Paylaş
Bedir savaşı hakkında bilgi
Question
Büyük Bedir Savaşı

BEDİR GAZVESİ
Bu savaş, İslâm tarihindeki meşhur savaşların ilkidir. Hicretin ikinci yılının mübarek Ramazan ayında bir cumartesi günü vuku bulmuştur.
Bu savaşın büyük bir önem ve değere sahip oluşundan dolayı siyerciler de onu büyüklüğüne ve yüceliğine delalet eden bir takım isimlerle isimlendirmişlerdir. “Büyük Bedir Gazvesi,” “Azametli Bedir Gazvesi” ve “Bedir Vakası Günü” gibi isimler kullanmışlardır. Kur’an-ı Kerim de bugüne “Yevm’ül-Furkan” yani hak ile batılın ayrıldığı gün ve “Yev-ine’l-Tega’l-Cem’âni” yani iki ordunun birbiriyle karşılaştığı gün ismini vermiştir. Bununla ilgili ayet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:
Eğer Allah’a ve hak ile batılın ayrıldığı gün iki ordunun birbiriyle karşılaştığı gün kulumuza indirdiğimize inanmışsanız, bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah’a, Rasü-lüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullar ve yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir. (Enfal/41)
Bazı tarihçiler de bugüne “Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız” (Duhan/16) ayetine dayanarak “Şiddetle yakalama günü” ismini vermişlerdir.
Hicretten sonra Bedir savaşından önce Hz. Peygamber (s.a) etrafa müfrezeler ve öncü birlikler gönderdi. Bununla müslüman muhacirlerin hicret sebebiyle zayıf düşmediklerini ve ağırlıklarını kaybetmediklerini, aksine birbirleriyle kenetlenmiş bir vaziyette yardımlaşma şuuru içinde bulunduklarını müşriklere göstermek istemiştir. Ayrıca bununla Medine civarındaki topluluk ve kabilelerle anlaşma ve sözleşmeler yapmayı da hedeflemiştir. Böylece müşriklerle savaşa başladıkları zaman arkasını emniyete almış olacaktı. Ayrıca müşriklerin hicret esnasında ve hicretin akabinde el koydukları müslümanlara ait mülklerin hiç değilse bir bölümüne karşılık olarak müşriklerin ticaret kervanlarına saldırmak istiyordu.
Hz. Peygamber (s.a) hicretin birinci yılının Ramazan ayında kahraman amcası Hamza ibn Abdülmuttalib’i, beraberindeki 30 süvari muhacirle birlikte Kızıldeniz sahili yakınlarındaki el-Iys denilen yere
gönderdi. Maksadı,. Allah ve Peygamberinin İslâm ve müslümanlann düşmanı Ebu Cehil’in başkanlığındaki Şam’a giden kervanın yolunu kesmekti.
Aynı senenin Şevval ayında Ubeyde ibn el-Hâris’i beraberindeki 30 kişiyle birlikte inceleme ve keşif amacıyla gönderdi. Bu birlik de Hicaz topraklarında Sehiyyetü’l-Mürra denilen yerin altında bir suya ulaştı.
Hicretin ikinci yılının başında Hz. Peygamber’in (s.a) bizzat kendisi bir seriyyenin/müfrezenin başında yola çıkü. Veddan kasabasına ulaştı ve Beni Damre kabilesiyle bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşmaya Hz. Peygamber şöyle yazdırmıştı:
Bismillahirrahmanirrahim. Rasûlullah Muhammed’in beni Damra ile akdettiği yazı şudur: Onlar canlan ve mallan bakımından emniyet içinde olacaklar, Allah’ın dinine karşı savaşmadıkları takdirde taarruza uğradıkları zaman kendilerine yardım edilecektir. Bu sözleşme, denizin kılı eritip yok edeceği zamana kadar yürürlükte kalacaktır. Peygamber de onları yardıma çağırdığı zaman onlar ‘ bu çağrıya icabet edeceklerdir. Bu anlaşma için onlar Allah ve Rasûlü’nün garantisine sahiptirler.
Sonra Büyük Bedir savaşının işaretleri ufukta görülmeye başladı.
Hicretin 2. yılında Cumade’1-Ula ayında Rasûlullah (s.a), zalim ve azgın müşriklere ait büyük bir ticaret kervanının Şam’a doğru gittiğini haber aldı. Bu kervanda elli bin dinar kıymetinde mal vardı. Bu malı bin deve taşıyordu ve kervanı, müşriklerin o günkü lideri Ebû Süfyan ibn Harb sevk ve idare ediyordu. Hz. Peygamber (s.a) beraberindeki iki yüz arkadaşıyla birlikte, müşriklerin Mekke’de el koydukları müslümanlara ait mallara, akar ve diğer eşyaya mukabil düşmana ait kervanın yolunu kesmek için harekete geçti.
Hz. Peygamber (s.a) el-Aşira denilen yere ulaşıncaya kadar yoluna devam etti. Oraya varınca anladı ki kervan, onlar gelmeden önce oradan geçip gitmiş.
Hz. Peygamber (s.a) bu aşamada Beni Müdlic kabilesiyle bir anlaşma yaptı.
Receb ayında Rasûlullah (s.a) Abdullah ibn Cahş el-Esedi’yi beraberinde bir muhacir topluluğuyla birlikte gönderdi. Ona mühürlü bir mektup verdi ve Peygamber’in (s.a) kendisine belirlediği yolda iki günlük yolculuk yapmadıkça bu mektubu açmamasını emretti. İki gün sonra Abdullah ibn Cahş mektubu açtı ve içinde şu talimatı buldu: “Bu mektubumu okuduğun zaman Mekke ile Taif arasındaki Nahle denilen yerde konaklayıncaya kadar yoluna devam et. Orada bizim için Kureyş’i gözetle ve bilgi topla.”
Abdullah ibn Cahş ile müşriklerin kervanı arasında bir çatışma çıktı. Bir müddet savaştılar. Abdullah ibn Cahş ve arkadaşları galip geldi ve bazı ganimetlere geri döndüler.
Hz. Peygamber (s.a) Ebu Sufyan’m sevk ve idare ettiği kervanın yolunu kesmek ve müşriklerin muhacirlerden gasbettikleri malların cüzi bir karşılığı olarak o kervana el koymak için kervanın Şam’dan Mekke’ye dönüşünü beklemeye başladı. Hz. Peygamber (s.a) bununla müşrikleri iktisadi yönden zayıflatmayı da hedefliyordu. Çünkü iktisadi yönle askeri yön arasında kuvvetli bir bğ olduğunu biliyordu. Erzak ve ikmal yönünden bir zayıflama veya bir azalma olduğu zaman savaşa bunun kuvvetli bir etkisi olacaktır.
Hz. Peygamber (s.a) kervan hakkında bilgi toplamaları, dönüşünü gözetlemeleri ve yaklaştıklarında Hz. Peygamber’e (s.a) haber vermeleri için Talha ibn Ubeydullah ile Said ibn Zeyd’i gönderdi. Bu iki sahabi yola çıktı, bir müddet sonra el-Havra denilen yerde konakladılar. Kervanın yaklaştığını öğrenince süratle Hz. Peygamber’i haberdar etmeye koştular.
Hz. Peygamber (s.a) bunu bir fırsat bildi ve bir peygamber de olsa tek başına karar verdiği zehabına kapılmamaları için müslümanlardan hazır olanları istişare etmek için acele olarak çağırttı.
Hz. Peygamber (s.a) müslümanları topladı ve onlara şöyle dedi: “İşte Kureyş kervanı. İçinde sizin mallarınız var. Bu kervana karşı çıkınız. Belki Allah Teâlâ o kervandaki malları size ganimet olarak nasip eder.”
Müslümanlardan bir grup kervana saldırmayı kabul ederken, bir kısmı buna istekli olmadı. Çünkü Rasûlullah (s.a) kervana saldırmaya onları mecbur etmemişti. Geride kalanlar yapılacak işin bir kervana el koymaktan fazla bir şey olmadığını zannediyorlardı. Bu da kolay bir işti. Çünkü kervanı kırk civarında kişi koruyordu. Kervanın yolunu kesmeyi kabul edenlerin sayısı 300 kişiden biraz fazla idi. O halde hepsinin çıkmasına ihtiyaç yoktu.
Hz. Peygamber (s.a), Abdullah ibn Ümmi Mektum’u Medine’de insanlara namaz kıldırmakla görevlendirdikten, Ebu Lübane’yi de vali olarak bıraktıktan ve Hz. Osman’a eşi Rukiye’ye -ki Rasûlullah’m kızıdir-hastabakıcılık yapmak üzere Medine’de kalması için izin verdikten sonra Ramazanın ikinci günü kendisine icaba edenlerle birlikte yola çıktı.
BENZER KONULAR:
Answer ( 1 )
Bedir Savaşı, İslam tarihinde önemli bir dönüm noktası olan bir savaştır. Bedir Savaşı, 624 yılında Medine yakınlarında gerçekleşmiştir. Savaş, Müslümanlar ile Mekke müşrikleri arasında meydana gelmiştir.
Savaşın nedeni, İslam’ın Mekke’deki yayılışının Mekke müşrikleri tarafından engellenmeye çalışılmasıdır. Müşrikler, Müslümanların Medine’ye göç etmelerini ve orada güçlenmelerini tehdit olarak görmekteydiler. Bu nedenle, Mekke müşrikleri, Müslümanlara karşı bir ordu toplamış ve Bedir isimli bir bölgeye gelerek Müslümanları durdurmayı amaçlamışlardır.
Müslümanların ordusu, sayıca Mekke müşriklerinden daha azdı. Müşriklerin ordusu yaklaşık 1000 kişiden oluşurken, Müslümanlar sadece 313 kişilik bir orduyla savaşa girmişlerdir. Müslümanlar, savaş öncesinde Allah’a dua etmiş ve zafer dilemişlerdir.
Bedir Savaşı’nda, Müslümanlar büyük bir zafer elde etmişlerdir. Müşriklerin ordusu ağır bir şekilde yenilgiye uğramış ve birçok liderleri öldürülmüştür. Savaş sonucunda Müslümanlar, düşmanlarını büyük bir kayıp verdirerek zafer elde etmişlerdir.
Bedir Savaşı, İslam tarihinde büyük bir öneme sahiptir. Bu savaş, İslam’ın güçlenmesine ve yayılmasına önemli bir katkı sağlamıştır. Aynı zamanda, Müslümanlar arasında cesaret, inanç ve dayanışma gibi değerleri pekiştiren bir olay olarak da anılır.
Bedir Savaşı, İslam’ın erken dönemlerindeki mücadeleyi ve Müslümanların Allah’a olan güvenlerini simgeler. Savaş, Müslümanların zorlu koşullarda bile başarılı olabileceklerini göstermiş ve İslam toplumuna bir özgüven aşılamıştır. Bedir Savaşı, İslam tarihindeki önemli bir dönüm noktası olması ve İslam’ın yayılmasında büyük bir etkiye sahip olması nedeniyle önemli bir olay olarak hatırlanır.