Paylaş
Ebu zer el-gıfari kimdir kısaca hayatı
Question
Ebu Zer el-Gıfari

Hz.Ebu zer el-gıfari kimdir kısaca hayatı
Bu kıymetli sahabinin ismi Ebu Zer Cündüb ibn Cinade ibn Süf-yan el-Gıfari el-Hicazi’dir. Beni Gıfar kabilesindendir. Hz. Peygamber
(s.a) bu kabile hakkında şöyle demiştir: “Gıfara Allah mağfiret etsin.” Annesi Ramle bintu Rafika’dır.
Ebu Zer, müslümanlığı ilk kabul eden beş kişinin beşincisidir. Sahabenin büyüklerindendir. Doğruluk ve dürüstlüğü darb-ı mesel olmuştur. Hatta Rasûlullah (s.a) onun hakkında şöyle demiştir:
Yeryüzünde Ebû Zer’den daha doğru sözlü kimse yoktur.
Ebu Zer’in bizzat kendisi şöyle demektedir: “Hakkımda sıddîk (doğru, çok dürüst) hükmü verilinceye kadar iyiliği emredecek, kötülüğe mani olacağım.”
Ebu Zer, gerçeği ve doğruyu çekinmeden, açıkça söylerdi. Dünyaya önem vermez, aza kanaat ederdi. Ona göre bir insanın ihtiyacından fazla bir şey biriktirmesi haramdı. Dünyalık şeyleri kendisine sunduklarında onu kabul etmez, yüz çevirir ve şöyle derdi: “Benim sizin dünyanıza ihtiyacım yoktur.” Rasûlullah’ı (s.a) İslâm’ın selamıyla ilk defa o selamlamıştı. O şöyle anlatmıştır: Ben daha Rasûlullah’la (s.a) karşılaşmadan üç sene önce kardeşimle birlikte namaz kıldım. Ona denildi ki: “Kim için?” Dedi ki: “Allah için.” Denildi ki: “Nereye yöneldiniz?” Dedi ki: “Allah bizi ne tarafa yöneltmişse oraya yöneldik.”
İslâm’a ilk girenlerden olma şerefini Allah Teâlâ kendisine bahşettiği zaman Rasûlullah’a geldi ve dedi ki: “Ya Rasûlullah! Bu din üzere sana tabi olanlar kimlerdir.1′ Rasûlullah (s.a) şöyle cevap verdi: “Hür ve kölelerdir.” Ebu Zer otuz gün Mekke’de kaldı, sonra müslüman oldu. Müslümanlığı kabul ettiği zaman, Mekke’de müşrikler arasında, müslümanlığım açıkça ilan etmedikçe yurduna dönmeyeceğine dair yemin etti. Kabe’nin yanına gitti ve yüksek sesle şöyle bağırmaya başladı: “Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdu-hu ve rasûlüh.” Müşrikler bunu duyunca kendisine doğru geldiler ve bayıhncaya kadar dövdüler. Hz. Peygamber ona kavmine dönmesini emrettiği zaman şöyle dedi: “Sen kavmine git ve onlara benim adıma tebliğde bulun. Belki senin vasıtanla Allah onları faydalandırır da karşılığında ecir alırsın!” Hz. Peygamber (s.a) Medine’ye hicret ettiği zaman Ebu Zer de oraya hicret etti ve Rasûlullah (s.a) rabbine kavuşuncaya kadar onun sohbetinde bulundu.
Ebu Zer, Hz. Peygamber’den 281 hadis rivayet etmiştir. Ondan da Abdullah ibn Abbas, Enes ibn Mâlik, Abdurrahman ibn Ganem, Zeyd ibn Vehb, el-Ma’rûr ibn Suveyd, el-Ahnef ibn Kays, Kays ibn Ibad, Ye-zid ibn Şerik et-Temimi ve bunların dışında bir grup insan rivayette bulunmuştur.
Ebu Zer’in sözlerinden birisi şöyledir:
Dostum bana yedi şey tavsiye etmiştir: Yoksulları sevmemi ve onlara yaklaşmamı emretti. Kendimden aşağısına bakmamı, kendimden yukarısına bakmamamı emretti. Hiç kimseye bir şey sormamamı emretti. Benden yüz çevirseler bile akrabayla ilişki içerisinde olmamı emretti. Acı da olsa gerçeği söylememi emretti. Allah yolunda hiç bir ayıplayıcının ayıplamasından korkmamamı emretti. Ve “La havle vela kuvvete ila billah” kelimelerini çok tekrar etmemi emretti. Çünkü bu kelimeler arşın altındaki bir hazinedir.
Hz. Peygamber’in vefatından sonra Ebu Zer Şam’ın badiyesine hicret etti. Hz. Ebubekir ve Ömer vefat edinceye kadar orada kaldı. Osman başka geçince Dimeşk’e yerleşti ve orada fakirlerin desteklenmesi ve mal biriktirenlere karşı çıkılması için propaganda yapmaya başladı. Bu konuda şu âyet-i kerimeyi delil olarak getiriyordu:
Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayamanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele! Bu (paralar) cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, yanlan ve sırtları dağlanacağı gün onlara denilir ki: “İşte kendiniz için biriktirdiğiniz azabı tadın!” (Tevbe/34-35)
O esnada Muaviye ibn Ebu Süfyan Şam valisidir. Ebu Zer’i halife Hz. Osman’a şikayet eder. Hz. Osman, Ebu Zer’i Medine’ye çağırır. Fakat Ebu Zer, zenginlerin fazla mallarını fakirlere vermeleri gerektiğini söylemeye devam eder. Bunun üzerine Hz. Osman onu Medine’nin yakınındaki Rebeze köyünde ikamete mecbur eder.
Ebu Zer, Rebeze’ye giderken Hz. Ali vedalaşmak üzere yanma gelir ve ona şöyle der:
Ey Ebu Zer! Şüphesiz sen Allah için öfkelendin, o halde ümidini de Allah’a bağla. İnsanlar dünyalıklarını kaybedecekleri endişesiyle senden korktular. Sen ise onların yüzünden dininin zarar göreceğinden korktun. Kaybedeceğiz diye korktukları şeyi bırak, onların olsun, sen korktuğun şeyi/dinini koru. Senin engellendiğin şeye onlar ne kadar da muhtaçtırlar. Onların vermediği şeye ise senin hiç ihtiyacın yoktur. Kimin kazançlı olduğunu ve kimin daha çok hasetçi olduğunu yakında bileceksin. Gökler ve yer bir kulun üzerine kapansa, sonra o kul Allah’tan hakkıyla korksa Allah o kul için bir çıkış yolu gösterir. Hak ve hakikatten başka hiçbir şey seni memnun etmesin, batıldan başka hiçbir şey seni rahatsız etmesin. Eğer onların dünyalarına razı olursan seni severler. Eğer sen de bir miktar dünyalık sahibi olursan sana güvenirler.
Ebu Zer, az veya çok hiç mal biriktirmemişti. Öldüğü zaman sarılacağa bir kefeni bile yoktu. Hicri 32 yılında Rebeze’de vefat etti. Cenaze namazını ibn Mes’ud kaldırdı. Namazı mütakip ağladı ve sanki Ebu Zerr’e hitab eder gibi şöyle dedi: “Allah ve Rasûlü çok doğru söylemiş; sen yalnız yürüdün, yalnız Öldün ve tek başına da dirileceksin.”
Allah, hepsinden razı olsun.
Benzer Konular:
Answer ( 1 )
Ebu Zer (ra)’unun asıl ismi; Ebu Zer Cündüb ibn Cinade ibn Süf-yan el-Gıfari el-Hicazi’dir. Beni Gıfar kabilesindendir. Ebu Zer (ra) Rasulullah (sav)’e iman edip, Müslüman olan ilk beş kişiden birisidir. Ebu Zer, gerçeği ve doğruyu çekinmeden, açıkça söylerdi. Dünyaya önem vermez, aza kanaat ederdi. Ona göre bir insanın ihtiyacından fazla bir şey biriktirmesi haramdı. Dünyalık şeyleri kendisine sunduklarında onu kabul etmez, yüz çevirir ve şöyle derdi: “Benim sizin dünyanıza ihtiyacım yoktur.” Rasûlullah’ı (s.a) İslâm’ın selamıyla ilk defa o selamlamıştı. Ebu Zer, az veya çok hiç mal biriktirmemişti. Öldüğü zaman sarılacağa bir kefeni bile yoktu. Hicri 32 yılında Rebeze’de vefat ettiği rivayet olunmaktadır.