Adet günü sabit değilse ne yapılmalıdır

Question

Adet günü sabit değilse ne yapılmalıdır

Adet gunu sabit degilse ne yapilmalidir

Merhaba ben düzensiz adet oldum 2 gün sürdü oda normal akıntı gibi gusul almam gerekirmi birde banyomuzun penceresi yok suyuda sobada ısıtmak zorundayım dışarda kar var birde dün akşam nefsime kapılıp okşama yaptım beyaz yapışkan sıvı geldi sizce ne yapmalıyım sabah gogldan normal abdest üstünede teyemmüm alın diyordu yaptım ama yinede kararsiz kaldigim icin sormak istedim lütfen acil dönüş yapın ?


ADETİNİ UNUTAN KADIN: MÜTEHAYYİRE

Nevevi daha sonra müstehaza’nın beşinci türü olan mütehayyire konusuna başlamıştır.

Mütehayyire [hayrette kalan, şaşıran] ifadesi kadının kanama konusunda şaşırmasından dolayı ona verilen isimdir. Bu kadına, fıkıhçıyı durumu konusunda şaşkınlığa sevk ettiğinden “muhayyire” de [hayrette bırakan, şaşırtan] denilmiştir.

Nevevi burada gayr-i mümeyyiz müstehaza konusunu da ele almıştır.

Mütehayyire’nin üç durumu vardır:

1. Kanamanın süresini ve başlama zamanını unutan kadın,

2. Yalnızca kanamanın zamanını unutan kadın,

3. Yalnızca kanamanın süresini unutan kadın.

Bunlar sıra ile ele alınacaktır.

1. Kanamanın miktarı ve zamanını unutan kadın: Mutlak mütehayyire

Kadın belirsizlik halinde kalmış, yani mikdar ve süre olarak adetini unutmuşsa [bu konuda iki görüş vardır]:

[Birinci görüş]: Bir görüşe göre ilk defa adet gören gibidir.

[İkinci görüş]: Meşhur görüşe göre ihtiyata riayet gerekir.

a. Mutlak mütehayyire hakkındaki görüşler

Kadın, gaflet veya delirme sebebiyle kanamasının mikdar ve zamanını unutursa -ki buna mutlak mütehayyire denir- [adet süresi konusunda ne yapması gerektiği konusunda iki görüş vardır]

[Birinci görüş]: Bir görüşe göre; “kanama düzeni ve temyizin kaybolması” ortak noktası sebebiyle bu kadın da ilk defa adet gören kadın gibi kabul edilir. Bu durumda bu kadının adet süresi, kanamanın başladığını öğrendiği vaktin başından itibaren kadınlarda çoğunlukla görülen kanamanın en düşük süresi veya çoğunlukla görülen süresi kadardır.

Bir görüşe göre burada mutlak olarak “kadınlarda çoğunlukla görülen kanama süresi” esas alınır.

Şayet kadın kanamanın başladığı vakti bilmiyorsa veya kanama ilk defa başlamışsa veya kanamanın başladığı vakti unutmuşsa onun adet dönemi her kamer! ayın ilk gününden başlar. Herbir dönem bir kamer! aydır. Müstehaza konusunda “ay” denildiğinde bu konu dışında “otuz günlük süre” anlaşılır.

[İkinci görüş]: Meşhur olan görüşe göre ise kadının bu durumda -aşağıda ayrıntıları görüleceği üzere- ihtiyata riayet etmesi gerekir.

Bunun gerekçesi şudur: Kadının içinde bulunduğu her an adet de temizlik de olabilir. Bu durumda kadının adeti başka şeyle karışmaktadır. Kanamanın ne zaman başladığını bilmeksizin kanamayı kısımlara bölmek mümkün olmadığı gibi kadını kanaması olduğu halde ayın tümünde temiz saymak veya -batılolduğuna dair icma bulunduğu halde- ayın tümünde sürekli olarak adetli saymak da mümkün değildir. Şu halde kadına zorluk çıkarmak için değil zorunluluk sebebiyle ihtiyata riayet etmekten başka yol kalmamıştır.

b. Mutlak mütehayyire’nin göstermesi gereken ihtiyat

[İkinci görüşe göre] kan gördüğü süre içinde cinsel ilişkide bulunması haram olur.

ba. Kocasının kendisi ile cinsel ilişkide bulunmaması

[Mutlak mütehayyire olan kadının kan gördüğü dönemde kocasının ilişkide bulunmasının haram olup olmadığı konusunda iki görüş vardır]

[Birinci görüş]: Kocanın karısı ile cinsel ilişkide bulunması, karısının göbek ile diz kapağı arasından yararlanması, tıpkı adetli kadında olduğu gibi haram olur. Çünkü bunun da adet dönemi içinde olma ihtimali vardır.

[İkinci görüş]: [Zayıf] Bir görüşe göre ise bu caizdir; çünkü istihaza sürekli bir hastalıktır. Bunun sürekli olarak haram kabul edilmesi fesada düşürür.

İlk görüş esas alınırsa, koca ilişkide bulunamasa bile karısına nafaka vermekle yükümlü olur, kocanın nikahı feshetme seçeneği yoktur. Çünkü onunla yeniden cinsel ilişkide kurulabilmesi ihtimali vardır. Şayet bu kadını kocası boşarsa beklemesi gereken iddet süresi üç aydır. Çünkü adetten kesilme dönemine kadar beklemesi çok uzun olup bu ona zarar verir. Kadın şayet hangi dönemlerde aybaşı hali olduğunu hatırlarsa iddet üç aybaşı hali olur.

Kadın yolculuk vb. sebeplerle namazları cem-i takdim yaparak birleştiremez. Çünkü cem’in şartı ilk namazın kesin olarak veya bir asla dayanarak önce kılınmış olmasıdır. Oysa burada öyle bir durum söz konusu değildir.

Bu kadın namazda, temiz veya mütehayyir bir kadına imamlık edemez. Çünkü kendisinin namazı kaza etmesi gerekir.

Bu kadın süt emzirme sebebiyle orucunu bozarsa orucu için fidye ödemesi gerekmez; çünkü adet döneminde olma ihtimali vardır. Bu konularla ilgili uyarılar ileride gelecektir. Burada yalnızca muhafaza etmiş olmak için zikrettik.

bb. Mushafa dokunmaması ve namaz dışında Kur’ an okumaması

Bu kadının mushafa dokunması ve namaz dışında Kur’an okuması haramdır.

Bu kadının mushafa dokunmasılnın hükmü konusunda üç görüş vardır]:

[Birinci görüş]: Mushafa dokunması haram olduğu gibi taşıması haydi haydi haramdır. Yine namaz dışında Kur’ an okuması da -adet döneminde olması ihtimaline binaen- haramdır. Namazda iken Kur’an okuması ise mutlak olarak caizdir.

[İkinci görüş]: [Zayıf] ‘bir görüşe göre -kadının Kur’an’ı unutmaması için- mutlak olarak okuması mübahtır. Cünüp ise bundan farklıdır; çünkü cünüplük zamanı kısa sürelidir.

[Üçüncü görüş] [Yine zayıf olan] bir başka görüşe göre ise; tıpkı su ve toprak bulamayan cünüp gibi bu kadının da namazda Fatiha suresinden başka bir şeyokuması haramdır.

İlk görüş sahipleri bu konuda cünüp ile bu kadını “cünüplük süresi bellidir, ama bu kadınınki belli değildir” diye ayırmışlardır.

Nevevl’nin ifadesi, kadının mescitte bulunmasınılbeklemesini de kapsamaktadır. Aslü’r-Ravda’da bunu açık olarak ifade etmiştir. [İsnevi] El-Mühimmat adlı eserde ise şöyle demiştir:

Dünyevı bir amaçla veya amaçsız olarak mescitte bulunmak konusunda uygun görüş budur. Ancak kadın namaz için mescitte bulunursa bu durum namazda iken sure okuması gibidir. Yine itikaf veya tavaf yapmak için mescitte bulunursa bu da -farz olsun nafile olsun- namaz gibidir. Açıktır ki bu kadının kanının mescidi kirletmesinden emin olunduğunda böyledir.

Hocam Remli bu görüşü esas almıştır.

bc. Farz ve nafile namazları sürekli kılması

Bu kadın namazı devamlı [bırakmaksızın] kılar.

Bu kadının farz olan tavafı yapması ve farz namazı devamlı olarak kılması farzdır. Çünkü temizlik döneminde olması mümkündür. Bu konuda beşvakit namaz ile adak namazı arasında fark yoktur.

İsnevı şöyle demiştir: “Kıyasa göre cenaze namazı da böyledir.”

Daha doğru görüşe göre nafile namaz da böyledir.

[Bu durumda olan kadının nafile tavaf ve namazları yapmasının caiz olup olmadığı konusunda üç görüş vardır]

[Birinci görüş]: Daha doğru olan görüşe göre nafile namaz kılabilir, tavaf yapabilir, oruç tutabilir. Çünkü bunlar dinin önemli ibadetlerindendir. Kadını bundan mahrum bırakmanın bir delili yoktur.

[İkinci görüş]: Diğer görüşe göre ise kadın bunları yapamaz, çünkü tıpkı musahfa dokunma ve namaz dışında Kur’an okumada olduğu gibi bunları yapmasında da bir zorunluluk yoktur.

[Üçüncü görüş]: [Zayıf] bir görüşe göre ise farz namazların önündeki ve sonundaki sünnetleri kılabilir, diğerlerini kılamaz.

Demiri şöyle demiştir: Nevevi’nin ifadeyi genel tarzda söylemesinden anlaşıldığına göre kadının nafile ibadet yapması için farzın vaktinin devam etmesi ile çıkmış olması arasında bir fark yoktur. Zevaidü’r-Ravda’ da bunun daha doğru olan görüş olduğu söylenmiştir. Şerhü ‘l-Mühezzeb, Tahkık ve Şerhu Müslim’de ise bundan farklı görüş belirtmiştir. Bütün görüşler içinde doğru olanı vakit çıktıktan sonra nafile namaz kılmasının caiz olmamasıdır.

Çünkü bu kadının abdestsizliği sürekli yenilenmekte ve necisliği sürekli artmaktadır.

[Bana göre] ez-Zevaid’teki görüş en doğrusudur.

Nevevİ, kadının vakit içinde kıldığı namazı kaza etmesi konusundan bahsetmemiş, orucu ise kaza etmesinin gerekli olduğunu söylemiştir. Bu, namazı kaza etmesinin gerekli olmadığı anlamına gelir.

Nitekim Bahr adlı eserde bu, İmam Şafii’nin ifadesi olarak nakledilmiştir.

Nevevİ el-Mecmu’da şöyle demiştir: Bu, Şafil’nin ifadesinin zahirinden anlaşılan hükümdür. Çünkü Şafil namazın değil orucun kaza edilmesinin gerekli olduğunu söylemiştir. Şeyh Ebu Hamid, Kadı Ebu’t-Tayyib, İbnü’s-Sabbağ, Iraklı alimlerimizin çoğunluğu ve başka bazıları bunu açık olarak ifade etmişlerdir. Bunun gerekçesi şudur: Şayet kadın adetli ise namaz kendisine farz değildir, adetli değil ise namazını zaten kılmıştır.

el-Mühimmat’ta bunun fetvada esas alınacak görüş olduğu belirtilmiştir. Ancak Rafil ve Nevevİ kadının namazı kaza etmesinin de farz olduğu görüşünü tercih etmişlerdir. Bu, Şafiı’nin ifadesine ve alimlerin çoğunluğunun görüşüne aykırı olduğundan bunu esas alarak ayrıntı hükümler üretmek burada uzun yer kaplar. Nevevl’nin mütehayyire olmayan kadının cemaatle namaz konusundaki hükmü meselesinde buna işaret edilecektir. Ben et-Tenbih’i şerhettiğim eserimde ayrıntıları bu görüşe dayalı olarak yaptım.

bd. Her bir farz namaz için gustetmesi

Her bir farz namaz için gusleder.

[Mesele]

Kadın kanın ne zaman kesileceğini bilmiyorsa ve kanı kesik kesik akmıyorsa her bir farz namaz için, namaz vakti girdikten sonra gusletmesi farzdır. Çünkü kanın o zaman kesilmesi mümkündür.

Nevevİ et-Tahkik’te şöyle demiştir: Kadın kanın ne zaman kesileceğini biliyorsa, örneğin kan güneşin batışı sırasında kesiliyorsa ve kadın bunu biliyorsa bu durumda bir gün ve bir gece içinde yalnızca güneşin batışından sonra gusletmesi gerekir.

Nevevi el-Mecmu’da ise şöyle demiştir: Alimlerimizin “bu kadın her bir farz için abdest alır” şeklindeki genel ifadeleri bu ayrıma göre anlaşılmalıdır. Kanı kesik kesik gelen kadına gelince; onun temizlik sırasında gusletmesi gerekir. Çünkü guslün sebebi kanın kesilmesidir.

[Mesele]

[Kadının gusülden hemen sonra namaz kılmasının gerekli olup olmadığı konusunda iki görüş vardır]:

[Birinci görüş]: Aslü’r-Ravda’da daha doğru kabul edilen görüşe göre kadının gusülden sonra derhal namaz kılması gerekmez.

[İkinci görüş]: Bir görüşe göre ise müstehazanın abdestinde olduğu gibi burada da kadın namazı derhal kıImalıdır. (Kıyas)

İlk görüşte olanlar bununla müstehazanın abdesti arasında şu farkın olduğunu söylemişlerdir: Müstehazanın derhal namazını kılmasını “abdestsizlik durumunu azaltmak için” söyledik. Guslün istenmesinin sebebi ise kanın kesilme ihtimalidir. Gusül ile namaz arasında kanın kesilmesinin tekrarlanması mümkün değildir. Kadın namazı geciktirdiğinde yalnızca abdest alması gerekir.


be. Ramazan ayını ve bir başka ayı oruçlu geçirmesi

Ramazan ayını sonra başka bir ayı tam olarak oruçlu geçirir. İki aydan her birinden on dörder gün hasıl olur.

Bu kadının ramazanın tümünde temiz olması ihtimaline binaen ramazanın tümünü oruçlu geçirmesi, sonra ramazandan başka bir ayı tam olarak, yani her birini otuz ar gün oruçlu geçirmesi farzdır. Böylece iki ayın her birinden on dörder gün [toplam yirmi sekiz gün] hasıl olur. Şöyle ki kadının geceleyin kanın kesilmesi adeti bulunmayıp kanının gündüz kesilmesi adeti varsa veya şüphe içinde kalırsa, iki ayın her birinde adetin en uzun süresi kadar [yani on beş gün] hasta olma ihtimaline binaen ve kanın gündüzün bir kısmında görülüp diğer kısmında kesilme ve bu şekilde her bir aydan on altı günün fasid olması ihtimaline binaen böyle yapar. Bilindiği gibi kanın gündüzün bir kısmında bulunması o gündeki orucu bozar.

Şayet kadının kanının geceleyin kesilmesi adeti varsa, kadının üzerinde herhangi bir sorumluluk kalmaz. Bu ihtimal Nevevi’ye bir itiraz olarak ileri sürülebilir.

(not) Minhac’ın Arapça metnindeki “kamileyni” ifadesi ramazan sözcüğünden ve “şehran” sözcüğünden haldir. Şehran sözcüğü nekira olsa bile bu mümkündür. (Şirbinl)

Şayet ramazan ayı otuz günden az ise o ay içindeki oruçlardan on üç gün tutmuş sayılır, ramazandan kaza edilecek miktar herhalükarda on altı gün olur. Kadın ramazan dışında bir ayı tam olarak oruçlu geçirdiğinde her iki takdirde de iki gün kaza borcu kalır.

Nevev! “ramazanı tutar sonra da bir ay tam olarak tutar, geriye iki gün kalır” deseydi “kamileyni” sözcüğü ve sonrasındakileri söylemesine gerek kalmazdı.

Sonra on sekiz gün içinden ilk üçünü ve son üçünü oruç tutar, [otuzdan] geriye kalan iki gün de böylece tamamlanmış olur.

Sonra kadının üzerinde [iki günlük] kaza borcu kalırsa onu iki yolla kaza edebilir:

[Birinci yol]: Bu, alimlerin çoğunluğunun kabul ettiği yoldur. Bu da on dört gün ve aşağısında geçerli olur. Kadının borcu olan oruç [yani iki gün] iki ile çarpılır ve üzerine iki gün daha eklenir. Kadın kaza borcu olan orucu dilediği zaman tutar. Sonra bunu orucunun on yedinci günün başında bir kez daha yapar. Aralarında peşpeşe veya ayrı olarak; ilk oruca veya ikincisine bitişik veya ikisine de bitişik olmayarak yahut biri ilkine diğeri ikincisine bitişik olarak iki gün oruç tutar. Nevev! bu yolu şu ifadeleri ile ortaya koymuştur: “Sonra on sekiz gün içinden ilk üçünü ve son üçünü tutar. [otuzdan] geriye kalan iki gün de böylece tamamlanmış olur”. Çünkü kadın, üzerinde olan oruç borcunun iki katını tutmuş ve arasında da iki gün oruç tutmuştur. Adetin bozduğu oruç toplam on gündür. Bu durumda her halükarda iki gün hasıl olmuş olur. Çünkü;

> Adet tuttuğu orucu n ilk gününde olmuşsa on altıncı günde kesilir, geriye ondan sonraki iki gün oruç olur.

> Şayet adet ikinci gün hasıl olmuşsa on yedinci günde kesilir.

Bu durumda ilk gün ve son gün oruçlu geçirilmiş olur.

> Şayet adet üçüncü gün hasıl olmuşsa ilk iki gün oruçlu geçirilmiş olur.

> Adet on altıncı gün hasıl olmuşsa ilk günde kesilir, bu durumda ikinci ve üçüncü gün oruçlu geçirilmiş olur.

> Adet on yedinci gün hasıl olmuşsa, ikinci gün kesilir. Bu durumda on altıncı ve üçüncü gün oruçlu geçirilmiş olur.

> Adet on sekizinci gün hasıl olmuşsa, üçüncü gün kesilir. Bu durumda on altıncı ve yedinci gün oruçlu geçirilmiş olur.

Nevevl’nin ifadesinden sanki iki günlük orucu kaza etmek için altı gün oruç tutmanın gerekli olduğu gibi bir anlam anlaşılmaktadır, çünkü bu en azını beyan etmek için söylenmiştir. Oysa bu anlam kastedilmemiştir. Benim açıklamamdan bunun beş gün ile de yerine getirilebileceği anlaşılmaktadır.

[İkinci yol]: Bu Dariml’nin ileri sürdüğü ve Nevevİ’nin de el-Mecmu’da güzel bulduğu bir yoldur. Bu yedi gün ve daha aşağısında yerine getirilir. Şöyle ki: kadın üzerinde bulunan orucu bir gün fazlası ile, bu bir günü diğerlerinden ayrı olarak tutmak suretiyle dilediği şekilde on beş gün içinde tutar, sonra fazlalık gün hariç her bir günün orucunu on yedinci gün iade eder. Bunu ikinci ayın on beşine kadar erteleyebilir. Nevevİ bu yolu şu sözü ile belirtmiştir:

Bir günlük orucu bir günlük oruçla kaza etmesi sonra üç veya on yedinci günü kaza etmesi de mümkündür.

Çünkü kadın, üzerindeki kaza borcunu ilk olarak tutmuş, sonra bir günlük borcunu bundan ayrı olarak on beş gün içinde tutmuştur. Yine on yedinci günde de tutmuştur. Bu durumda her halükarda temizlikteki üç günden birinde oruç yerine gelmiş olur. Bunun keyfiyeti ilk yolu açıklarken görülmüştür.

Nevevl’nin verdiği örnekte ilk ayın on yedinci günü ile ikinci ayın on beşinci günü bir birine eşit oldu. Çünkü bu kadın orucuna bir gün ara vermiştir. Şayet daha fazla ara verseydi bu günler değişik olurdu.

Bu, peşpeşe olmayan oruçtadır.

Adak vb. bir sebeple peşpeşe tutulması gereken oruca gelince; şayet bu oruç yedi gün veya daha az ise kadın bunları üç defa peşpeşe tutar. Bunların üçüncüsü ise oruca başlamasının on yedinci gününde olur. Ancak üç tane yedi günlük orucun iki tanesinin arasında üç gün veya -şayet mümkün ise- üç günden daha fazla ara vermesi gerekir. Bu yedinin altındaki oruçlardadır. İki günü peşpeşe kaza etmek için bir gün ve sonraki gün, ardından on yedinci ve on sekizinci gün ve bu ikisi arasında iki gün peşpeşe, ancak yedi günlük oruçlara bitişik olmaksızın oruç tutar ve oruç borcundan kurtulur. Çünkü ikişer günlük oruçların ilk ikisinde adet yok ise bu ikisinin orucu sahih olur. Şayet bunlarda adet var ise son ikisi sahih olur, çünkü son ikisinde adet görmemiştir. Bu da olmamışsa ortadaki iki günlük oruç sahih olur. İlkinde adet bulunur da ikincide bulunmazsa ikinci ve üçüncü oruçlar sahih olur veya üçüncüde adet varsa ilk ikisi sahih olur.

Şayet adet on yedinci günden önce kesilirse onyedinci gün ve bundan sonraki oruç sahih olur. Şayet adet on yedinci günün içinde kesilirse ilk gün ve on sekizinci gün sahih olur.

Araya adet döneminin girmesi “orucun peşpeşe olması”nı ortadan kaldırmaz. Adetin araya girdiği oruç mikdar olarak öğle namazı vaktini kuşatacak kadar olsa da böyledir. Çünkü müstehaza olan kadının mütehayyire olması sebebiyle bir zorunluluk bulunmaktadır.

Şayet peşpeşe tutulacak olan oruç on dört gün veya daha az ise kadın bunun için peşpeşe on altı gün oruç tutar. Sonra peşpeşe tutulacak oruç sayısı kadar bitişik olarak oruç tutar. Bu oruç ile diğerinin altı günlük orucu da bitişik olur.

Peşpeşe sekiz günü kaza etmek için peşpeşe yirmi dört gün oruç tutarak oruç borcundan kurtulur. Çünkü -şayet kadın orucun ilk gününden itibaren adetli olursa- bu orucun en fazla on altı günü batıl olur. Geriye ilk sekiz gün veya son sekiz gün veya her ikisinden veya ortadan sekiz gün kalır.

Kadın on dört günlük orucu kaza etmek için otuz gün oruç tutar.

Kadının iki ay peşpeşe oruç tutması gerekli olsa yüz kırk gün peşpeşe oruç tutmak suretiyle bu oruç borcundan kurtulur. Çünkü her otuz günden on dört gün oruç tutmuş olur, yüz yirmi günden elli altı gün ve yirmi günden de kalan dört gün oruç tutulmuş olur. Bu orucun peşpeşe tutulması farzdır; çünkü kadın ara verdiğinde ara dönemin temizliğe rast gelmesi ve bu durumda “peşpeşe tutulma şartının” imkanının ortadan kalkması söz konusu olabilir.


2-3. “.Adetinin vaktini hatırlayıp miktarını unutan” ve “miktarını hatırlayıp vaktini unutan” kadının durumu

Nevevİ daha sonra mütehayyirenin diğer iki durumunu ele almış

ve şöyle demiştir:

Kadın şayet adetine dair herhangi bir şey hatırlarsa kesin olarak bilinenin hükmünü esas alır.

Kadın adetine dair bir şey hatırlayıp bir şey unutsa, örneğin adetinin vaktin i hatırladığı halde miktarını unutsa veya miktarını hatırlayıp vaktini unutsa, adet ve temizlik konusunda kesin olarak bilinenin hükmü esas alınır.

Nevevl’nin sözünden anlaşıldığına göre buna da “mütehayyire” denilir.

İbn Şühbe alimlerin çoğunluğunun bu görüşü benimsemediğini söylemiştir.

Geçenlerden anlaşıldığı üzere mütehayyirenin üç durumu söz konusudur. Çoğunluğun bu görüşü “mutlak mütehayyire” anlamına yorulur. Bu durumda bir çelişki kalmaz.

Bu kadın, [adetli veya temiz olması] muhtemelolan zaman diliminde cinsel ilişki bakımından adetli gibi, ibadetler bakımından ise temizlik döneminde imiş gibi kabul edilir.

İki durumdan [adetin zamanı veya miktarından] birini hatırlayan kadın, temizlik dönemi ve adet dönemi olmaya elverişli bir dönemde; cinsel ilişki vb. fiiller bakımından adetli gibi, ibadetler açısından ise temizlik döneminde imiş gibi kabul edilir. Çünkü -daha önce mutlak mütehayyire konusunda geçtiği üzere- ihtiyata riayet etmek gerekir.

Kanamanın kesilmesi mümkün olursa- her bir farz için gusletmesi gerekir.

Bu da ihtiyat sebebiyledir. Şayet kanamanın kesilmesi mümkün değilse yalnızca abdest alması gerekir.

Kanamanın kesilmesi ihtimali olan döneme “şüpheli temizlik dönemi” denilir. Kanamanın kesilmesi ihtimali olmayan döneme “şüpheli adet dönemi” denilir.

Kadının, adetin zamanını hatırlayıp da mikdarını hatırlamamasına şunu örnek verebiliriz:

Bir kadın “benim adet dönemim ayın başında başlardı” derse, ayın başından itibaren bir gün bir gece kesin olarak onun adet dönemidir. Çünkü en kısa süreli adet dönemi bir gün bir gecedir. Ayın ikinci yarısı kesin olarak temizlik dönemidir. Çünkü en uzun süreli adet dönemi on beş gündür. Ayın biri ile son on beş gün arasında kalan zaman ise hem hayız hem de temizlik olabilir, kanın kesilme dönemi olamaz.

Kadının, kanamanın kaç gün sürdüğünü [mikdarını] hatırlayıp başlangıcını hatırlamamasına örnek olarak şu durumu verebiliriz:

Bir kadın “ben her ayın ilk on günü içinde beş gün adet görürdüm, ancak ne zaman başladığını bilmiyorum. Ayın ilk günü temiz olduğumu biliyorum” dese, ayın altıncı günü kesin olarak adet döneminde olur. Ayın ilk günü ve ayın son yirmi günü kesin olarak temiz olur. Ayın ikisinden beşine kadar olan kısım ise hem adet hem de temizlik dönemi olabilir. Ayın yedisinden onuna kadar olan dönem de hem temizlik hem adet hem de kanın kesilmesine elverişli bir dönemdir.

Not:

Alimlerimiz şöyle demişlerdir: Kaç gün süreyle adet gördüğünü hatırlayan kadın, verdiğimiz örnekte olduğu gibi ne kadar zamanda bir adet gördüğünü, bunun başlangıcını ve kaç gün süreyle adet gördüğünü hatırlıyorsa mutlak mütehayyire olmaktan çıkar.

Kadın şayet “benim adetim beş gündür. Kaç günde bir adet olduğumu unuttum. Adet süre m dışında bir şey bilmiyorum” derse bunu hatırlamasının bir yararı yoktur. Çünkü kadının her zaman adetli olması, temiz olması ve adet kanının kesilmiş olması mümkündür.

Yine kadın “adetim beş gündür. Otuz günde bir adet görürüm ancak adetimin ne zaman başladığını bilmiyorum” dese hüküm yine böyledir.

Kadın “adetim beş gün, başlangıcı da falan gündür, ancak kaç günde bir adet gördüğümü bilmiyorum” dese hüküm yine böyledir.

Kadın ramazan ayını oruçlu geçirse, adeti de her otuz günde beş gün hayız görmek ise, adetinin geceleyin başladığını biliyorsa, ramazan tam otuz gün ise yirmi beş günlük orucu sahih olur. Kadın adetinin gündüz başladığını biliyorsa veya gece mi gündüz mü başladığında şüphe ediyorsa yirmi dört günlük orucu sahih olur, geriye kalan beş günlük orucu on bir gün içinde kaza eder. Bu, el-Mecmu’da alimlerimizden nakledilmiştir.

Kadın “ben biraz o ay birazda bu ayda adet görürdüm” dese her ayın ilk kısmı ile son kısmı kesin olarak adet dönemidir. İlk kısım ile son on beş günden bir kısım hem adet hem temizlik hem de kanın kesilme dönemi olabilir. Bu kısım, on altıncı gecenin başlangıcı ile birlikte kesin olarak temizlik dönemidir. Sonra ayın sonundaki kısma kadar olan bölüm hem temizlik, hem de adet olabilir, kanın kesilmesi olamaz.

Dini Soru Cevap

Her soru cevap verilmeye değerdir, yeter ki aynı konu bize sorulmuş olmasın ve kurallara uygun sorulsun. Lütfen soru yollamadan önce aynı konu var mı diye \\\\"ARAMA\" yapınız. Konu altına yazılan sorulara öncelik tanıyoruz.. Bilginize

Takip Et

Answer ( 1 )

  1. Sultan Fatih
    0
    2023-06-18T23:15:34+03:00

    İslam’da, adet dönemi (hayız) süresinin değişken olması durumu da göz önünde bulundurulmuştur. Adet dönemi, kadınların doğal bir sürecidir ve genellikle her ay düzenli olarak tekrarlanır. Ancak bazı kadınlarda adet dönemi süresi ve düzeni farklılık gösterebilir.

    Eğer bir kadının adet dönemi süresi düzensiz veya sabit değilse, İslam’da buna özel bir hüküm bulunmaktadır. Bu durumda, kadın adet döneminin başladığını belirleyebilecek belirtileri takip etmeli ve kendisini adet döneminin başladığına inandırıyorsa, adet hükümlerini uygulamaya başlamalıdır.

    Adet hükümleri, kadının adet döneminde yapması gereken bazı ibadetlerden (namaz, oruç vb.) uzak durmasını içerir. Eğer kadın kendisini adet dönemi içinde olduğuna inanıyorsa, adet hükümlerini uygulamalıdır.

    Ancak, bu konuda bir şüphe veya belirsizlik varsa, kadının adet dönemine özgü belirtilerle emin olması tavsiye edilir. Bunun için, kendi vücudunu dikkatle izlemeli ve adet dönemi belirtilerini (kanama, ağrı, vb.) takip etmelidir. Eğer belirtiler mevcutsa, kadın adet hükümlerini uygulamalıdır.

    Bununla birlikte, adet dönemi süresi düzensiz olan bir kadın, adet hükümlerini mümkün olduğunca hassasiyetle uygulamaya çalışmalıdır. Adet dönemi bitip temizlik (gusül) süresi başladığında ise normal ibadetlerine devam edebilir.

    Özetlemek gerekirse, bir kadının adet dönemi süresi düzensiz veya sabit değilse, kadın kendisini adet döneminde olduğuna inandıran belirtileri takip etmeli ve adet hükümlerini uygulamaya başlamalıdır. Şüphe durumunda, belirtileri dikkate alarak kendi vücudunu izlemeli ve hükümleri buna göre uygulamalıdır.

    En iyi cevap

Cevapla