Tevhid

Question

Tevhid

TEVHİD HAKKINDA GENİŞ BİLGİ

İslâm öncesi Arap tarihine âşina olanlar yakinen bilirler ki, o dönem Araplarında, Kur’ân’da da açıkça belirtildiği gibi “yüce yaratıcı” olarak Allah’a inanılmakla birlikte, esasen çoktanrılı bir yapı mevcuttu. Bu yapı da asıl önemli olan husus, Allah dışındaki ilahlara imanın, Allah’a imanı gölgede bırakarak, kutsallık alanını işgal etmiş olmasıdır. Bu şekilde kutsallığın bölünmesi ve yaygınlaşması nedeniyle, din alanında istismar ve yozlaşmanın artması kaçınılmazdı, nitekim de öyle oldu. Hicaz bölgesinde milattan önce iki binli yıllarda Hz. İbrahim tarafından temelleri atılan ‘Allah’ın dini’nin (Haniflik) yerini, Hz. Peygamber risalet görevine başladığı sırada Allah’tan ziyade putları, kabilesel gelenekleri ve bunlar üzerine inşa edilen mitolojileri kutsallaştıran ‘atalar dini’ almış bulunuyordu. Bir diğer deyişle, ‘din’ kavramının ilahi içeriğinin boşaldığı, buna karşılık iyisiyle kötüsüyle gelenek ve örflerin dinîleştiği, dolayısıyla da, ilahi olanın ya unutulduğu ya da özünden uzaklaştırıldığı karmaşık ve kaotik bir süreç yaşanmaktaydı. Bu öyle bir süreçti ki, M. Rodinson’un ifadesiyle “insanlar hangi tanrıya tapınacaklarını, hangisinden korkup hangisine sığınacakla rinı şaşırmışlardı.” Câhiliye toplumunun, Kur’ân’da, “vahiy ve hikmet- ten mahrum, dalalet içerisindeki ümmiler” olarak nitelenmesi, işte bu sebepledir.

Kur’ân’dan anladığımıza göre, bu sonucun ortaya çıkmasının temel sebebi, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, Allah’la insan arasındaki sağlıklı diyaloğun kopması, buna bağlı olarak da, Allah’ın ve pek tabii olarak O’nun insan hayatı için önerdiği temel ahlaki kurallar ve değerlerin unutulmuş olmasıdır:“ Bu durumda, söz konusu sonucu ortadan kaldırmanın yegâne yolu, yeniden insanoğlunun salahı için merkezî değer olan Allah’ı hatırla mak ve yalnızca O’na dönmektir. İşte bu nedenle tevhid, risaletin Mekke döneminde vurgulanan temel konularının başında yer almıştır. Daha son ra Medine döneminde de varlığını muhafaza eden tevhid vurgusu nede niyledir ki, tarihsel süreç içerisinde Islâm, doğru bir şekilde “tevhid dini” olarak tanınmıştır.

İslâmiyet’in tevhid dini olarak tanınması, doğduğu coğrafyada yaygın olan puta tapıcılığı ortadan kaldırmayı hedef almasının yanında, bütün insanlığa hitap etme özelliğiyle, insanlar arasında gerek o çağda bulunan gerekse sonraki dönemlerde ortaya çıkacak olan çok tanrıcı inançlara cephe almak, hatta diğer semavi din mensuplarının ulûhiyyet anlayışını tashih etmek gibi önemli görevleri üstlenmesine bağlı olmalıdır. Kur’ân-1 Kerim’in düşünce örgüsünde insana değer verme unsuru çok önemli bir yer tutar. Kişinin kendisi gibi yaratılmış bir nesneyi tanrı diye tanıması, ona insan üstü özellikler vererek tapınması insanlık değerleriyle bağdaş maz. Çok tanrıcı inancın tenkit edildiği birçok âyette tapınılan şeylerin değersizliğine sık sık dikkat çekilmekte ve özellikle onların yaratma gü cünden, hatta insana ait birçok fonksiyondan yoksun olduğu vurgulan maktadır.

Kur’an’ın başlangıç bölümünü teşkil eden Fatiha süresinin her namazda birkaç defa okunmak suretiyle günde yaklaşık kırk defa tekrar edilişinin hikmetlerinden biri, her halde tapınılacak, yardımı istenip sığınılacak varlığın sadece Allah olduğunu kişinin zihnine ve gönlüne yerleş tirmekten ibarettir. Kâinatı yaratıp geliştiren, koruyup yöneten, engin ve sınırsız rahmetle nitelenen (rabbü’l-alemîn, rahman ve rahim) Allah’tan başkasına kulluk anlamında eğilmek, kendini ona bağımlı hissetmek (ibadet ve istiâne), birçok yaratıktan üstün ve şerefli kılınan insanoğluna büyük bir haksızlıktır. Kur’ân-Kerim, Hz. Lokman’ın oğluna öğüt verirken Allah’a ortak koşmayı, yani şirki “büyük bir zulüm” olarak niteler.! Başka âyetlerde de şirkin zulüm olarak nitelendiği görülmektedir. Burada söz konusu edilen zulüm, her şeyden önce insanın kendi şahsiyetini, hürriyetini, şerefini ve dolayısıyla insanlık değerini kendi davranışlarıyla yok etmesi anlamına gelir.

Kur’ân’da İslâmî bütün değerlerin ana kaynağı olan tevhid sıklıkla hatırlatılmak suretiyle inanan kişi ve toplumun hakikatle uyumlu bir iliş ki kurması hedeflenmiştir. Zira tevhidin hakikatini idrak eden bir kimse, bu suretle kendisinde oluşan özgüven sayesinde Allah’dan başka hiç bir şeyden korkmaz. Onun tek yardımcısı Allah’tır, tek sığınağı da yine O’dur. Diğer bütün hayali cennetler ümitsizlik yerleridir. Zira o gayet iyi bilir ki, “Allah’tan başka dostlar edinenin durumu örümcek evine benzer. Halbuki evlerin en çürüğü örümcek evidir.”

İslâm geleneğinin haklı olarak “tüm Kur’ân’ın özü” diye tanıttığı kısa fakat çok önemli olan İhlas suresi Allah’ı “Samed” diye adlandırmıştır. “Samed”, sel felaketinden korunmak için bir sığınak oluşturan, içinde çatlak ve delikleri olmayan, kaldırılmaz ve tahrip edilmez bir kayaya benzetile bilir. Böyle bir kayadan başka bir yere üslenmek, yani bütün varlığın te meli olan Allah’tan başka bir şeye dayanmak, Kur’ân’ın sıklıkla kullandığı ifadeyle “kaybeden olmak” demektir. Çünkü bu bir örümcek ağında yaşa mayı seçmek gibidir. Insanın amelleri eğer böyle bir kaya üzerinde bina edilmemişse, kendisi amelini ne kadar yüksek görse de, yine de hiç bir ağırlığı yoktur. Bu ameller hayatın en son dayanağı ve bütün değerlerin kaynağından yoksundur. Bu yüzden onların amelleri “etrafa saçılmış toz zerreleri gibidir. Bütün düşünce ve amellere önem kazandıran ve onları anlamlı yapan, hayata bütünlük, birlik ve değer veren sadece Allah’tır. Ha kikatin herhangi bir şekilde parçalanması, sınırlandırılması ve doğrunun bölünmesi ise “şirk”tir.

Şirkin hakim olduğu bir toplum, hakikatin parçalanmasına paralel olarak değerlerin yozlaştığı, dolayısıyla da değerler anarşisinin yaşandığı bir toplumdur. Bu sebepledir ki, Hz. Peygamber son nefesini verdiği güne kadar, putperest toplumda tevhid inancını yerleştirmek suretiyle kesin ve kalıcı bir paradigma değişikliği gerçekleştirmek için olağanüstü bir gayret ortaya koymuştur. Sonuç itibariyle Hz. Peygamber’in “Bir Allah’ı müşrik Arapların inandığı “Tanrı” ve tanrılardan farklı olarak, sürekli hayatın içinde olan, insana şah damarından daha yakın, adalet, merhamet, ilim, kerem, izzet, kudret, af ve mağfiret, sabır, barış..gibi sıfatlarla muttasıf, ebedî ve ezeli varlıktır. Bu sıfatların her biri, insanoğlunun dünya hayatını tanziminde önünü aydınlatacak değerlerin ana kaynağıdır. İnsana düşen temel vazife, kurtuluşa erenlerden olabilmek için Bir olan bu Yüce Yaratı cı’ya inanmak ve O’nun ahlakıyla ahlaklanmaktır.
İslam medeniyeti tarihi

Tevhid ilmi nedir? Tevhid ilminin kapsadığı konular nelerdir

BENZER KONULAR:

About Dini Soru Cevap

Her soru cevap verilmeye değerdir, yeter ki aynı konu bize sorulmuş olmasın ve kurallara uygun sorulsun. Lütfen soru yollamadan önce aynı konu var mı diye \\\\"ARAMA\" yapınız. Konu altına yazılan sorulara öncelik tanıyoruz.. Bilginize

Follow Me

Answers ( 6 )

  1. “Tevhid” İslam’ın en temel ve en önemli inanç esaslarından biridir. Hem kelime anlamı hem de dini anlamı vardır. İşte detaylı açıklaması:

    Tevhid Nedir?

    Kelime anlamı: Birlemek, tek yapmak, birliği kabul etmek

    Dini anlamı: Allah’ın birliğine inanmak; O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak.

    Tevhid’in Temel Boyutları

    İslam âlimleri tevhidi genellikle üç ana başlıkta inceler:

    Tevhid-i Rububiyet (Allah’ın Rabliği):

    Allah’ın yaratıcı, yöneten ve idare eden tek güç olduğunu kabul etmektir.

    Hiçbir varlık Allah’ın kontrolü dışında değildir.

    Tevhid-i Uluhiyet (İbadetin Allah’a mahsus olması):

    Tüm ibadetlerin sadece Allah’a yapılması gerektiğini kabul etmek.

    Dua, namaz, oruç gibi ibadetlerde hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmamak.

    Tevhid-i Esma ve Sıfat (Allah’ın isim ve sıfatları):

    Allah’ın isim ve sıfatlarını eşsiz ve benzersiz kabul etmek.

    O’nun sıfatlarını yaratıklara benzetmemek.

    Tevhid’in Önemi

    İslam’ın özüdür: “La ilahe illallah” ifadesi, tevhidi ifade eder.

    Güven ve ibadet temeli: Tevhid inancı olmadan, İslam’da ibadetler geçerli sayılmaz.

    Şirkten korunma: Tevhid, Allah’a ortak koşmayı (şirk) reddetmeyi sağlar.

    Özet:

    Tevhid = Allah’ın birliği

    İman esaslarının temelidir

    Üç boyutta incelenir: Rablik, Uluhiyet, Esma ve Sıfat

    İstersen sana Tevhid ile Şirk arasındaki farkları ve günlük yaşamdaki örneklerini de gösterebilirim. Bunu yapayım mı?

Leave an answer