Paylaş
Hz Davut Peygamberin Kısaca Hayatı
Question
Hz Davut (as) Kıssası

Hz. Davud (as) kimdir Kurandaki hikayesi
Davud bin İşa
Hz. Dâvud’un (as) kıssasını anlayabilmek için biraz öncesinden yani Tâlât ve Câblt kıssasından başlamak gerekir. Çünkü iki olayın birbiri ile sıkı irtibatı vardır.
Hz. Musa’dan (as) sonra israiloğulları’na birçok peygamber geldi. Yahudilerin bir kısmı inanırken bir kısmı kendilerine gelen bu peygamberleri yalanladılar. Bu yüzden Yüce Allah onların başına türlü belalar verdi. Düşmanları onları yurtlarından çıkardı ve vatansız kaldılar. Bir görüşe göre bunları vatansız bırakanlar Filistinli denilen bir kavim, bir görüşe göre ise Câlât (Cülyâz) adlı kralın tebaası olan Yahudilerin inkarcılarıdır. Bunun üzerine kendilerine peygamber olarak gönderilen ismâil (İşmoyil/ şemvâyil/Samuel) b. Helkân’dan başlarına bir komutan vermesi için Allah’a dua etmesini istediler. Peygamber de onlara komutan olarak Tâbleun (Şavul/Saula) tayin edildiğini bildirdi. Fakat Yahudilerin zengin ve soylu önderleri onu fakir buldular ve ordunun ihtiyaçlarını karşılayacak daha varlıklı birinin komutan olması gerektiğini ileri sürdüler. Peygamber de onlara Tâlüt’un bilgili, görgülü ve güçlü bir kişi olduğunu dile getirerek Allah nezdinde bilgi ve güç olmaksızın mal ve mülkün tek başına bir kıymetinin olmadığını söyledi. Bu durumu zoraki kabullenen Yahudiler, Tâlât komutasında yurtlarına el koyan zorba altit’un ordusuna karşı savaşmaya çıktılar. Uzun süre çöl sıcağında yürüdükleri için oldukça susadıkları bir anda önlerine çıkan dereden kana kana içmek istediler. Allah’ın emri ve izni ile Tâlut onların iradelerini sınamak için “Kim bu dereden su içerse benden değildir. Kim de içmezse yanımda bulunmayı hak etmi demektir” diye onları sudan doyasıya içmekten menetti. Sadece bir avuç miktarı içmelerine izin verdi. Kaynakların bildirdiğine göre üç yüz kadar kişi hariç tamamı sudan kana kana içtiler ama böyle içenler değil de bir avuç içenlerin susuzluğu giderildi. iradelerine sahip olmak suretiyle emrine itaat eden üç yüz kişiyi alıp Câleıt’un ordusuyla savaşa gitti. Ancak karşı taraf oldukça kalabalık ve güçlüydü. Bunu üzerine bazıları korktular, ancak Allah’a kavuşmanın hak olduğunu bilen küçük bir topluluk “Allah’ın izni ile nice küçük ordular büyük ordulara galip gelmiştir” diyerek onlara cesaret verdi ve şu duayı okudular: “Ey Rabbim! Bize sabır ver, ayaklarımız, sabit kıl ve dü mana kar ı bizi destekle.” İki ordu karşı karşıya geldiğinde Tâlüt’un ordusunda bulunan Hz. Dâveld, mübârezeye (düello) çıktığı kral Câleıt’u öldürdü. Kralın ölmesiyle düşman ordusu dağıldı ve Tâlat büyük bir zafer kazanmış oldu. Tâleıt bu başarısından dolayı Dâvild’a büyük payeler verdi. Kaynakların bildirdiğine göre onu damat edindi ve krallığa ortak yaptı. Ancak adamlarının kışkırtması ile Dâvad’u öldürerek ondan kurtulmak istediyse de başarılı olamadı. Bir savaş esnasında Tâleıt’un ölmesiyle yönetim bütünüyle Hz. Dâvud’a kalmış oldu.
Yüce Allah, Dâvad’a (as) maddi iktidarın yanında ilahi bilgi ve insani beceri ihsan etti. o döneme kadar israiloğullan’nda peygamberlik ile krallık ayrı ayrı idi. Davild’un (as) şahsında her ikisi de birleşmiş oldu. Yüce Allah, dört ilahi kitaptan biri olan Zebur’u Dâvûd’a (as) indirdi. o, çok güzel sesliydi ve sürekli tesbih ederdi. Dağlar ve üzerinde toplanan kuşlar onunla birlikte tesbihte bulunurdu. Yüce Allah iktidannı kuvvetlendirmek için ona demiri işlemek, zırh ve silah yapmak gibi maharetler verdi. o da bu maharetini kullanarak geniş bir coğrafyaya hükmetti. Tevhit inancına aykırı davranan putperestlerle çetin mücadeleye girişti ve hepsini Allah’ın yardımı ve izniyle hezimete uğrattı. Kudüs’te bir ibadethane yaptırdı, zamanının bir kısmını ibadete ayırdı. Bir gün ibadetle meşgulken muhafızları atlatan iki kişi çatıdan yanına girdi. Gelenlerin saldırmak ve zarar vermek niyetinde olduklarını zannederek korktu. Daha sonra işin aslı anlaşıldı. Çünkü gelenler insan suretinde meleklerdi, onu bir konuda imtihana tabi tutmak ve uyarmak için gelmişlerdi. Bu iki şahıs kendilerini davalı iki hasım olarak tanıttılar ve birisinin doksan dokuz koyununa karşın diğerinin bir koyunu vardı. Çok koyunu olan diğerinden bir koyununu da istiyor ve bunun için baskı yapıyordu. Hz. Dâvud (as) aralarındaki davayı halletti ve onlar gittikten sonra Yüce Allah’a istiğfarda bulundu. Çünkü Allah peygamberliği ve hükümdarlığı ona adaletle hükmetmesi için vermişti. Dünya malı ve saltanatı kalıcı değildi ve bir sürü muhafiz ve koruma tedbirine rağmen hiç ummadığı bir yerden tehlike gelebilir, hem canını hem de mülkünü elinden alabilirdi. Yüce Allah zaman zaman peygamberlerini bir sebep bulunmaksızın bu şekilde bir takım imtihanlara tabi tutmuştur. Bu olay Kitab-ı Mukaddes’te Hz. Davad’un (as) bir gün damda gezerken Uriya adında bir askerinin karısını gördüğü, ona aşık olduğu, onunla yattığı ve kadını elde etmek için kadının kocası olan askeri cephede öne sürdürerek öldürttüğü, bunun üzerine dönemin peygamberi Hatan tarafından azarlandığı ve cezalandırıldığı ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır. Allah’ın görevlendirdiği peygamber bir yana normal bir insana yakışmayacak böyle bir hikayenin gerçekliğini kabul etmek ne dine ne akla yatkındır. Nitekim Hz. Ali, “Kim kıssacıların anlattığı şekilde Davut kıssasını anlatırsa bir peygambere iftira yaptığı için ona yüz altmış celde vururum” demiştir.
Bu hikaye, Kitab-ı Mukaddes’te geçen zina kısmı atlanarak ve bir takım ayrıntılar eklenerek Müslümanların tarih ve tefsir kitaplarında da yer almaktadır. Ancak insaf sahibi ve muhakkik müfessirlerin belirttiği gibi bu olay, Yüce Allah’ın peygamberini sadece gücü ve adaleti hususunda sınamak ve uyarmaktan ibarettir. Bir başka ihtimal ise ayette geçtiği gibi ticari ortaklardan güçlünün zayıfı ezmesi, yöneticilerin yönetilenlere zulmetmesi, fakirin elindeki üç kuruşa zenginlerin göz dikmesi ve bir kesimin sürekli ezilmesi gibi hususlara karşı Davad’un (as) müteyakkız ve dikkatli olması gerektiği hususunda Yüce Allah’ın melekleri ile temsili bir dava üzerinden onu uyarmasıdır. Kıssanın sonunda bulunan “Ey Davud Biz seni yeryüzünde halife kıldık, öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet, kişisel istek ve arzulara pirim verme, çünkü bunlar seni Allah’ın yolundan/adaletinden saptırır” ayeti bu son ihtimali desteklemektedir. Ayrıca bu olayın Kur’an’da anlatılması da aynı durumun günümüz için de geçerli olduğu yani gelir dağılımında adaletin tesisinin ne kadar önemli olduğu anlamına gelir. Hz. Dâvüd’a kutsal kitaplardan Zebür verilmiştir. Zebil,. hakkında Kur’dn’ı Kerim’de “Rabbin gökte ve yerde olanlar bilir. Insanlann bir kısmını bir kısmına üstün kıldık ve Deivıld’a Zebür’u verdik” bilgisini bulmaktayız. Zebür ilahi kitaplarm en küçük hacimlisi olup, öğüt niteliğindedir ve yeni bir dini hüküm getirmemiştir. Mevcut olan Zebür edebt deyişler ve öğütlerden oluşur ve Kitab-ı Mukaddes içerisinde Mezmurlar adıyla yer alır. Davud (as) kırk yıl hüküm sürdükten sonra yetmiş yaşında iken hayata gözlerini yummuştur. ölürken oğlu Süleymân’ı yerine tavsiye etmiş, ayrıca Kudüs’te Beyt-i Makdis’in yapılmasını vasiyet etmiştir.
Answer ( 1 )
Hz. Davut peygamber kendisine kitap verilen Rasul peygamberlerdendir. Davud (as) kendisine aynı zamanda krallık verilen bir peygamberdir. O zamana kadar peygamberlik ve krallık ayrı ayrı idi. Ama Davud peygamber ile bu birleşmiş oldu. Davud (as)’ın sesinin çok güzel olduğu rivayet edilmiştir. Aynı zamanda Davut peygamber demiri elinde adeta bir hamur varmış gibi işler o demirden zırhlar yapan bir peygamberdir Davut Peygamber (as)