Diyanetin Mezhep görüşleri

Question

Diyanetin mezhep görüşü hanefinin zıttı ise uymuyorsa Hanefi olan biri ona göre hareket edebilir mi? X bir şey tahrimen mekruhken diyanetin caiz görmesi gibi ?

CEVAP:

Bu son derece önemli ve pratikte sık karşılaşılan bir soru. Sorunuzu, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın genel yaklaşımı, Hanefi mezhebi ve bir Müslümanın bireysel olarak nasıl hareket etmesi gerektiği bağlamında detaylıca cevaplamaya çalışalım.

1. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Genel Mezhep Görüşü

Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’deki Müslüman nüfusun büyük çoğunluğunun geleneksel olarak Hanefi mezhebine mensup olması nedeniyle, resmi olarak Hanefi mezhebini referans alır. Ancak burada kritik bir ayrım yapmak gerekir:

Temel Kaynak: Diyanet, fetva ve yayınlarında çoğunlukla Hanefi mezhebinin klasik görüşlerini temel alır.

Kolaylaştırıcı Yaklaşım (Ruhsat): Modern hayatta karşılaşılan yeni meselelerde veya toplumun farklı mezheplere mensup kesimlerini de kapsayacak şekilde, diğer mezhep görüşlerinden (genellikle Şafii, Maliki veya Hanbeli) “ruhsat” niteliğindeki daha hafif görüşleri de kamuoyuna sunabilir. Bunun amacı, dini hayatı zorlaştırmamak (usr değil, yüsr) ve mümkün olduğunca Müslümanları birleştirmektir (ictima).

“Caizdir” İfadesinin Anlamı: Diyanet’in bir konuda “caizdir” demesi, bunun Hanefi mezhebine göre değil, genel İslam hukukuna göre geçerli bir görüş olduğu anlamına gelir. Bu, çoğu zaman Hanefilik dışındaki bir mezhebin görüşüdür.

2. Sorudaki Örnek: “Tahrimen Mekruh”a Karşı “Caiz” Fetvası

Verdiğiniz “X şeyi tahrimen mekruhken Diyanet’in caiz görmesi” örneği üzerinden gidelim:

Hanefi Mezhebine Göre “Tahrimen Mekruh”: Hanefi mezhebinde “tahrimen mekruh”, harama yakın, delille yasaklanmış ama kesinlik (kat’î) düzeyinde olmayan fiildir. Bunu işlemek günahtır ve terk edilmesi gerekir. Kişi, tahrimen mekruh olan bir şeyi işlerse günahkâr olur.

Diyanet’in “Caiz” Demesi: Diyanet, bu konuda örneğin Maliki veya Şafii mezhebinin görüşünü esas almış olabilir. Bu mezheplerde söz konusu fiil “mekruh” bile değil, “caiz” veya “mubah” olarak görülebilir. Diyanet, toplumdaki farklı mezhep mensuplarını da düşünerek veya bir kolaylık olması amacıyla bu “caiz” görüşü kamuoyuna duyurmuştur.

3. Hanefi Olan Bir Kişi Diyanet’in Bu Görüşüne Göre Hareket Edebilir mi?

Bu, kişinin kendi dini hassasiyetine ve içtihadına bağlıdır. Burada birkaç senaryo ve ilke devreye girer:

A) Taklit ve İçtihat Meselesi:

Taklit Eden Hanefi: Eğer kişi “Ben kesinlikle Hanefi mezhebine bağlıyım, sadece onunla amel ederim” diyorsa (yani mukallit ise), o zaman kendi mezhebinin “tahrimen mekruh” dediği bir şeyi, başka bir mezhep “caiz” diyor diye yapması doğru olmaz. Kendi mezhebine göre günah işlemiş olur.

Mezhepler Arası Tercih (Telfik) Yapan Kişi: İslam hukukunda, belirli şartlarla ve dikkatle, mezhepler arasında tercih yapmak (telfik) caiz görülmüştür. Ancak bu, keyfi bir şekilde “hangi mezhep kolayıma gelirse onu seçerim” demek değildir. Mezhepler arası tercihin genel kabul görmüş şartları vardır:

Zorunluluk (Zaruret): Kişinin kendi mezhebine göre yapması çok zor veya imkansız bir durum olmalıdır.

İlmî Dayanak: Alınan görüşün, güvenilir ve muteber bir mezhepte var olduğundan emin olunmalıdır. Diyanet’in fetvası, bu anlamda bir dayanak teşkil edebilir.

Keyfilikten Kaçınmak: Sırf nefsin isteği için sürekli mezhep değiştirilmez. Bu, dini hafife almaktır.

B) Pratik Cevaplar:

İhtiyatlı (Takvalı) Olan Tavır: Hanefi bir Müslüman, herhangi bir mezhebe göre “tahrimen mekruh” olan bir şeyden, günahtan sakınmak (ittika) amacıyla uzak durur. Bu, en güvenli ve takvaya en uygun yoldur. “Acaba caiz mi, değil mi?” tereddüdüne düşmektense, harama düşme ihtimali olan şeyi terk etmek “vera'” (dini hassasiyet) sahibi olmanın gereğidir.

Zor Durumda Kalan veya Kolaylığa İhtiyaç Duyan Kişi İçin Tavır: Eğer kişi, Hanefi mezhebine göre hareket etmekte gerçekten zorlanıyorsa ve Diyanet’in “caiz” fetvasının dayandığı mezhebin görüşünün sahih olduğuna kanaat getirirse, o zaman o özel durum için ve bir zaruret veya ihtiyaç varsa o görüşle amel edebilir.

Örnek: Hanefi mezhebinde, abdestte başın tamamını mesh etmek farzdır. Şafii’de ise bir kısmını mesh etmek yeterlidir. Soğuk bir günde saçlarını tamamen ıslatmak kişiye zarar verecekse, Şafii mezhebinin görüşünü taklit ederek abdest almasında bir sakınca yoktur. Burada bir zaruret vardır.

Sonuç ve Öneri

Ana Kural: Hanefi mezhebine bağlı bir Müslüman, genel olarak kendi mezhebinin hükümleriyle amel etmelidir.

Diyanet’in Farklı Görüşü: Diyanet’in Hanefilikle çelişen bir “caiz” fetvası, Hanefi olmayan bir mezhebin geçerli bir içtihadıdır. Bu, Hanefi mezhebini geçersiz kılmaz, sadece İslam dünyasında farklı görüşlerin de var olduğunu gösterir.

Ne Yapmalı?

Öncelikle İhtiyat: Tahrimen mekruh gibi günah sınırına yakın bir konuda, ihtiyatlı davranıp o fiilden uzak durmak en isabetli yoldur.

Bilgilenme: Diyanet’in neden “caiz” dediğini araştırmak faydalıdır. Hangi mezhebin görüşünü aldı? O görüşün dayanakları nelerdir? Bu, kişinin ufkunu genişletir.

Zorunluluk Halinde Tercih: Eğer Hanefi mezhebine göre amel etmek kişi için ciddi bir sıkıntı, zorluk veya zarar doğuracaksa, o zaman Diyanet’in dayandığı diğer mezhebin görüşüne göre hareket etmesinde dinen bir mahzur yoktur.

Kısacası, “Hangi mezhebe göre hareket edeceğim?” sorusunun cevabı, kişinin kendi dini anlayışı, bilgisi ve içinde bulunduğu şartlara bağlıdır. Temel prensip, günahtan sakınmak (takva) ve dini yaşantıyı gereksiz yere zorlaştırmamaktır.

Dini Siteler

BENZER KONULAR:

Answers ( 5 )

    1
    2025-11-21T07:20:40+03:00

    Hanefi-diyanet

    Hanefi birşeye tahrimen mekruh günah demişse o güncellenemiyor mu?

    Diyanetin her fetvasi hanefiye ters ise illa başka mezhebin içtihatını mı benimsemiş mi oluyor. Kadınin tek başina yolculuk yapması hanefide caiz değilken diyanet bu devirde caiz görüyor bu onun başka mezhebin görüşunu benimsediğini mi gösteriyor ?
    Veya Konuyla alakalı rivayetlerin farklılık göstermesi, doğrudan yasaklayıcı bir nass bulunmaması, Müslümanlar arasında söz konusu takıları kullanmanın yaygınlık kazanmış (umûmü’l-belvâ) olması ve bunun yadırganmaması sebebiyle demir, bakır, çelik vb. takıların kullanılmasının caiz olmadığı söylenemez.
    Hanefinin tahrimen mekruh görüyor ama yukardaki diyanetin ifadesi bu şimdi bu fetva hanefinin güncellenmiş fetvasi olamaz mı illa hanefinin görüşünu Allah birdir tarzında değiştırilemez olarak görmek doğru mu?

    Yukarda mezhepte belirtmemiş şimdi bu hangi mezhebe göre bir taklit olacak.Hangi mezhebi almış ?

    Kafamda bin bir türlu sorular.
    Diyanet ne demiş demir tunç caizdir.Şimdi ben demir tunç kullanmam günah mı olacak ? Zaten o zaman bu fetvaya ne gerek vardi ki demir tunç kullanma zorunluluk değil ki? Kullananda bu görusu benimseyende keyfi benimsemiş olacak.Diyanetin fetvasından ne anladik ?

  1. Hanefi Mezhebi ve Diyanet Fetvaları

    Kafanızda oluşan bu sorular çok anlaşılır ve aslında modern dönemde birçok Müslüman’ın zihnini meşgul eden temel bir ikileme işaret ediyor: Geleneksel fıkhi miras ile modern fetva kurumunun işlevi ve otoritesi arasındaki ilişkiyi nasıl anlamalıyız?

    Sorularınızı sırayla ve mümkün olduğunca net bir şekilde cevaplamaya çalışalım.

    1. “Hanefi Bir Şeye Tahrimen Mekruh Demişse Bu Güncellenemez mi?”

    Bu, en can alıcı soru. Cevap: Güncellenebilir, ancak “güncelleme”nin ne olduğunu doğru anlamak gerekir.

    Klasik Anlayışta “Güncelleme”: Bir mezhebin kendi içindeki “tercih” (tahrîc) faaliyetidir. Alimler, mezhep imamından (İmam-ı Azam) gelen farklı rivayetleri (zâhirü’r-rivâye, nâdirü’r-rivâye) inceler, hangisinin daha sahih ve uygulanmaya daha elverişli olduğuna karar verir. Bu, mezhebin kendi iç dinamikleriyle yaptığı bir “içtihat”tır. Örneğin, Osmanlı uleması bir konuda İmam-ı Azam’ın bir görüşünü değil, talebeleri Ebu Yusuf veya İmam Muhammed’in görüşünü “tercih” etmiştir. Bu bir güncellemedir ama mezhep dışına çıkılmaz.

    Modern Anlayışta “Güncelleme”: Diyanet’in yaptığı, çoğu zaman bu klasik “tercih” değildir. “İçtihat” veya “mezhepler arası tercih (telfîk)” yoluna gitmesidir.

    İçtihat Yolu: Konuyu doğrudan Kur’an ve Sünnet’e götürüp, yeni zaman ve şartları (örf, âdet, maslahat, zaruret) da dikkate alarak yeni bir hükme varmaktır. Bu, Hanefi mezhebinin 9. yüzyıldaki donmuş halini güncellemek değil, onun kaynaklara bakış metodunu (usul) kullanarak yeni bir sonuç çıkarmaktır. Bu sonuç, bazen klasik Hanefi görüşle aynı, bazen farklı olabilir.

    Mezhepler Arası Tercih Yolu: Diyanet, Hanefi mezhebinin görüşünün uygulanmasının zorluk doğurduğu durumlarda, toplumun maslahatı (kamu yararı) için diğer mezheplerin daha uygun görüşünü benimseyebilir. Bu, “Hanefilik değişti” anlamına gelmez, “Bu mesele için, bu şartlarda, Şafii (veya diğer) mezhebinin görüşü daha uygulanabilir” anlamına gelir.

    2. “Kadının Yolculuğu ve Altın Takı Örnekleri: Diyanet Başka Mezhebin Görüşünü mü Benimsiyor?”

    Evet, çoğu zaman öyle. Ancak bunu yaparken keyfi değil, belirli metodolojik gerekçelerle yapar.

    Kadının Yolculuğu: Hanefi mezhebi, “güvenlik” şartını ön planda tutarak kadının 3 günlük (yaklaşık 90 km) mesafeden kısa yolculuklarda dahi yanında bir mahremi olmasını şart koşar. Diyanet ise günümüzde ulaşım ve güvenlik şartlarının (polis, jandarma, iletişim imkanları) kökten değiştiğini belirterek, Maliki ve Hanbeli mezheplerinin görüşünü esas alır. Bu mezhepler, yolun güvenli olması şartıyla kadının yanında mahremi olmadan yolculuk yapabileceğini söyler. Yani burada açıkça bir mezhepler arası tercih söz konusudur.

    Erkeklerin Altın/Demir Kullanması (Sizin Örneğiniz):

    Klasik Hanefi Görüş: İpek ve altın, erkeklere haram/tahrimen mekruhtur. Dayanağı, Peygamberimiz (s.a.v.)’in erkeklere altın ve ipek yasağı getiren hadisleridir.

    Diyanet’in “Caiz” Fetvasının Dayanağı: Diyanet bu fetvayı verirken, yukarıda alıntıladığınız gerekçeleri sıralar:

    “Umûmü’l-belvâ” (Yaygın Sıkıntı): Demir, çelik, tungsten gibi madeni takıların kullanımı artık o kadar yaygınlaşmıştır ki, bunları yasaklamak toplumu genel bir sıkıntıya sokar. Bu, fıkıhta “yaygınlık kazanan bir mesele” olarak kabul edilir ve hükmün hafifletilmesi için bir gerekçedir.

    Nassın Kapsamı: Hadislerde açıkça yasaklanan “altın” ve “gümüş”tür. Diğer madenler için doğrudan ve açık bir yasak bulunmamaktadır. Diyanet, hadisteki yasağın kapsamını genişleterek tüm madenleri kapsamasını doğru bulmaz. Bu, bir nevi içtihattır. Hanefi mezhebinin 1200 yıl önceki madeni tanımı ile bugünkü madeni takıların durumu aynı değildir. Diyanet, “altın”ın sembolize ettiği “lüks ve israf” unsurunun, çelik bir saatte veya tungsten bir yüzükte bulunmadığını düşünerek yeni bir değerlendirme yapmıştır.

    Bu, Hanefi Mezhebinin Güncellenmiş Hali Midir?
    Burada bir “tercih” değil, bir içtihat vardır. Diyanet, “İmam-ı Azam bugün yaşasaydı bu madenler için aynı hükmü verir miydi?” sorusuna “Hayır, vermezdi” cevabını ima ederek, Hanefi geleneğin ruhunu ve usulünü kullanarak yeni bir sonuç çıkarmıştır. Geleneksel anlamda “Hanefilik” değişmemiştir, ancak Hanefi metodolojiyi kullanan bir kurum yeni bir hükme varmıştır.

    3. “Ben Demir/Tunç Kullanmam Günah mı Olacak? Bu Fetvaya Ne Gerek Var?”

    Bu, kişisel tercih ve takva meselesidir.

    Günah mı Olacak? Hayır, olmaz. Çünkü siz, “Bu konuda ihtiyatlı olmak, haram/tahrimen mekruh sınırına girmemek için bu takıları kullanmamayı tercih ediyorum” diyorsunuz. Bu, takva sahibi bir Müslüman’ın yapacağı en güzel harekettir. Hiç kimse, “Diyanet caiz dedi, sen de kullanmak zorundasın” diyemez.

    Bu Fetvaya Ne Gerek Var? Çok büyük bir gereği var:

    Toplumsal Rahatlık (Ruhsat): Toplumda, “Çelik kol saati takmak günah mı?”, “Tungsten yüzük caiz mi?” diye soran ve bu takıları kullanmak zorunda hisseden (örneğin nişan yüzüğü olarak) binlerce insan var. Diyanet’in “caizdir” demesi, onları gereksiz bir dini sıkıntıdan (vehim) kurtarır. Bu, dinin kolaylaştırıcılığının bir gereğidir.

    Keyfilik Değil, Seçenek Sunmak: Diyanet’in amacı, “Artık herkes demir takabilir” demek değildir. Amacı, “Bu konu tartışmalıdır, klasik görüş şudur, ancak günümüz şartlarında caiz gören güçlü bir görüş de vardır. Siz, takvanıza göre hareket edin” demektir. Fetva, bir ruhsat kapısı açar; onu kullanıp kullanmamak kişiye kalmıştır.

    Sonuç ve Öneriniz:

    Kafanızdaki soruları şöyle bir çerçeveye oturtabilirsiniz:

    Diyanet, katı bir Hanefi mezhep kurumu değildir. Resmi olarak Hanefiliği referans almakla birlikte, bir fetva kurumu olarak içtihat yapma ve mezhepler arası tercih yapma yetkisini kullanır.

    Sizin Kişisel Pozisyonunuz: Siz kendinizi Hanefi mezhebine bağlı hissediyorsanız ve bir konunun tahrimen mekruh olduğunu biliyorsanız, en güvenli yol ondan uzak durmaktır. Bu sizi asla günahkâr yapmaz, bilakis takvalı kılar.

    Fetvaların Hedef Kitlesi: Diyanet’in fetvaları, sadece sizin gibi belirli bir mezhebe sıkı sıkıya bağlı olanlar için değil, toplumun tüm kesimleri içindir. Özellikle zorluk ve sıkıntı içinde olanlar için bir çıkış yolu (ruhsat) sunar.

    “Diyanet ne demiş demir tunç caizdir. Şimdi ben demir tunç kullanmam günah mı olacak?” sorusunun cevabı: Hayır, günah olmayacak. Aksine, ihtiyatlı davrandığınız için sevap bile alabilirsiniz. Diyanet’in fetvası ise, “kullanırsanız da günahkâr olmazsınız” diyen bir güvence ve kolaylıktır. Bu, dinde size tanınan bir seçenek ve rahmettir.

    1
    2025-11-27T18:10:13+03:00

    Ictihat-mezhep taklidi farkı

    4 5 gün önce Ben bu soruyu sordum.Lakin cevap alamadım.Umarim bu cevaplanır.
    Burada asıl öğrenmek istediğim su şimdi takıda öyle bahsettinizki isteyen onla keyfi amel edebiliyor.Mezhep taklidi olmuyor.Lakin kadinlarin gezmesinde başka mezhepler esas alındı bu içtihat taklit oluyor.Takıdaki ictihatta şafiyle uyuyor.O da mezhep taklidi olması lazım.Yani ben bu çelişkiyi anlayamıyorum.
    .Şimdi diyanet gezmeye günümuze uygun içtihat veriyor ve gezme ictihati o zamanki başka mezheple aynı olduğu için mezhep taklidi oluyor.Ya bu dönemdeki hanefilerin yeni düşüncesi olamaz mi ? Yani şunu diyemez miyiz hanefinin çağdaş 2. görüşü olarak göremez miyiz? Mezhep taklidi olursa Sorun şurada kadın keyfi güvenli olsada gezemez çünkü mezhep taklidiyse bu içtihat mezhep taklidi keyfi olamayacağına göre o zaman kadınlar keyfi 90 km ileri gidemez.
    Yani kısacası bu ictihatin mezhep taklidi olarak görülmesi saçma değil mi? Bu da taki gibi görülmesi lazım.Orada diyorsunuz imam azam bugün olsaydı nasıl düşünürdü.O mezhep taklidi olmuyor.Hatta diyorsunuz isteyen amel eder.Bu diyanetin gezme ictihati mezhep taklidi oluyor.O zaman takıda mezhep takldi olsun şafiye uyuyor.Çifte standart degil mi bu?

    1
    2025-11-27T18:12:44+03:00

    Anladığım kadarıyla mezhep taklidi ve içtihat konusunda bir çelişki görüyorsunuz ve bu konuda kafanız karışık. Sorunuzu madde madde açıklamaya çalışayım:

    1. Takı (Altın) ve Kadının Seyahati Konusundaki Görünür Çelişki

    Takı konusunda: Hanefi mezhebinde erkeklerin altın takması caiz değildir. Ancak Şafii mezhebinde belli şartlarla caizdir. Diyanet’in bu konuda Şafii mezhebini referans göstermesi “mezhep taklidi” olarak değerlendirilmiyor, çünkü bu:

    Zaruret ve ihtiyaç durumuna yönelik bir kolaylık

    Farklı mezheplerin görüşlerinden istifade etme

    “İçtihat” olarak değerlendiriliyor

    Kadının seyahati konusunda: Hanefi mezhebinde kadının 90 km’den (yaklaşık 18 saat) fazla yolculuğa mahremi olmadan çıkması caiz değildir. Diyanet’in bu konuda çağdaş yorum getirmesi ise “mezhep taklidi” olarak eleştiriliyor.

    2. Bu Neden Çifte Standart Gibi Görünüyor?

    Aslında burada temel fark şudur:

    Takı konusu: Belli bir mezhebin görüşünü doğrudan alıp uygulamak

    Seyahat konusu: Mezheplerin dayandığı ilkelerden hareketle yeni içtihat yapmak

    Ancak sizin haklı olarak işaret ettiğiniz nokta şu: Her ikisi de aslında Hanefi mezhebinin klasik görüşünden farklı bir uygulamaya işaret ediyor.

    3. Mezhep Taklidi Nedir?

    Gerçek mezhep taklidi:

    Keyfi olarak, bir mezhebin kolay görüşünü seçmek

    Belli bir mezhebe bağlı olmadan rastgele mezhep değiştirmek

    İlkesiz bir şekilde farklı mezheplerin görüşlerini karıştırmak

    4. Çağdaş İçtihat Anlayışı

    Diyanet’in yaklaşımını şöyle anlamak mümkün:

    Klasik fıkıh mirasından yararlanarak günümüz şartlarına uygun çözümler üretmek

    Mezheplerin dayandığı temel ilkeleri koruyarak yeni yorumlar geliştirmek

    Toplumun ihtiyaçlarına cevap vermek

    5. Sonuç

    Sizin tespitinizde haklılık payı var. Her iki durum da Hanefi mezhebinin klasik görüşünden farklı. Ancak İslam hukukçuları arasında bu konuda farklı değerlendirmeler var:

    Bir görüş: Her iki durum da içtihat kapsamında değerlendirilebilir

    Diğer görüş: Seyahat konusundaki yorum daha çok “mezhep taklidi” sınırına girer

    Kişisel pratikte: Bu tür konularda ihtiyatlı davranmak ve mümkünse güvenilir bir alime danışarak hareket etmek en doğrusu olacaktır.

    Umuyorum bu açıklama kafanızdaki soru işaretlerini gidermiştir. Anlamadığınız bir nokta varsa tekrar sorabilirsiniz.

    1
    2026-03-24T17:44:12+03:00

    Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı belirli bir mezhebe resmen bağlı bir kurum değildir; ancak tarihsel olarak Osmanlı’dan gelen miras nedeniyle fetvalarında çoğunlukla Hanefi mezhebi görüşleri esas alınır. Bununla birlikte günümüzde Diyanet, ihtiyaç ve kolaylık durumlarında diğer Sünni mezheplerin (Şafiî, Malikî, Hanbelî) görüşlerinden de yararlanabilir.

    Sorunun özüne gelelim:

    Eğer bir meselede:

    Hanefi mezhebine göre tahrimen mekruh (yapılması harama yakın sakıncalı),
    Diyanet ise caiz diyorsa,

    şu noktalar önemli:

    1. Mezhep bağlılığı açısından

    Eğer kişi kendini Hanefi mezhebine bağlı görüyorsa:

    Esas olan, Hanefi görüşüne göre amel etmesidir.
    Çünkü klasik fıkıhta “mezhebi bir bütün olarak takip etmek” esastır.
    2. Başka görüşle amel edebilir mi?

    Evet, ama şartlı olarak:

    Zaruret (zorunluluk),
    İhtiyaç (güçlük, sıkıntı),
    Ya da güvenilir bir âlimin yönlendirmesi varsa

    başka bir mezhebin görüşüyle amel edilebilir.

    3. Keyfî seçim (telfik) konusu

    Sırf daha kolay olduğu için her konuda farklı mezheplerin en hafif görüşlerini seçmek:

    Klasik âlimler tarafından genelde uygun görülmez.
    Buna “keyfî kolaycılık” denir.
    4. Diyanet fetvasına uyma meselesi

    Diyanet bir konuda “caiz” diyorsa:

    Bu genelde İslam içinde geçerli bir görüşe dayanır (yani tamamen uydurma değildir).
    Bu yüzden o görüşle amel eden kişi genelde “günah işlemiş sayılmaz” denir (özellikle ihtiyaç varsa).
    Özetle:
    Normal durumda: Hanefi isen Hanefi’ye göre hareket et.
    Ama:
    ciddi ihtiyaç varsa,
    ya da Diyanet’in dayandığı görüşe güveniyorsan
    o görüşle amel edebilirsin.

Cevapla