Medine Antlaşması (Medine Sözleşmesi)

Question

1.1. Medine Sözleşmesi Neden Yapılmıştır?

Hz. Muhammed, Hicret ederek Medine’ye geldiği sırada Medine’de idari bir yapı bulunmuyordu. Medine’de Benî Kurayza, Benî Nadîr ve Benî Kaynuka gibi Yahudi kabileleriyle Evs ve Hazrec gibi Arap kabileleri birlikte yaşıyorlardı. Medine’de Müslümanlar, Yahudiler, putperestler ve çok az sayıda Hristiyan bulunuyordu. Medine şehrinde siyasi güç Arap Müslümanların elinde olsa bile Yahudilerin mali yapısı ve nüfusları azımsanmayacak boyuttaydı(Sarıçam 2017 s. 168). Ayrıca Medine’deki diğer sorun müşrik Araplardı. Hz. Muhammed başlarda Yahudileri veya müşrik Arapları Medine dışına çıkarmak ve onlara husumet beslemek gibi bir yol haritası belirlemedi, aksine onlarla bir arada yaşamanın yollarını aradı. İslam dünyası açısından en önemli belgelerden birisi olan Medine Sözleşmesi de bu amaç doğrultusunda oluşturuldu. Hicret, Medine’de yaşayan bütün kabileler uzlaşma esasına dayalı, toplumsal huzur ve barışın tesis edildiği, bir arada yaşama kültürünü savunan ‘yazılı anayasa’ hazırlama gerekliliğini ortaya çıkardı(Geçit, 2016, s. 34). Yapılan bu sözleşme bazı[1] düşünürlere göre İslam devletinin kuruluşunun maddi dayanağı olarak kabul edilirken bazı[2] düşünürler ise bu anlaşmanın hakkını vermekle birlikte, anlaşmanın sadece İslam’ın amaçlarının yerine getirilmesi için atılan adımlardan biri olarak görür. Hangi görüşü kabul edersek edelim Medine Antlaşması hem Medine halkı için hem de İslam’ın siyasi tarihi için dönüm noktası mahiyetindedir. Medine Sözleşmesi, sözleşmeye katılan tarafların etnik ve dini farklılıkları göz önüne alındığı zaman din ve vicdan hürriyeti hususunda son derece önemli siyasi ve hukuki bir belge olma özelliğine sahiptir. Sözleşmeyle birlikte Yahudilerin can ve mal güvenliklerinin yanı sıra dinlerini yaşama hürriyetleri de garanti altına alınmıştır(Apaydın ve Diğerleri, 2014, s.269). Bu antlaşma Müslümanların ilk anayasası olarak kabul edilmiştir(Sarıçam, 2017, s. 169, Apaydın ve Diğerleri, 2014, s.270). Ayrıca bu antlaşma ileride imparatorluk haline gelecek İslam devleti için model anayasa özelliği göstermiştir(Rosenthal, 2009, s.25).

1.2. Medine Antlaşması’nın Maddeleri

Medine Antlaşması tüm maddeleriyle birlikte günümüze kadar ulaşmıştır. Anlaşmanın Medine halkı ve Yahudiler için dikkat çeken maddeleri ise şu şekildedir:

  1. Bu dine inananlar ve onlara bağlı olanlar tek bir topluluk(ümmet) olacaklardır.
  2. Her kabile ve bu kabilelerin alt aileleri, üyelerinin kan-parası(diyet) ve fidyelerini ödeme konusunda sorumluluk alma zorunluluğunda olacaktır(2-11 maddeler ).
  3. Topluluğun üyeleri suça karşı tam bir dayanışma gösterecek ve suçlular kendi ailelerinden olsa dahi ümmetten başka bir aileye karşı işlenen bir suç olduğu zaman suçlunun yanında olmayacaklardır(13 ve 21. Maddeler).
  4. Ümmetin üyeleri inanmayan münafıklara karşı savaş ve barış dönemlerinde tam bir dayanışma içerisinde bulunacaklar[3](14, 17, 19, 44. Maddeler), ayrıca ‘komşuluk hakkı’ konusunda da tüm üyeler mutlak şekilde dayanışma göstereceklerdir(15. Madde).
  5. Yahudiler ya da topluluğun diğer üyeleri ve Müslümanlar, söz konusu kendi dinlerini korumak(birlikte savaşmakta dâhil)[4] olsa da birbirilerine yardım edeceklerdir(24-35, 37, 38, 46. Maddeler)(Watt, 1968, s. 5).

1.3. Medine Sözleşmesinin Önemi

Medine Sözleşmesi, Yahudilere tanıdığı hakların yanı sıra Medinelilerin birbirileriyle ve başka topluluklarla olan ilişkilerini de düzenlemiş, temel hak ve ödevlerin sınırlarını belirlemiş ve insanların bir arada yaşayabilmelerine imkân tanımıştır. Antlaşmanın en önemli etkilerinden birisi ise Hz. Muhammed’in siyasi otoritesinin Medine halkı tarafından kabul edilmesidir. Bu sözleşmeyle birlikte tüm Medine halkı Hz. Muhammed’in önderliğinde, ortak paydalarda birleşerek konfederasyon niteliğinde bir yapıya kavuşmuştur. Bu sayede kendilerine düşmanlık yapan Mekkelilere karşı tek vücut olarak hareket edebilme kabiliyetine erişmişlerdir. Bu gelişmelerle birlikte Medine halkı, siyasi ve ekonomik açıdan hızlı bir kurumsallaşma süreci yaşamıştır.
Medine Antlaşması’yla kurulan barış ortamı, başta Kureyş olmak üzere bazı Yahudi ailelerin de dikkatini çekmiştir. Medine’de yaşayan bazı Yahudi kökenli aileler, Hicretten önce Hz. Muhammed ile Kureyş arasında yaşanan çekişmeleri bildikleri için Kureyş’i tahrik etmiş, onlara savaş konusunda yardım sözü vermiştir. Böylece hem Müslüman otoriteyi zayıflatmayı hem de Medine Antlaşması’nı rafa kaldırmayı hedeflemişlerdir. Bazı Yahudi aileleri Hz. Muhammed’in bütün uyarılarına rağmen barış ortamını kabullenememiş, Evs ve Hazrec kabileleri arasına nifak sokmaya çalışmış hatta Hz. Muhammed’e suikast yapmayı dahi planlamışlardır. Tüm bunların sonucunda Medine Antlaşması’nı ihlal eden Kaynuka daha sonra ise Nadir Yahudileri Medine’den uzaklaştırılmışlardır. Geriye kalan tek Yahudi kabilesi olan Kurayzalılar ise Hendek Savaşı sırasında Medineli Müslümanların yanında yer almayarak Medine Antlaşmasını ihlal etmiştir. Müslümanlara yardımcı olmadıkları gibi Kureyşlilere içeriden destek olmuşlardır. Böylece Hem Medine Anlaşması’nı ihlal etmişler hem de Medine halkına ihanet etmişlerdir. Savaşın sonunda Kurayza Kalesi kuşatılmış ve Kurayza Yahudileri İslam’a davet edilmiştir. Kurayza Yahudileri İslam’ı kabul etmedikleri gibi Hz. Muhammed ve hanımlarına küfür etmeye başlamışlar ve Müslümanları taşlayarak savaşmayı tercih etmişlerdir. Kurayzalılar bir süre savaştıktan sonra teslim olmuşlardır. Savaş sonunda hakem olarak Sa’d b. Muaz seçilmiştir. ‘‘Sad buluğ çağına girmiş erkeklerin öldürülmesine, kadınların ve çocukların esir alınmasına, malların ise ganimet statüsüne tabi tutulmasına karar vermiştir’’(Sarıçam, 2017, s. 272). Böylece Medine’de bulunan son Yahudi kabilesi yenilmiş ve Medine’den uzaklaştırılmıştır. Bu olaydan sonra Medine Antlaşması’nın Yahudilerle ilgili olan maddelerinin uygulanması son bulmuştur.[5]

Mustafa Öden


[1] Buna örnek olarak: Rosenthal, Sarıçam, Muhammed Hamidullah ve Mehmet Salih Geçit
[2] Bu düşünürlerden birisi İmamüddin Halil’dir
[3] Sonraki dönemlerde çıkan Müslüman-Yahudi savaşlarında Müslümanlar tarafından öne sürülen ‘Yahudiler Medine Antlaşmasını ihlal etti’ tezinde 4 ve 5 numaralı başlıkta bulunan maddelere atıf yapılır.
[4] Müslümanlar Yahudilerle savaşsa dahi Medineli Yahudiler Medine halkının yani Medine Müslümanlarının yanında yer alacaklardır.
[5] Sarıçam bu savaşla birlikte Medine anlaşmasının sona erdiği iddiasındadır(Sarıçam, 2017, s. 171). Fakat bu sözleşmenin bir tarafı Yahudiler bir tarafı ise Müslümanlar olduğu iddiası kesin delillere sahip değildir. Apaydın bu anlaşmanın öncelikle Evs ve Hazrec tarafları arasında imzalandığını Yahudilerin ise din ve mal hürriyetlerini güvence altına almak için bu anlaşmaya sonradan katıldığı belirtmektedir(Apaydın, 2002, s. 268).

 

Hicretten sonra Medine dönemi kısaca

BENZER KONULAR:

About Dini Soru Cevap

Her soru cevap verilmeye değerdir, yeter ki aynı konu bize sorulmuş olmasın ve kurallara uygun sorulsun. Lütfen soru yollamadan önce aynı konu var mı diye \\\\"ARAMA\" yapınız. Konu altına yazılan sorulara öncelik tanıyoruz.. Bilginize

Follow Me

Answer ( 1 )

  1. Muhammed Samir
    1
    2024-12-10T16:32:19+03:00

    Medine Antlaşması (veya Medine Sözleşmesi), İslam tarihinde, 622 yılında Medine’ye (o dönemde Yesrib olarak biliniyordu) hicret eden Peygamber Muhammed ve Medine’deki çeşitli kabileler arasında imzalanan önemli bir anlaşmadır. Bu anlaşma, Medine’deki sosyal, dini ve siyasi düzeni belirlemiş ve İslam toplumunun temellerinin atılmasında önemli bir rol oynamıştır.

    Medine Antlaşması’nın başlıca özellikleri şunlardır:

    Dini Özgürlük: Antlaşmaya göre, Medine’deki farklı dini topluluklar arasında karşılıklı saygı ve hoşgörü sağlanmıştı. Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar kendi dinlerini özgürce yaşayabileceklerdi.

    Ortak Savunma: Medine’yi savunmak için tüm taraflar ortak bir güvenlik anlayışı içinde birleşmişti. Medine’yi savunmak için bir saldırıya uğrandığında tüm kabileler birlikte hareket edecekti.

    Huzur ve Barış: Medine Antlaşması, Medine’deki kabileler arasında barışı sağlamak amacıyla yapılmıştı. Kabileler, birbirlerine karşı savaşmayı veya düşmanlık gütmeyi yasaklamışlardı.

    Mekke ile İlişkiler: Antlaşma, Müslümanlar ile Mekke’deki müşrikler arasındaki ilişkilere de düzen getirmişti. Mekke ile olan ilişkilerde belirli kurallar konulmuş, belirli dönemlerde karşılıklı savaşsızlık ve barış sağlanmıştı.

    Toplumsal Adalet: Adaletin sağlanması için, anlaşma hükümleri, insanların haklarını güvence altına almak ve toplumda düzeni sağlamak amacıyla belirlenmişti.

    Medine Antlaşması, bir anlamda İslam toplumunun devlet yapısının temelini atmış, sosyal düzenin ve hukuk sisteminin oluşturulmasında önemli bir adım olmuştur. Aynı zamanda, İslam’ın barışçı yönünü ve toplumsal sözleşme anlayışını yansıtan bir metin olarak tarihsel açıdan büyük bir öneme sahiptir.

    Best answer

Leave an answer