Paylaş
Hadislerle Oruç Tutmanın Yasak Olduğu Günler
Question
Oruç tutulması yasak olan günler hangileridir?

ORUÇ TUTMANIN YASAK OLDUĞU GÜNLER
Birincisi: Şüpheli gün (Yevm-i Şek):
Şüpheli gün (yevm-i şek), Şa’ban ayının otuzuncu gecesi Ramazan hilâlinin görülmesinin sabit olmayışı nedeniyle, o günün, Şa’ban’ın son günü mü yoksa Ramazan’ın ilk günü mü olduğu bilinmeyen gündür. Bu günde oruç tutulmasıyla ilgili olarak, fakihlerin ihtilaflarını ve cumhurun o günde oruç tutmanın yasak olduğu görüşünü benimsediğini daha önce zikretmiştik. Şimdi bu konuya şöyle bir izah daha ilave ediyoruz: İmam Ebû Davûd Sünen ‘inde Sıla (b. Münzer)’dan yaptığı şu rivayete yer vermiştir: Şüpheli günde Am mar’ın yanındaydık ve pişmiş bir koyun getirildi. Cemaatten bazısı sofradan uzaklaştılar. Ammar dedi ki: Kim bugün oruç tutarsa Ebü’lKâsım’a (s.a.) asi olmuş olur.”
Ammar’dan gelen bu haberin şerhinde şöyle geçmektedir: Şüpheli olan gün; Şa’ban’ın otuzuncu günü mü yoksa Ramazan’ın ilk günü mü olduğu belli olmayan gün demektir. Bu haberin ravisi olan Sıla, başkalarıyla birlikte Ammar’ın yanındaydı ve pişmiş bir koyun getirildi. Ammar onlara ‘yiyin’ dedi. Ancak cemaatten bazıla n uzaklaştı, yani yemekten kaçınıp uzak durdular. Ammar da dedi ki: Kim bu gün oruç tutarsa Ebü’l-Kâsım’a (s.a.) asi olmuş olur. Bu ha ber, şüpheli günde oruç tutmanın haram olduğuna delil olarak gösterilmiştir.
Ammar’dan gelen bu haberi, İmam Tirmizî de Câmi’inde rivayet etmiş ve bununla ilgili şöyle demiştir: Ammar hadisi, sahih hasen bir hadistir. Peygamber’in ashabından ve onlardan sonra gelen tabi inden olan ilim ehlinin pek çoğuna göre bununla amel edilir. Süfyan-1 Sevrî, Malik b. Enes, Abdullah b. Mübarek, İmam Şafii, Imam Ahmed ve İshâk da bu görüştedirler ve bir kimsenin şüpheli günde oruç tutmasını mekruh saymışlardır.
İmam Hattâbî ise şöyle demiştir: Şüpheli günün orucuna yönelik olan yasağın mahiyeti hakkında ihtilaf vardır. Hattâbî’nin bu ihtilaf ve mahiyetiyle ilgili olarak söylediklerinden biri de şudur: Bazıları, hakkında yasak olması ve Ramazan ile Şa’ban arasında bir fasıla olması için, bu günde farz veya nafile oruç tutulmaz demişlerdir. İkrime de bu görüştedir. İmam Şafii ise şöyle demiştir: Eğer şüpheli gün, zaten oruç tutageldiği bir güne rastlamışsa tutar, yoksa tutmaz. Bu, o kimsenin normalde oruç tutma adetinin olmasıdır.
Tercih edilen görüş:
Şüpheli günde oruç tutmakla ilgili olarak tercih edilen görüş, İmam Şafii’nin görüşü olup şu şekildedir: Bugünde oruç tutulmaz, ancak o gün oruç tutmak adeti ise, mesela Pazartesi ve Perşembe orucu tutmayı adet haline getirmiş ve bu şüpheli gün de ona rastlamışsa, adet edindiği Pazartesi veya Perşembe orucu olarak o gün oruç tutar. İmam Müslim’in Ebu Hüreyre’den rivayet ettiği şu hadis de söylediğimize delildir. Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur:
لا تقدموا رمضان بصوم يوم ولا يؤمن إلا رجل كان يضوم صؤما
“Ramazan’ı bir veya iki gün öncesinden oruç tutarak karşıla mayın. Ancak önceden oruç tutmakta olan bir kimse, o gün de tutsun.
Nevevi, bu hadisin şerhinde şöyle demiştir: Bu hadis, adet haline getirdiği orucu bu güne rastlamayan veya önceden tutageldiği bir orucun devamı olmayan kimsenin, Ramazanı bir veya iki gün önce den oruçla karşılamasının yasaklığını açıkça göstermektedir. Eğer önceden tuta geldiği orucun devamı değil veya oruçlu olmayı adet edindiği güne rastlamamışsa o gün oruç tutması haramdır. Bu hadise istinaden bizim mezhebimizde sahih olan görüş budur. Daha sonra Nevevî şöyle demektedir: “Bize göre yasaklık konusunda, oruç tutma adeti o güne rastlamayan veya şüpheli gün, tutageldiği orucun devamı olmayan kimse ile diğerleri aynıdır ve şüpheli gün yasak kap samına dahildir. “
İbnü’l-Kayyim’in tercihi şu şekildedir: Ebû Davûd ve Tirmizî nin yer verdikleri haberde geçen Ammar’ın “Kim bu gün oruç tutarsa Ebü’l-Kâsım’a (s.a.) asi olmuş olur” sözü, kendi sözüdür ve bu, saha be Ammar’ın görüşüdür. Muhtemelen o bunu, Rasulullah’ın (s.a.) şu sözünden anlamıştır:
لا تقدموا رمضان بضؤم يوم ولا يؤمن»
“Ramazan’ı bir veya iki gün öncesinden oruç tutarak karşıla mayin.
Şüpheli günde oruç tutmak, Ramazana eklemedir ve bu da ma siyet olur şeklinde anlamıştır. Eğer Ammar, böyle düşünmesini ge rektiren delili zikretmiş olsaydı, bu delilin onun hamlettiği anlam di şında başka bir yorumu söz konusu olabilirdi. Zira nasların delalet yönleriyle ilgili olarak sahabenin bir kısmı diğerlerinden farklı düşünüyorlardı. Her ne kadar Ibnü’l-Kayyim’in sözünde doğruluk payı bulunsa da sanki o bu sözle yevm-i şekte oruç tutmanın haram ve masiyet olmadığını kastetmektedir. Benim tercihim ise, şüpheli gün de oruç tutmanın mekruh olduğudur. Çünkü Ammar haberinin ve bu konudaki “Kim bu gün oruç tutarsa Ebü’l-Kâsım’a (s.a.) asi olmuş olur” sözü şüpheli gün orucunun en azından mekruh olduğunu gösterir. Velev ki bu onun kendi sözü bile olsa, bu, Hz. Peygamber’in (s.a.) şu hadisinden çıkardığı sonuçtur:
لا تقدموا رمضان يؤم يؤم ولا يؤمن»
“Ramazan’ı bir veya iki gün öncesinden oruç tutarak karşılamayın.
Buna göre benim tercih ettiğim görüş, şüpheli günde tutulan orucun mekruh olduğu, haram veya mübah olmadığıdır.
İkincisi: Ramazan’ın bir veya iki gün öncesinden oruçla karşılanması:
İmam Müslim şu hadisi rivayet etmiştir:
لا تقدموا رمضان يصوم يوم ولا يؤمن إلا رجل كان يوم صؤها
“Ramazan’ı bir veya iki gün öncesinden oruç tutarak karşı lamayın. Ancak önceden oruc tutmakta olan bir kimse, o gün de tutsun. “
Bu hadisi Ebû Davûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce de rivayet etmiştir. Bu yasağın hikmeti ise; nafile oruç ile farz olan Ramazan orucunun birbirine karışmamasıdır. Eğer Ramazan öncesinde tutu lan bir veya iki günlük oruç, nafile oruç tutmayı adet edindiği güne rastlarsa, bu yasağın gerekçesi ortadan kalkar.
Yine Ramazan’ın bir veya iki gün öncesinde oruç tutmanın ya saklanmasının hikmeti olarak şöyle denilmiştir: Ramazan orucunun farziyeti, Ramazan hilâlinin görülmesine bağlanmıştır. Bir veya iki gün öncesinde oruç tutan kimse ise sanki bu hükmü yani, Ramazan orucunun farziyetinin görme ile olduğu hükmünü zedelemeye çabaliyor gibi olur. Yasaklığın hikmeti ile ilgili bu yorum, Tuhfetü’l-ahvezî bi şerhi Cami’i’t-Tirmizî’de de belirtildiği gibi, güvenilir bir yorum dur.
Üçüncüsü: Şa’ban’ın yarısından sonra oruç tutmanın yasak olması:
İbn Mâce Sünen ‘inde Ebu Hüreyre’den şu hadisi rivayet etmiş tir. Hz. Peygamber (s.a.) buyurdu ki:
إذا كان التضف من شعبان فلا صوم حتى يجيء رمضان
“Şa’ban’ın yarısı geçtikten sonra, Ramazan gelene kadar oruç tutmak yoktur. “
Ebû Davûd, bunu şu lafızlarla Ebu Hüreyre den rivayet etmiştir:
إذا انتصف شعبان فلا تصوموا»
“Şa’ban’ın yarısı olduktan sonra oruç tutmayın. “
Bu hadis, Şa’ban’ın yarısından sonra oruç tutmanın mekruh ol duğuna delalet etmektedir. İlim ehlinden bir grup da bu görüştedir. Zahirî İbn Hazm ise der ki: Yasaklık sadece Şa’ban’ın on altıncı günü içindir. Çünkü o gün oruç tutmak caiz değildir.
Ancak, Hz. Peygamber’in (s.a.) Şa’ban’ın tamamını veya çoğu nu oruçlu olarak geçirdiğini gösteren hadisler varit olmuştur. İmam Buhârî ve İmam Müslim, mü’minlerin annesi Hz. Aişe’nin (r.a.) şu sözünü rivayet etmişlerdir: “Hz. Peygamber’in (s.a.) Şa’ban’dan daha fazla oruç tuttuğu bir ay yoktu. Şa’ban’ın tamamında oruç tu tardi…” Yine Buhârî ve Müslim’in rivayet ettikleri başka hadiste Hz. Aişe şöyle söylemiştir: “Rasulullah’ın Ramazan dışında bir ayı oruçlu geçirdiğini görmedim. Şa’ban’dan daha fazla oruç tuttuğu bir ay da görmedim.”
Hz. Peygamber’den (s.a.) rivayet edilen, Şa’ban’ın tamamı veya çoğunda oruç tutması ve Ramazan’a birleştirmesiyle, Ramazan’ın bir veya iki gün öncesinden oruçla karşılanmasını yasaklayan hadisler ve yine Şa’ban’ın ikinci yarısında oruç tutmayı nehyeden hadisler arasında bir çelişki yoktur. Bu hadislerin arasının bulunacağı açıktır. Şöyle ki; buradaki yasaklık, böyle bir oruç adeti olmaksızın bu günle re girmesine hamledilir. Nitekim karşılamayı yasaklayan hadisler, şu sözle takyit edilmiştir:
إلا أن يكون شيئا يضومه أحدگم«
“Ancak önceden oruç tutmakta olan bir kimse, o gün de tutsun. “
Dördüncüsü: İki bayram gününde oruç tutmanın yasak olması:
İki değerli İmam, Buhârî ve Müslim’in, Ömer b. Hattab ve baş kalarından rivayet ettikleri bir sahih hadis şu şekildedir: “Rasulullah (s.a.) şu iki gün oruç tutmayı yasakladı: Kurban günü ve iftar günü.” Bu iki günden maksat ise; kurban bayramının birinci günü ile Ramazan bayramının birinci günüdür. İster adak, ister nafile, ister keffaret veya başka bir oruç olsun, her hâlükârda bu iki günde oruç tutmanın haram olduğunda alimler icma etmişlerdir.
Beşincisi: Teşrik günlerinde oruç tutmanın yasak olması:
Teşrik günleri, kurban kesilen günün, yani kurban bayramının birinci gününün akabindeki üç gündür. İnsanların, kestikleri kurbanların etlerini bu günlerde kurutmalarından dolayı böyle isimlendirilmiştir. Bu ise, etin dilimlenip güneşe serilmesiyle yapılır. İmam Müslim’in Sahih’inde rivayet ettiği bir hadis şu şekildedir. Rasulullah (s.a.) buyurdu ki:
أيام التشريق أيام أكل وشرب»
“Teşrik günleri yeme içme günleridir.”
Nevevî, bu hadis-i şerifin şerhinde şunları söylemiştir: Bu hadis, o günlerde tutulan orucun hiçbir şekilde sahih olmayacağını söyle yenlere delildir. Aynı zamanda bu, Şafii mezhebindeki iki görüşten daha zahir olanıdır. Ebû Hanîfe, İbnü’l-Münzir ve başkaları da bu görüştedir.
Enes’in rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.) senenin beş gününde oruç tutmayı yasaklamıştır. Bu günler: Ramazan bayramı günü, kurban bayramı günü ve üç gün olan teşrik günleridir. Bu ha disi, Dârekutnî rivayet etmiştir.
Altıncısı: Sadece Cuma günü oruç tutmanın yasak olması:
Ebû Hüreyre, Rasulullah’ın (s.a.) şöyle buyurduğunu işittim demiştir:
لا يصوم أحدكم يوم الجمعة إلا يوما قبله أو بعده»
“Hiçbiriniz bir gün öncesi veya bir gün sonrasında da oruc tutmadan, sadece Cuma günü oruç tutmasın. “
Hz. Peygamber’in (s.a.) eşi Cüveyriye bt. Haris’ten gelen rivayet ise şu şekildedir:
صائمة إن النبي صلى الله عليه وسلم دخل عليها يوم الجمعة وهي
فقال لها: أمي أمي؟ قال: لا، قال: ثريدين أن تصومي غدا؟ قال: لا،
قال: فأفطري)
“Cuma günü o oruçlu iken Hz. Peygamber (s.a.) yanına geldi ve dedi ki: Dün oruç tuttun mu? O da ‘hayır’ dedi. Rasulullah: Yarın oruç tutmak istiyor musun? dedi. O yine ‘hayır’ deyince Hz. Peygamber (s.a.): Öyleyse orucunu boz, dedi.
İmam Müslim Sahîh’inde Ebû Hüreyre’nin Hz. Peygamber’den (s.a.) rivayet ettiği şu hadise yer vermiştir:
لا تختشوا ليلة الجمعة بقيام من بين الليالي ولا تختصوا يوم الجمعة بصيام من بين الأيام، إلا أن يكون في ضؤم يضومه أحدگم«
“Geceler arasında sadece Cuma gecesini ibadete tahsis etmeyin; günler arasında da sadece Cuma gününü oruca tahsis etmeyin. Ancak birinizin önceden tutageldiği bir oruç varsa o başka.”
Bu hadis-i şeriflerden anlaşılan, sadece Cuma günü oruç tutma nin yasak olduğudur. Ancak bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla birlikte ya da bir kimse Arafe gibi belirli günlerde oruç tutmayı adet haline getirmiş ve o gün cumaya rastlamışsa, Cuma günü oruç tutu labilir. İbnü’l-Münzir ve İbn Hazm, sadece Cuma günü oruç tutmanın yasaklığını, Hz. Ali, Ebû Hüreyre, Selman ve Ebû Zer’den nakletmiş lerdir. İbn Hazm der ki: Sahabeden bunlara muhalif olan birini bilmi yoruz. Cumhur, bu konudaki yasaklığın tenzihen mekruhluk ifade ettiği görüşündedir.
Sadece Cuma günü oruç tutmanın yasak olmasının sebebi konu sunda farklı görüşler vardır. Bunlardan biri, Cuma’nın bayram günü olmasıdır ve bayramda oruç tutulmaz. Bu görüş, İbn Hacer el Askalânî’nin Buhârî’nin Sahîh ‘ine yaptığı şerhte tercih ettiği görüş tür. Bununla ilgili olarak der ki: Bu, konuya dair görüşlerin en kuvvetli ve en doğru olanıdır. Bu konuda varit olan iki hadisi de delil olarak gösterir. Birincisi, Hâkim ve başkalarının merfu olarak Ebû Hüreyre den rivayet ettikleri şu hadistir:
يوم الجمعة يوم عيد، فلا تجعلوا يوم عيدكم يوم صيامكم إلا أن
تصوموا قبله أو بعده)
“Cuma günü bayram günüdür Bayram gününüzü oruç günü yapmayın. Ancak bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla tutmanız başka.
İkincisi, İbn Ebî Şeybe’nin hasen bir isnadla Hz. Ali’den rivayet ettiği şu hadistir:
من كان منكم متطوعا من الشهر، قليضم يوم الخميس ولا يصوم يوم
طعام وشراب وذكر » الجمعة، فإنه ي
“Bir ayda nafile oruç tutmak isteyen kimse, Perşembe günü tutsun. Cuma günü oruç tutmasın. Zira Cuma günü yeme, içme ve zikir günüdür.”
Yedincisi: Sadece Cumartesi günü oruç tutmanın yasak olması:
Hanbeli İbn Kudâme şöyle demiştir: “Arkadaşlarımız derler ki: Sadece Cumartesi günü oruç tutmak mekruhtur. Ancak beraberinde başka bir günü de tutarsa; yine bir kimsenin oruçlu olmayı adet hali ne getirdiği bir güne rastlarsa mekruh olmaz. Hanbehler bu görüşlerine, Tirmizî ve Ebû Davûd’un rivayet ettiği şu hadisi delil göstermişlerdir:
«لا تصوموا يوم السبت إلا فيما افترض عليكم«
“Farz olanlar hariç, Cumartesi günü oruç tutmayın.
Cumartesi günü oruç tutmanın yasaklanmasının amacı, Yahu dilere muhalefet etmektir. Çünkü onlar bu güne saygı gösterirler. Hadiste geçen farz olanlar hariç’ ifadesinin manası ise, farz olan oruçlardır ki, bu da Ramazan orucu, adak orucu, kaza orucu ve kef faret orucudur. Arafe ve Aşüre günleri tutulan oruçlar gibi, sünneti müekkedenin belirlediği oruçlar da farz oruçlar manasındadır. Söz konusu bu günlerde tutulması gereken oruçlar Cumartesi gününü rastlarsa, dinen caiz, müstehap veya vacip olarak kalmaya devam eder. Çünkü böylesi durumlarda istenen Cumartesi günü oruç tut mak değildir ve bu gün oruç tutmanin sebebi, saydığımız şeylerdir.
Şafiilerin görüşü de Hanbelilerin görüşü gibidir ve Hanbelilerin delillerini onlar da delil olarak göstermişlerdir ki, bu Tirmizi ve Eba Davûd’un rivayet ettiği hadistir
Sekizincisi: Recep orucu:
Hanbelilere göre, sadece Recep ayında oruç tutulması mekruhtur. İmam Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir: Bir kimse Recep ayında oruç tutarsa, tamamını oruç tutmayarak, bir veya birkaç gün oruca ara vermelidir. Hanbeliler. Hz. Ömer, oğlu Abdullah ve İbn Abbas in Recep ayında oruç tutmayı mekruh saymalarını ve insanları bundan menetmelerini delil olarak göstermişlerdir.
Dokuzuncusu: Yıl orucu:
Hanbelilerden bazıları der ki; bir kimsenin iki bayram gününü ve teşrik günlerini içine alacak şekilde yıl boyu oruç tutması mekruhtur. Çünkü İmam Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir: Eğer bu kimse iki bayram günü ve teşrik günlerinde oruç tutmazsa bir sakıncasının ol mayacağını umarım. Imam Malik’den de bunu benzeri rivayet edilmiş olup, İmam Şafii’nin görüşü de bu yöndedir.
Hanbelî İbn Kudâme şöyle demiştir: Bana göre kuvvetli olan görüş, bu günlerde oruç tutmasa bile yıl boyu oruç tutmak mekruh tur. Eğer bu günlerde oruç tutarsa haram işlemiş olur. Yıl boyu oruç tutmanın mekruh sayılması, zorluğu, zayıf düşürmesi ve insanlardan uzaklaşmaya ki bu yasaklanmıştırbenzemesi nedeniyledir. Tirmi zî’nin Eba Katâde den rivayet ettiği şu hadis de İbn Kudâme’nin görüşünü kuvvetlendirmektedir:
قيل: يا رسول الله! كيف لمن صام الله؟ قال: لا صام ولا أفطر أو
قال: لم يضم ولم يفطر »
“Ya Rasulallah, yıl boyu oruç tutanın durumu nedir? diye soruldu. O da dedi ki: Oruç da tutamasın, iftar da edemesin (veya: “o ne oruç tutmuş ne de iftar etmiştir”).”
Bu hadisin şerhinde şöyle geçmektedir: Bu, o kimsenin yapmış olduğu şeyin kötü olduğunu göstermek ve onu bu işten caydırmak için söylenen bir bedduadır. Ama zahir olan bunun bir haber verme olduğudur. O kimsenin bayramının olmadığı açıktır. Orucunun olmamasının sebebi ise sünnete muhalefet etmesidir. Ve yine denilmiştir ki; bu, kişinin yasaklanmış günlerde de oruç tutmasını gerektirir ki, bu haramdır. Söylenen bir başka şey de şudur: Bu durum ona zarar verir ve belki de canını tehlikeye atmış, cihad ve diğer görevleri yeri ne getirmede aciz duruma düşmüş olacaktır.
Aynı şekilde Abdullah b. Amr hadisi de İbn Kudâme’nin görüşü nü kuvvetlendirmektedir. Şöyle ki:
حيث أنه كان يوم الأطر فتاة النبي صلى الله عليه وسلم عن ذلك. فلما قال له: أطيق. قال له النبي صلى الله عليه وسلم: فضم صيام داؤد، كان يصوم يوما ويفطر يوما. فلما قال عبد الله بن عمرو: إني أطيق أفضل من 29
ذلك. قال له النبي صلى الله عليه وسلم: لا أفضل من ذلك
O bütün yıl oruç tutuyordu, Hz. Peygamber (s.a.) bunu yasakla di. Rasulullah’a ‘ben buna dayanabilirim’ dediğinde Hz. Peygamber (s.a.) ona şöyle dedi: “Davûd’un (a.s.) orucunu tut. O bir gün oruç tutar, bir gün yerdi”. Abdullah b. Amr, ben bunun daha efdal olanıni yapabilirim deyince; Hz. Peygamber (s.a.) ona dedi ki: Bundan daha efdal olanı yoktur. “
İbn Kudâme’nin görüşü, bizim de tercih ettiğimiz görüştür. Bayram günlerinde ve teşrik günlerinde oruç tutmasa bile, bütün yıl boyunca oruç tutmak mekruhtur.
Onuncusu: Nevruz gününde ve kafirlerin bayramlarında oruç tutmak:
Hanbeli İbn Kudâme şöyle demiştir: “Sadece Nevruz gününde ve sadece Mihrican gününde oruç tutmak mekruhtur. Çünkü bu ikisi gayri müslimlerin değer verdiği günlerdir. Başka günler olmaksızın sadece bu ikisinin oruca tahsis edilmesi, değer verme konusunda onlara muvafakat etmek anlamına gelir ki, Cumartesi günü orucu gibi, bu da mekruhtur. Buna kıyasla kafirlerin bütün bayramları veya sadece onların saygı gösterdikleri günler de böyledir.”
Meşhur fakih Kâsânî Bedâi’ adlı eserinde der ki: “Nevruz günü oruç tutmak mekruhtur. Çünkü bu mecûsilere benzemektir.
YASAKLANMIŞ BİR ŞEYLE BERABER OLAN ORUCUN YASAK OLMASI
Bu yasağın anlamı:
Bizatihi oruç, İslam dininde teşvik edilen güzel bir şeydir. Daha önce açıkladığımız gibi, orucun farz olanları ve mendup olanları vardır. Ancak bazan bu oruç, oruç tutmanın yasak olduğu günlere rastlayabilir. Bu sebeple, yani vaktinin mekruh ya da haram olması nedeniyle din bu orucu yasaklar.
Din, başka bir sebepten dolayı da orucu yasaklayabilir. Bu se bep, orucun dinen teşvik edilmeyen bir şeyle bir arada olmasıdır. Dinin teşvik etmeyişinin ölçüsü, bazan mekruh, bazan da haram seviyesinde olabilir. İşte yasak oruçların bu çeşidi, bu bölümün konusu olacak ve aşağıdaki paragraflarda bunu açıklayacağız.
Birincisi: Kesintisiz oruc (Savm-i visâl):
Kesintisiz oruç, arada yiyip içmeden iki gün veya daha fazlasın da oruç tutmaktır. İşte iki oruç gününün arasındaki gecede yiyip iç mekten imtina edilmesi nedeniyle, kesintisiz oruç yasak olmuştur. Eğer bu imtina olmasaydı, kesintisiz olmayacağı için peş peşe iki gün oruç tutmak caiz olurdu.
Bu orucun yasak olmasının delili, hadiscilerin imamı Buhârî nin Sahih’inde rivayet ettiği şu hadistir.
«أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال لأضحابه: لا تواصلوا. قالوا: يا رسول الله إنك تواصل. قال: إني لست كأحدكم، إني أطعم وأشقی»
Hz. Peygamber (s.a.) ashabına şöyle buyurmuştur: “Kesintisiz oruç tutmayın. Sahabe: Ya Rasulallah! Sen kesintisiz oruç tutuyor sun ya… dediler. Bunun üzerine O şöyle cevap verdi: Ben sizden biri gibi değilim. Ben yedirilip içiriliyorum.”
Buhârî ‘nin, mü’minlerin annesi Hz. Aişe’den (r.a.) rivayet ettiği bir diğer hadis ise şu şekildedir:
نهى رسول الله صلى الله عليه وسلم عن الوصال، رحمة لهم، فقالوا إنك تواصل. قال: إني لن کھینتگم، إني يطعمني زبي ويسقيني«
“Rasulullah, onlara kolaylık olsun diye kesintisiz orucu yasakladı. Dediler ki: Sen kesintisiz tutuyorsun… O da şöyle cevap verdi: Ben sizler gibi değilim. Rabbim bana yediriyor ve içiriyor, ” İmam Müslim ve Sünen yazarları da savm-ı visâli yasaklayan hadisleri rivayet etmişlerdir.
Bu orucun hükmü, aralarında Hanbehillerin de bulunduğu ilim ehlinin çoğuna göre mekruhtur. Şafiilerde ise mekruh olmasıyla ilgili iki görüş olup, daha sahih olanı, bu orucun tahrimen mekruh olduğudur.
İmam Tirmizî, kesintisiz orucu yasaklayan hadislerden bazılarını rivayet ettikten sonra, bu hadislerle ilgili olarak şunları söylemiştir: İlim ehlinden bazılarına göre, bu hadisle amel edilir. Onlar, savm-ı visâli hoş görmemişler, ama yasaklığın seviyesi hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bu yasaklığın haram kabilinden olduğu da, mekruh kabilin den olduğu da söylenmiştir. Yine denilmiştir ki: Kendisine zor gelen kimse için haramdır, zorluk çekmeyen için ise mübahtır. Çoğunluğun görüşü, kesintisiz orucun haram olduğu yönündedir ve tercih edilen görüş de budur
İmam Hattâbi (rh.a.) ise şöyle demiştir: Savmı visal, sadece Pey gamberimize mübah olan özel durumlardan (hasâis) biridir. Oruçlunun zayıflayıp kuvvetten düşmesinden korkulması, farz olan oruçları ya da diğer ibadetleri yerine getirmekten aciz kalmaları, sıkıntı olduğun da bıkkınlık duyacakları ve bu nedenle farzın terkine yol açacağı için ümmetinin savm-i visâl tutması yasaktır.
Bana göre kabule şayan olan, İmam Tirmizî ve diğerlerinin görüşüdür. Bu ise kesintisiz orucun haram olduğu ve bu haramlıkta kuvvetli olanla zayıf olan arasında bir fark olmadığıdır. Bunun sebebi ise, hakkında açık yasağın olması ve bu yasağın hikmetinin ortada olmasıyla birlikte, dinlerinde savm-ı visâl bulunan gayri müslimlere benzemeyi engellemek içindir.
İkincisi: Konuşmadan oruç tutmak:
Hanbelî Ibn Kudâme der ki: Konuşmayı terketmek, İslam dinin de yoktur. Rivayetlerin zahiri, bunun haram olduğu yönündedir. İmam Buhârî, Kays b. Müslim’den şu rivayeti yapmıştır: “Ebû Bekir (r.a.) Ahmes kabilesinden Zeynep ismindeki bir kadının yanına girdi ve onun konuşmadığını gördü. Dedi ki: Bu kadının neyi var ki konuş muyor? Dediler ki: Konuşmamayı nezretti. Ebûu Bekir ona: Konuş, zira bu yaptığın helal değildir ve cahiliye işlerindendir, dedi ve kadın da konuştu.” Hz. Ali’den (r.a.) gelen rivayet ise şu şekildedir:
حفظت عن رسول الله صلى الله عليه وسلم أنه قال: لا طمات يوم
إلى الليل»
“Rasulullah’ın (s.a.) şöyle dediğini ezberledim: “Birgün akşama kadar konuşmadan durmak yoktur.”
Ve yine Rasulullah’ın (s.a.) süküt orucu tutmayı yasakladığı riva yet edilmiştir. Bir kimse bunu itikâfında veya başka bir zamanda yap mayı adasa, yapması gerekmez. Bu, Hanbelilerin görüşüdür. İmam
Şafif, rey ekolü (Hanefiler) ve İbnü’l-Münzir de bu görüştedir. İbn Abbas’ın rivayet ettiği şu hadis nedeniyle de ilim ehli arasında bu konuda ihtilaf yoktur:
بينما النبي صلى الله عليه وسلم يخطب، إذا هو برجل قائم فسأل عنه . قالوا: أبو إسرائيل نذر أن يقوم ولا يقعد، ولا يظل، ولا يتكلم، ويضوم،
قال: مروة فليتكلم، ولقعد، وليتم صؤمه »
“Rasulullah (s.a.) hutbede iken ayakta duran bir adam gördü ve o adam hakkında soru sordu. Dediler ki: Bu adam, Ebû Isrâîl bir. Hiç oturmadan ayakta durmayı, gölgelenmemeyi, konuşmamayı ve oruç tutmayı adadı. Rasulullah (s.a.) dedi ki: Söyleyin ona, konussun, otursun ve orucunu da tamamlasın.
Bu hadis-i şerifin şerhinde şu ifadeler yer almaktadır: Çünkü, oturmamak, gölgelenmemek ve konuşmamak gibi adadığı diğer şeylerin aksine, oruç bir ibadettir. Burada, mübah olan hususlarda ve Allah’ı zikretme konusunda konuşmamanın ibadet olmadığına delil vardır. Güneşin altında oturmak da bunun gibidir. Taat ve ibadet olmadığı Kitap veya Sünnet deliliyle ortada olan (iğdiş etme ve benze ri şeyler) ve insana eziyet veren şeyler de bu hükmün kapsamına dahildir. Taat, ancak Allah ve Rasulünün emrettiği şeylerdir. İmam Hattâbî de, Ebû Davûd’un Sünen ‘inde rivayet ettiği bu hadisin şer hinde benzer şeyler söylemiştir.
Üçüncüsü: Zekeriya günü orucu:
Günümüzdeki insanların veya bazılarının, bid’at olarak tuttukları oruçlardan biri de, halk tarafından Zekeriya günü olarak isimlendirilen günde tutulan oruçtur. Bu günde konuşmadan oruç tutmayı müstehap saymaktadırlar. Onların bu günü, Şa’ban ayının ilk Pazarına rastlamaktadır. Hiç şüphesiz bu günde tutulan oruç ve bu günün oruca tahsis edilmesi, bunun da bir taat ve ibadet olarak alınması, bid’at kabilindendir. Çünkü herhangi bir günde tutulacak orucun müstehap olması, dinin haber vermesiyle olur. Din ise, bu günde oruç tutmanın müstehap olduğunu bize bildirmemiştir. Aynı şekilde, o gün tutulan orucun konuşmadan tutulması ve bu sessizliğin tutulan orucun bir gereği olarak görülmesi de bir diğer bid’attır. Çünkü konuşmamak ve bu sessizliğin ibadet olarak alınıp oruçla birleştirilmesi, Buhârî’nin rivayet ettiği ve bizim önceki paragrafta yer verdiğimiz Ebû İsrail hadisinde belirtildiği gibi, dinen yasaktır.
BENZER KONULAR:
- Sağlık ve Oruç
- Oruç Tutmanın Haram Olduğu Günler
- Bayram günlerinde oruç tutmanın hükmü
- Cuma günü oruç tutmak ile ilgili hadisler
- Kameri Aylar Hangileridir? Kameri aylar hakkında bilgi
- Oruç çeşitleri: Farz, nafile, haram, mekruh oruçlar
- Tahrimen mekruh oruçlar
- Harama bakmak yalan söylemek dedikodu yapmak orucu bozar mı
- Oruçların farz ve vacip olması
- Üç aylarda Oruçlar hafta sonu tutulur mu?
- Tümünü görüntüle.
Cevapla