Dalalet ne demektir, çeşitleri nelerdir?

Question

Dini Kavram olarak “Delâlet”

Delalet nedir islamda delalet kelimesi

İslamda Delalet Nedir?

Dalalet nedir kısaca sözlük anlamı: “Delâlet” sözlükte, yol gösterme, rehber­lik ve kılavuzluk etme anlamına gelir. Man­tık, dilbilim ve fıkıh usulü gibi değişik ilim­lerde kullanılan ortak bir kavram olan “de­lâlet” in terim anlamı için, “bir şeyin hal ve keyfiyetinin bilinmesiyle başka bir şeyin de bilinmesinin gerekliliği” şeklinde genel bir tanımlama yapılabilir.
Fıkıh usulü ilminin asıl amacı nassların sağlıklı bir biçimde anlaşılmasını sağlaya­cak kural ve yöntemleri belirlemek olduğu için, bu ilim dalının yazarları eserlerinde nassların yorumu ile ilgili konulara geniş yer ayırmışlardır. Özellikle, Kur’ân ve Sün-net’in yazılı birer kaynak olması ve Arap dilinin inceliklerinin bu konudaki önemi, fıkıh usulü bilginlerini daha çok lâfzî yorum kurallarına ağırlık vermeye yöneltmiştir.
Bu çerçevedeki incelemelere göre, lâfız değişik açılardan ayırımlara tabi tutulabil­mektedir. İşte bu cümleden olmak üzere, lâfzın manaya delâlet şekli ve keyfiyeti bakımından incelenmesi “delâlet yolları” konusunu gündeme getirmektedir. Fakat delâlet yollarının ayırıma tabi tutul­ması ve isimlendirilmesi açısından Hanefî usulcülerin öncülüğünü yaptığı “fukahâ metodu”na göre yazılmış eserler ile Şafiî usulcüierin öncülüğünü yaptığı “mütekellimûn (kelâmcılar) metodu”na göre kaleme alınmış eserler arasında farklı­lıklar bulunduğu gibi, aynı mezhebin yazar­ları arasında da görüş ayrılıkları ile karşılaşı-labilmektedir. Bunlar özet olarak şöylece tanıtılabilir.

A- Fukaha Metodu
Bu metoda göre yazılan eserlerde lâfzın delâleti kuvvetliden zayıfa doğru dört de­rece halinde incelenir:

1- İbarenin delâleti (delâletü’l-ıbâra):
Bu, lâfzın, nassın gelişindeki aslî maksat olan veya ona tabi olarak kasdedilen hük­me delâlet etmesidir. Meselâ, “Oysa Allah alış-verişi helâl, ribâyı (faizi) haram kılmış­tır” mealindeki âyet (el-Bakara 2/275), ibare­siyle iki hükme delâlet etmektedir:

a- Alım-satımın helâl, ribanın ise haram olduğu,
b- Alım-satım İle ribânın aynı şeyler olmadığı. Âyet her iki hükmü ifade etmek İçin gelmiş olmakla birlikte, bunlardan birinci derece­de kasdedilen ikinci hükümdür. Çünkü âyet “Alış-veriş de riba gibidir” diyenlere reddi­yede bulunmak üzere inmiştir. Birinci hü­küm de, esasen bildirilmek istenen hük­mün ifade edilebilmesi İçin ona tabi olarak kasdedilmiştir.

2- İşaretin delâleti (“delâletü’l-işâre”): Bu, lâfzın, nassın gelişindeki maksadın dışında olmakla beraber asıl kasdedilen mananın gerekli kıldığı hükme delâlet etmesidir. Delâletü’l-ibârada, sözün lâfzın­dan anlaşılan hüküm söz konusu olduğu halde; delâletü’l-işâre, bu hükümden hare­ketle dolaylı olarak anlaşılan hüküme delâ­leti ifade etmektedir. Şu var ki, bu hükme delâletin kabul edilip edilmemesi, lâfızdan anlaşılan mananın (delâletü’l-ıbâranın) geçerliliğini etkilemez. Zira ibarenin delâ­leti, o dili bilen herkes tarafından anlaşıla-bildiği halde, işaretin delâletini ancak o dilin inceliklerini bilenler kavrayabilir. Öte yandan, dolaylı olarak anlaşılabilecek olan bu mananın belirlenmesi de bakış açısının, fikri derinliğin, hatta içinde bulunulan or­tamın örf-adet ve kültürünün önemli rolü vardır. Öte yandan, nasslardan delâletü’l-işare yoluyla farklı hükümler çıkarılabilme-sinde, diğer nasslarla kurulan bağ ve özel­likle konuya ilişkin değişik hadislerin bu­lunması da etkili olmaktadır.
İşaretin delâleti bu yolla çıkarılan mana­nın kolayca anlaşılabilmesi yahut derinle­mesine düşünmeyi gerektirmesi açısından “açık” ve “kapalı” türlerine ayrılmıştır. Me­selâ, “Annelerin dinen ve Örfen makul ölçü­ler içinde yiyeceğini ve giyeceğini sağla­mak çocuğun babasına aittir” mealindeki âyetin (el-Bakara 2/233), nafaka yükümlülüğü­ne ilişkin hükme delâleti delâletü’l-ıbâra kapsamında ise de babanın çocuğunun malından harcayabileceği hükmüne delâle­ti dolaylıdır (delâletü’l-işâre yoluyla anla­şılmaktadır).

3- Nassın delâleti (delâletü’n-nass): Bu, sözün, nassın ibaresiyle delâlet ettiği hükmün ibarede belirtilen durumla aynı illeti taşıyan durumlar için de geçerli oldu­ğunu göstermesidir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu sonucun kıyas işlemi ile değil lâfzın delâleti ile (sırf dil unsuruna dayanılarak) belirlenmiş olmasıdır. Meselâ, “Ana-babadan biri veya her ikisi senin ya­nında yaşlılık çağına ulaşırlarsa, onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara güzel söz söyle” mealindeki âyet {el-isrâ 17/23), ibaresiyle çocuğun ana-babasına “öf!” demesinin haram kılındığını göster­mektedir. Dile hakimiyeti olan herkes böy­le bir ibareyi duyduğunda, bu hükümdeki İlletin (gerekçenin) yasaklanan sözün ana-babayı üzmesi ve onlara ezâ vermesi oldu­ğunu hemen anlar; ayrıca bir kıyas işlemi yapmaya ihtiyaç olmaksızın, dövme, azar­lama, çirkin sözler söyleme vb. davranışla­rın da haram kılındığı sonucuna ulaşır. Bu yolla ulaşılan hüküm nassın lafzından değil, gayesinden çıkarıldığı için, bu tür delâlet bazı usulcülerce Melâletü’d-delâle”, “fahvâ’l-hıtab” veya “mefhûmu’l-muvâfaka” şeklinde isimlendirilmiştir.

4- İktizânın delâleti (delâletü’l-iktizâ):
Bu, sözün, ibarede yer almayan -ve İfa­denin doğru anlaşılabilmesi için takdiri zorunlu olan- bir manaya delâlet etmesi­dir. Meselâ, “Ümmetimden hata, unutma ve zorlandıkları İşler kaldırılmıştır” anla­mındaki hadis (İbn Mâce, Talâk, 16), sadece ibarede yer alan unsurlarla yetinilecek olursa, bu ifadenin doğru anlaşılması mümkün olmaz. Zira, müslümanlarm hiç hata işlemeyecekleri, unutmayacakları gibi bir anfam çıkar ki bu vakıaya uymaz. Hz. Peygamberden ise hakikate ters düşen bir söz sadır olması beklenemez. O halde burada ibarede yer almayan “günah” vb. bir mânanın takdir edilmesi gerekir. Böyle­ce, hadiste, hata, unutma ve zor altında işlenen fiillerin “günahına” (dini sorumluluğunun) kaldırılmış olduğu anlaşılır. İşte bu mânaya delalet, delâletü’l-iktâzâ adını almaktadır.

B- Mütekellimûn Metodu
Bu metoda göre yazılan eserlerde -gelişim seyri içinde bazı farklı isimlendir­meler görülmekle birlikte- lâfzın delâleti “delâletü’l-mantûk” ve ” delâletü’l-mefhûm” şeklinde iki ana kışıma, bunlar da kendi içinde nevilere ayrılmaktadır.

1- Mantûkun delâleti (delâletü’l-mantûk): Bu, lafzın sözde zikri geçen (mantûk bih) bir şeyin hükmüne delâlet etmesidir. Bu tür delâlet, kendi içindeki ayırımları bir yana, geneli itibariyle, fukahâ metodundaki (Ha-nefîler’deki) ibarenin delâletine, işaretin delâletine ve iktizanın delâletine tekabül eder.

2- Mefhumun delâleti (delâletü’l-mefhûm):
Bu, lâfzın, sözde zikri geçmeyen (meskût anh) bir şeyin hükmüne delâlet etmesidir. Çoğunluğa göre, mefhum “mefhûmu’l-muvâfaka” ve “mefhûmu’l-muhâlefe” nevi­lerine ayrılır.

a- Mefhûmu’l-muvâfaka, lafzın, ayrı bir kıyas işlemine gerek olmaksızın (sırf dil unsuruna dayanılarak) anlaşılan illet birliği sebebiyle sözde geçen durumun hükmü­nün sözde geçmeyen durum için de geçerli olduğuna delâlet etmesidir. Sözde zikri geçmeyen hüküm sözde zikri geçen hükme uygun olduğu için bu delâlete mefhûmu’l-muvâfaka adı verilmiştir. Bu, “fahvâ’l-hıtâb”, “lahnu’l-hıtâb” ve “kıyâs-ı celî” diye de anılır. Bu tür delâlet, fukahâ (Hanefî) metodundaki “delâletü’n-nass”a tekabül eder.
b- Mefhûmu’l-muhâtefe, sözün, -buradaki hükümde dikkate alınan bazı kayıtları taşımaması sebebiyle- sözde anılmayan durum hakkında geçerli olma­dığına delâlet etmesidir. Sözde zikri geç­meyen hüküm sözde zikri geçen hükme aykırı olduğu için bu delâlete “mefhumû’l-muhâlefe” denmiştir. Buna “delâletü’l-hıtâb” da denir. Türkçede bu tür delâletten mefhum-ı muhalif (karşıt kavramdan an­lam çıkarma) diye söz edilir. Sözün hük­münde dikkate alınan kayıtlar bakımından mefhumu’l-muhâlefenin (mefhûmu’s-sıfa, mefhûmu’ş-şart gibi) birçok çeşidi vardır. Meselâ “Sâime olan {yılın çoğunu kamuya ait otlaklarda beslenerek geçiren) davar­dan zekât gerekir” anlamındaki hadiste (Nesâî, Fey’ 2; Müsned, V, 76) zekât hükmü İÇİn koyunların “sâime” niteliği taşıması öngö­rülmüş olduğu göz önüne alınarak, bu niteliği taşımayan besi koyunlarından ze­kât gerekmeyeceği sonucuna varılması, bir mefhûmu’l-muhâlefe istidlali olur.

İnsanların sözlerini ve yazdıklarını yo­rumlarken mefhûmu’l-muhâlefe istidlaline başvurulması genellikle kabul gören bir metod olmakla beraber, Kur’ân ve Sünnet nasslarının anlaşılmasında bu yola başvuru­lup başvurulamayacağı konusu tartışmalı­dır. Başta Şâfiîler olmak üzere usulcülerin çoğunluğuna göre bu konuda da mefkûmu’l-muhâlefe bir hüccet sayılır ve bunun gereğine göre amel etmek gerekir. Hanefîler’e göre ise, nassların yorumunda mefhûmu’l-muhâlefe sağlıklı bir yol değil­dir. Zira bu metod, “Sözdeki kayıttan mak­sat, hükmün onun bulunduğu durumlarla sınırlı tutulmasını ve onun bulunmadığı durumlarda yok sayılmasını istemektir”
tezine dayanır. Oysa insanın Şâri’in bütün maksatlarını kuşatması mümkün değildir.
Kavramlar Ansiklopedisi

Answers ( 2 )

    0
    2020-11-18T12:02:28+03:00

    Dalalet; sapıklık manasına gelir. İnsanın doğru yolu kaybetmesi anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim’de dalalete uğrayan kişinin bizzat kendi eylemleri ile saptıpından söz edilir. Her ne kadar saptıran Allah (cc)’tur diyorsak da, insan kendisi iradesi ile hareket ettiği için yaptığı eylemden sorumludur. Şunu da unutmayalım ki, insan hayatında bir çok saptırıcı vesileler vardır. Mesela Kur’an-ı Kerim’de şeytanın saptırıcılığından söz eder. Şeytan kötülük odağı olarak anlatılır. Fakat insan, iradesini, şeytana sapmadığı sürece şeytanın insanları saptırması mümkün değildir.

     

  1. 1. Dalâletin Tanımı

    Anlamı: Hakikati ve doğruyu terk edip sapkınlığa yönelmek.

    Karşıtı: Hidayet yani doğru yola yönelme ve Allah’ın rızasına uygun yaşama.

    2. Dalâletin Çeşitleri

    Akıl Dalâleti:

    Yanlış düşünce ve inançlara kapılmak.

    Örnek: Allah’a inanmayı reddetmek veya yanlış inanışlara sahip olmak.

    Amel Dalâleti:

    İbadet ve davranışlarda doğru yoldan sapmak.

    Örnek: Namazı terk etmek, haram işlere yönelmek.

    Kalp Dalâleti:

    Kalpte kötülük, kibir, nifak veya imansızlık gibi bozulmalar.

    Örnek: Kötü niyetli olmak, Allah’a güvenmemek.

    Toplumsal Dalâlet:

    Toplum içinde haksızlık yapmak, fitne ve zulme yol açmak.

    3. Özet

    Dalâlet, hem bireysel hem de toplumsal açıdan doğru yoldan sapmayı ifade eder ve çeşitleri: akıl, amel, kalp ve toplumsal dalâlet şeklinde sınıflandırılır.

Cevapla