Paylaş
“Yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn. yagşân nâse hâzâ azâbun elîm” aşık etme duası mı
Question
Aşık etme duası

Yevme tetis semaun biduhain mubin yagsen nase haza azabun elim duası aşık etme için okunuyormuş. okumayı düşünüyorum ancak bu büyüye girer mi?
“Yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn. yagşân nâse hâzâ azâbun elîm” aşık etme duası değildir. Bu ayet, Kuran’ın 44. suresi olan Duhân suresinin 11. ayetidir. Bu ayette, kıyamet gününde gökten bir duman gönderileceği ve insanların bu dumandan etkileneceği anlatılmaktadır.
Bu ayetin aşık etme duası olarak kullanılması, İslami kaynaklarda yer almamaktadır. Bu duanın aşık etme için kullanıldığına dair herhangi bir rivayet veya sahih bir kaynak yoktur.
Aşk, insanın duygusal ve psikolojik bir durumudur. Bu nedenle, aşkı kontrol etmek veya yönlendirmek için duaların kullanılması, sağlıklı bir yaklaşım değildir. Aşk, kişinin kendi çabaları ve seçimleri ile gelişen bir duygudur.
Aşık olduğunuz bir kişi varsa, onunla olan ilişkinizi geliştirmek için çaba göstermeniz ve onunla iletişim kurmanız önemlidir. Bu çabalarınız sonucunda, karşınızdaki kişinin de size karşı duygular beslemeye başlaması mümkündür.
Ancak, karşınızdaki kişinin duygularını kontrol etmek veya onu size aşık etmek için duaların kullanılması, hem dini açıdan hem de psikolojik açıdan doğru bir yaklaşım değildir.
BENZER KONULAR:
Answers ( 4 )
Bahsettiğiniz ayettir ve Kur’an-ı Kerim’de Duhan Suresinde geçmektedir bu ayet. Aşık etmek gibi bir sebeple okunmaz. Böyle bir bilgi ne Rabbimiz tarafından verilmiştir ne de Rasulullah (sav)’in hadislerinde böyle bir bilgiye yer vardır. Okunduğu zaman büyüye falan da girmez Ayetin meali şu şekildedir:
Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu, elem verici bir azaptır. (Duhan Suresi/10-11)
Duhan suresi 10. ayetin aşık etme ve dua ile hiç bir ilgisi yoktur.
TEFSİR
Müşriklerin Azap İle Tehdit Edilişi
10, 11- Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu elem verici bir azaptır.
12- (İşte o zaman insanlar) “Rabbi-miz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz.” (derler.)
13- Nerede onlarda öğüt almak! Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti.
14- Sonra ondan yüz çevirdiler ve: “Bu, bir öğretilmiş, bir deli!” dediler.
15- Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz
16- Fakat büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız.
Ayetlerin iniş/Nüzul Sebebi
“Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle.” ayetinin (10. ayet) nüzul sebebi hakkında Buhari, Müslim ve diğerlerinin İbni Mesud’dan rivayet ettiklerine göre, İbni Mesud şöyle demiştir: Kureyş, Peygamber (s.a.)’e şiddetle karşı çıkınca Peygamber (s.a.) de onlara Hz. Yusuf un kavminin başına gelen kıtlık yıllan gibi bir belâya uğramaları için, beddua etti. Bunun üzerine onları öyle bir kıtlık sardı ki, bulabildikleri kemikleri yediler. Hatta onlardan biri gökyüzüne bakıyordu, açlık sebebiyle uğradığı zorluktan dolayı, kendisiyle gök arasındaki boşluğu duman şeklinde görüyordu. İşte bunun üzerine Allah yukarıdaki ayeti indirdi. Hemen Allah Rasulü (s.a.)’ne geldiler ve : “Ey Allah’ın Rasulü! Mu-dar kabilesi için Allah’tan su iste, çünkü onlar kuraklıktan mahvoldular” dediler. Bunun üzerine o da Allah’tan su (yağmur) istedi, Allah onlara su verdi, bu sudan içtiler. Böylece bu ayet nazil oldu.
“Siz yine (eski halinize) döneceksiniz. Fakat büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün…” ayetlerinin (15. ve 16. ayetler) nüzul sebebi hakkında yine Buhari, önceki rivayetin devamında şu hususu rivayet etmiştir: Onlar kıtlıktan kurtulup refaha kavuşunca yine eski hallerine döndüler. Bu sebeple Allah: “Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız.” ayetini indirdi ve hakikaten Bedir savaşında onlardan intikamını aldı.
Ayetlerin Açıklaması
“Şimdi sen, göğün açık bir duman çıkaracağı günü gözetle” Bu Allah tarafından müşriklere bir tehdittir. Allah Tealâ burada peygamberine şunu söylüyor: Sen, gökyüzünün, boşlukta yayılan açık bir dumana bürüneceği günü gözetle. Bu duman, geçmişe nisbeten, Peygamber (s.a.)’in bedduasıy-la, yedi sene süren, Kureyş’in başına gelen kuraklık ve kıtlıktır. Öyle ki kişi -ayetin iniş sebebi beyan edilirken İbni Mesudun ifadesinde geçtiği gibi-açlığın şiddetinden gözü zayıfladığı için, gök ile yer arasındaki boşluğu duman görüyordu. Veya bu, Bedir harbi sırasındaki harbin tozu dumanıdır.
Geleceğe nispetle ise bu duman kıyamet alâmetlerinden biridir. Bu duman yer yüzünde kırk gün kalacak, öyle ki gökte duman gibi bir bulut gözükecek ve havayı kapkaranlık yapacaktır. İlim adamlarının, dünyanın sonu olarak bahsettikleri şey, işte budur. Çünkü o gün güneş enerjisi zayıflayacaktır. Allah Tealâ’nın ifade ettiği gibi hu dumanın özelliği şümullü ve kapsamlı olmasıdır.
“İnsanları bürüyecek…. Bu elem verici bir azaptır.” Yani insanları bü-rüyecek ve onları her taraftan çepeçevre kuşatacaktır. Bunun üzerine insanlar da: “İşte bu, cidden elem verici bir azaptır” diyecekler. Ya da bu ifadeyi, onları kınamak ve azarlamak için, Allah söyleyecektir.
İşte o anda insanlar şöyle diyerek Allah’tan yardım isteyeceklerdir:
“Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz.” Yani insanlar şöyle diyecekler: Rabbimiz! Bizden azabı uzaklaştır. Şüphesiz” biz Allah’ı ve Rasul’ünü tasdik ediyoruz. Ya da mana şöyledir: Rabbimiz! Eğer bizden azabı kaldırırsan müslüman olur, inanırız. Buradaki azaptan maksat geçmişte kendisi sebebiyle dumana benzer bir şey gördükleri açlıktır. Rivayete göre müşrikler Peygamberimiz (s.a.)’e gelmiş ve “Eğer Allah, bizden bu azabı kaldırırsa müslüman oluruz.” demişlerdir.
Gelecekte olana gelince bu, kıyametten biraz önce meydana gelecek olan pek çetin bir azaptır ki, kıyametin alâmetlerinden biridir.
Bu ayet mana olarak yüce Allah’ın şu ayetlerine benzemektedir: “Onların ateşin karşısında durdurulup: Ah keşke dünyaya geri gönderilsek de, bir daha Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak, dediklerini bir görsen!” (Enam, 6/27) “Kendilerine azabın geleceği, bu yüzden zalimlerin: Ey Rabbimiz! Yakın bir müddete kadar bir süre ver de, senin davetine uyalım ve peygamberlere tabi olalım diyecekleri gün hakkında insanları uyar. (Onlara denilir ki:) Daha önce sizin için bir zeval olmadığına yemin etmemiş miydiniz?” (İbrahim, 14/44).
Sonra Allah şöyle diyerek, onların, iman konusundaki vaadini reddetmiştir: “Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti. Sonra ondan yüz çevirdiler. Ve: Bu, bir öğretilmiş, bir deli, dediler.” Yani, onlar için hatırlamak ve öğüt almak nerede! Azap kendilerinden kaldırıldıktan sonra inanma konusunda vermiş oldukları söze vefa nerede? Halbuki kendilerine iman delillerini açıklayan, ayet ve mucizeleri apaçık olan bir elçi gelmişti. Sonra onlar bundan yüz çevirdiler ve onun hakkında, “Ona Kur’an’ı bir beşer öğretmiştir. Şüphesiz o, bir mecnundur.” dediler. Bu gösteriyor ki, ayetler Kureyş hakkında nazil olmuştur. Daha önce Allah Rasul’ünden (s.a.), Kur’an’dan ve Kur’an’ın hidayetinden yüzçe-virdikleri ve Peygamber (s.a.)’e, öğretmeni Bizanslı bir köle olan mecnundur, diyerek iftira ettikleri halde, onlar nasıl öğüt alacaklar ve onlara hatırlama nasıl, nereden gelecek?
Bu Allah’ın şu kavline benzemektedir: “O gün cehennem getirilir, insan yaptıklarını birer birer hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ne faydası var?” (Fecr, 89/23).
Daha sonra yüce Allah, onların açıkça küfre döndüklerini ilân ederek şöyle buyurdu: “Biz azabı biraz kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz.” Yani, sizden az bir süre azabı kaldıracağız ve sebepleri oluştuğu halde onu biraz geciktireceğiz. Bu, tatbikatını durdurarak, azap etme konusunda verilen hükme benzemektedir. Siz daha önceki şirk, küfürde inadınıza döneceksiniz. Onlar, fiilen de dönmüşlerdir.
Bu, Allah Tealâ’nm Yunus (a.s.)’un kavmi hakkındaki şu sözüne benzemektedir: “Yunus’un kavmi müstesna, (halkını yok ettiğimiz ülkelerden) her hangi bir ülke halkı, keşke (kendilerine azap gelmeden) iman etse de, bu imanları kendilerine fayda verseydi! Yunus’un kavmi iman edince, kendilerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azabını kaldırdık ve onları bir süre (dünya nimetlerinden) faydalandırdık.” (Yunus, 10/98).
Azabın ertelenmesi kıyamet gününe kadardır. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: “Fakat büyük bir şiddetle yakalacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız.” Yani, şüphesiz siz şiddetli bir azaba erteleneceksiniz ki, o da, kıyamet günündeki cehennem azabıdır. O büyük azabın ve pek şiddetli yakalamanın olduğu gün, işte o gün kâfirlerden çok şiddetli intikam alacağız ve onları cezalandıracağız.
İbni Mesud’dan gelen rivayete göre o günün, Bedir savaşı olduğu söylenmiştir. Azap, kendilerinden kaldırıldıktan sonra onlar tekrar yalanlamaya ve inkâra dönünce Allah Tealâ onlardan Bedir savaşında intikam almıştır. İbni Mesud, “Büyük bir şiddetle yakalama günü” Bedir savaşıdır, demiştir.
İbni Cerir et-Taberi ve İbni Kesir’in tercih ettiği gibi, zahir olan (ayetten açıkça anlaşılan) o günün, kıyamet günü olmasıdır. Hasan-ı Basri ve iki rivayetin en sahihinde İkrime de böyle demiştir.
Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler
1- Allah Tealâ müşrikleri, dünya ve ahirette elem verici azap ile tehdit etmiş ve Peygamber (s.a.)’inden, onlara verilecek azabı beklemesini istemiştir.
Dünyadaki azap açlığın şiddetinden dolayı gözlerinin kararmasıdır. Çünkü Peygamber (s.a.) onlara, “Allah’ım! Hz. Yusuf un kıtlık seneleri gibi, onlara da kıtlık seneleri ver!” diye beddua edince, yağmur kesildi, Kureyş, şiddetli açlık musibetiyle karşı karşıya kaldı. Açlıktan kemikleri, köpekleri ve leşleri yediler. İbni Abbas ve diğerlerinin dediği gibi, kişinin açlıktan dolayı gözü kararıyor, kendisiyle gök arasını duman gibi görüyordu.
Ahiretteki azap ise Allah’ın büyük yakalama gününde, kıyamet gününde, onlardan intikamını alması ve onları cehenneme sokmasıdır
Kıyamet alâmetlerinden biri de dünyada bir dumanın ortaya çıkmasıdır. Yani kıyamete yakın güneş enerjisinin zayıflaması veya bir başka durum sebebiyle dünyada bir zulmetin meydana gelmesidir. Bu, kâfirlere şiddetli ve çetin bir gün olacaktır. Müminleri ise Allah, o günün azabından kurtaracak ve şiddetinden koruyacaktır.
Ebu Said el-Hudri, merfu olarak rivayet etmiştir: “O kıyamet gününde insanları korkutacak bir dumandır. Mümin ondan nezle gibi birşey kapacak; kâfire ise körük gibi üfleyecek ve o duman vücut gözeneklerinden çıkacaktır.”
Huzeyfe’den rivayet edildiğine göre Nebi (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet alâmetlerinin başlangıcı; duman, Meryem oğlu İsa’nın gökten inişi ve insanları mahşere sevkedecek olan Aden Ebyen’in dibinden çıkacak bir ateştir.” (Ebyen: Bu beldeyi (Aden’i) kuran ve orada konuk olan bir adamın adıdır.)
2- Kâfirin hali ve tabiatı; şiddet ve zorluk zamanında Allah’a sığınmak; ferahlıktan ve zararın kaldırılmasından sonra da tekrar küfre dönmektir. Bu Mekke müşrikleri için olmuş bir olaydır. Rivayete göre: Ku-reyş’liler Peygamber (s.a.)’e geldiler ve: “Allah, eğer bu azabı bizden giderir-se müslüman oluruz.” dediler ama sonra bu sözün zıddına hareket ettiler.
3- Allah Tealâ kâfirlerin ne yapacağını bilmektedir. Ancak durumlarını düzeltmeleri için, bütün kullarına defalarca rahmet ve lütfü ile muamele etmiştir. Sonra da onları güç ve kudretine lâyık bir şekilde yakalayıp cezalandıracaktır. Çünkü Allah, mühlet verir fakat ihmal etmez.
Bu durum Kureyş’in bilinen bir halidir. O halde, azap gelip çattığında, hatırlamanın öğüt alıp, ibret almanın onlara faydası olmayacaktır. Çünkü daha önce onlara, kendi içlerinden hakkı açıklayan bir elçi gelmiş, onlar ise bundan yüzçevirmişler hatta ona “Sakif kabilesinden birinin Rum kölesi öğretiyor veya kâhinler ve şeytanlar onun muallimidir, o, peygamber değil bir mecnundur, (delidir)” diyerek iftira etmiş ve yalan söylemişlerdir. “…Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük oldu! Yalandan başka bir şey söylemiyorlar.” (Kehf, 18/5).
4- Bütün bunlar ve Allah’ın ileride olacak her şeyi kapsayan ilmine rağmen; onların sözlerinde durmadıkları, aksine azap kaldırıldıktan sonra da tekrar küfre döndükleri ‘apaçık ortaya çıkıp bilinsin diye Allah, bir müddet Kureyş’ten azabı kaldırmayı vaadetmiştir. Nitekim, İbni Mesud’un söylediği de budur. Peygamber (s.a.)’in, kendileri için Allah’tan su, kuraklık ve kıtlığın kaldırılmasını istemesiyle azap kaldırılınca onlar tekrar peygamberi yalanladılar.
5- Şüphesiz ki kıyamet günü korkulu bir gündür. O, büyük gün ilâhi azabın yakalayacağı gündür, zalim, müşrik ve kâfirlerden intikam alınacak bir gündür. Bu ceza da, cehennem azabı ile olacaktır.
Özetle: Ayetler kâfirlerin tabiatının ince bir tahlilini ortaya koymakta, onların sözlerinde durmadıklarını, ahde vefa. göstermediklerini, zorda kalınca Allah’a yalvardıklarını, bu sıkıntıdan kurtulunca tekrar küfre ve atalarını taklide döndüklerini anlatmakta, doğru yola dönmeleri için onlara yapılan sürekli uyarı ve tehditleri haber vermektedir.
Bu tür dua ve niyetlerin, insanın inançlarına ve niyetlerine göre farklı etkiler yaratabileceği düşünülmektedir. Ancak, herhangi bir dua veya yazının büyü veya karanlık bir etki yaratma amacıyla kullanılmaması gerektiği önemlidir. İslam inancında, büyü veya başka insanlara zarar vermek amacıyla yapılan işlemler kesinlikle yasaktır ve haram kabul edilir.
“Yevme tetis semaun biduhain mubin yagsen nase haza azabun elim” gibi ifadelerin, herhangi bir kişinin gönlünü kazanmak veya aşık etmek için kullanılması doğru bir yaklaşım değildir. Bu tür niyetlerle hareket etmek, hem kişinin ruhsal sağlığı hem de inancına zarar verebilir.
Dua etmek, sevgi ve iyi niyetler dilemek güzeldir, ancak her şeyin hayırla ve karşılıklı rızayla olmasına özen göstermek gereklidir. Kişinin gönlünü kazanmak, doğal yollarla ve sabırla olur, kimseyi zorla aşık etmek, kişisel iradeye müdahale etmek doğru değildir. Eğer niyetinizde samimiyseniz, dua ve niyetlerinizi sadece iyi ve olumlu şeyler için kullanmalısınız.
“Yevme tetis semau bi duhanin” ifadesi Arapça bir cümle gibi görünüyor. Bu ifadenin anlamı ve dil bilgisel yapısını daha net bir şekilde açıklayabilmek için, cümlenin kelimelerine bakmak faydalı olacaktır:
“Yevme” (يوم) Arapça’da “gün” anlamına gelir.
“Tetis” (تتس) kelimesi, “akmak” veya “dökülmek” anlamına gelir, ancak bağlamdan dolayı burada tam olarak ne anlama geldiği net değil. Muhtemelen “akacak” veya “dökülecek” gibi bir anlamda kullanılabilir.
“Semau” (سماء) kelimesi “gök” veya “gökyüzü” anlamına gelir.
“Bi duhanin” (بدخان) kelimesi ise “dumanla” veya “dumansız” olarak çevrilebilir. “Duhan” (دخان) “duman” anlamına gelir, “bi” ise “ile” anlamına gelir.
Bu kelimeleri birleştirince, genel anlamı şöyle olabilir:
“O gün gökyüzü dumanla kaplanacak.”
Bu ifade, bir olayın veya durumun gelecekteki bir zaman diliminde gerçekleşeceğini ve gökyüzünün dumanla kaplanacağını anlatan bir anlam taşır. Bu tür bir ifade, özellikle Kuran-ı Kerim’in bazı ayetlerinde kullanılır. Örneğin, Kuran’da “duman” (duhan) ile ilgili bazı işaretler bulunmaktadır.
Özellikle Duhan Suresi (44:10), kıyamet günü hakkında bahsedilen duman olayına atıfta bulunur:
“O gün gökyüzü apaçık bir dumanla sarar.”
Bu tür bir ifade kıyamet günü veya ahiret inancıyla ilişkilendirilebilir ve Arapça metinlerde sıkça yer alan bir tema olabilir.