Share
Allah dilediğini saptırır dilediğine hidayete erdirir ayeti ve açıklaması
Question
Allah dilediğini saptırır dilediğine hidayete erdirir ayeti ve açıklaması

Biz kendi irademizle mi iman sahibi oluyoruz Allaha yoneliyoruz yoksa Allah diledigi kullarinimi kendine cekip hidayeyete erdiriyor
Answers ( 2 )
Kasas Suresi 56. Ayet
Ey Peygamber! doğrusu sen, sevdiğin kimseyi doğru yola eriştiremezsin; ama Allah dilediğini doğru yola eriştirir ve O, doğru yola erişecekleri daha iyi bilir.
İniş Sebebi Ve İlgili Hadîsler
Bazrsiyercilerin ve klasik tefsirlerin rivayetlerinden bu âyetin Hz. Peygamber’in (A.S.) amcası Ebû Tâlib hakkında indiği anlaşılıyor. Nitekim Buharî ve Müslim’de sözü edilen âyetin Ebû Tâlib ile ilgili bulunduğu belirtilmiştir.
Ebû Tâlib ölmek üzere idi. O sırada Peygamber (A.S.) Efendimiz onu sormaya geldi. İçeride Hişam oğlu Ebû Cehl’in ve Umeyye oğlu Abdullah’ın oturduğunu gördü. Bunun üzerine Peygamberimiz (A.S,) amcasına yaklaştı ve şöyle telkînde bulundu: «Amcacığım, lâ ilahe illallah., söyle ki ben bu kelimeyle senin lehine Allah yanında şehadette bulunup delil getirebi-leyim.» Peygamber’in (A.S.) sözü henüz bitmişti ki Abdullah b. Ebî Umeyye ile Ebû Cehl söze karıştılar ve Ebû Tâlib’e şöyle telkinde bulundular: «Sen Abdülmuttalib’in dininden yüz çevirir misin?»
Peygamberimiz (A.S.) Efendimiz durmadan Kelime-i Tevhîd’i ona ar-zetti ve tekrar, tekrar ziyaret edip gerekeni söyledi. Ne çare ki Ebû Tâlib’in son sözü şu oldu : «Ben Abdülmuttalib’in dini üzereyim»..
Bunun üzerine Peygamber (A.S.) Efendimiz çok üzüldü ve şöyle buyurdu :
«Allah’a and olsun ki, menedilmediğim sürece senin için istiğfarda bulunacağım.»
O sebeple şu âyet indi : «Müşriklerin cehennemlik oldukları besbelli anlaşıldıktan sonra, hısım da olsalar, Peygamberin ve imân edenlerin onlar için istiğfar etmeleri uygun olmaz.» (1) Yine Ebû Tâlib’in durumuyla ilgili olarak yukarıda konumuzu oluşturan âyetin indiğini Buharî, Müslim ve Tirmizî tesbit etmişlerdir.
Sünnetullah Ve Peygamber’in Asıl Görevi
(Ey Peygamber! doğrusu sen, sevdiğin kimseyi doğru yola eriştiremezsin; ama Allah dilediğini doğru yola eriştirir..»
Âyet-i Kerîme bize iki önemli hususu öğretiyor: İnsanların doğru yolu bulabilmeleriyle ilgili sünnetullah’ın tecellisinin anlam ve hikmetini ve bir de Hz. Muhammed’in (A.S.) görevinin doğru yolu göstermek; teblîğ ve irşatta bulunmak olduğunu..
Böylece Hz. Muhammed (A.S.)dan sonra Onun ümmetinden biri kalkar da «ben sizi doğru yola eriştiririm» veya «bana uyun ki son nefesinizde size yetişirim de şeytanın telkîn ve fısıltısından kurtarırım» derse, ölçü ve yetkisini aşmış; Hz. Muhammed’e (A.S.) verilmeyen yetkinin kendisine verildiğini iddia etmiş olur. Bu da çok tehlikeli ve kişiyi İslâmiyetin dışına çıkaracak kadar muhataralıdır.
O bakımdan Kur’ân’ın yaklaşık yüz yerinde bu inceliğe dikkatler çekilmekte ve peygamber ile din mürşitlerinin yetki sınırları belirlenmektedir.
Âyetler Arasında Bağlantı
Yukarıdaki âyetle Peygamber (A.S.) Efendimiz ile din mürşitlerinin yetki sınırı belirlendi ve Ebû Tâlib’in, Peygamber (A.S.) Efendimizi üzen durumuna işaret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, inanmak istedikleri halde yurtlarından çıkartılırlar endişesiyle imân etmiyenlerin durumu konu ediliyor. Refah içinde yüzen nice inkarcı azgınların yok edildiği hatırlatılarak imân nimetinden daha üstün bir nîmetin söz konusu olamıyaoağına işarette bulunuluyor ve ana yerleşim merkezi olan kasabalara peygamber gönderilmedikçe Cenâb-ı Hakk’-m o kasabaları küfür ve tuğyanları sebebiyle yok etmediğine dikkatler çekiliyor.
“Allah dilediğini hidayete erdirir” diye çevirdiğimiz cümle “Allah dileyeni hidayete erdirir” şeklinde de tercüme edilebilir. Sahih kaynaklarda nakledilen rivayetlere göre Hz. Peygamber ölmek üzere olan amcası Ebû Tâlib’e İslâm dinini telkin etmiş, ancak Ebû Tâlib kabul etmemiş, bundan dolayı son derecede üzülen Hz. Peygamber’i teselli etmek üzere bu âyet inmiştir (Buhârî, “Tefsîr”, 28/1; Taberî, 91-93; Şevkânî, IV, 174). Bununla birlikte âyeti muayyen bir sebep veya zamana tahsis etmeden genel anlamda değerlendirmek, bir kimseyi –kendi istek ve eğilimi olmadıkça– doğru yola getirmeye çalışmanın bir noktadan sonra yararsız olduğunu söylemek daha uygun olur (krş. Esed, II, 794). Allah Teâlâ, peygamber ve kitap gönderdikten sonra tercihini ısrarla inkâr yönünde kullananları zorla doğru yola iletmez; bilâkis onları kendi irade ve tercihleriyle başbaşa bırakır; gerçeği araştırıp tercihini o yönde kullanmaya çalışanlara yardım ederek onları doğru yola iletir (bu konuda bilgi için bk. Bakara 2/7, 26).
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 236-237