Share
Nahl suresi hakkında bilgi
Question
NAHL SURESİ
Kuranı kerimde 16. sure olan Nahl suresi ile ilgili bilgiler kısaca

Nahl kelimesinin Türkçe karşılığı bal arısıdır. Nahl suresi ismini 68. Ayette geçen nahl kelimesinden almıştır. Nahl suresi 128 ayetten oluşan bir suredir. Bu sure peygamber efendimize Mekke döneminde iken nazil olmuştur. İçinde geçen başlıca konular şunlardır; kainatta Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren kanıtlar, öldükten sonra dirilmek ve hesaba çekilmek ve vahiy konuları ele alınmıştır. Bu sure ile ilgili detaylı tefsire diyanet işlerinin web sitedinden ulaşabilirsiniz.
Nahl Sûresi
Nahl suresi özeti, konusu ve mesajları
Kur’ân-ı Kerim’in 16. sûresi
Adını, 68. âyetinde geçen ve “bal arısı” anlamına gelen “nahl” kelimesinden altr. Buna nimetler anlamına gelen “Niam sûresi” de denir. Mekke devrinde nazil olmuştur. 128 âyettir. Âyet sonlarına ahenk veren fasılaları râ, mim ve nun harftendir. 49. âyetinde tilâvet secdesi vardır.
Bu sûrede; Allah’ın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren, O’na ortak koşmanın mantıksızlığını ispat eden birçok aklî delillere yer verilir. Sadece bir Allah’a inanılması, Hz. Peygamber’e itaat edilmesi emredilir. İnananlarla inanmayanların akıbetleri anlatılır. Müşriklerin bâtıl inançlarına değinilerek reddedilir ve bazı ahlâk kurallarına, haram ve helal hükümlerine yer verifir.
Sûrede bahsedilen konular ve bazı sonuçlar özetle şunlardır:
* Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın hiçbir ortağı yoktur. Hayvanları ve bal arısını birçok yarar sağlamak üzere insanlar için yaratmıştır. Çok şefkatli ve merhametlidir. Gökten indirdiği yağmurlarla canlılara ve bitkilere hayat veren; geceyi, gündüzü, güneşi, ayı ve yıldızları da insanın hizmetine veren O’dur. Denizler ve içindeki nimetler de O’nun lütfudur. Allah’ın yaratması devam etmektedir. Bunları ve daha nice nimetleri düşünüp ibret almak ve Yaratan Yüce Allah’a şükretmek gerekir. O’nun nimetleri saymakla bitmez. Şu halde O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak gerekir. Aslında ortak koşulan putlar, hiçbir şeye gücü yetmeyen, cansız zavallı varlıklardır. Allah, inkarcı kibirli müşriklerin de gizli açık her şeyini bilmekte ve onları sevmemektedir. Bu inkarcılar, Kur’ân’ın Allah sözü olduğuna inanmamakta, üstelik başka insanları da saptırmaktadır; bu yüzden kıyametteki sorumlulukları da çok ağır olacaktır. Allah Teâlâ, geçmişte böylelerini hiç ummadıkları bir anda, daha dünyada iken cezalandırmıştır; onların âhiretteki yerleri de cehennemdir. İnkarcı müşrikler, aynı şeylerin kendi başlarına da gelebileceğinden korkmalı, sorumluluklarını idrâk etmelidir. Hz. Peygamber’e düşen, sadece tebliğdir (âyetler: 1-29, 33-35, 65-69, 73-76).
* Takva sahibi müminler, Kur’ân’ın bir hayır ve Allah’ın kendilerine en büyük lütfü olduğunu söyleyen, güzel işler yapan kimselerdir. Bunlar mükâfat olarak, hem dünyada hem de âhirette iyilik ve güzellik bulurlar, nimet dolu Adn cennetleriyle ödüllendirilirler, ayrıca melekler bunların canlarını da selam ve cennet müjdesiyle alırlar (30-32).
* Her millete, Allah’a kulluk etmelerini ve şeytandan kaçınmalarını bildiren bir peygamber gönderilmiştir, insanlardan bir kısmı hidâyete ermiş, bir kısmı da sapıklıkta bırakılmış ve cezalandırılmıştır. Yeryüzündeki nice harabe kenti gezip görmek ve ibret almak gerekir (36-37}.
* İnkarcılar ne kadar reddetseler de, öldükten sonra mutlaka diriltilecekler ve gerçeği anlayacaklardır. Allah için zor olan hiçbir şey yoktur, O’nun bir şeyi isteyince “Ol!” demesi yeterlidir (38-40).
* Allah Teâlâ, kendi uğrunda güçlüğe katlananlara, hem dünyada hem de âhirette mutlaka karşılığını verecektir (41-42).
* Allah’ın, daha önceki toplumlara gönderdiği elçiler de (melek değil) birer insandır. İşte Hz. Muhammed (s.a.)’i de, insanlara açıklamak üzere Kur’ân ile göndermiştir
* Kötü tuzaklar kuranlar, Allah’ın kendilerini yerin dibine geçirebileceğini, hiç ummadıkları biranda azabıyla yakalayabileceğini unutmamalıdırlar (45-47).
* Her şey Allah’a boyun eğmiştir; göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler O’na secde etmektedir. Allah sadece Kendisine ibadet edilmesini buyurmuştur. Her şey O’nundur, kulluğun da yalnız O’na yapılması gerekmektedir (48-52}.
* Her nimet, Allah’tandır. Sıkıntı anında O’na dua edip, sıkıntıdan kurtulunca şirk koşmak nankörlüktür; böyle bir davranış karşılıksız bırakılmayacaktır (53-55).
* Müşriklerin, Allah’ın ihsan ettiği ürünlerden putlara hisse ayırmaları ve melekleri dişi kabul edip Allah’ın kızları saymaları sapıklıktır, bunun cezasını göreceklerdir (56-57).
* Kız çocuk da erkek çocuk da Allah’ın lütfudur. Erkekleri üstün görüp, kız çocukları hakir görmek yanlış ve kötü bir değerlendirmedir (58-60).
* Yüce Allah, insanları yaptıkları kötü işler sebebiyle hemen cezalandırmaz; onlara mühlet tanır. Eğer böyle yapmayıp hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde bir tek canlı kalmazdı (61).
* Her Peygambere toplumu tarafından baş kaldırılmış ve şeytan onlara yaptıklarını süslü göstermiştir. İşte bu şeytan dostlarına ve Allah’a haksız isnatta bulunanlara acı bir azap vardır {63).
* Kur’ân-ı Kerîm, insanların ihtilaf ettikleri hususları onlara açıklamak ve inananlara yol gösterici ve rahmet olmak için Hz. Peygambere, Yüce Allah tarafından indirilmiştir. O, her şeyi açıklayan, müslümanlara hidâyet, rahmet, sebat verici ve müjdeci bir kitaptır (64,89,102).
* Yaratıp yaşatan Yüce Allah’tır. Kimini gençken öldürür, kimini de ihtiyarlığa eriştirir. Rızıkta da bazılarını diğerinden üstün kılar. İnsanlara eşler, oğullar, torunlar ve güzel rızıklar ihsan eden de O’dur. Bütün bunlara karşı, bâtıla inanıp Allah’ı bırakmak nankörlüktür (70-72).
* Göklerin ve yerin bütün gizli bilgileri Yüce Allah’ın malûmudur. İnsanı yaratıp ona kalp, göz, kulak gibi birçok nimetler veren Allah’tır. O’na şükretmek gerekir. Kuşlara uçma yeteneği veren, hayvanları insanlara çeşitli şekillerde yararlı kılan, ayrıca insana barınaklar ve sıcak ve soğuktan, tehlikelerden korunma imkânları veren de O’dur. Öyleyse O’na inanıp, boyun eğmek lâzımdır. Peygambere düşen gerçekleri duyurmaktır. Aslında müşrikler, Allah’ın nimetlerini bilmektedir, fakat yine de çoğu inkâr edip kâfir olmuştur (77-83).
* Âhirette, inkarcıların özürleri kabul edilmeyecek, azap da hafifletilmeyecektir. Müşriklerin, Allah’a ortak koştukları şeyler, onları yalanlayıp, kendi halleriyle baş başa bırakacaklardır. İnkâr edip, Allah yoluna engel olanlara da azap üstüne azap katılacaktır (84-89).
* Yüce Allah adaleti, ihsanı (iyiliği) ve akrabaya yardımı emretmiş; fuhşu (her türlü çirkin söz ve davranışı), münkeri (aklın ve dinin hoş görmediği şeyi) ve bağyi (hak ve adaletten ayrılıp saldırgan davranmayı) yasaklamıştır (90).
* Antlaşmalara uymak ve yapılan yeminleri bozmamak gerekir; çünkü yemin eden, Allah’ı şahit tutmuş demektir ve insan, her yaptığından sorumludur {91-94).
* Allah’a verilen söz mutlaka tutulmalı, herhangi bir çıkar uğruna sözden dönülmemelidir; dünya malı tükenir, Allah’ın vereceği ise süreklidir; Yüce Allah sabredenlere en güzel karşılığı verecektir (95-96).
* Allah Teâlâ, salih amel işleyen (iyi işler yapan) mümin erkek ve kadına güzel bir hayat yaşatır ve en güzel mükâfatla ödüllendirir (97).
* Kur’ân okurken Allah’a sığınmalı (Eûzü-besmele çekilmelidir) (98).
* Şeytan, inanan ve Allah’a dayananlara tesir edemez. Onun gücü sadece kendisini dost tutanlara ve müşriklere işler (99-100).
* Kur’ân sadece Yüce Allah’ın kelâmıdır, insan sözü değildir. O, inananlara sebat vermek, müslümanlara yol gösterici ve müjde olmak üzere indirilmiştir. Allah Teâlâ, âyetlerine inanmayanları doğru yola iletmez, asıl yalancılar da inkarcılardır ve onlara acı bir azap vardır (101-105).
* Herhangi bir ağır zorlama karşısında gönülden değil de, sadece dil ile inkâr edenin sorumluluğu yoktur; ancak isteyerek tekrar küfre dönenlere büyük azap vardır. Çünkü böyle davrananlar dünya hayatını âhirete tercih etmiş olmaktadır; böyleleri-nin kalpleri, kulakları ve gözleri mühürlenmiştir ve bunlar âhireti kaybetmişlerdir (106-109).
* Yüce Allah, yolunda işkence gören, göç eden, sonra Allah yolunda savaşan ve sabredenlerin yanındadır. Âhirette herkes kendi canının derdine düşer ve herkese yaptığının tam karşılığı verilir (110-111).
* Allah Teâlâ güven, huzur ve bolluk içinde yaşayan, fakat Allah’ın nimetlerini inkâr eden toplumu, açlık ve korkuyla cezalandırmış; Allah’ın elçisini yalanlamalarından ötürü azaba çarptırmıştır (112-113).
* Yüce Allah’ın verdiği nimetlerden helal ve temiz olarak yiyip şükretmelidir. Ancak ölü, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar haramdır. Bununla beraber, hayati mecburiyet karşısında (ölmeyecek kadar) bunlardan yenilebilir (134-115).
* Uydurma söz ve düşünceleriyle hiç kimse Allah adına “şu helaldir, bu haramdır” diyemez; aksi halde Allah’a yalan uydurmuş olur ve Allah’a karşı yalan uyduran-. lar iflah olmazlar (116-118,124).
* Cahillik sebebiyle .kötülük işleyip de sonra tevbe ederek durumunu düzeltenleri Yüce Allah affedip bağışlar (119).
* Hz. İbrahim (a.s.) Hakka yönelen, Allah’a itaat eden, O’na ortak koşmayan, nimetlerine şükreden, Allah’ın seçtiği ve doğru yola ilettiği bir önderdi. Allah ona, dünyada ve âhirette güzellik vermiştir. İşte Hz. Peygamber’e de onun yoluna uyması buyurulmuştur (120-123).
* İnsanları Allah yoluna hikmet ve güzel öğütle çağırmalı, en güzel şekilde mücadele etmelidir (125).
* Düşmanın yaptığı kötülüğe karşılık verilecekse, misliyle (dengiyle) karşılık verilmelidir; bununla beraber sabretmek daha hayırlıdır. Allah yolunda yapılacak mücadelede sabırlı olmalı, yılgınlığa ve üzüntüye kapılmamalıdır. Allah, müttakîlerle ve iyilik edenlerle beraberdir (126-128).
BENZER KONULAR:
Answers ( 2 )
Nahl Suresi, Kuran-ı Kerim’in 16. suresidir ve 128 ayetten oluşur. Surenin adı, “arılar” anlamına gelen “Nahl” kelimesinden gelir. Surenin ana teması, Allah’ın yaratılışındaki mucizeler, doğadaki işaretler, peygamberlerin gönderilmesi ve kitapların indirilmesi üzerinedir.
Nahl Suresi, Allah’ın yarattığı doğadaki varlıklara dikkat çeker ve onların işaretlerini kullanarak insanlara iman etmeleri ve Allah’ın birliğine inanmaları çağrısında bulunur. Arıların, balın, ağaçların, meyvelerin, hayvanların ve diğer yaratıkların Allah’ın yaratma gücünün delilleri olduğu vurgulanır.
Surenin devamında, Allah’ın insanlara sağladığı nimetler ve rızıklar anlatılır. İnsanların, Allah’ın verdiklerine şükretmeleri, O’na dua etmeleri ve O’nu anmaları gerektiği ifade edilir. Ayrıca, insanların Allah’ın indirdiği kitapları takip etmeleri, peygamberlere itaat etmeleri ve helal kazanç elde etmeleri önemle vurgulanır.
Nahl Suresi, Allah’ın yarattığı doğadaki varlıkları, rızıkları ve nimetleri düşünerek Allah’a imanın güçlenmesi gerektiğini hatırlatır. Surenin mesajları arasında Allah’ın birliği, doğadaki işaretler, kitaplar ve peygamberlerin önemi, şükretme ve helal kazanç gibi konular yer alır.
Nahl Suresi, İslam inancında Allah’ın yaratma gücünü, doğadaki işaretleri ve nimetlerini vurgulayan bir suredir. İnsanları Allah’ın varlığına, birliğine ve nimetlerine şükretmeye, doğaya ve çevreye saygılı olmaya teşvik eder. Aynı zamanda kitapların ve peygamberlerin önemini hatırlatarak insanları doğru yola yönlendirir ve doğru davranışlar sergilemeye teşvik eder.
Nahl Suresi, Kuran-ı Kerim’in 16. suresidir ve Medine’de inmiştir. 128 ayetten oluşur. Sürenin adı, “Nahl” kelimesiyle yani “arı” kelimesiyle ilişkilidir çünkü surenin 68. ayetinde arıdan bahsedilmektedir. Bu surede, Allah’ın kudreti, yaratılışın incelikleri ve insanın karşısındaki nimetler üzerinde yoğun bir şekilde durulmuş ve bunların insanı Allah’a yönlendirmesi gerektiği anlatılmıştır.
Nahl Suresi’nin Temel Konuları:
Allah’ın Yaratma Gücü ve Kudreti: Allah’ın yarattığı her şeyin bir hikmeti olduğu ve her şeyin insan için yaratıldığı vurgulanır.
Doğa ve Yaratılış: Arılar, hayvanlar, bitkiler ve diğer doğa unsurları üzerinden Allah’ın yaratıcı kudreti ve bunların insanlar için faydalı olduğuna dair örnekler verilmiştir.
İnsanların Şükretmesi Gereken Nimetler: Allah, insanlara verdiği nimetler karşısında şükretmek gerektiğini hatırlatır. Sürme, bal, meyveler, hayvanlar ve diğer doğal zenginlikler Allah’ın insanlara birer lütfudur.
Putperestliğin Eleştirisi: İnsanların putlara tapmasının ne kadar mantıksız olduğu, sadece Allah’a ibadet edilmesi gerektiği vurgulanır.
Peygamberlere ve Kitaplara İman: İman etmenin ve doğru yolu bulmanın, Allah’ın mesajlarını doğru bir şekilde anlamanın önemi anlatılır.
Ahiret İnancı ve Hesap: İnsanların sonunda ahirette hesap verecekleri hatırlatılır ve buna göre yaşamalarının önemi vurgulanır.
Nahl Suresi’nde Arıdan Bahsedilen Ayet:
Surenin 68-69. ayetlerinde, Allah arılardan bahseder:
“Rabbin arıya ilham etti: ‘Dağlardan, ağaçlardan ve insanların inşa ettikleri yerlerden kendine yuvalar yap. Sonra her türlü meyveden ye ve Rabbinin sana gösterdiği düzene göre yol al.’ Arılardan çıkan balda, insanlara şifa vardır. Şüphesiz bunda, düşünen bir toplum için ibretler vardır.”
Bu ayetler, arıların Allah’ın yaratıcı kudretinin bir örneği olarak gösterilir. Arıların bal üretmesi, insanlara faydalı olması ve bu süreçteki mükemmel düzen, Allah’ın yaratmadaki hikmetini düşündürür.
Nahl Suresi’nin Mesajı:
Nahl Suresi, insanlara Allah’a yönelmeyi, O’na şükretmeyi ve yaratılışın derinliklerini anlamayı öğretir. Aynı zamanda insanları, hayatlarındaki her şeyin Allah’ın bir lütfu olduğunu fark etmeye davet eder. Doğayı, hayvanları, bitkileri ve tüm canlıları Allah’ın nimetleri olarak görmek ve bu nimetler karşısında şükretmek gerektiği öğretilir.
Bu sure, insanın hem dünyadaki hem de ahiretteki huzuru ve mutluluğu için doğru yolu seçmesini teşvik eder.