Ünlü olmayı veya mevki istemek caiz midir?

Question

1)-Ünlü veya meşhur olmayı istemek haram mıdır?

2)-Mevki sahibi olmakla ilgili Bununla ilgili maksadı nüfuz ve menfaat temin etmek ise, -özellikle de ehliyeti de yoksa- tabii ki bunun vebali çoktur.Bazılarıda islamiyetin yasak ettiği şeyleri yapmazsa caizdir diyor..Ben şunu sormak istiyorum bir insan mevkideyken haram işlese veya nufuz elde etmek icin istese yaptığı işi düzgün yapıyorsa aldığı para helal sayılmaz mı? sonuçta yaptığı işi layığıyla yapıyor. Diğer tarafın günahı bu tarafı ilgilendirir mi?

CEVAP:

Bu son derece önemli ve derin bir konu. Sorularınızı maddeler halinde ve anlaşılır bir şekilde cevaplamaya çalışayım.

1) Ünlü veya Meşhur Olmayı İstemek Haram mıdır?
Kısa Cevap: Doğrudan haram değildir, ancak niyet ve sonuçları itibarıyla büyük riskler taşır ve genellikle mekruh görülür.

Detaylı Açıklama:

Ünlü olma arzusunun dinen değerlendirmesi, bu isteğin niyetine ve neye bağlı olduğuna göre değişir.

Sırf Şöhret İçin İstemek (Haram veya Mekruh): Eğer kişinin amacı; insanlar arasında övülmek, gösteriş yapmak (riya), kendini beğendirmek ve bundan manevi bir haz almak ise, bu dinen sakıncalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Şüphesiz ki sizi en çok korkuttuğum şey, küçük şirk olan riyadır” buyurmuştur. Şöhret, çoğu zaman riya, kibir ve gaflete kapı açar. Ayrıca, “Şöhret afettir” hadis-i şerifi de bu durumun tehlikesine işaret eder.

Vesile Olarak İstemek (Caiz veya Müstehap): Eğer şöhret, asıl hedef değil de bir “vesile” ise, o zaman caiz, hatta bazen gerekli olabilir. Örneğin:

Hayırlı İşlerde Kullanmak İçin: İslam’ı daha iyi tebliğ edebilmek, insanlara faydalı olmak, iyiliği yaymak ve kötülüğü engellemek için tanınmış olmak bir araçtır. Alimler, doktorlar, iyilik sever insanlar, bu şöhretlerini hayır için kullanırlar.

Hakettiği İçin Gelen Şöhret: Kişi sırf Allah rızası için güzel bir iş yapar ve bu iş onun meşhur olmasına sebep olursa, bunda bir günah yoktur. Önemli olan, bunu istememek ve başa geldiğinde şımarıklığa kapılmamaktır.

Sonuç: Niyet “ben merkezli” ise sakıncalı, “hizmet merkezli” ise caizdir. Ancak şöhretin afet olduğu unutulmamalıdır.

2) Mevki ve Nüfuz Elde Etmek ile İlgili Sorularınız
a) Niyet Nüfuz ve Menfaat İse (Ehliyetsizse Daha Veballi)
Bu konudaki tespitiniz tamamen doğrudur. Bir mevkiye, sırf güç sahibi olmak (nüfuz), insanlara hükmetmek veya maddi menfaat (rant) elde etmek için talip olmak, İslam ahlakına aykırıdır. Peygamberimiz (s.a.v.), “Bizler (peygamberler ve mümin yöneticiler) makam ve mevki için görev talep etmeyiz. Kim bunu isterse, onun yükünü (sorumluluğunu ve vebalini) kendisi üstlenir” buyurmuştur.

Ehliyeti (liyakatı) olmaması ise işin vebalini katlar. Çünkü bu durum, o makamın hakkını vermemek, emanete ihanet etmek ve topluma haksızlık yapmak anlamına gelir.

b) “Haram İşlemezse Caiz” ve “İşi Düzgün Yapmak” ile İlgili Sorunuz
Burada birkaç ince noktayı ayırmak gerekir:

1. Niyet (Maksat) ile Amelin (Fiilin) Ayrı Değerlendirilmesi:

Niyet: Bir kişi mevkiyi “sırf nüfuz ve menfaat için” istiyorsa, daha o mevkiye gelmeden niyetindeki sıkıntıdan dolayı günahkardır. Bu, amel defterine kötü bir başlangıç olarak yazılır.

Amel (Yaptığı İş): Bu kötü niyetle mevkiye geldikten sonra, eğer görevini hakkıyla, adaletle ve dürüstlükle yaparsa, yaptığı bu “iyi işlerden” dolayı sevap alır. Aldığı maaş, yaptığı işin karşılığı olduğu için helaldir.

Kısacası: Niyeti bozuk diye, yaptığı her doğru iş günah sayılmaz. Her biri ayrı değerlendirilir. Kötü niyetinden dolayı günah, adaletli icraatından dolayı sevap kazanır. Ancak niyetindeki bozukluk, sevaplarının azalmasına ve amelindeki samimiyetin zedelenmesine sebep olur.

2. “Diğer Tarafın Günahı” Meselesi:

Hayır, ilgilendirmez. İslam’da herkes kendi amelinin sorumluluğunu taşır. Bir ayette, “Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü (günahını) yüklenmez” buyurulur. (Necm Suresi, 38. Ayet)

Örnekle açıklayalım:
Bir devlet memuru, rüşvet alarak veya kayırmacılık yaparak birine iş yaptırsa, o işi yapan kişi:

Eğer bu haksızlıktan haberi yoksa, sadece kendi yaptığı işin helal/doğru olup olmadığından sorumludur. Aldığı ücret helaldir.

Eğer bu haksızlığa alet olduğunu bile bile yapıyorsa, o zaman o da günaha girer ve aldığı ücret haram olur.

Yani siz, bir başkasının niyetinin bozuk olmasından veya işlemekte olduğu günahtan sorumlu değilsiniz. Sorumluluğunuz, kendi niyetiniz ve kendi yaptığınız işlerledir.

Genel Değerlendirme ve Sonuç
Ünlü olmak veya mevki sahibi olmak, aslen bir emanet ve imtihan aracıdır.

Asıl olan, bunları istememek, eğer gelirse de bir hizmet vesilesi olarak görmektir. “Gönülsüz olan emin, istekli olan haindir” prensibi burada geçerlidir.

Niyet çok önemlidir. “Ben bu makama, bu şöhrete ne için geliyorum?” sorusu sürekli kendine sorulmalıdır.

Kötü bir niyetle başlanan bir işte, iyi ameller işlenirse o amellerin karşılığı (sevap ve helal rızık) verilir, ancak niyetin safiyeti bozulduğu için kişi manen zarardadır ve büyük bir risk altındadır.

Mümin, daima Allah rızasını öncelemeli, şöhret ve makamı kalbine yerleştirmemeli, ayağına gelirse de onu bir hizmet aracı olarak kullanıp şımarmamalıdır.

Allah (c.c.), bizleri şöhret ve makamın afetlerinden muhafaza etsin ve her işimizde rızasını gözeten kullarından eylesin.

Dini Siteler

BENZER KONULAR:

Leave an answer