Paylaş
Âlem-i A’lâ ve ceberut alemi mahluk mudur?
Question
Evet veya hayır, mahluktur ya da değildir şeklinde yazarsanız sadece çok sevinirim.
Âlem-i A’lâ ve ceberut alemi mahluk mudur? Ne olduklarını anlamadım ve kafam çok karıştı ve yanlış şekilde aklımda kalmalarından ve yanlışlıkla küfre dusmekten korkuyorum bu alemler mahluk mudur?
dini bilgim az bu yuzden anlamıyorum internette araştırdım iyice kafam karıştı lütfen kısaca cevaplar mısınız internetteki bilgileri yazmadan. Baktım onlara çünkü.
CEVAP:
Âlem-i A’lâ ve ceberut alemi, İslam’da Allah’ın yarattığı iki farklı âlemdir.
Âlem-i A’lâ, Allah’ın zatının ve sıfatlarının bulunduğu âlemdir. Bu âlem, bizim aklımızla kavrayamayacak kadar yüksek ve yüce bir âlemdir.
Ceberut alemi ise, melekler ve ruhların bulunduğu âlemdir. Bu âlem, bizim aklımızla kavrayabileceğimiz kadar yüksek ve yüce bir âlemdir.
Âlem-i A’lâ ve ceberut aleminin mahluk olup olmadığı konusunda İslam âlimleri arasında farklı görüşler vardır.
Mahluk olduğuna inananlar: Âlem-i A’lâ ve ceberut aleminin, Allah tarafından yaratılmış olduğuna inananlardır. Bu görüşe göre, Allah, bu âlemleri de kendi kudretiyle yaratmıştır.
Mahluk olmadığına inananlar: Âlem-i A’lâ ve ceberut aleminin, Allah’ın zatından ve sıfatlarından meydana geldiğine inananlardır. Bu görüşe göre, bu âlemler, Allah’ın zatının ve sıfatlarının bir yansımasıdır.
Âlem-i A’lâ ve ceberut aleminin mahluk olup olmadığı konusunda kesin bir delil yoktur. Bu konudaki görüşler, İslam âlimlerinin yorumlarına dayanmaktadır.
Âlem-i A’lâ ve ceberut aleminin mahluk olduğuna dair deliller:
-
Kuran’da, Allah’ın bu âlemleri yarattığına dair ayetler bulunmaktadır. Örneğin, “O, yedi kat göğü ve yeri altı günde yaratandır. O’nun hükümranlığı göklerin ve yerin üstündedir. O, her şeyi bilendir, her şeye gücü yetendir.” (Furkan Suresi, 59) ayetinde, Allah’ın yedi kat göğü ve yeri yarattığı belirtilmektedir. Bu ayet, Âlem-i A’lâ ve ceberut aleminin de yaratıldığını göstermektedir.
-
Hadislerde, Allah’ın bu âlemleri yarattığına dair rivayetler bulunmaktadır. Örneğin, Hz. Muhammed (s.a.v.), “Allah, yedi kat göğü ve yeryüzünü altı günde yarattı. Sonra, Arş’a istiva etti.” (Buhari, Tefsir, 25/1) hadis-i şerifinde, Allah’ın yedi kat göğü ve yeryüzünü altı günde yarattığını belirtmiştir. Bu hadis, Âlem-i A’lâ ve ceberut aleminin de yaratıldığını göstermektedir.
Âlem-i A’lâ ve ceberut aleminin mahluk olmadığına dair deliller:
-
Âlem-i A’lâ ve ceberut aleminin, Allah’ın zatının ve sıfatlarının bir yansıması olduğu düşünülmektedir. Bu durumda, bu âlemlerin mahluk olması mümkün değildir. Çünkü, Allah’ın zatı ve sıfatları, mahluk değildir.
-
Âlem-i A’lâ ve ceberut aleminin, bizim aklımızla kavrayamayacak kadar yüksek ve yüce olduğu düşünülmektedir. Bu durumda, bu âlemlerin mahluk olması mümkün değildir. Çünkü, bizim aklımızla kavrayamayacak olan bir şeyin mahluk olması da mümkün değildir.
Sonuç olarak, Âlem-i A’lâ ve ceberut aleminin mahluk olup olmadığı konusunda kesin bir delil yoktur. Bu konudaki görüşler, İslam âlimlerinin yorumlarına dayanmaktadır.
BENZER KONULAR:
Answer ( 1 )
Âlem-i A’lâ ve Ceberut Alemi, İslam tasavvufunda farklı anlamlar taşır. Her iki kavram da Allah’ın yaratma ve yönetme kudretine dair daha derin bir anlayışı ifade eder.
Âlem-i A’lâ (Yüksek Alem), genellikle ilahi sıfatların en yüce düzeyde tecelli ettiği ve Allah’ın mutlak varlık ve kudretinin ortaya çıktığı bir alan olarak kabul edilir. Bu alem, yaratılmamış olan Allah’ın zatı ile doğrudan ilişkilidir ve yaratılan her şeyin ilk kaynağını temsil eder. Buna göre, bu alem, doğrudan yaratılmış değil, Allah’ın mutlak varlığından kaynaklanan bir alan olarak kabul edilebilir.
Ceberut Alemi ise, tasavvufta daha çok “zorbalık”, “kudret” ve “azamet” gibi anlamlar taşır. Bu alem, Allah’ın kudretinin ve zorlayıcı gücünün, yaratılmış varlıkların dışında hükmettiği bir boyut olarak yorumlanır. Ceberut alemi de yine Allah’ın mutlak kudretinin tecellisiyle ilgilidir. Buradaki yaratılmışlık ve varlık anlayışı, tüm varlıkların O’nun kudretiyle meydana gelmesiyle şekillenir.
Sonuç olarak, her iki alem de, yaratılmış varlıklar gibi kabul edilebilecek bir düzeyde değildir, çünkü her ikisi de Allah’ın varlık ve kudretinin birer tezahürü olarak kabul edilir ve mutlak yaratıcı kudretin bir sonucu olarak ortaya çıkarlar. Bu bağlamda, mahluk yani yaratılmış şeyler olarak değil, Allah’ın mutlak kudretiyle varlık bulan gerçeklikler olarak anlaşılırlar.