Share
Deizmi çürüten deliller
Question
Deizmi çürütmek soru cevaplar

Deizm inancına göre tanrı varıdır ancak tanrı insanlara peygamber göndermesi ve vahiy diye bir şey olamaz. Bu nasıl mümkün olabilir ki? Eğer tanrı varsa dünyayı yaratmasının bir sebebi ve amacı da olmalıdır. Nasıl bir tanrı yarattığı kullarını sebepsiz ve boş yere dünyada tutar. Aslında deizm düşünce ibadet etmek de üşenen ve iradesine hakim olmayan insanların uydurduğu bir inanış biçimidir. Dünyada hiçbir varlık nedensiz ve başı boş yaratılmamıştır.
BENZER KONULAR:
- Deizm nedir? Deizm dini özellikleri
- Deizmi çürüten deliller
- Deizm nedir? Diyanet
- İslam’ı anlamak
- Siyasi düşünce, tarih boyunca insanların dinî inançlarını nasıl etkilemiştir?
- Tümünü görüntüle.
Answers ( 10 )
Merhaba,
Öncelikle 1. sorundan başlamak istiyorum
1) “Deizm inancına göre tanrı vardır ancak tanrı insanlara peygamber göndermesi ve vahiy diye bir şey olamaz. Bu nasıl mümkün olabilir ki?”
Biz deistlere göre Tanrı evreni yaratmış, kuralları ve düzeni oluşturmuş ve gerisini bırakmıştır. Bu düzenin içinde de insana mantık vermiştir. İnsan, doğruyu ve yanlışı peygambere, meleğe ve kitaba gerek duymadan anlayabilir. Doğru bir insan olmak için Tanrı’nın bize verdiği akıl ve mantık yeter, gerisine ihtiyaç duymayız.
2) “Nasıl bir tanrı yarattığı kullarını sebepsiz ve boş yere dünyada tutar?”
Boş yere değildir. Bu deistten deiste göre değişir. Kimi deistler için bu sorunun cevabı sistemdeki yerini tamamlayıp sonra sırası gelince ölmek ekstra olarak reenkarnasyona inananlar da var, kimisine göre de yaptığı iyilik-kötülüğe göre öbür tarafta ona göre ceza-mükafat almak. Burada belirtmek istediğim bir şey var, cennet cehennemem bize göre “şarap, huri, saray” ya da “yanma, parçalanma, haşlanma” gibi belli kavramlar değil. Cennet ödül, cehennem ceza yeri. Sadece bu kadar. Bana göre Tanrı iyiliği de kötülüğü de verip, sadece iyilik vermedi ise bu yaptıklarımızdan sorumluyuz. Diyeceksiniz bu bilgi nereden belli? Basit, akıl ve mantık. Üzerine tartışabilirim, ne dediysem onun arkasındayım.
DEİZM: Kaynaklarda sıklıkla karşılaşılan tanımlardan ilki, deizmde evreni yaratan bir Tanrı’nın varlığına inanıldığına, ancak evreni yarattıktan sonra evrene herhangi bir müdahalede bulunmadığına yönelik bir akım olduğu ile ilgilidir. Bu tanımda deizmin ön plana çıkan özelliği, Tanrı’nın pasif ve etkisiz olması şeklinde dikkat çekmektedir.
Deizm, geleneksel dine başvurulmamasını özümseyen, ahlaki ve dini anlamdaki gereklilikleri doğanın yerine getirdiğini kabul eden, bu sebeple de vahyin anlamsız olduğunu öne süren bir akım olarak da tanımlanmıştır.
Deizmin Hristiyanlığa tepki olarak ortaya çıktığına inananlara göre ise deizm, Hristiyanlıkla hesaplaşıldıktan sonra arta kalan bir inanıştır. Deist ise Hristiyanlığın inanç ilkelerini reddeden ve doğanın tanrısına inanan kişidir.
Deizm , Tanrı’nın varlığını reddeden ateizmin tersine, bir Tanrı’nın varoluşunu öne süren, fakat dini ortadoksiyi (dinin en genel kabul edilebilir yorumu) tanımlayan teizmden önemli ölçüde farklılık gösteren akılcı din anlayışı olarak ortaya çıkmış bir akımdır.
Deizm kavramı ilk olarak Fransız reformcu John Calvin’in takipçisi olan Pierre Viret tarafından Instruction Chrestienne (1564) adlı eserinde kullanılmıştır. Viret, kitabında, “Kendilerini deistler olarak ifadelendiren bir grup kişiyi duyuyorum. Tamamen yeni olan bu kelimenin muhatapları ateist karşıtı kişilerdir.” sözüyle deist kavramının ilk kullanımını gerçekleştirmiş, inançsız olmalarına rağmen kendilerini deist olarak tanıtan kişilerin ise aslında ateist olduklarını savunmuştur.
Tanrı tarafından gönderilen dini ve peygamberi kesin bir dille reddeden deizm, 17. yüzyılın ilk yarısında İngiliz düşünür Edward Herbert tarafından savunulmuştur. Dolayısıyla Herbert, deizmin ilk savunucusu olarak da kabul görmektedir.
Kaynakları incelediğimizde göze çarpan ve benimsenen dikkat çekici yaygın kanaat, deizmin Hristiyanlığa bir tepki olarak ortaya çıkmış olmasıdır.
Hristiyanlık dinindeki üçlü Tanrı tasavvuru, Hristiyanlıktan kopuşların başlayıp deizme kaymaların olduğu bir süreci göstermesi açısından dikkat çekicidir. Hristiyanlık dininin öğreticileri konumunda bulunan papazlar, halka, Tanrı’nın büyük insan şeklinde olduğunu, Tanrı’nın sağ gözü ve sol gözünün arasındaki mesafelerin fersahları bulduğunu, her çocuğun günahkâr doğduğunu, ekmek-şarap ayini gibi uygulama ve inanışları anlatınca tüm bunlar Hristiyanlarca akla ve mantığa uygun olmadığı gerekçesiyle sorgulanmış, kilise otoritesi sarsılmaya başlamış ve deizme kaymalar gün geçtikçe artmaya devam etmiştir.
– Aleme müdahale etmeyen Tanrı, evrenin ilk nedenidir. Yaratılmış olan evrende nasıl ki her olayın bir nedeni varsa ve bu nedenler başka nedenlere bağlıysa, aynı şekilde Tanrı’da her şeyin ilk nedeni olmaktadır ve evrendeki hiçbir şeyin nedensiz ve yoktan var edilmediği sonucu ortaya çıkmaktadır.
– Katı bir akılcılığa dayalı olan deizm, insanın kendi aklıyla yaratıcıya ulaşabileceğini, bunun için de ilahi bir vahye ya da yaratıcının görevlendireceği bir peygambere ihtiyaç olmadığını savunur. Deistler vahyi ve peygamberliği reddetse de kendilerinin ateistlerden farklı olarak tek Tanrı inancına sahip olduğunu söylerler. Dolayısıyla da ateist sayılmazlar.
– Deizm inancında din, insanın doğasında bulunmaktadır. Bu sebeple deizmde doğal din anlayışı hakimdir.
– İlahi bir vahye ihtiyaç olmadığı ve Tanrı’nın evrene müdahil olmadığı prensiplerinden hareketle deizmde, ahiret hayatı ve mucizenin varlıkları da reddedilmektedir.
– Deizm, evreni yaratan bir Tanrı’nın varlığını kabul etse de o Tanrı’nın ilim, irade kudret, merhamet ve adalet gibi sıfatlara sahip olmadığı inancına sahiptir.
– Deizmde dini hayata ve dini tecrübelere yönelik olan sevap, günah, sadaka, dua etme, tövbe etme, teslim olma, dayanma ve bağlanma gibi olgular imkân dahilinde değildir.
– Deizm inancında insanların Tanrı’dan bir beklenti içinde olmadığına inanılır. Bunun sebebi olarak ise, Tanrı’nın dünya işlerine karışmıyor olması gösterilir.
– Deizm, teizm ile tek Tanrı anlayışında aynı düşünceyi savunuyor gibi görünse de yaratıcıya inanmak için imana ihtiyaç duyulmadığını ifade eder.
Din kavramı deizm düşüncesinde genel olarak akıl-vahiy penceresinden ele alınmıştı. Buna göre deistlerin çoğunluğu, vahye dayalı olan dinin kabul edilebilir olmadığını, bunun yerine akla dayalı doğal bir din anlayışı üzerinden öğretilerinin şekillenmesi gerektiğini ifade ediyorlardı. İslam düşünce sisteminde ise bu durum deizmden farklılık göstermektedir.
İnsanın sorumlu bir varlık olması akıl melekesine sahip olmasından kaynaklıdır. Kur’an’da insana verilen bu aklın kullanılması gerektiğiyle alakalı birçok ayet bulunur. İnsan akıl yetisini elde ettiği zaman sorumluluk kendisine yüklenir, Allah’ın tekliflerine muhatap hale gelir. İslam dininin akla vermiş olduğu önem dikkat çekicidir ve aklı kullanmayan kişilerin ayetlerde eleştirildikleri de görülmektedir. Kur’an aklı kullanmaya önem verdiği gibi doğru düşünmeye de önem vermiş bir kitaptır. Kur’an’da, ‘’Bilmediğin şeyin ardına düşme, doğrusu, kulak, göz ve gönül bunların hepsi ondan sorumludur.’’(İsra 36) ayeti bu gerçeği ortaya koymaktadır.
Deistler bilgiye ulaşma yollarında akıl ve duyu organlarına güvenirken, nakle güvenmezler ve yok sayarlar. İslam düşünürlerinin önde gelen isimlerinden İmam Maturidi’ye göre dine ulaşabilmek için kullanılacak vasıtalar akıl ve vahiydir. Ehl-i sünnet kelamında İslam’ın inanç esaslarını ele alan ve birçok düşünürü de akıl-vahiy dengesini gözetmesiyle etkileyen İmam Maturidi’nin bilgiye ulaşma noktasındaki tasnifinin kıymetli olduğunu düşünmekteyiz. Deistlerin vahyin güvenilir olmadığına yönelik söylemleri ve ilahi bir dinin varlığı yerine akla dayalı dinin olması gerektiği ile ilgili kabulleri, Maturidi’nin akıl ile vahyi aynı çizgide buluşturmayı başarabilmesiyle etkinliğini yitirmiştir diyebiliriz. Maturidi’ye göre akıl nakille çelişmeyeceği gibi aralarında çatışmaya dayalı bir ilişkinin olması da imkân dahilinde değildir.
İmam Maturidi, yaratıcının kendisini vahiyler aracılığıyla tanıttığını ifade eder. O, Allah’ın varlığının, ilminin ve kudretinin bilinebilmesinde aklı yeterli bir kanıt olarak görürken, O’nun nasıl bir yaratıcı olduğunu ve nelerden uzak olduğunu bilme noktasında vahye ihtiyaç duyulduğunu savunur.
Gerek İslam düşünürlerinin yorumlamaları gerekse de Kur’an ayetleri, İslam’ın akılla bir problem yaşamadığını, aksine aklın kullanılmasının teşvik edildiğini ortaya koyar. Aynı zamanda aklın yanında vahyi de akla önderlik etmesi için gerekli görür. Çünkü aklın dünyadaki milyarlarca insan tarafından farklı anlayışları, farklı düşünceleri ortaya çıkaracağı açıktır. Deistlerin iddia ettikleri gibi yegâne bir akıl varsayımı üzerinden hareket edilecek olursa “Kimin aklı?” sorusu gündeme gelecektir. Dolayısıyla İslam’ın vahiyle desteklenen aklı desteklediğini, nefsani ve şeytani müdahalelere karşı aklı korumaya aldığını söylemek mümkündür.
Deistlerin ilahi bir dini inkâr etmelerine karşılık, İslam’da insanların bir dine elverişli bir halde yaratıldığı da şu ayet üzerinden ifade edilebilir:
‘’O halde sen hanif olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel! Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. İşte doğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.’’ ( Rum 30)
Deizm, Tanrı’nın peygamber gönderip, duaları kabul eden ve her şeyi bilen bir yaratıcı olarak insan ve alemle, alemdeki varlıklarla ilişkisini yok sayarak Kudret sıfatına dayalı olan Tanrı-alem tasavvuru ortaya koymuş olan bir akımdır.
Deistlerin Tanrı tasavvurlarını bilmek, onların hayata, dine, evrene, bilime nasıl baktıklarını öğrenmemiz açısından önemlidir.
Deizmde Tanrı ilk sebep olarak evreni varlık sahasına getirip bu evrene kanunlar koyan, evrenle iç içe olmayan, yarattıklarıyla iletişim kurmayan aşkın bir varlık olduğu için, deizmde kutsal kitap, ilahi bir vahiy ve mucize inkâr edilmiş, kabul görmemiştir.
Deizmde dinin anlamı, ilahi vahyi reddedip sadece akıl yolu ile kavranan bir varlığı kabul etme üzerine kuruludur. Tanrı’nın sadece akıl yoluyla kavrandığını söyleyen deistler, O’nun yaratıcı ve her şeye gücü yeten bir varlık olduğunu kabul ederler. Ancak deistlerde her ne kadar Tanrı’nın varlık ve kudreti kabul edilse de tasavvurlarındaki Tanrı imajının ilahi dinlerden farklı olduğu görülür. Deistler Tanrı’nın varlık ve sıfatlarını ilahi metinlerle değil, doğa ve insan üzerinden anlamlandırmaya çalışırlar.
Deistlerin bir kısmı Tanrı’nın evreni yarattıktan sonra müdahale etmediğini, onu kendi haline bıraktığını ve bir kenara çekildiğini savunurlar. Aslında evrene müdahil olmayan Tanrı tasavvuru deistlerin çoğu için geçerlidir dersek pek de yanılmış olmayız.