Garânik Olayı

Question

SORU: Tefsir kitaplarında garânik olayından söz edilir. Rasûlullan (s.a), “Siz de gördünüz değil mi o Lât ve Uzzay’yı ve üçüncü olarak da öteki (put) Menât’ı?” âyetini okuduğu zaman, güya şeytan Hz. Peygamber’in dilinden şu sözleri de söyletmiş: “Onlar ulu akkuğulardır (garâniktir). Herhalde şefaatleri umulur.” Hz. Peygamber bu sûreyi bitirince secdeye kapanmış, onunla birlikte müşrikler de secdeye kapanmışlar. Sonra Cebrail gelmiş ve Hz. Peygamber’e (s.a): “Ben sana bu iki cümleyi getirmedim” demiş, bunun üzerine Rasûlullah: “Yazık! Demek ben Allah’a iftirada bulunmuşum” demiştir…

Bu olay hakkında görüşünüz nedir?

CEVAP: Uydurma olan bu Garanik kıssası tefsir kitaplarında okuyucuyu rahatsız edecek proplemli bir kıssadır. Çünkü bu kıssa tefsir kitaplarında anlatılırken tenkidi ve çürütülmesi için yeterli özen gösterilmemiştir. Bu kitapların bizzat kendi rivayetlerine göre kıssanın ayrıntılarını dikkatli bir şekilde incelemiş olsak onu çürütecek ve reddedecek yeterli delili bulmamız mümkündür.

Bu kıssayı ilk defa nakleden, müfessirlerin piri İbn Cerir et-Tabe-ri bir tarihçi ve müfessirdir. Konumuna ve şöhretine rağmen, basiret sahibi ilim adamları onun kitabında geçen her şeyi kabul etmezler. Hz. Peygamber’in (s.a) dışında kim olursa olsun herkesin sözü alınabilir de reddedilebilir de. Sadece Hz. Peygamber’in sözü tartışmasız kabul edilir. Bunun yanında bu kıssayla ilgili îbn Cerir et-Taberi’nin sözlerinin başında kile kelimesi geçer. Bu kelimeyle rivayet edilen rivayetlerin zayıf ve güvenilmez olduğunu hepimiz biliriz. Adeta İbn Cerir daha başında bu kıssanın zayıf ve illetli bir rivayete dayandığını ifade etmiştir.

Sonra İbn Cerir’in âdetidir, Kur’an’ın bir âyetinin tefsiriyle ilgili muhtelif rivayetleri sıraladıktan sonra hemen arkasından genellikle şöyle der: “Bize göre kabul edilir olan şudur…” Halbuki bu kıssayı naklettikten sonra bu âdetini yerine getirmediğini, sadece bazı kelimeleri izah ederek rivayetleri ve haberleri sıralamakla yetindiğini görürüz.

Keza Hz. Peygamber’in dilinden “ve menâte’s-sâlisete’1-uhra” âyetine ilave edildiği iddia edilen ibarelerin rivayetlerinde de farklılıklar vardır. Ben pek çok tefsir kitabını tarayarak bu ibarenin geçtiği rivayetleri topladım ve aşağıdaki şekilde ondan fazla birbirinden farklı ibareye rastladım:

1. Tilke’1-garâniku’l-ula ve inne şefaatehunne turteca

2. Tilke’1-garâniku’l-ula ve inne şefaatehunne leturcâ

3. Tilke’1-garâniku’l-ula ve şefaatehunne turca, mislehunne lâ yunsa

4. İnne’l-âlihetelleti tud’â, inne şefaatuhunne le turtecâ ve innehâ lilğarâniki’1-ulâ

5. Ve hiye’1-garânikatu’l-ulâ ve şefaatuhunne turteca

6. Tilke’1-garâniku’l-ula ve inne şefaatehunne le turtecâ

7. Ve inneha le mea’1-garaniku’l-ulâ

8. İnne tilke’1-garanike’l-ulâ, minhe’ş-şefâate turtecâ

9. İnne şefaatehunne turtecâ

10. Tilke’1-garanikatu’l-ulâ

11. Ve innehunne lehunne’1-garanika’l-ulâ ve inne şefâateklıunne lehiyelleti turtecâ.

Hz. Peygamber’in (s.a) lisanından döküldüğü iddia edilen bu ibarelerin rivayetinde görüldüğü gibi çok büyük farklılıklar bulunmaktadır. Faraza bunları Hz. Peygamber (s.a) söylemiş olsaydı gerçekten çok şöhret bulurdu, herkes tarafından duyulurdu, kısa olduğu için de bu kadar farklı rivayetler ortaya çıkmazdı. Bu da beyaz atın alnındaki siyah bir nokta gibi aşikardır.

Keza bu uydurma Garânik kıssasında müşriklerin ve müslümanla-rın o esnada Mescid-i Haram’da Rasûlullah’ın (s.a) yanında oldukları söylenmektedir. Hz. Peygamber Necm sûresini okuduğu ve iddia ettikleri gibi bu ibareyi ilave ettiği zaman mescidde bulunan müşrikler ve müsl imanlar secdeye kapanmışlardı. Burada İbn Cerir’in zikrettiği bazı rivayetlerde şöyle de denilir:

Müslümanlar, peygamberlerinin secdeye varmasıyle birlikte, onun getirdiği âyetleri tasdik etmek ve onun emrine uymak için secdeye kapandılar. Mescidde bulunan Kureyşli ve diğer müşrikler ise kendi putlarının isimleri zikredildiği için secdeye kapandılar. Mescitte bulunan mümin ve kâfir kim varsa hepsi secde ettiler. Sadece Velid ibn el-Muğire secde etmedi. O da çok yaşlı olduğu için secdeye kapanamadı, fakat yerden biraz toprak avuçlaya-rak onun üzerine secde yaptı. Sonra insanlar mescitten dağıldılar. Kureyş de dışarı çıktı ve duydukları şeyden dolayı çok sevindiler.

Aralarında bu kadar düşmanlık ve husûmet olduğu halde nasıl oldu da müslümanlarla müşrikler mescitte kolayca biraraya gelebildi-ler?… Bu sûrede ve diğer sûrelerde putlara ve putlara ibadet edenlere bu kadar hücum varken müşrikler nasıl oldu da bu uyduruk secdeye kapandılar?

Burada secdeye kapandığı, hatta yerden avuçlayıp alnına götürdüğü toprağa secde ettiği söylenen şahsın kimliği konusunda bir karışıklık var. Bir başka rivayette bu şahsın Said ibn el-Âs olduğu söylenir. Ne gariptir ki bu rivayette Said ibn el-As’ın o esnada şöyle dediği ifade edilir: “İşte şimdi İbn Ebi Kebşe ilahlarımızı hayırla andı.” Müşrikler Hz. Peygamber’i (s.a) kötülemek için ona İbn Ebi Kebşe derlerdi. Said ibn el-As bu ifadeyi Rasûlullah’ın kendilerine yaklaştığını ve rıza gösterdiklerini iddia ettikleri bir ortamda nasıl kullanır? Böyle bir ortamda -şayet iddia ettikleri doğru ise- müşriklerin Hz. Peygamber’e karşı kötüleyici ve iğneleyici sözler değil, övücü ve takdir edici sözler söylemeleri daha uygun olmaz mı?

Bu kıssanın uydurma ve asılsız bir kıssa olduğunun delillerinden birisi de, ilave yapıldığını iddia ettikleri Necm sûresinin Mekke’de ve kıssanın vukûnu onayladığı iddia edilen Hac sûresinin de Medine’de Nûr sûresinden sonra nazil olmuş olmasıdır. O halde Necm sûresinde olduğu iddia edilen ilave ile Hac sûresinde yapıldığı söylenilen düzeltme arasında çok uzun bir süre vardır. Allah Teâlâ, Rasûlünün kendisine müracat etmeden veya bu yanlışı düzeltmeden uzunca bir süre bu garip ve tuhaf durumda kalmasına nasıl razı olur? Halbuki bu uydurma kıssa ile ilgili rivayette anlatıldığına göre olayın meydana geldiği günün akşamı Cebrail (a.s) gelmiş ve bu sûreyi tekrar okumasını Pey-gamber’den istemiş, güya Hz. Peygamber (s.a) “Tilke’1-ğaraniku’l-ulâ” cümlesine gelince Cebrail itiraz edip “bunu sana ben böyle okutmadım” deyince, Hz. Peygamber (s.a) üzülmüş ve: “Ben Allah’ın söylemediği şeyleri söylemişim” diye hayıflanmaya başlamıştır. Bunun akabinde Allah Teâlâ Peygamberini teselli etmek üzere şu âyet-İ kerimeyi indirmiştir:

Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz hiç bir peygamber yoktur ki, bir şeyi arzuladığı zaman, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmamış olsun. Allah şeytanın karıştırdığını giderir, sonra Allah kendi âyetlerini tahkim eder. Allah bilendir, hakimdir. (Hac/52)

Hangi aklı başında kişi Allah’ın iki sûre arasındaki bu uzun süre boyunca mümin kullarını şüphe ve tedirginlik içerisinde bırakacağını kabul edebilir?

Kıssa üzerindeki şüphe gölgelerini artıran gözlemlerden birisi de şöyledir: İbn Cerir et-Taberi Hac süresindeki “Senden önce gönderdiğimiz hiç bir peygamber yoktur ki…” diye başlayan âyetin tefsirini yaparken Garânik kıssası ile ilgili rivayetleri arka arkaya sıralamış, fakat Necm süresindeki: “Gördünüz değil mi o Lât ve Uzza’yı ve üçüncü olarak da Öteki (put) Menat’ı” âyetlerinin tefsirini yaparken az veya çok bu kıssaya hiç temas etmemiş, herhangi bir işarette bulunmamış ve Hac sûresinde zikrettiği bu rivayetlere hiç atıf yapmamıştır. Bu da bizi kıssanın doğruluğunda şüpheye düşüren hususlardan birisidir. Bun,dan hareketle biz İbn Cerir et-Taberi’nin kendisinin dahi bu kıssaya fazla güvenmediğini tahmin ediyoruz. Belki de bu rivayetleri müfessir konumundan ziyade tarihçi konumuyla zikretmiştir.

Bu kıssanın uydurma ve asılsız bir iddiadan ibaret olduğunun delillerinden birisi de şudur: Bu kıssayı rivayet edenlerin anlattıklarına göre Rasûlullah (s.a) Necm sûresini “ve menât’es-sâlisete’1-uhra” âyitine kadar okumuş ve burada -onların iddialarına göre- “Tilke’1-garâ-niku’l-ulâ”yı ilave etmiş, sonra da sûreyi sonuna kadar okumuştur. Sûreyi bitirdikten sonra secdeye kapanmış, onunla birlikte müslümanlar ve müşrikler de secdeye kapanmışlardır. Bu kıssanın doğru olduğunu kabul edecek olursak müşriklerin kendi putlarının isminin geçtiği âyetlerin hemen akabinde secdeye kapanmaları normal olurdu. Çünkü onları ilgilendiren ve hoşlarına giden âyetler bu âyetlerdi. Sûrenin bundan sonraki ayetlerinde kendileri ve putları hakkındaki ağır sözleri du-yuncaya kadar beklemezlerdi. Zira sûrenin daha sonraki bölümlerinde müşriklerin hoşuna gitmeyecek şu âyetler vardır:

Size erkek O’na dişi öyle mi? Öyleyse bu çok insafsızca bir taksim! Bunlar (putlar) sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiç bir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine rableri tarafından yol gösterici gelmiştir. (Necm/21-23)

Ahirette inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar. Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından hiç bir şey ifade etmez. (Necm/27-28)

Gerçi bir başka açıdan bakınca Hz. Peygamber’in (s.a) ve mü’min-lerin secdeye kapanmak için Necm sûresinin sonunu beklemelerinin sebebini anlayabiliriz; bu sebeb sûrenin sonundaki secde âyetidir. Eğer burada Necm sûresini işitince secdeye kapanan müşriklerin de bulunduğunu ifade eden ve Garanik kıssası rivayetinin dışında başka rivayetler varsa bile bu belki de -bazı imamların da dediği gibi- sûrenin belâğatinden (edebi üstünlüğünden), vurgusunun şiddetinden ve etkileyici üslûbundan dolayı meydana gelmiştir. Nitekim Kur’an’ı işittiğinde secdeye kapanan müşrik bir bedeviye: “Niye secde ettin? Yoksa iman mı ettin?” diye sorulunca: “Hayır, belâğatinden etkilendim de onun için secdeye kapandım” diye cevap vermiştir. Sahih olarak rivayet edilmiştir ki Rasûlullah (s.a) Necm sûresini okumuş ve onunla birlikte mü s lü m an lar, müşrikler ve cinler secde etmişlerdir. Kadı Iyaz da

 

About Dini Soru Cevap

Her soru cevap verilmeye değerdir, yeter ki aynı konu bize sorulmuş olmasın ve kurallara uygun sorulsun. Lütfen soru yollamadan önce aynı konu var mı diye \\\\"ARAMA\" yapınız. Konu altına yazılan sorulara öncelik tanıyoruz.. Bilginize

Follow Me

Answer ( 1 )

  1. Muhammed Samir
    0
    2025-02-19T18:05:29+03:00

    Garânik Olayı, İslam tarihindeki önemli bir olaydır ve özellikle erken dönemde yaşanan bazı tartışmalara ve anlaşmazlıklara işaret eder. Olay, İslam peygamberi Muhammed’in (sav) vahiy aldığı sırada, bazı yanlış anlamaların ortaya çıkmasına ve bir rivayete göre, şairlerin söyledikleri sözlerin vahiy olarak kabul edilmesine dayanır. Bu olayın detayları, İslam’ın ilk yıllarında yaşanan bir dizi olayı ve buna bağlı tartışmaları da etkilemiştir.

    Olayın Temeli: Garânik Olayı, Kur’an’da geçen bazı ayetlerle ilgilidir. Rivayete göre, Muhammed (sav) bir kez Mekke’deki müşriklere hitaben bir ayet okudu. Bu ayette, bazı putların şefaatçi olabileceğine dair bir ifade yer alıyordu. Ancak hemen ardından bu ayetlerin yanlış olduğu ve gerçekte Allah tarafından vahyedilen ayetlerle çeliştiği anlaşılmıştır. Bunun üzerine, Muhammed (sav) bu ayetleri iptal etti.

    Tartışmalar ve Sonuç: Olay, İslam’ın ilk yıllarında bazı teolojik tartışmaların baş göstermesine neden olmuştur. Bazılarına göre bu, İslam’ın başlangıcındaki zorluklardan ve çevredeki farklı kültürel etkilerden kaynaklanmış olabilir. Bu olayın ardından Garânik adını taşıyan bazı kavramlar ve tartışmalar ortaya çıkmıştır.

    Bu olayın detayları üzerine çeşitli görüşler bulunmaktadır ve farklı İslam mezhepleri veya tarihçiler bu olayı farklı şekillerde yorumlamıştır.

    Eğer bu konu hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz, detaylı açıklamalar veya farklı bakış açıları sunabilirim.

Leave an answer