Deizmi çürüten deliller

Question

Deizmi çürütmek soru cevaplar

Deizm inancına göre tanrı varıdır ancak tanrı insanlara peygamber göndermesi ve vahiy diye bir şey olamaz. Bu nasıl mümkün olabilir ki? Eğer tanrı varsa dünyayı yaratmasının bir sebebi ve amacı da olmalıdır. Nasıl bir tanrı yarattığı kullarını sebepsiz ve boş yere dünyada tutar. Aslında deizm düşünce ibadet etmek de üşenen ve iradesine hakim olmayan insanların uydurduğu bir inanış biçimidir. Dünyada hiçbir varlık nedensiz ve başı boş yaratılmamıştır.

BENZER KONULAR:

Deizm nedir? Diyanet

About Dini Soru Cevap

Her soru cevap verilmeye değerdir, yeter ki aynı konu bize sorulmuş olmasın ve kurallara uygun sorulsun. Lütfen soru yollamadan önce aynı konu var mı diye \\\\"ARAMA\" yapınız. Konu altına yazılan sorulara öncelik tanıyoruz.. Bilginize

Follow Me

Answers ( 10 )

    0
    2021-12-11T01:37:49+03:00
    1. İSLAM DÜŞÜNCESİ AÇISINDAN TANRI TASAVVURU

    Deizm inancında Allah; insanla, beşerî ahlakla ve toplumların gidişatı ile ilgili olmak yerine sadece evrendeki değişmez yasalarla ilgili olan, bu yasalar dışında ne tarihe ne de insanların gidişatına müdahale etmeyen aşkın bir yaratıcıdır. İslam inancında ise Allah, evreni yarattıktan sonra bir kenara çekilmemiş, locasında oturup yarattıklarını geriden izleyen bir yapıya bürünmemiş,  Arş’a istiva etmiş olan bir yaratıcıdır. Allah, Kur’an’da, yarattıklarını öylece bırakmadığını, hakimiyeti ve gözetimi altına aldığını şu ayetlerle ortaya koymaktadır: ‘’O, gökleri ve yeri altı günde (altı evrede) yaratan, sonra Arş’a kurulandır. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” (Hadid 4)

    Deistler ilahi kaynaklı dinler tarafından ortaya konulan Tanrı tasavvuruna alternatif bir Tanrı tasavvuru geliştirmeye çalışsalar da bu durumun bazı açılardan belirsizliklere ve çelişkilere neden olduğunu söylemek gerekir. Bu çelişkilerin başında da Tanrı’nın evrene müdahale edip etmediği meselesinin geldiği düşünülmektedir. Deistlerin hangi akli çıkarımlarla Tanrı’yı etkisizleştirdiğinin sorgulanması gerekir. Onlara göre Tanrı acizdir ve bu acizliğinden dolayı mı güçsüzdür? Eğer öyleyse, güçsüz olan Tanrı’nın evrene müdahale etmesi mümkün değildir. Hem evreni yaratıp hem de kullarının yaşamına müdahale edecek gücün olmaması Tanrı’nın varlığına da aykırı olacaktır. Ya da onlara göre Tanrı evrene müdahale etmemeyi kendi iradesiyle mi tercih etmiştir? Bu anlayışa göre ise Tanrı’nın yarattığı evrene müdahaleyi irade etmemesi aklen pek mümkün olmasa gerektir. Bir iş yerindeki işverenin iş yerini tasarlayıp geri kalan hiçbir şeye müdahil olmaması nasıl anlamlı değilse Tanrı’nın evreni yaratıp kenara çekilmiş olduğu anlayış da pek akli değildir.  İslam dininde kullarına emir ve yasaklarını bildirmiş, ahirette de bunların hesabını soracak  etkin bir Tanrı tasavvuruna iman edilir.

    Aciz bir Tanrı tasavvurunun İslam’a aykırılık teşkil ettiğini Kur’an’ın şu ayetinden anlayabiliriz:

    ‘’Sakın kâfirleri, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakıcı zannetme. Ve onların barınacağı yer ateştir. Ve dönüş yerleri mutlaka kötü (bir yer)dir.’’(Nur 57)

    İslam’daki Tanrı tasavvuru, deizmdeki gibi pasif ve etkisiz bir Tanrı tasavvurunun karşısındadır. Buna göre Kur’an, yaratıcının mülkü daima olarak elinde tuttuğunu, her şeyi görüp gözettiğini ve idare ettiğini ifade eder:

    ‘’Göklerdeki ve yerdeki her şeyi Allah’ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişi gizlice konuşmaz ki, dördüncüleri O olmasın. Beş kişi gizlice konuşmaz ki altıncıları O olmasın. Bundan daha az, yahut daha çok da olsalar, nerede olurlarsa olsunlar, O mutlaka onlarla beraberdir. Sonra onlara yaptıklarını Kıyamet günü haber verecektir. Allah, her şeyi hakkıyla bilir.’’(mücadele 7)

    Deistlerin metafizik bir sebep olan duaya ihtiyaç olmadığı tezine184 karşılık İslam inancında Allah, kullarının dua etmesini ister185 ve duaya cevap verir;186 vahiy yoluyla ve mucizelerle de yaratmış olduğu evrene müdahale eder.187 Dua edilmesini isteyen ve dualara cevap veren bir yaratıcının pasif olması İslam inancına göre bu konudaki çelişkiyi de ortaya koyar. Dolayısıyla da İslam’da Allah’ın evren ve insan ile ilişkisinin sürekli bir ilişki olduğu ayetlerden yola çıkarak görülebilir: ‘’Göklerde ve yerde kim varsa O’ndan ister. O, her an yeni bir iş ve oluştadır.’’(Rahman 29)

    İslam’ın Tanrı tasavvuru karşısında deistlerin ortaya koymuş olduğu Tanrı tasavvurunun, içerisinde belirsizlikler barındıran bir anlayışta olduğunu ifade etmemiz yerinde olacaktır. Çünkü Tanrı’nın evrene müdahale etmemesi hem tabiat hem de insanların yapacağı işlerin anlamsız ve kusurlu kalmasına sebebiyet verebilir. Aynı zamanda insanlar ve nesneler nasıl ki birbirleriyle ilişki içerisindeyseler Tanrı ile de ilişki içerisinde olmaları gerekir.

    0
    2021-12-11T01:43:29+03:00
    1. DEİZMİN NÜBÜVVET YANİ PEYGAMBERLİĞE İTİRAZI

     

    Dini gerçeklerin akılla elde edilebileceğine inanarak ilahi kaynaklı olan bilgi yollarını reddeden deizm, insanların doğru yola ulaşabilmesi için gerekli olan peygamberlik müessesesini de reddetmiş bir akımdır.

    Deizmin nübüvvete olan itirazı genel olarak akıl-vahiy ekseninde şekillenmiştir.

    Deistler şayet bir peygamberin yaşadığı kabul edilse bile onların getirdikleri ilahi öğretilerin akılla da elde edilebileceğine, bunun da kendilerinde olan doğal din anlayışından farklı olmadığına inanırlar. Deistler tarafından gerçeklerin akıl yoluyla elde edilmesi peygamber gereksinimini gereksiz kılmıştır.

    Onlara göre Îsâ’nın ahlaki bir öğretmen; Hristiyanlığın bozulmamış ve saf halinin ise Tanrı tarafından doğuştan kalplere yazılan doğal din olduğu tasavvur edilir.

    0
    2021-12-11T01:55:04+03:00
    1. İSLAM DÜŞÜNCESİ AÇISINDAN NÜBÜVVETİN YANİ PEYGAMBERLİĞİN GEREKLİLİĞİ

    Bilindiği üzere nübüvveti inkâr eden deistler, inkarlarını akla verdikleri yetkinlik üzerinden temellendirmeye çalışmışlardır. İslam dininde inanç esaslarından biri olan nübüvvet müessesesinin Allah ile insan arasındaki bağın kurulmasında hayati bir işlevselliğe sahip olduğu bilinmektedir. Deistlerin nübüvvet kurumunu inkâr temellendirmelerine karşılık, İslam’ın nübüvvete olan bakışını gerek İslam düşünürleri gerekse de Kur’an ayetleri üzerinden ele almak gerekir.

    İnsanoğluna doğru yolu göstermesi ve rehberlik etmesi için her daim peygamber gönderdiğini Kur’an’da açıkça ifade eden Allah’ın245 insanları bu rehberlik ve yol göstericilikten mahrum bırakması durumunda, inanç ve davranış alanında doğruya ulaşılmasının imkansız hale gelebileceğini ifade etmemiz gerekir. İşte bu sebeple vahiy gibi nübüvvetin de gerekliliği, doğru yola ulaşılabilmesi açısından önem arz eder.

    Kur’an’ın birçok ayetinde Allah’ın peygamberler gönderdiği, bu peygamberlerin insanları doğru yola ulaştırmada görevli elçiler olduğu anlatılır. Örneğin, Allah’ın insanlarla iletişim kurmak üzere elçiler seçtiğini belirten ayetler Kur’an’da şu şekilde yer almaktadır: ‘’Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.’’(Hac 75)

    ‘’Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.’’(şuara 51)

    İslam dininde Hz. Âdem, ilk insan ve ilk peygamber olarak kabul edilmektedir. Bu durum İslam’a göre nübüvvetin ilk insandan bu yana var olan bir müessese olduğunu, Allah’ın da kullarını tarih boyunca uyardığını göstermesi açısından önemlidir.

    İnsanların ihtilafa düştükleri konuların açıklığa kavuşması için nübüvvetin gerekliliğini ortaya koyan Kur’an ayetleri, deistlerin peygamberliği lüzumsuz görmelerine karşılık onların gönderilme sebeplerine de ışık tutar:

    ‘’Biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Her millet için mutlaka bir uyarıcı (peygamber) bulunmuştur.’’(Fatır 24)

    ‘’Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indiren O’dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.’’(Hadid 9)

    ‘’Andolsun, biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler.’’(Hadid 25)

    ‘’(Allah’ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik.’’(İbrahim 4)

    Görüldüğü gibi Kur’an, peygamberliği; müjdeleyen ve uyaran, karanlıktan aydınlığa çıkartan, insanlar arasında adaleti tesis eden ve Allah’ın emirlerini insanlara açık seçik bir şekilde anlatan yönleriyle ele alarak bu müessesin vazgeçilmezliğini ortaya koymuştur.

    Nübüvvetin Allah-insan ilişkisinde önemli bir konumunun olduğunu bilmek gerekir. Allah’a ne şekilde ibadet edilmesi gerektiğinin insanlara bırakılması, her insan açısından farklı ibadet şekillerinin ortaya çıkmasına ve anlaşmazlıklara sebebiyet vermesine neden olabilir. Namaz, zekât, oruç gibi ibadetler farz olduğu halde insanlar bu ibadetlerin Allah tarafından emredildiğini bilemeyebilir. İşte nübüvvet, bunların bilinebilmesi ve uygulanabilmesi açısından önemlidir. Çünkü bu gibi ilahi emirlerin peygamberler tarafından bildirilip uygulatılmamaları halinde yerine getirilmesi pek de mümkün görünmemektedir.

    0
    2021-12-11T01:59:15+03:00
    1. DEİZMİN AHİRET HAYATINA OLAN BAKIŞI

    Ahiret hayatı ve ruhun ölümsüzlüğü ile ilgili deistlerin genel bir kabullerinin olmadığı söylenebilir. Bazı deistler dünya hayatında yapılanların, iyilik ve kötülüklerin, adalet ve adaletsizliklerin karşılığı olarak ahiret hayatı olması gerektiğini savunurken, bazı deistler de ahiret hayatı inancını, ödül ve cezayı, dolayısıyla da cennet ve cehennemi reddeden bir tutum izlerler. Onlara göre insana verilecek ceza ve mükafat bu dünyada gerçekleşecektir.

    Deizmin önemli düşünürlerinin ahiret hayatı ve ruhun ölümsüzlüğünü kabul etmeleri söz konusu olsa da yine ahiret hayatını kabul etmeyip şüpheyle yaklaşanlar da bulunmaktadır.

    Deizmde ahiret hayatı ile ilgili bir ittifak olmadığı gibi kafa karışıklığının da söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Genel olarak bakıldığında ise deistlerin ahiret hayatına, mükafat ve cezaya, ruhun ölümsüzlüğüne dair görüşleri şu şekilde özetlenebilir:

    1. Ahiret hayatının varlığına ve bu hayatta gerçekleşecek olan mükafat ve cezaya inananlar.
    2. Ahiret hayatı varsa bile, bu hayatta bir cezalandırmanın gerçekleşmeyeceğine inananlar.

    3. Ahiret hayatının varlığını, mükafat ve cezayı, ruhun ölümsüzlüğünü toptan reddedenler.

    4. Ahiret hayatının varlığına kuşkuyla yaklaşıp bilinemezci bir tutum sergileyenler.

    0
    2021-12-11T02:04:21+03:00
    1. İSLAM DÜŞÜNCESİ AÇISINDAN AHİRET HAYATI

    İslam’daki ahiret hayatının varlığına dair olan kuvvetli vurgu Kur’an’da dikkat çekmektedir. Kur’an bu ayetlerde yeniden dirilmeyi, yargılanmayı, ceza ve mükafatın olacağını sıklıkla bildirir.

    Ahiret hayatının varlığı İslam’ın temel inanç esaslarından da bir tanesidir.  Gerçek olan yaşamın ahiret hayatı olduğunu ifade eden İslam, dünyadaki nimet ve imkanların çok daha fazlasının cennette insanlara sunulacağını müjdelemektedir. Bununla birlikte İslam’da, yapılan kötülüklerin cezasız bırakılmayacağına, ahirette bunun bir karşılığının olacağına dair uyarılar da bulunmaktadır. Kur’an, ayetlerde, iyi işler yapıp sorumluluklarını yerine getirenleri cennetle müjdeleyip, cenneti bir motivasyon aracı olarak kullanırken, bu ödüllendirmeyi Allah’ın bir rahmeti olarak kabul eder.  Dünyada yapılan kötülüklerin ahirette cezasız bırakılmayacak olması da Allah’ın rahmetinin bir sonucu olarak değerlendirilir.

    Kur’an’da ahiret hayatına olan vurgunun çok olması, sorumluluk duygusunun pekiştirilmesi açısından önemlidir. Kur’an’daki birçok surede insanın yaratılışı ve evrenin idaresiyle alakalı olan ayetlerin ahiret hayatını konu alan ayetlerle aynı bütünlük içinde zikredilmesi, ahiret hayatına verilen önemi ortaya koyar. Kur’an aynı zamanda asıl ve gerçek olan hayatın ahiret hayatı olduğunu ifade eder.332 İslam dininde inanç esası olarak kabul edilen ahiretin varlığı, her ne kadar diğer dinler ya da deizm gibi dini ve felsefi akımlar tarafından farklı görüşlerle ortaya konulsa da genel kanaatin ölüm sonrası bir hayatın var olduğuna inanma şeklinde ortaya çıktığı söylenebilir. Deizmde ahiretin varlığına dair olan bir kabulün söz konusu olması, deistlerin ilahi dinlerden etkilenmiş olmaları ile açıklanabilir.

    Ahiret hayatının varlığı inkâr edilirse dünya hayatındaki varlığın bir amaca yönelik olduğunu ifade etmek de zorlaşabilir. Çünkü her iki hayat da birbirine bağlıdır; dünya ahiret için ve ahiretin tarlası iken, ahiret de dünya için ve bu dünyadaki ölçü ile düzen içindir. Bazı deistler ahlaklı davranışları ahiret hayatına bağlı olarak değil de bu davranışların tabiatında iyi olduğu için aklen yapılması gerektiğine bağlasalar da, ahiret inancı olmadan, ödül ve ceza olmadan, davranışların düzenlenip sorumlulukların yerine getirilmesinin oldukça zor olduğu söylenebilir.

Leave an answer