarak sonunda sahibini cehenneme yuvarlar.
Takva ise uysal bir ata benzer sahibini üzerine alınca cennete kadar götürür.
Zeyyad bu ifadelere şu yorumu getirmektedir: Değerli okuyucu! Bu cümlelerde iki durum görmektesin. Birisinde vahşi ve inatçı bir at var. Gem vurulamayan bu at, azgın bir koşu ile sahibini cehenneme sokmadan durmak bilmiyor.
Diğerinde ise uysal atlar var. Bunların yürüyüşü rahvan türünden, gemi azıya almıyor. Sahibini seher yeli eser gibi cennete kadar götürüyor.
Burada iki eğilim ve duygu karşısındayız:
Birisi, hata yapan kimsenin hataları sebebiyle yerin dibine, cehenneme yuvarlanmasmdaki acıklı durumun ifadesidir.
Diğer ise takva sahibinin, Allah korkusundan ayrılmayan kimsenin davranışlarının onu yumuşak ve hoş bir yolculukla cennette ulaştırmasının ifadesidir.
Bu durum konu itibariyle böyledir. Şekle bakınca düşünceyi ifade etmek için uygun kelimelerin seçilmiş olduğunu görüyoruz. Her iki tip için ayrı binek çeşidini ifade eden kelime ve onların davranışlarını ifade eden kelimeler, aklı olan bir kimseye göre anlaşılması gizli kalacak şeylerden değildir. Sonra her iki durum arasında karşılaştırma yapmak ve dengeyi korumak zor değildir.
Hz. Ali konuşmalarında tek konuyu işleyen bir kimse değildir.
Onun hutbeleri, emirnameleri, mektupları, nasihatleri münakaşaları ve diyalogları vardır.
Hz. Ali’nin sözleri özlü, yani az kelimeyle çok şey anlatmaktadır. O bir hutbe irad edince kalpleri bir araya toplar. Emir verince emri dinlenir ve ikna eder. Maksadını yazı ile ifade ederse konuyu tüm açıklığı ile insaflıca anlatır. Va’z ve nasihat edince veya Allah’a yalvardığı zaman sanırsın ki -Şerif Radiy’in dediği gibi- Allah’a yönelmekten başka hiç bir şeyle ilgisi kalmamış, ibadetten başka hiç bir şey düşünmüyor. Onun bu tür sözlerini duyan, az kalsın nerede savaş meydanlarına dalan, nerede siyasî problemleri çözen, yönetimle ilgilenen Hz. Ali, nerede bu durumdaki Hz. Ali demekten kendisini alamaz.
Dini konudaki va’zlarından kısa bir örnek verelim:
Medhedenlerin sözünden O’nu övmeye ulaşamayacak derecede yüce Allah’a hamdolsun. O’nun nimetlerini saymaya güç yetmez. Tüm gayretler O’nun hakkını ödemeye yetmez. En ileri derecedeki yücelik O’na ulaşamaz. En zeki düşünceler O’nu tam olarak kavrayamaz. Onun özelliklerinin bir sınırı yoktur. O’nu eksiksiz anlatacak bir benzeyiş de yoktur. O’nun (evveli ve sonu itibariyle) bir vakti de yoktur. Kudreti ile varlıkları yaratmış, rahmetiyle rüzgarları göndermiş ve dağlan yaratarak dünyayı sağlamlaştırmıştır.
Görüyorsun ki cümleler veciz sanki şiir kâfiyesi gibidir.[2] İfadelerde bir ısrar ve saplantı görülmemektedir. Allah’a hamd ü sena etmekle O’nun nimetlerinin akıllar tarafından kavranamayacak şekilde durmadan gelmekte olduğu bir arada güzelce anlatılmıştır.
Bir başka konumda Hz. Ali’yi kendisini kuşatmış Allah korkusu ile tepeden tırnağa dünyaya seslenirken görüyoruz. O dünyaya ki gücü yettiğince -az da olsa- Hz. Ali’nin ilgisini çekmeye güzellik ve fettanlığı ile onun fikrini çelmeye uğraşıyor. Fakat buna geçit yoktur. Hz. Ali dünyaya şöyle seslenir:
Ey dünya! Uzaklaş benden. Git başkalarını kışkırt. Bana kendini gösteriyor ve sunuyor musun? Ben seni bir daha dönmemek üzere üç talakla boşadım. Senin ömrün kısa, değerin yok, işin basittir. Ah! Ahiretin ydlu uzun, yolculuk yalnız ve azığım çok değildir.
Hz. Ali’nin bu sözlerini bir de ben yazmak istedim. Fakat kelimleri cümle veya cümlecikler halinde yazacağım. Böylece ortaya çıkacaktır ki her bir kelime veya cümlecik bir paragraf gibidir. Ve ortaya şahane bir düzenleme çıkacaktır. Şöyle ki:
Ey dünya!
Uzaklaş benden
Git başkalarını kışkırt!
Bana kendini gösteriyor ve sunuyor musun?
Seni üç talakla boşadım.
Bir daha dönüşü olmamak üzere…
Senin ömrün kısa,
Önemin değerin yok,
İşin basittir…
Ah! Ahiret yolu uzun,
Answers ( 2 )
Hz.Ali (r.a.) belâgatı ve üslûbundaki derin hikmetiyle tanınırdı. Bilgisi, zekası ve karmaşık kavramları net bir şekilde ifade etme yeteneği ile büyük saygı görüyordu. İşte Hazreti Ali’nin konuşma tarzının birkaç yönü:
Hz. Ali’ye atfedilen kayıtlı konuşma ve sözlerin çeşitli tarihi metinlerde ve derlemelerde bulunduğunu ve bunların özgünlüklerinin değişebileceğini belirtmek önemlidir. Yine de Hz. Ali’nin konuşma tarzı, belagati, hikmeti ve nesiller boyu Müslümanlara ilham verme yeteneğiyle geniş çapta övülür.
Hz. Hz.Muhammed (SAV)’in kuzeni ve damadı olan Ali (RA), belagat ve hikmetli konuşmasıyla tanınırdı. İslami öğretilere ilişkin derin anlayışını ve olağanüstü zekasını yansıtan benzersiz ve derin bir iletişim tarzına sahipti. İşte Hz. Ali’nin konuşma tarzı:
Bu özelliklerin yaygın olarak Hz. Ali’nin konuşmalarının tam üslubu ve üslubu çeşitli kaynaklardan aktarılmıştır ve değişebilir. Yine de onun konuşma tarzı İslami gelenek üzerinde kalıcı bir etki bıraktı ve öğretileri inananlara ilham vermeye ve yol göstermeye devam ediyor.